# Ateizm Size Söylemediği Gerçekler | Bize Yalan Söylediler B6

- Language: tr
- Published: 2026-09-19
- Canonical: https://blog.towardseternity.com/tr/blog/ateizm-size-soylemedigi-gercekler-bize-yalan-soylediler-b6
- Source video: https://www.youtube.com/watch?v=Z_judOzPk4o
- Channel: Sözler Köşkü

This is the cleaned transcript of the source video. The speech is unaltered.

---

Bugün ateizmin içerisindeki saçmalıkları konuşacağız. Aslında saçmalık dememin sebebi şu, biraz ofansif duruyor. Yani, saçmalık! Niye bu kadar sert konuşuyorsunuz? Arkadaşlar bizim agresifliğimiz ya da bu tavrımız asla ateist arkadaşlarının iyi niyetli olanlarıyla ilgili değil.

Yani ateist evet gerçekten ateizmin içinde şu anda gerçekten arayışta olan ve samimi bir şekilde de hakikati arayan arkadaşlarımız var ama içinde gerçekten çok zehirli bir grup da var ve bizim kutsal ve değerli gördüğümüz şeylere hakaret eden ve çok agresif yaklaşan insanlar da olduğu için bu insanların bu agresiyonu, bu agresif tavrı samimi bir şekilde hakikati arayan insanların da İslamiyet'e çok büyük bir önyargısını oluşturduğu için bizim bu tavrımız insanlarla ilgili değil sadece o felsefeyle ilgili aslında. Çünkü bu felsefe, ateizm felsefesi aslında içinde yüzüne çıkmayan çelişkiler ve sorunlar barındırıyor. İşte bu yüzden bugün ateizm felsefesinin içerisindeki çelişkileri konuşacağız.

Bize Yalan Söylediler Bölüm I Yokluktan Varlığa Çıkış Çelişkisi Şöyle bir cümle duysan ne tepki verirdin? "Bir anne kendi kendini doğurdu." Çok mantıksız ve absürt bir cümle değil mi? Ama işte ateizm felsefesinin temelinde bu görüş var. Nasıl mı? Ateizm de evren kendi kendine var oldu, evren kendi kendine var etti inancına sahip değil mi? Elbette öyle. Ateizm arka planda madde ötesi bir gücü, bir yaratıcıyı kabul etmeyince işte böyle çelişkili bir inancı da kabul etmek zorunda kalır. Evren kendi kendine var etti demek bir anne kendi kendini doğurdu iddiasından çok da farklı değildir. Halbuki mantığın temel ilkesine göre sonradan oluşan her şey bir oluşturucuya muhtaçtır.

Evren sonradan oluştuğuna göre e, bunu da oluşturan bir ana gücün olması gerekmez mi? Bir de evrenin genişlemekte olduğu artık biliniyor. Yani zamanı geriye sardığımızda evren gittikçe küçülerek sonsuz yolluk ve sıfır hacme ulaşıyor ve bilim insanlarının tekillik olarak adlandırdığı bir noktaya varıyor. Yani fiziksel yokluğa. Ve büyük patlama denilen Big Bang ile evren varlığa çıkıyor. Peki ama o yokluktan varlığa geçişi hangi irade sağladı? Varlığı yokluğa tercih eden o tercih edici kim? Yani var olmayı o yok olan evren mi tercih etti? Ama kendisi bile yok. Tam da bu noktada imkan delili dediğimiz mantığın diğer bir kaidesi ortaya çıkıyor.

Yani iki eşit ihtimal arasından bir tanesi seçiliyorsa elbette bu tercihi yapan bir dış etken olmak zorunda. Mesela bir masanın üzerinde sarı ve kırmızı renkte iki boya bulunsun. Eğer bir tercih edici ortamda olmazsa o renklerden birisi seçilip de duvarda bir güneş resmi hiçbir zaman oluşmaz. Ama eğer duvarda sarı renkte bir güneşin çizildiğini görüyorsak o zaman otomatik olarak deriz ki bir tercih edici, sarı rengi kırmızı renge tercih etmiş. Çünkü eşit ihtimalli iki seçenek arasında birinin seçilebiliyor olması bir seçiciyi zorunlu kılır. İşte evrenin varlığı veya yokluğu eşit ihtimalli bir seçenek olduğu için varlığı yokluğa tercih eden bir irade gerektirir. Yani bir yaratıcı.

Zaten yokluk kendi kendine tercih yapamaz. Yokluk dediğimiz zaten hiçbir şeyin olmamasıdır. Yani yokluğu sıfır gibi hayal edebiliriz. Sıfır artı sıfır hiç bir yapar mı? Hayır. Sonsuza kadar sıfırları arda arda topla. Hiçbir zaman biri elde edemezsin. İşte evreni yoktan var eden, varlığı yokluğa tercih eden bir dış gücü kabul etmek akli bir zorunluluktur. Buna İngilizce 'de necessary being, Arapça 'da vacibü'l vücud, Türkçe'de de zorunlu varlık deniyor. Ve bu bireysel bir fikrin ötesinde mantıki bir zorunluluk. Ayrıca maddeyi ve evreni biraz daha detaylıca incelersek şunu da zaten fark ediyoruz. Madde değişken bir yapıda, yıpranan bir yapıda.

