# Ateistlerin En Çok Çekindiği Argüman: HASSAS AYAR | Bize Yalan Söylediler B4

- Language: tr
- Published: 2026-09-19
- Canonical: https://blog.towardseternity.com/tr/blog/ateistlerin-en-cok-cekindigi-arguman-hassas-ayar-bize-yalan-soylediler-b4
- Source video: https://www.youtube.com/watch?v=WV3ScTlP9_Q
- Channel: Sözler Köşkü

This is the cleaned transcript of the source video. The speech is unaltered.

---

Çok hassas bir yapı varsa, bu çok hassas bir şekilde yönetilmeli. Bir anlık hesaplama hatası demek, binanın yıkıldığı an demek. Bir havalimanındaki hava trafik kontrol kulesinde olduğunuzu hayal edin. Burada çok yoğun ve oldukça hassas bir çalışma var. Hava trafik kontrolörleri her an bu sistemi yönetmek zorunda. Gökyüzündeki uçakları buradaki ekranlardan ince bir hassasiyetle yönetiyorlar. Her bir uçağın konumu, hızı ve rotasının takibi çok kritik bir öneme sahip. Bu sistemdeki herhangi bir hata, devasa kazaların gerçekleşmesi demek.

Peki ya içinde yaşadığımız evrende, bu örneklerdeki gibi çok hassas bir düzen içinde işliyorsa ve sürekli kontrol altında tutulması gereken bir ince ayar varsa, o zaman, bu kontrolü kim sağlıyor diye sormamız da gerekmez mi? İşte bu mesele, yaratıcıya inananlar ve inanmayanlar arasında en çok tartışılan konulardan birisi. Bir yanda evrende düzen ve hassas ayar olduğunu ve bunu da yöneten bir yaratıcının olduğunu savunanlar, diğer yanda tam tersi evrende tamamen bir kaosun olduğunu ve bir yaratıcının da olmadığını savunanlar. İşte bu bölümde, bu tartışmaya bir son vereceğiz.

Bize Yalan Söylediler Bölüm l Kaos Kelimesinin Manası Aslında kaos kelimesine akademik anlamda farklı, halk arasında farklı bir mana veriliyor. Akademik dünyada "Kaos Teorisi" adı verilen bir kavram var. Bilim adamları bu teoriyle evrendeki kompleks işleyişi anlamaya çalışıyorlar. Halk kesiminde ise kaos teorisi deyince sanki evrende büyük bir kargaşa, düzensizlik varmış gibi anlaşılıyor. Halbuki kaos teorisinin böyle bir anlamı yok. Bilim dünyasındaki kaos teorisi karmaşık ve başlangıçta rastgele gibi görünen olayların altında aslında bir düzen ve öngörülebilir bir matematiksel yapı olabileceğini açıklar.

Bir düzenli işleyişte çok fazla parametre varsa o sistemdeki ufak bir değişiklikte bile analiz etme ve öngörülebilirlik azalır ve sanki gerçek manada bir kaos varmış gibi görünür. Ancak olay aslında kargaşa değil, tam tersi üst düzey bir düzenin anlaşılmasıdır. Bu teori başlangıç koşullarındaki küçük değişikliklerin zamanla büyük sonuçlara yol açabileceğini gösterir. Örneğin, hava durumunu etki eden faktörlerin birindeki bazen küçük bir değişiklik hava durumu tahminlerinde büyük farklar oluşturabilir. Yani aslında bir kargaşa yoktur, bir düzen hâlâ mevcuttur. Zaten bu düzeni anlamak için sistem geliştirilir, hesaplamalar yapılır.

Ama bu ayrımı bilmeyen bazı ateistler tarafından buradaki kaos kelimesi tamamen yanlış anlaşılmış ve evrende gerçekten bir düzensizlik, bir kargaşa var zannedilmiş. Ancak evrende bu şekilde kargaşa manasında bir kaos olduğunu savunup yaratıcıyı inkar edenleri bekleyen çok büyük çelişkiler var. Çünkü fen bilimleri bize evrende binlerce formüllü işleyişi gösteriyor. Ortaokuldan beri ezberlediğin onlarca matematik, fizik, kimya formüllerini hatırla. Düzen yoksa, matematik yoksa bu formülleri neye göre çıkarttık? Mesela suyun kimyasal formülü H2O'dur. İki hidrojen ve bir oksijen atomu bir araya geldiğinde 104,5 derecelik bir açıyla birbirine bağlanır ve her seferinde su oluşur.