Zaten entropi kanunuyla her şey sürekli değişkenlik halinde. Demir paslanıyor, canlılar yaşlanıyor, evren genişliyor, cisimler eskiyor. Yani madde sürekli değişiyor ve hareket ediyor. Peki ama değişen bir şey, artıp azalan bir şey sonsuz olabilir mi? Elbette hayır. Sonsuz olan azalıp artmaz, hareket etmez. Sonsuz olan değişmez. Demek ki bu evren, bu madde sonsuzdan beri var olamaz. Hiçlikten varlık alemine gelmişse demek ki varlığı yokluğa tercih eden madde ötesi yaratıcı olmak zorundadır. Bölüm II Duygusal Elementler Arkadaşlar hiç periyodik tabloda birbirini seven, elementler gördünüz mü? Ya da böyle çok heyecanlı bir elementimiz falan var mı? Yok.

Ne bileyim periyodik tablodaki elementlerden birinin başka bir elementi özlediğini falan biliyor muyuz? Böyle bir şey yok. Hatta bunlar kulağa çok saçma geldiğinde, komik geldiğinde farkındayım. Soruyu sorma sebebim şu. Bu gördüğünüz insan, periyodik tablodaki elementlerden oluşuyor. Ve bu beni oluşturan elementler 1995 yılında evrenin farklı yerlerinde, dünyanın farklı yerlerindeki elementlerdi. Bugün beni oluşturuyorlar ve bugün ben üzülüyorum, bugün ben seviniyorum, bugün ben birini çok özlediğimi söylüyorum. Peki ben bunları söylediğimde gerçekten özleyen, seven, sevilen şey elementler mi? Madde mi? Atom mu? Hormonlar mı? Yoksa gerçekten burada bir ruhu kabul etmemiz mi gerekiyor?

Ateizmin en büyük problemi bölümlerin hepsinde konuştuğumuz gibi "Ben, madde dışında bir şeyi kabul etmem!" demesi. Madde dışında bir şeyler var, kabul etmeseniz de var. İnsanın maneviyatını, benliğini, duygularını, kutsal hislerinin tamamını yok sayarak “Ben maddeden başka bir şeyi kabul etmem asla.” dendiği zaman, ortaya çok büyük bir sorun çıkıyor. Çünkü insan kendi deneyimleyebildiği duyguların hiçbirini periyodik tablodaki elementlerde göremiyor. İşte tam burada aslında ateizm felsefesinin bize şu daveti yaptığını fark ediyoruz. Bütün duygularını, hislerini, o deneyimlediğin heyecanlı duyguların tamamını ve o kutsal saydığın, hayatında değer verdiğin, o benliğinin tamamını yok say.

Ve sadece periyodik tablonun elementlerinden oluşan bir insan olduğunu kabul et. Kusura bakmayın ama. bir insanın kabul edebileceği bir şey değil. Bir annenin evladına olan şefkati gibi, bir çocuğun annesine olan muhabbeti gibi bu kutsal duyguların tamamını deneyimleyip, tecrübe edip, hayatı yaşarken bunların hepsini, sadece maddelerden ve atomlardan oluştuğunu kabul etmek, bunların hepsini yok saymak demektir. Ya kusura bakmayın ama bir insanın kabul edebileceği bir düzlem değil bu. Aslında ateizmi ilk duyduğunuzda size çok değer veriyormuş gibi geliyor olabilir kulağa. Ama aslında bütün değerlerinizi yok sayar.

Bölüm III Sanat Sanatkar Mantığıyla Alay Etme Şimdi girelim saldırgan ateistlerin, yaratıcıyı kabul edenlerle dalga geçmeye çalıştıkları popüler bir itiraza. Mesela evrenden yola çıkılarak sunulan en temel bir mantık çıkarımı vardır. Bir fiil, failini zorunlu kılar. Ortada bir iş, bir eser varsa mutlaka onu yapan biri vardır. Yani bir sanat varsa onun sanatkârı vardır. Bu evrende yaratılmış ve ortadaysa elbette bir sanatkârı olacaktır. Bunu duyan agresif bir ateist, bu net ispatı derince düşünmek yerine hemen itiraza başlar. Yine mi resim, ressam örneği? Yine mi sanat varsa sanatkâr vardır argümanı? Böyle diyerek bu ispatı alaycı bir şekilde geçiştirmeye çalışırlar.

Ama bir ispatı alaya almak onu çürütmek demek değildir. Çürütmek için mantıksız olduğunu ispatlamaları gerekir. Mantık alanında buna alaya başvurma veya gerekçesiz reddetme safsatası deniyor. Yine bir ifadenin basitçe anlatılabiliyor olması da onun yanlışlığını göstermez. Mesela, 2 + 2 = 4'tür. . Son derece basit değil mi? Ama bu ifadenin basit olması veya çokça kullanılması onun yanlış olduğunu göstermez. İşte bir sanat varsa onun bir sanatkârı vardır. Dolayısıyla bu evrenin de bir sanatkârı yani yaratıcısı vardır delili aslında en temel ve kolayca anlaşılan ispatlardan biridir.

Ancak saldırgan ateistlerin bu basit zannettikleri argümanı bile aklen çürütememeleri aslında kendi iddialarının ne kadar basit olduğunu gösterir. Mantıklı bir karşı argüman varsa dinleyelim ama buna karşı sunulan cevaplar ya delili çürütecek güçte olmuyor ya da sadece gülmek ve alay etmekten ibaret kalıyor. Bölüm IV Ateizmin Mucize Yanılgısı Ateistlerden gelen en popüler itirazlardan birisi de, "Mucize görmeden inanmam!" ifadesi. Ancak bu da yine yanlış bir düşünce. Çünkü aslında evrendeki her şey bir mucizedir. Ama bunların her gün aynı şekilde gerçekleştiğini görmek insanda alışkanlığa sebep olduğu için o mucize fark edilmez.

Yani bir ateist mucize beklerken kendisine şunu sormalı: "İstediğim mucize gelseydi bile, onu sürekli göre göre alıştığımda, bu sefer de ona mucize demekten vazgeçer miydi?" Mesela ellerimizi birbirine her sürüttüğümüzde ortaya bir portakal çıksa buna mucize derdik. Ama bu doğduğumuz andan itibaren her gün gerçekleşse artık buna alışır ve mucizeliğini fark edemez hale gelirdik. Veya bir arının bal değil de çilek reçeli yaptığını görseydik buna hayret ederdik ve bu bizim için bir mucize olurdu değil mi? Peki bal yaptığını gördüğümüzde buna neden şaşırmıyoruz? Bunun sebebi, doğduğumuzdan beri bunun olduğunu sürekli gördüğümüz için buna alışmamız olabilir mi?

Bir ateistin bunu derin bir şekilde düşünmesi gerekmez mi? Mesela bir damla spermi düşün. Bilinçsiz, akılsız, kör, sağır, basit bir spermden hayat sahibi, akıl sahibi, gören, işiten, bilinç sahibi bir insan oluşuyor. Peki ama bunu her gün görüyor olmamız mucizeliğini ortadan kaldırır mı? Zaten bir bebeğin doğumunu gören ya da yeni doğan bebeklerini kucağına alan insanlar istemsizce bu bir mucize demezler mi? İşte bunu görüp, “Ne var bunda, her gün oluyor.” diyen bir ateist, sadece buna alıştığı için bu mucizeyi kaçırıyor. Veya bir yumurtayı kırdığımızda içinde şeffaf ve sarı renklerde bir sıvı olduğunu görürüz. Akılsız, bilinçsiz, basit bir sıvı.

Ama işte bu sıvı birkaç hafta içinde canlı bir civcive dönüşüyor ve etrafta sevimli bir şekilde koşturmaya başlıyor. Şimdi bu mucize değil mi? Ama buna şahit olan bir ateist yine alıştığı için buradaki yaratıcıya işaret eden mucizeliği göremiyor. Halbuki sürpriz yumurtadan çıkan bir oyuncağa bile oraya birisinin koyduğu şüphesiz kabul edilirken, gerçek bir yumurtaya bakıp canlı, süslü, rengarenk bir tavus kuşunu onun içine koyan bir yaratıcı nasıl kabul edilmez? Bölüm V Ateizmin Görmeden, Gözlemlemeden İnanmam İddiası Bir de ateizmde, "Görmeden, gözlemlemeden inanmama." felsefesi var. Ama samim olalım ateistler bile hayatı bu şekilde yaşamaz ki.

Yani biz her bilgiyi deneyle veya bizzat görmekle elde etmeyiz ki. Mesela bir insan, kendi anne babasının öz anne babası olduğuna dair illa bir DNA testine ihtiyaç duyar mı? Hayır. Yani bir ateist kalkıp da, “Ya, benim bilimsel bir veri olmadan inanmama felsefem var.” diyerek gidip de bir DNA testi yaptırmaz. Demek ki o da gözlemlemeden, o da buna inanır. Veya bir arkadaşına, “Sen benim en iyi dostumsun.” dediğinde ya işte bu da bilimsel ispatı diye ekstra bir delil göstermezsin, buna ihtiyaç duymazsın. Hayatımızda çoğu şey elle tutulup gözle görünmeyen hakikatlerden oluşur. Mesela bilinç, hayat, hayal, rüya, mantık, sezgi, sevgi, nefret ve diğer tüm duygularımız gibi.

O zaman niye bu “görmeden inanmam” felsefesi? sadece yaratıcı konusunda bu kadar katı ki? En basitinden birisi garajında bir Ferrari görse, ya çıkıp da "Bu araba kendi kendine yoktan var oldu." herhalde demez. Yani bir ateist de bu arabayı yapıp buraya getiren kimdir diye dönüp bir arar ve sorar. İlla bir şeyin bilimsel ve gözlemsel ispatını aramıyoruz. Tabi burada şöyle bir itiraz gelebiliyor. İyi ama araba yapımına şahit oluyoruz, onun için biliyoruz. E yaratmaya hiç şahit olmadık ki nereden bilelim diyebiliyorlar. Halbuki mantık kuralları değişmez. Mantığın temelinde sonradan oluşan her şeyin bir oluşturucusu olmak zorunda dedik.

Sen daha önce şahit olsan da olmasan da bir ürün, bir sonuç oluşmuşsa elbette onu oluşturan bir kuvvet olmak zorunda. Ayrıca yine bilimsel olarak doğrudan gözlemlenmediği halde evrendeki karanlık maddenin varlığı da kabul edilir. Gözlemlenmese bile, dolaylı çıkarım denilerek varlığı bilinir. Ya bilim dünyası da bunu şu an kabul ediyor. İyi ama biz de zaten aynı mantıkla evrenin oluşumu, düzeni, intizamlı olması, içinde hayat gibi bir kavramın olması bunları göstererek mantıken bir çıkarım yapıp ya yaratıcı olmalı deyince bu niye kabul edilmiyor? Bu niye "gözlemlenmeden bilinemez" diyerek geçiştiriliyor? Veya doğa yasalarının da fiziksel bir varlığı yok.