Eğer bir gün su, bir gün ateş oluşsaydı o zaman bir kargaşa ve düzensizlik manasında bir kaos var diyebilirdik. Ama biliyoruz ki atomlar hep aynı düzende, aynı formüllerle hareket ediyorlar. Zaten bunu bilerek bilim yapabiliyoruz. Bu formüllerin, reaksiyonların evrenin her yerinde aynı şekilde işlediğini bilmemiz sayesinde bunca bilimsel keşifleri yapmıyor muyuz? Bir düşünsene, doğa kanunları dediğimiz kavramları nasıl keşfediyoruz? Evrende "Doğa Kanunları" diye adlandırdığımız sürekli devam eden kurallı işleyişler varsa gerçek anlamda bir kaostan nasıl bahsedebiliriz? Ateist veya teist tüm bilim insanları evrendeki bu hassas düzeni farkında olarak veya olmayarak kabul ediyorlar.

Çünkü bu artık gözlemsel bir veri ve ortada. Aslında sorguladığımız şey, düzenin varlığı veya yokluğu konusunda bile olmamalı. Sormamız gereken, bu işi kimin yaptığı olmalı. Yani tüm bu düzen ve matematiksel denge, bir yaratıcı ile mi oluyor, yoksa akılsız ve bilinçsiz madde ve doğayla mı? Bu muazzam düzenin varlığını ve işleyişini cansız ve akılsız atomlara ve doğa yasalarına veremeyeceğimize göre madde ötesinde tek bir yaratıcının varlığı akıl gözüne görünüyor. Yani düzen, düzenleyiciye amaçlı ve kasıtlı işlerde bilgi ve iradeli birisine işaret ediyor. Bölüm ll Hassas Düzen Tesadüfe Yer Bırakmaz Ya bir düşünsene evdesin kapı çalıyor.

Kapıya gidiyorsun, açıyorsun, kargocu teslimat kodunu veriyorsun kargoya alıyorsun. Kocaman bir koli. Koliyi bir açıyorsun içinde onlarca ürün var. Hepsini teker teker çıkarmaya başlıyorsun. Bir açıyorsun ayakkabı. Tam istediğin ve o mevsimde ihtiyacın olan daha önceden sepete eklediğin ama paranın yetmediği o ayakkabıyı göndermiş biri. Bir açıyorsun en sevdiğin meyvelerle dolu bir koli. Sadece en sevdiğin meyve olan karpuz ve kavundan oluşuyor. Daha sonra bir kutu daha var. Bir açıyorsun ki tam senin stiline göre tam senin giyindiğin gibi kıyafetler var. Ya şimdi böyle bir olay yaşasak… Arkadaşlar, böyle masal gibi anlatıyorum da şunu bir hayal edin gerçekten.

Kapı çalıyor kargo geliyor bir açıyorsunuz her şey tam size göre. Şimdi bunu düşündüğünüzde yani kargoyu alıp açıp tüketip atar mısınız? Yoksa şunu demez misiniz? "Kim tarafından gönderildi?" Çünkü bu kargoyu açtığımda şunu fark ettim. Bunun arkasında çok belli bir kasıt var. Çünkü tam bana göre gönderilmiş. Şimdi bunu tefekkür ettiğimizde dünyaya baktığımızda bir gezegen boyutunda bir düşünür müsünüz? Tam bize göre bir dünya var. Buna çok alıştığımız için şöyle düşünüyoruz. Ağabey, zaten bize göre olacak tabii ya. Ama ben dünyaya geldim ve 25 senedir yaşıyorum. Ve bu dünyaya geldiğimden beri tam bana göre olmasına şaşırmama müsaade etmiyor materyalist düşünce. Yani şaşırmak istiyorum ya.

Burası ne kadar da bana göre demek istiyorum. Atmosferdeki havaların oranının korunmasına şaşırmak istiyorum. Azot %77'de sabit, oksijen %21 oranında sabit kalıyor. Ya her zaman sürekli biz bu kadar kirletmemize rağmen bu kadar büyük bir atmosferin sürekli bu şekilde korunması buna ben şaşırmak istiyorum. Ve tam bana göre bir kasıt var. Gelen bir kargoyu bile “Acaba kim gönderdi ya? Gerçekten arkasında biri var. Acaba kim halam mı? Babam mı, memleketteki amcam mı?" Bunu düşürürken bu kainatın meyvelerinden, yediğimiz yemekten, soluduğumuz havadan, izlediğimiz manzaradan karşılaştığımız şeylerin tam bize göre duygular oluşturmasından bunların hepsinden bir mana çıkmıyor mu?