Yani kanun dediğimiz ağaç gibi veya masa gibi bir şey değil, değil mi? Ama ateistler de bunların varlığına hiç itiraz etmiyor. Maddesel olarak görmeden gayet de kabul ediyorlar. İşin özünde, akıl gözümüz normal gözümüzden daha üstsün. Şöyle düşün. Dağın arkasında bir duman görsen orada ateşin var olduğunu bilirsin değil mi? Peki itfaiyeyi arasan ve sana şöyle deseler mantıklı olur mu? "Ya kardeş bizzat ateşi gidip gördün mü? Emin misin?" Demezler. Niye? Dumanı görmek ateşin var olduğunun kesinliği için yeterli bir delildir. İşte bunun gibi, evrene bakıp da "Bunun da bir yaratıcısı var." deyince, “Ya, bizzat gözlemledin mi? Nereden biliyorsun?” demek böyle mantıksızdır.

Yaratıcının varlığı akıl gözüyle kesin olarak görülür. Bölüm VI Ateizmdeki Özgür İrade Problemi Peki, ateizm inancına göre özgür iradeyi kabul etmenin de aslında mantıksız olduğunu biliyor muydun? Çoğu ateist bile bunun farkında değil. Hatta birçoğu, “Yo, ben özgür iradeyi kabul ediyorum.” diyecektir. Ama madde ötesi hiçbir şeyi kabul etmediği için bir ateistin özgür iradeyi kabul etmesi de imkansızdır. Çünkü özgür irade dediğimiz şey maddesel bir şey değildir. Ruhun seçme özelliğidir. Mesela bu videoya özgür bir şekilde tıkladın değil mi? İsteseydin, hiç tıklamayabilirdin. Peki bu ikisi arasında seçim yapmanı sağlayan şey neydi? Tabii ki özgür irade. Tercih edebilme özelliği.

Yine ateizme göre özgür irade inkar edilirse ortada suç diye bir kavram da kalmaz. Mesela kendilerine karşı birisi bir suç işlediğinde ateistler de o kişiyi polise şikayet eder. Mahkemeye verir. Evlerine bir hırsız girdiğinde, "Adamın özgür iradesi yok ki. Vücudunda salgılanan bazı hormonlardan dolayı evime girmiş. Bu adam suçsuz." demezler. Peki özgür irade yoksa ateizme göre kim tutuklanmalıdır? Hormonlar mı? Yine bu bakış açısıyla bir kişinin, bir başkasına cinsel saldırıda bulunması için bile kötüdür denilemez. Kişi burada suçlanamaz.

Çünkü ateizme göre bu eylemin arkasında yine bazı hormonal faaliyetler, geçmişte yaşanmış bir takım olaylar ya da bazı çevresel faktörler gibi sadece maddi sebepler vardır. Gerçekleşen olay kişi bunu yapmayı seçtiği için değil onun vücudundaki bazı fiziksel süreçlerle ve dış faktörlerle alakalıdır. Sonuçta bir özgür iradesi yoktu değil mi? O zaman ateist birisi için doğal olarak ortada bir suçlu veya öfkelenecek, kötü denilecek birisi de yoktur. Veya bir cinayet sahnesine gidelim. Ateizme göre aslında burada olan şudur. Atomlardan oluşan insan, hormonlarındaki değişim sonucu tetiğe basar. Atomlardan oluşan mermi de karşıdaki insanın atomlardan oluşan kalbine girer.

Ve kinetik enerjisini kalp dokusuna ileterek, onun yapısını bozar. Yine bir ateist açısından, burada bir suç ve bir suçlu olmaması lazım. Çünkü öldüren kişi de özgür irade yoktur. Ama ortada bir cinayet var. Masum bir insan öldürüldü. O zaman burada suçlu ve kötü olan kimdir? Mermi midir? Silah mıdır? Tetiğe basan parmak mıdır? Hormonlar mıdır? Çevresel faktörler midir? Ve eğer "Suçlu bunlardan biridir veya bunların hiçbiri değildir." diyorsak nasıl bu adamı suçlayıp ona göre tepki gösterebiliriz?

Halbuki günümüz tıp dünyası ve hukuk dünyası da kişinin karar verme yetkisinin tamamen ortadan kalktığı çok istisnai bazı hastalıklar veya durumlar dışında herkesin özgür iradesinin olduğunu kabul eder ve buna göre hüküm verir. Hatta bu bakış açısıyla agresif bazı ateistlerin yaratıcıya inananlara da bu şekilde davranmamaları gerekir. Sonuçta onların mantığına göre inançlı insanlar da bu kararı bazı biyolojik ve çevresel faktörlerin etkisiyle almış olmuyorlar mı? Özgür iradeyi reddeden bir ateist "Ben ateist olmayı seçtim!" derken bile aslında özgür iradesini kullanmış ve kendi görüşüyle çelişen bir söz söylemiş olur. Ama bu absürt durumu bile fark edemez.