Sıcaklığı, iklimi, her şeyi size göre ayarlanmış. Madem bana göre o zaman bunun arkasında ben elbette beni tanıyan, bilen ve bir şeyleri kasıtlı olarak bana göre yapan birini arayacağım. Yani buradaki tam size göre, tam bana göre dediğim şeyi böyle fark etmek çok zor değil ki. Yani mesela sabah kalktınız, güne başladınız, güneş doğuyor. Güneş doğarken oluşturduğu manzara bile tam bana göre. Güneşin geliş açısı, oluşturduğu sıcaklık da tam bana göre. Yazın biraz fazla sıcak oluyor ama başka gezegenlerle ilgili bilginiz yok herhalde. Yani birazcık sıcak oluyor diye bize göre değil anlamında değil, tam bize göre. Dünyanın ısı aralığı insanların yaşayabileceği aralıkta tutulmuş.

Yani inanılmaz bir düzen var. Ve aynı zamanda güneşin batış saati, doğuş saati, günün uzunluğu, gecenin uzunluğu tam benim dinlenmeme göre. Aynı zamanda arkadaşlar şu çok farklı bir şey değil mi? Gece kafanızı yukarı kaldırdığınızda takvim var. Yani yukarıda ay var, kafanızı kaldırıyorsunuz ve diyorsunuz ki "Ayın 12'si," devam ediyorsunuz. Ya bu tam size göre değil mi? Bu şekilde tam bize göre tasarlanmış bir dünyadayız. Bir kargoda bile tam bize göre ürünler gördüğümüzde "Evet bir kasıt var, biri benim için göndermiş" diyorsak doğduğumuz ve annemizin karnından çıktığımızda bir anda deneyimlemeye başladığımız şu dünya tam bizim için tasarlanmadı mı?

Bölüm lll Evrendeki Matematiksel Denge Evrendeki düzene biraz daha detaylı bakınca fizik dünyasını bile hayrette bırakan çok hassas düzenler görüyoruz. Yani en ünlü ateistleri bile tedirgin eden ve en zorlayıcı argüman olarak gördükleri matematiksel dengelerden bahsediyorum. Mesela yerçekimi kuvveti öyle hassas bir değerde ki, bir kuş tüyünün terazideki dengeyi bozmasından daha da ince bir dengede işliyor. Yerçekiminde "Kütle Çekim Sabiti" tabir edilen bir değer var ve bu değer olması gerekenden çok az bile farklı olsa evrendeki denge tamamen bozuluyor. Ve hayattan da bahsedemiyoruz. Yani bu değer o kadar hassas ki 10 üzeri 60'ta 1 gibi ufacık bir değişimden bahsediyoruz.

Yani birin yanına 60 tane sıfır koyuyorsun öyle düşün. Ve matematikte bile 10 üzeri 60'ta 1'lik bir ihtimal imkansız olarak kabul ediliyor. Yani düşün, dünya üzerindeki tüm kum tanecikler arasında yeşil renkli bir kum tanesi olsa onu rastgele bulma ihtimalin bile yaklaşık 10 üzeri 18'de 1. Veya tüm evrendeki yıldızlar arasında özel olarak belirlenmiş bir yıldızı rastgele bulma ihtimalin 10 üzeri 24'te 1. Hatta evrenin başlangıcından itibaren geçen toplam saniye sayısı bile yaklaşık 10 üzeri 20. İşte bahsettiğimiz bu hassas değer bunların kat be kat üstünde. 10 üzeri 60 sayısı öyle hayal edilebilecek bir sayı bile değil.

Ve bu oranın sadece bir birimi değişse bu evrendeki düzenden bahsedemiyoruz. Hayat bitiyor. Yani arka planda bir kontrol edicinin olduğunu matematikte ispatlıyor. Veya diğer bir örnekten bahsedelim. Evrenin genişleme hızındaki hassas ayar. Bu da kozmolojik sabit olarak adlandırılan bir değerle ifade ediliyor. Bunda ise değer çok daha fazla. 10 üzeri 120'de 1'lik bir değişiklik evrenin ya çok hızlı ya da çok yavaş genişlemesi demek. Ve evrenin çöküp dağılması anlamına geliyor. Düşün gözlemlenen evrende bile yaklaşık 10 üzeri 80 tane atom olduğu öne sürülüyor. Bu bahsettiğimiz değer ise 10 üzeri 120'de 1 gibi inanılmaz bir hassasiyette.