İşte ateistler özgür iradeyi kabul ettikleri takdirde madde ötesini de kabul etmek zorunda kalacakları için bunu farklı sebeplerle açıklamaya çalışırlar. Seçimlerimizin arkasında özgür irademizin değil doğal süreçler, çevresel faktörler, toplumun genel yapısı, hormonların artıp azalması gibi faktörlerin bulunduğunu iddia ederler. Yani ateizme göre kişi aslında karar verici bir yapıya sahip değildir. Sadece dış sebeplerin baskısı altında zorunlu bir şekilde hareket eder. Halbuki bu iddiayı insanın fıtratı, doğası tamamen reddeder. Çünkü insan çok defa normal gidişatının aksine de kararlar alır. Bazen çok acıktığımız halde yemek yemeyi reddederiz değil mi?

Veya çok sinirli olsak da öfkemizi kontrol ederiz. Toplum bir fikri savunurken, onların zıddına giderek kendi kararlarımızı alabiliriz. Ailesi dindar olmasına rağmen bir genç tam tersi: "Ben ateistim." diyebilir. Veya çevresi ateistken ben inanıyorum diyen yüz binlerce insan var. Yani hepimizin içinde tüm koşullara rağmen olayların tam zıddına karar verebilen bir güç var. Bunu kendimiz bizzat biliyoruz. Çünkü örneklerini yaşıyoruz. Peki bu kadar açık bir gerçek nasıl inkar edilebilir? Nasıl, özgür irademiz sadece fiziksel temellere indirgenebilir? İnsan böyle bir şeyi kabul ederse bile bile kendine yalan söylemiş olmaz mı? Bu samimi bir yaklaşım olur mu?

Siz irade var dediğiniz anda materyalizm ölür. Hukuk sistemine bakın tamam mı? Yani epey fizikçi diyelim ve birazda felsefeciler ama irade yoktur falan diye böyle. Ama ondan sonra gerçek hayata gelince hepsi böyle irade var yani. Çocuğunu mesela azarlıyor icabında. Ondan sonra ödevini yapmadı. "Niye yapmadın, bakayım?" Çocuk dese ki: “Benim iradem yok ki, ben niye soruyorum?" Öyle bir şey dese iyi bir azar işitir yani. Hukuk diyelim. Mesela diyelim bir hırsız ya da bir katil, neyse, mahkeme çıktığı zaman "E hâkim bey, benim iradem yok ki. Benim işte beyin faaliyetleri onlar işte böyle yaptırıyorlar. Elim tetiğe gitmiş benim suçum yok.

Bir kasıt var yok ki burada." Kasıt olmazsa hukukta biliyorsunuz hani çok şey değişiyor böyle. Siz irade var dediğiniz anda irade şu bedene hükmeden fizik dışı bir şey. Yani başta ruh olmak üzere bu fizik dışı bir ajanı bedene hükmeden bir şey olarak kabul ediyorsunuz. Yani bu bedenden kaynaklanmıyor bu beden dışı bir şey. Fizik ötesi bir şey. O yüzden siz irade var dediğiniz anda çünkü irade kalkıp da şey değil yani böyle kendi kendine oluşan bir şey değil. İrade var dediğiniz anda siz böyle beden dışı bir şeyin varlığını kabul ediyorsunuz. O zaman da materyalizm fikri ne oluyor? Ekarte ediliyor. Yani ideolojik olarak buna mahkumlar. O yüzden mesela bilinç yine.

Kimisi mesela inkar ediyor çünkü maddenin bilinci olmaz. Niye inkar ediyorlar? Şu bateryalist ideolojiye sabıntıları yüzünden. Mesela diyelim ki ölü bir köpeğin nehir aldı. Onun biz ne yapacağını gayet iyi biliriz. Nehrin hızını biliyoruz. Köpeğin bedenini biliyoruz. Ondan sonra dalgalar varsa, rüzgar vs. Bir mühendisler onu alır, modeller. O köpeğin bedeninin ne zaman nerede olacağını, nerede kıyıya vuracağını size bir güzel gösterir. Niye? Fizik kanun ve kuvvetleri. Ama canlı bir köpeğin nehir aldı. Bütün bilim dünyasını toplayın. Deyin ki şu köpek 2 dakika sonra nerede olacak? Tamam mı? Hiç kimse buna cevap vermiyor. Köpek mümkündür ki bırakın akıntı yönünden ters yönde yüzer yani.

Çünkü irade var. Yani ne oluyor bakın. Fizik kanun ve kuvvetleri ona hükmetmiyor. Siz irade yok dediğiniz anda ve siz varlığı, madde enerji, özellikler ve fizik kanun ve kuvvetleri olarak gördüğünüz anda bütün fizik kanun ve kuvvetleri, sizin her şeyi öngörmeniz gerektirir. Özgür irade nedir? Bunu açıklamıyor beyin. Hatta beynimizde tam tersi özgür iradenin beyin dışı olduğununla ilgili kanıtlar var. Nörobilimcilerin bu postmateryalizm tezini ortaya atmalarındaki en büyük sebep, diyor ki, "Beynimizde P300 dalgası var, pozitif 300. Pozitif uyarı, 300 milisaniye sonra cevap veriyor.

Ama negatif uyarı yaparsan beynine bir korku, tehditle ilgili bir uyarı yapma diye uyarı yaparsan 50 milisaniye sonra cevap veriyor. Ona N50 dalgası deniyor. Yani beyin pozitif olayları 300 milisaniye sonra cevap veriyor, negatif olayları 50 milisaniye sonra cevap veriyor. Daha hızlı, yaşam kalımı açısından önemli olduğu için. Şimdi böyle bir beyin var o halde beyine bu talimatı kim veriyor?" diyor. Arada acaba bir yürütücü gen mi var? Araştırıldı yok yürütücü bir gen var. O halde kuantum bilinç var şu anda. Kuantum evrenle bağlantılı çalışan kuantum bilinç var. Aslında evrendeki her şeyin bağlantısallık hakikati çıktıktan sonra bu postmateryalizm tezi bilim tezi ortaya çıktı.

Evrendeki en büyük hakikat şu anda bağlantısallık harekatı. Her şey, her şeyle birbirleriyle bağlantılı kuantum fiziğine göre. Bilinç de evrenle bağlantılı. Beynimiz bütün evrenle bağlantılı çalışıyor. İnsanların beyinleri birbirine ayna nöronlar var acıyla telsiz internet gibi çalışarak karşı tarafın beynindeki ayna nöronları harekete geçiriyor. Ayna sinir hücrelerini Bağlantısallık var. Evrendeki bu bağlantısallık aslında bu evrenin yazılım olduğunu gösterdi. Evren bir yazılım. Materyalizm bilim, fiziksel gerçekliğe indirgemişti her şeyi. Ama kuantum bilim de evreni tasarımsal gerçekliğe indirgeniyor.

Tasarımsal gerçekliğin bir parçası da bireydeki boyutu da ruh dediğimiz boyuttur insanda şu anda. Beynin üzerindeki kuantum bilinç de diyeceğimiz bilinç, temel bilinç çalışmaları bunu gösteriyor. Bölüm VII Ahlak Problemi Ateizmin en büyük problemlerinden biri ahlak konusudur. Arkadaşlar ahlak, ateistlerin birçoğunun farkında olmadığı kadar problemli bir konu bir ateist için aslında. Ahlak problemi şu demek. Ateistsen her şeyin maddeleri ibaret olduğunu kabul ediyorsan "Bir yaratıcı kanunlar ve ahlakı belirliyor." demezsen biz iyi davranış ve kötü davranış dediğimiz şeyi nasıl belirleyeceğiz? Ve bu dünyada yargılamayı nasıl yapacağız? Burada çok ciddi bir problem var.

Bir insan kendisi için bunu yapmam iyi, bunu yapmam kötüyü nasıl belirleyecek? Ve biz birine nasıl ceza vereceğiz? Bunlar çok ciddi problemler. Hemen birkaç soruyla anlamaya çalışalım. Bak, bir ateist, ateist düşünceyi kabul eden insanlara bir insanın karısını aldatması kötü bir şey mi? Kötü bir şey. Peki neden? Yani bir atom yanının başka bir atom yanını aldatması neden kötü bir şey ki? Birinin birini öldürmesi, cinayet istemesi neden kötü bir şey? Yani doğal seçilim diye bir şey var ağabey. Büyük balık küçük balığı yer, benim silahım onunkinden iyiydi. Onun da silahı olsaydı o zaman. Yoluma çıkan bir çocuğa tekme atmam doğal seçilim ağabey, ben güçlüyüm büyük balık küçük balığı yer.

Ben menfaatlerim uğruna bunu feda ederim dediği zaman, biz “Hayır, dur, öyle değil.” deyip nasıl bir izah yapacağız? İyi ve kötüyü nasıl belirleyeceğiz? Ateizmin burada çok ciddi bir problemi var ve ateistlerin bir kısmında şunları söylüyor. "Hayır tabii ki de ahlak var ve biz bunu anlayabiliyoruz aslında empati duygumuz var." Yani empati duygusu diye bir şey var ağabey. Yani sen kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma o zaman gibi bir argüman var. Ama buna gelen de çok ciddi itirazlar var. Ki zaten empati iddiası bilimsellikle alakası yok. Ateizm felsefesi şöyle bir netice veriyor. İneği öldürmemle insanı öldürmem arasında bir fark yok.

Bu insan için ateizm düşüncesini kabul eden insanın çok ciddi bir problemi. Ve ateizmin ahlak konusunda sesinin kısılmasını bir sebebi de şu ahlakla bilimselleştiremezsin ki. Yani ahlakı alıp laboratuvarda deney ve gözlemle açıklayamıyorsun. Yani işte empati falan diyorlar onların hiçbiri de bilimsel değil. Ve bir insana ateizm felsefesiyle gelip, "Atomlardan oluşuyorsun bir tane hayatın var yok olacağız sonunda ve yargılanmayacağız." dediğin zaman o insanı durdurabilecek hiçbir güç yok. Madem benim bir tane ömrüm var ve madem güçlüyüm, zayıfı ezmem konusunda bana asla bir kanun koyamazsın. Asla. Çünkü benden güçlü başka hiçbir şey yok.

Adam sana der ki: “Kapa çeneni, atom yığını.” Ben de atomum, sen de atomusun. Öldürür. Ona hiçbir kanun koyamazsınız. Ateist arkadaşlarla konuştuğumuzda aslında birçoğunun kendini güzel ahlaklı olarak tanımladığını görüyoruz. Yani evet bu bahsettiğim suçları işlemiyorlar birçok insan. Zaten buradaki temel mesele ateistler değil. Ateizm felsefesinin bize sunduğu şey. Yani ateizm felsefesi bir paket halinde bize bunu sunuyor. Ve kabul edildiğinde nelerin ortaya çıktığını biraz önce konuştuk. Yani ateist olduğunu iddia eden biri aslında bir sözleşme imzalıyor. Ve bu imzaladığı sözleşmede okumadığı maddeler var. Ve bazıları şunu söylüyor: "Ağabey farkında değil misiniz?