Buradaki sadece bir dilimlik bir değişiklikte yine tüm sistem çöküyor. Ve daha bu iki değer gibi yüzlerce fiziksel sabit değeri var. Ve her nasılsa evren tam da olması gereken bu hassas değerde oluşmuş ve bu aralıkta da kontrol edilmeye devam ediyor. Peki ama nasıl olur da bir insan bunu tesadüfe veya olasılığa verip de kenara çekilebilir? Matematik bile 10 üzeri 60'ı imkansız kabul edip değerlendirmiyorken bir ateist nasıl olur da bunun arkasında bir yaratıcı kabul etmez? Ve sadece matematiksel olarak imkansız bu sistemin bir kerelik oluşmasından da bahsetmiyoruz. Fark ettiysen bu hassas düzen her saniye bozulmadan da devam ediyor. Kontrol altında yönetiliyor.

Demek ki her an kontrol eden bu dengeyi bozulmadan yöneten yine yaratıcı var. O zaman bu derece ilme ve güce ve iradeye sahip "O zat kimdir?" diye bir insan nasıl sormaz? Ve bir ateistin çıkıp "Ya bu şans eseri olmuş olamaz mı?" demesi de artık geçersiz oluyor. Her saniye bu hassaslığın devam ediyor olması aslında her bir saniye imkansızı kabul etmek zorunda olduklarını gösteriyor. Peki olaya sadece matematiksel olarak baktığımızda bile her şey apaçık ortadayken inkar eden birisinin elinde birilerinden duyduğu bir inancı körü körüne takip etmekten başka ne kalıyor? Fizikte mesela aşağı yukarı 200 civarında kanun vardır ve sabitler vardır.

Ve bunların zaten bakın birisi biraz değişseydi ne atom oluşurdu ne insan oluşurdu ne bir ağaç ne bir şey. Yani şu anda fizik kanunları ve sabitleri 200 kadar hepsi böyle, tamam mı? Böyle belli değerler var bunlara verilmiş sanki ve bunlardan biri biraz değişecek olsa. Mesela bakın yer çekimi biraz daha güçlü olacak olsaydı bütün kainat böyle bir noktaya yığılırdı. Biraz daha zayıf olsaydı her şey uçuşur giderdi. Ve öyle bir ayarlanmış ki her şey sonunda diyelim hayat oluşabiliyor ve de sonunda şuurlu varlıklar bizler gibi. Burada mesela ortaya çıkıp yaşayabiliyorlar. Belli değerlere sabitlenmeleri istatistiki olarak, tamam mı, tesadüfe verilmesi mümkün değil. Buna bütün dünya mutabık.

O yüzden zaten bu akıllı tasarım teorisi var ya yani belli ki bunlar böyle kasten bu değerler buraya konmuş. Bölüm lV Kaos Mu Düzen Mi Diye Hâlâ Tartışılmasının Absürtlüğü Tüm bunlara rağmen hâlâ şöyle konuşulabiliyor. "Evrende kaos var. Evren bir kaos yuvasıdır" Ve gerçekten Evrenin kocaman bir kaos yuvası olduğunu söylüyorlar. Arkadaşlar, bunu anlatmaya bile haya ediyorum evrende düzen olduğunu. Şu an burada konuşuyorum evinizdeki cihazdan görüntümü ve sesimi dinliyorsunuz. Ve büyük ihtimalle siz bu videoyu izlemeden bir buçuk ay önce falan konuştum ben. Bu bile evrende bir düzen olduğunu anlamaya yeter.

İnsanlar kağıt kalemle hesap yapıp bilgisayarlarla algoritmalarla hesaplar yapıp bir insanı Mars'a, Ay'a, uzaya gönderiyorlar. Uluslararası uzay istasyonu yıllardır belli bir düzenle dünyamızın tepesinde dönüyor. Çok büyük hesaplarla çok büyük teknolojiler üretebilmemizin sebebi düzen. Başka bir şey değil. Birazcık aslında sorun şuradan kaynaklanıyor. Algılayabildiğin düzen var. Bir de senin hoşuna gitmeyen, kendini iyi hissetmediğin düzen var. Aslında bu tamamen senin nasıl hissettiğine ilgili. Yani bir patlamada kendini iyi hissetmiyorsun diye diyorsun ki "Orada bir kaos var gibi." Ağabey sadece senin kendini iyi hissetmenle ilgilenmiyoruz ki biz düzenle ilgileniyoruz.