Zaten toplumsal bir ahlak var. Yani biz neyin kötü olduğunu zaten fark ediyoruz. Yani böyle İslamiyet'in bize çıkıp bir şey teklif etmesine gerek yok." diyor. Halbuki arkadaşlar, ahlakı madde dışında bir tanrı belirlemediği zaman toplumsal ahlak da insanların ahlakı da sürekli göreceli. Bundan çok önce, 1500 sene önce insanlar kız çocuklarını diri diri toprağa gömüyordu ve toplumsal ahlak bunu kabul ediyordu. Yani o dönemdeki bir insana ''Bakın iyinin kötünün ne olduğunu fark ediyoruz.'' dediğinizde bunun kötü olduğunu fark edemiyordu. Ve bundan dolayı yaptığı şey kötü olarak tanımlanamıyordu. Bir insanın kızını öldürmesini kötü olarak tanımlayamayan bir felsefeden bahsediyoruz.

Gerçekten hepimiz samimi bir şekilde sorgulayıp hakikati bulmaya çalışan insanlarız bu dünyada. Sonra gerçekten bir ateist karşımda olsa ona şunu sorardım: "Bu ateizm felsefesi gerçekten hiç sana göre değil. Bunu fark etmiyor musun?" Ve gerçekten samimi, hakikati arayan, doğruyu arayan bir ateistin ya şunları gördüğü zaman gerçekten ateizm felsefesinin makyajlarla, sahne ışıklarıyla böyle popülerleştirilerek altın tepside sunulduğunda aslında içinde ne kadar zehirli şerbetlerin bulunduğunu fark etse eminim ki o düşünceden kaçacaktır. Şimdi soru sorma zamanı. Hangisi daha mantıklı? Ateizmin bize sunduğu bu ahlak teklifi mi?

Yoksa İslamiyet'in maddenin ötesinde bir Allah vardır ve Allah'ın dünyada koyduğu kanunlar vardır. Bu kanunlar kişiden kişiye göre, makamına göre, parasına göre ve gücüne göre değişmez diyen İslamiyet'in teklifi mi? Seçim insana kalmış. Bölüm VIII Ateizmdeki Anlam Boşluğu Bir de ateizmde hayata bir anlam yükleyememe problemi var. Halbuki bu insanın fıtratına ters bir durum. Yani hayatına bir anlam yüklemeden, bir amacın olmadan yaşaman çok zor. Hep kendimizi ayakta tutacak bir hedefe, bir motivasyona ihtiyaç duyarız değil mi? Ama ateizme göre hayatın gerçek manada ne bir anlamı vardır ne de bir amacı. Çünkü ateizme göre her şey zaten rastgele oluşmuş ve yine yokluğa gidiyor.

Peki ama insan o zaman bu şekilde nasıl yaşayabilir? Anlam bilimleri de “Evren neden var?” diyor. "İnsan neden var, biz neden varız?" Bu soru işte sadece insana özgü soru. İnsan dışı hiç bir canlı anlamlılık sormuyor. Ölümü sormuyor. Yani zaman kavramı yok. İnsan dışı hiçbir canlıda zaman kavramı yok. Bu sorular da, insanı diğer canlılardan farklı yapıyor. Bu sorular sordurtuyor ona. Bu şekilde baktığımız zaman her şey anlamlı oluyor, her şey açıklanabiliyor oluyor, varoluş da açıklanabiliyor oluyor, ölüm de açıklanabiliyor oluyor, kötülükler de açıklanabiliyor oluyor. Yani ateizme göre sen mükemmel bir kariyer de yapsan, dünyanın en tanınmış insanı da olsan en sonunda yok olacaksın.

Buna bıraktığın eserler ve seni ve eserlerini alkışlayan insanlar da dahil. Peki, böyle bir insan hayatın nasıl anlam yükleyebilir ki? Nasıl kendine gerçek bir amaç belirleyebilir? Bazı kişiler şöyle söylüyor: "Ben iyi bir insan olarak anılmak için yaşıyorum." Ama ölüm gelince ve ateizme göre yokluğa gidip kaybolduğunda arkandan iyi bir insandı denmesi ne işine yarayacak ki ? Zaten arkandan iyi bir insandı diyen kişiler de yokluğa gitmeyecek mi ateizme göre? Yani bu inanca göre kişinin ne kendisi kalır ne de diğer insanlar ve ne de ortaya koyduğu eserler. Her şey birer birer yok olmaya mahkûmdur. Peki böyle bir durumda gerçek bir amaçtan nasıl bahsedilebilir ki?

Parantezin içi en sonunda sıfır ile çarpılacaksa sayıları toplamanın ne anlamı kalır? Ya da ben ana odaklanıyorum, şu an mutlu olmaya çalışıyorum, o kadar diyenler de oluyor. Ama yine işin sonunda ölüm ve yokluk varsa gerçek anlamda mutluluk da mümkün olamaz. Sahte gülümsemeler kalbi huzurla dolduramaz. Önünde bir dar ağacı varken masaya konulan meyve tabağından lezzet alabilir misin? Ateizme göre insan adeta karanlıklar içindedir. Başı boş şekilde evrende dolanan bir gezegende sıkışıp kalmıştır. O sahte gülücüklerin altında inançsız kişinin derin hüzünleri, derin kaygıları olur.