O mikro aleminde inanılmaz bir düzen var. Ya bu şuna benziyor biraz. Arabanın kaputunu açtık bir tane çocuğu önüne koyduk. Arabanın önünde bakıyor. Patlama görüyor. "Burada bir kaos var" diyor. Halbuki o arabayı çalıştıran güç, o arabanın pistonlarını hareket ettiren, arabanın lastiklerinin dönmesine sebep olan gücün üretimi ama o bir patlama gördüğü için algılayamıyor ve diyor ki "Bu bir kaostur." Arabadaki patlamayı gören çocuk gibi adam da uzayda bir yıldızın patladığını gördüğü zaman diyor ki "Aman Allah'ım! Ne kadar da kaotik bir şey yani bir yıldız patlıyor. Bu kaostur." Hayır kaos değil. Orası bir element fabrikası. Element ortaya çıkıyor.

Birçok farklı hikmeti var ki sadece bugüne kadar bize anlatılan belki ileride çok daha fazla şeyler keşfedilecek bilmiyoruz. Bunların hepsi bir düzen içerisinde ki mikro aleme girdiğimizde atomların hepsi de düzenli bir şekilde çalışıyor ve sen bunu not edebiliyorsun. Aynı zamanda ileride bir yıldız patlarsa neler olabileceğini tahmin edebiliyorsun. Yıldızın patlamasıyla ortaya çıkan kara delikler de uzaydaki cisimleri topluyor ve resmen bir süpürge gibi temizliyor. Yani ortaya bir sürü hikmetler çıkıyor. Bunları anlatmakta zorunda değilim aslında. Yani burada büyük bir düzen olduğu aşikar sadece ağabeyimiz bir patlama gördüğü için bize diyor ki kaos. Ya değil ağabey.

Sen patlama görüyorsun diye kaos değil. Sen anlayamadın diye sen algılayamadın diye orada bir düzensizlik yok. Bilim adamlarının arasında da bu aşırı yaygın bir şey değil. Bu birazcık medyatik heriflerin ağzında dolaştığı için "Kaos, evren, kocaman bir kaos yuvası, düzen yok ağabey" falan cümleleri popüler olduğu için biz şey düşünüyoruz. Matematik bilen herkes evrende kaos olduğunu düşünüyor. Bizim de düşünmemiz lazım. Yok öyle bir şey yok. Evrende düzen var ve görebiliyoruz ve tecrübe edebiliyoruz. "Kaotik hareket" diye bir terim var ama bu kaostan tamamen başka bir şey.

Mesela gün batımının saatini ve gün doğumunun saatini ilk defa bunu gözlemlerle ölçen insanlar olsaydık şunu fark ederdik. Bir gün ölçtük. Aa bir sonraki günü hesapladık. Aa farklı. Bir sonraki günü hesapladık. Farklı. Bir sonraki günü hesapladık. Farklı. Yani bir farklılık var ve sürekli değişiyor. Bir öngörülemezlik mi var acaba kaotik mi diye düşünürken bütün yılı ihata ettiğimizde bir düzen fark ederiz ve şunu söyleriz. 21 Haziran en uzun gündüz ve 21 Aralık en uzun gecedir. Bu böyledir ve böyle devam edecektir. Diye bir kanun ortaya koyabiliriz. Çünkü orada bir düzen işliyor. Ama bizim bu düzeni anlayana kadar ki adımlarımızda olayı kaotik zannettik.

En son ihata ettiğimizde dedik ki evet burada çok büyük bir düzen varmış. O yüzden bazı şeylerin bize kaotik gelmesi de orada bir düzen olmadığı anlamına gelmiyor. Bölüm V Afetler Ve Musibetler Düzenle Çelişir Mi? Aslında işin gerçeği ne biliyor musunuz? Kaostan bahseden kişiler olayların fiziksel yönünden ziyade vicdani yönünden bahsediyorlar. Çünkü düşünün hastalık, deprem, sel, tsunami, ölüm gibi üzüldüğümüz olaylarda bile fiziksel manada bir kargaşa, doğa kanunlarının dışında bir işleyiş yok. Bu anlarda atomları incelediğimizde yine tam bir düzen görüyoruz. Evet vicdanen çok üzücü şeyler belki ama fiziksel anlamda düzen hâlâ devam ediyor.

O halde vicdan gibi manevi kavramları kabul etmeyen ve her şeye sadece fiziksel temelle bakan ateizme göre bu konuda vicdani yorum yapılması ve kaos var denmesi ne kadar mantıklı olur. Sadece maddesel ve fiziksel bir bakışla olaya bakınca mesela iki gök cisminin çarpışmasında, yıldızların patlamasında, canlıların ölmesinde yine doğa yasaları işlemiyor mu? Evet. Yani üzücü, zararlı, ölümcül dediğimiz olaylar bile doğa yasaları çerçevesinde gerçekleşiyor. O zaman burada kaos iddiası da tamamen biter. Vicdanen olaya bakmak bahsettiğimiz ince düzenin dışında farklı bir mevzudur. Ve vicdanen yapılacak yorum da ona nasıl bir anlam yüklediğimize göre değişir.

Mesela ölüme yüklediğimiz anlam eğer sonsuzluğa açılan bir kapı olursa ölüm hadisesi ve ölüme götüren sebepler de dehşetli, elemli ve kederli olmaktan çıkar. Sonsuzluğa götüren bir bilete dönüşür. Zaten bir şey yapılış amacına uygun çalışıyorsa orada kusur değil, tam tersi düzgün bir işleyiş vardır demez miyiz? Yani bir şeyin yerli yerinde ve düzgün bir şekilde işleyip işlemediği amacına uygun çalışıp çalışmaması ile anlaşılır. Peki insanın asıl amacı, evrenin asıl amacı nedir? Bunu bilmeden olaylara nasıl doğru bir yorum yapılabilir? İslamiyet'in tarif ettiği yaratıcı evreni insanın manevi gelişimi için bir eğitim, olgunlaşma ve imtihan alanı olarak yaratmış.

Bu durumda evrende hastalıkların, musibetlerin, zorlukların, ölümlerin olması amaca uygun olmuş olur. Ve amaca uygunluk da yine düzeni göstermiş olur. Mesela bir spor salonunu düşünelim. Buranın açılma amacı gelen kişilerin sağlıklı ve güçlü bir fiziğe sahip olmalarını sağlamaktır. Bir kişi buraya gelse ve zorlu eğitimlerden, antrenmanlardan sonra yorgun düşüp kan ter içinde kalsa ve biz de bu adamın yorgun ve bilgin haline bakıp ne kadar insanlara zulmedilen kötü bir mekan burası diyebilir miyiz? Kişinin bu zorluklardan geçmesi onun iyiliğine midir, kötülüğüne mi? Tabii ki iyiliğinedir. O zaman spor salonu da amaca uygun ve düzen içinde işleyen bir mekan olmuş olur.

İşte İslamiyet'in anlattığı gibi bu evren de insanların manevi gelişimi için açılmış bir eğitim salonu gibidir. Buraya gelen insanların da hastalıklarla, musibetlerle, çeşitli zorluklardan geçip manevi gelişimlerini sağlamaları ve böylece olgunlaşarak dünya imtihanını geçmeleri amaçlanır. En sonunda da kişi bu kısa süreli eğitimini başarıyla tamamlayarak mezun olur ve sonsuz bir ödül mekanına gider. Nasıl ki spor salonundaki zorlu eğitimler aslında oranın düzen içinde olduğuna işaret eder, öyle de evrendeki zorlu eğitimler de buranın düzenli olduğuna işaret eder. Çünkü amaca uygunluk vardır.

Bir yaratıcı imtihan için, zorluklarla mücadele için insanları yaratıp ölümle beraber de onları bu eğitimden, bu imtihandan mezun ediyorsa buradaki musibetlerin ve ölümün varlığı kaos değil, amaca hizmet eden bir düzen olmuş olur. Ayrıca hastalıklar, seller, depremler, kasırgalar gibi vicdanımıza dokunan bu olaylar etrafımızda gördüğümüz, yaşadığımız tüm olayların içinde binde birlik bir dilimde bile değil. Hayatta güzellikler çok daha fazlayken musibetler çok daha nadir yaşanır. O zorluklar da ferahlı günlerin güzelliğini insana fark ettirmek ve hatırlatmak için bir mesaj aslında. Bu şekilde resme bütüncül bakınca bu binde birlik dilimde kurulan bu düzenin içerisine dahil olmuş olur.

Yani evrende tam bir düzen vardır. Ayrıca bir ateist evrendeki zorlukları, sıkıntıları vicdanen beğenmese bile en fazla "Zorlu bir evren yaratan bir yaratıcı var" diyebilir. Kaos iddia edemediği gibi kaos üzerinden bir yaratıcının yokluğunu da iddia edemez. Bölüm Vl Çoklu Evrenler İddiası Bu kadar anlattığımız büyük işte düzen argümanları ve aslında gözle görülebilir delillerden sonra konuştuğumuz ateist arkadaşların bazılarından şöyle iddialarda duymuştuk. Çoklu evrenlerin varlığından bahsediyor. Yani diyor ki "Evet, bizim bir evrenimiz var ve burada çok büyük bir düzen var ve burası çok büyük bir yer ama bundan sayısız var.

Başka bir evrende bu ihtimaller gerçekleşmedi, başka bir evrende kaoslar var, her şey var. Bu denendi denendi... Sonsuz evren var. Bizim evrenimiz böyle ve bu kadar sayısız evrenin içerisinde bizim evrenimizde düzen var. Bu yüzden bu kadar şaşırılacak bir şey değil." falan diyor. Evet bunu bir de böyle şey anlatırlar. Paralel evrenler, çoklu evrenler diye böyle bir karizma. Bunun hiçbir delili değil, hiçbir işareti bile yok. Ya makarna tanrısı varsa deyip safsata yapmamdan başka bir şey değil. Yani bu süpermen gibi, örümcek adam gibi, Thor gibi "Ya varsa" diye ortaya atılmış bir şey. Ya varsa dedikten sonra kuramayacağınız hiçbir cümle yok.

Ya varsa dedikten sonra sizi kayıt altına alan hiçbir şey yok ki. Yani ya varsa istediğiniz her şey. Böyle bir hak görüp kendinde bir insanın bunu söylemesi bir tartışma da çok etik dışı aslında yani. Ya ben bir şey konuşuyoruz, bir anda bana "Ya varsa" ile bir şey atıyorsun ortaya. Böyle bir şey olur mu? Ben bir şey ispatlamaya çalışıyorum, bir delil üzerine konuşuyoruz, bir işaret üzerine konuşuyoruz. Bu ya varsa aslında bir kaçamak. Yani ya varsa o, onu çürüt o, ya varsa bu, ya varsa şu. Bu birazcık kaçamak oynamak oluyor. Ve işin en komik taraflarından biri şu. Yani biraz kahkahalık bir durum var burada. Arkadaşlar konuşma ve tartışma şuradan doğuyor. Diyoruz ki şu evrene bir bak.

Bu evrenin bir yaratıcısı olmalı değil mi? Gelen cevap şu. "Sonsuz tane daha var." Yani burada bir saçmalık var. Ağabey, bu evrenin varlığıyla ilgili hiçbir şey söylemedin ki. Biz bu evrenden konuşuyorduk. Şimdi sen evren sayısını sonsuza, hatta işte 100 milyara çıkardın diyelim ki. Sonsuza çıkardın ya. Ağabey bir tanesini izah ede... Yani kendin için işleri niye bu kadar zorlaştırıyorsun? Buradaki düzeni daha açıklayamıyorken bu evrenlerin sayısını arttırmak senin bir işine yaramıyor ki aslında yani. Buna böyle yapılan itirazların sonu gelmez. Sokakta bir ateistle tartışırken ya da bir ateist arkadaşınız sizin bazı argümanlarınıza cevap veremediğinde böyle bir şey söyleyebilir.

Ama bunun hiçbir delili yok ve bu bir kanundur aslında. Bir işareti olmayan, delilsiz bir davaya bakılmaz. Ya şöyle bir komik tutarsızlık da var. Ağabey seninle konuşuyoruz, Allah'ı ispat etmeye çalışıyoruz ve tek problemimiz şu. Allah'ı göremiyorsun. "Ben materyalistim ağabey. Gözlemleyemediğim bir şeye inanmam ki. Allah'ı gözlemleyemediğim sürece inanmam." Ya paralel evrenleri nerede gözlemledin ki? Paralel evrenler tamamen masal. E biz sen Allah'ı gözlemleyemiyorsun diye sana ispat etmeye çalışıyoruz. Madde ötesini ispat etmeye çalışıyoruz. Sen diyorsun ki paralel evrenler var. Gözlemleyemediğime inanmam diyen bir ateistin ağzından çıkacak bir cümle değil aslında yani.

Olayın çıkmaza girdiği şöyle bir yer de var. Şimdi sayısız evren varsa hâlâ bir evren üretiliyor olması lazım. Yani bir evren üreten makine mi var ağabey? Şu an hâlâ bir evren çıkıyor. Mesela biz burada konuşurken evren çıkıyor, evren çıkıyor, evren çıkıyor. Böyle bir makinenin varlığından mı bahsediyoruz? Yani o zaman bu makineyi kim yaptı diye sormazlar mı? Hâlâ maddenin içerisinde kalmaya çalışma çalışma çabası çok anlamsız. Yani hâlâ çözümü maddenin içinde aradığında işte paralel evrenler gibi bir zırvalığa doğru gidiyor iş. Maddede çözüm aramak her zaman insanı çıkmaza sokuyor. Tesadüfün olması mümkün değil. O zaman neyi çıkarıyor? O zaman bu çoklu evren. Hani meşgul teori.

O zaman diyorlar ki "Ya mümkündür ki sonsuz sayıda evren olsun." Ondan sonra hepsinin böyle fizik kanunları, sabitleri farklı olsun. Ee, bizim evrende şansına sonsuzları olunca birinden biri olur yani. Bizim evren bu şekilde. Yani sonunda diyelim bir kişi "İlla mesela bunda bir kasıt yoktur" demek istiyorsa bahanesini bulur. Bu bilimsel bir cevap mıdır? Hayır. Ya buna karşı argüman şu. Çoklu evrenin varlığı konusunda tek bir delil yok. Tamamen birisinin iddiası. Hiçbir şey yok. O yüzden bilimsel değil. Yani başka bir şey demeye gerek yok. Yani ama bu fantezi güzel bir fantezi böyle. Bölüm Vll Sonuç Son olarak kalbini ve ruhunu samimiyetle şu sözlere çevir.

Bir dedektif bulduğu izleri takip eder ve aradığı kişiyi karşısında görmese de gözlemlerinden yola çıkarak sonucu ulaşır. Yani senin de bunca delilden sonra bir sonuca varman gerekmiyor mu? Bulutların düzenle toplanıp suyu tane tane bırakıp dağılmalarına bir bak. Her biri birbirinden farklı bembeyaz kar tanelerini bir düşün. Geceleri gökyüzünde ayın bir gece lambası gibi seni aydınlatmasına bir bak. Bir gökkuşağının rengarenk görüntüsüyle tebessüm etmesi. Rüzgarın sana huzur vererek esmesi. Baharda çiçeklerden gelen yüzlerce güzel kokuların seni keyiflendirmesi. Veya sabah yaptığın bir kahvaltıda aldığın vitaminler. Bir kedi yavrusuna bakarken ruhunda oluşan o mutluluk hissi.

Veya basit bir yumurtanın içinden rengarenk canlı kanlı bir tavus kuşunun çıkması. Yani tüm bunlar sana hiç mi bir işaret vermiyor? Yeryüzü dev bir sofra gibi önüne serilmiş. Bir pazar sabahı yaptığın keyif kahvaltısı. Akşam ise yediğin birbirinden farklı yemekler. Rengarenk ve bambaşka kokularda ve aromalarda meyveler. Fark etmiyor musun? Öyle bir evrendeyiz ki bu matematiksel düzenin ötesinde bir evren. Sadece düzenli bir yer değil. Misafirperverce ağırlandığın bir yer. Ve sen bu aleme konuk olarak davet edilmişsin. Tüm bunlar aklına ve kalbine bir kapı gerçekten açmıyor mu?

Başına bir taş düşse "Ya bunu kim attı?" deyip dönüp sorarken bunca işleri görüp de "Bunları kim yapıyor?" diye gerçekten sormayacak mısın? Yolcusun, bir gece kalmaya geldin Ne yediğin senin Ne de gördüğün Bunu düşünen aklın bile emanet Bir gün ev sahibi kapına gelecek O gün vicdanın ona ne diyecek?

Yaşamak için tatsız bir su, kuru bir ekmek yeterdi Ama önüne rengarenk, meyveler, kokular serdi bak Bulut suyunu tane tane bırakıyor toprağa Kar tanesi pamuk gibi, her biri bambaşka Gökte bir kuşak var, yedi renk ne eksik ne fazla Burası sadece yaşanacak bir yer değil dostum İnce ince döşenmiş şefkatli bir misafirhane "Aşçı yok, bu menü tesadüfen pişti "demek Bu bilim falan değil düpedüz rezalet Madem düzen yok, madem kaos Formül denen şey neden var?

Fizik kanununa güvenip Mars'a roket yolluyorsun İş kanunu koyana gelince masal deyip geçiyorsun Kapında elli kargo, içinden tam sana göre elli hediye "Biri beni düşünmüş" der "Rüzgar getirdi" demezsin asla Bak evrene tam sana göre kurulmuş Milim şaşmadan Yolcusun, bir gece kalmaya geldin Ne yediğin senin ne de gördüğün Bunu düşünen aklın bile emanet Bir gün ev sahibi kapına gelecek O gün vicdanın ona ne diyecek? Baktın ki düzen kusursuz Matematik yüzüne vurdu Hemen uydur çoklu evren Aklın işte orada durdu Kanıt yok, gözlem yok bildiğin Hollywood rüyası "Biri var" dememek için trilyon evren yaptın kafanda "Görmediğime inanmam" diyen adam Görülmeyen sonsuz evrene iman etti Helal olsun tamam