Kendisinin ve sevdiği ve değer verdiği her şeyin, herkesin bir gün yok olacağı düşüncesi onu çıldırtacak noktaya getirir. İşte bu yüzden bunları düşünmek istemez ve sürekli zihnini bir şeylerle meşgul etmeye çabalır. Genç yaşlarda bu pek hissedilmese bile yaşlanıp da tek başına evindeki sandalyeye oturduğunda ve yalnızlığın sessizliğiyle düşündüğünde kalbini paramparça eden bu boşluğu, bu acıyı derinden hissedersin. İyi ama neden ısrarla böyle bir duruma kendini sokuyorsun ki? Niye inat eder bir insan? Ateizmin sana sunduğu bir delil, bir argüman veya bir faydası mı var ki? Bir tane bile delil sunamıyor. Bir ateist için ölüm sonrasında sadece iki şık var.

Birinci şıkka göre ateizm eğer doğruysa kişi bütün sevdiklerinden tek tek ayrılıp kendisi de bir gün yok olacak ve dünyada hayat tüm eğlencesi ve zevkleriyle, coşkuyla yaşanmaya devam edecek ve o tüm bunları fark edemeyecek kadar yokluğa gömülmüş olacak. İkinci şıkka göre ise ateizm yanlış çıkarsa ve bir yaratıcı gerçekten varsa onu kabul etmediği için derin bir pişmanlık içinde olacak. Yani iki şıkkın sonu da bir ateiste göre acı ve kederli. Halbuki Allah'a inanıp İslamiyet'i kabul etse yok olmak bir yana, sonsuza kadar kalacağı bir cennet hayatı olacak. Dünyada da huzur içinde yaşayacak, ölüm korkusundan da kurtulacak ve ebedi hayatta sonsuza kadar mutlu olacak.

Bu evren nasıl ilk sefer yaratılmışsa yeni bir yaratılış da elbet olacak. Yani bu yeni yaratılışın varlığını da yine delillere dayanarak söylüyoruz. Peki samimi olarak sormak istiyorum. Bir kişi tüm bu delilleri duymasına rağmen bu iki şıkka da kaybedeceği garanti olan ateizmi neden ısrarla seçer ki? İçinde bu kadar çelişkiler olduğu halde kimsenin bu inkar fikrini kabul etmemesi gerekir değil mi? Ama unuttuğumuz nokta insanda bir de hisler ve duygular da var. Ve en mantıksız şey bile bu his ve duygular devreye girdiğinde kabul edilebiliyor. Yani şöyle düşün. Ateistlere, “Yaratıcıya inanıyor musun?” diye sorduğumuzda, “Hayır.” derler.

Ama nedense birçoğu hayatlarını yaratıcıya düşmanlıkla geçirir değil mi? Peki ama var olmadığını düşündüğün birisine neden öfke duyarsın ki? Neden mücadeleye girişirsin? Mesela ateistlerin bir kısmına, "Yaratıcıya inansaydınız ona itaat eder miydiniz?" diye sorulduğunda, "Olsa bile ona itaat etmezdim." diye cevap verilir. Yani samimi birinin kendisine bunu sorması lazım. "Ben hislerimle hareket ediyor olabilir miyim? İnkar etme sebebim hislerimden kaynaklanıyor olabilir mi?" Bazen de insan hiçbir kurala uymadan yalancı bir özgürlük hissiyle yaşamak istiyor. Ve bu bilinçaltı ile yaratıcıyı da zamanla reddetmeye başlıyor.

Ama fark etmese de bir yaratıcıya kul olmaktan kaçarken aslında kendi hislerinin ve toplumdaki trendlerin esiri oluyor. Ve bir de insan kendi gibi düşünen kalabalığın arasında kendini güvende hissedebiliyor. Ama şu da bir gerçek. Biz bu dünyaya yalnız olarak geldik. Ve bu dünya sahnesinden yine yalnız ayrılacağız. Ve kabrin arkasında herkes yaptığı seçimlerin sonucunu tek başına yaşayacak. Ve orada dünyadaki dostlukların hiçbir yardımı olmayacak. Artık karar sana kalmış. Ve seçiminde özgürsün. Perde kapandı bak. O sahte rüya bitti. Kör tesadüf masalı bugün iflas etti. Yokluktan varlık çıkmaz. Bu nasıl bir kör inat? İçimdeki boşluğa sığmıyor bu kainat.

Kendi kendini doğuran bir anne desem yüzüne gülerdin. Evren kendi kendini var etti. Masalını nasıl yedin? Sıfırla sıfırı sonsuz kere topla, sonuç asla bir yapmaz. Yokluk dediğin koca bir hiçliktir. Ondan bu kainat çıkmaz. Hem inkar edip duruyor hem isyanla taşıyorsun. Var olmadığını sandın o güce neden bu kadar kızıyorsun? Bir damladan koca insan çıkıyor. Baksana şu sahneye. Her gün görüyorsun diye, alıştın bu devasa mucizeye. Eğer her şey hormonlarsa, fizikselse, kural buysa cinayette suçlu kimdir? Tetik mi mermi mi yoksa? Kurşun kalbe girdi diye mermiyi mi hapsedeceksin? Eve giren hırsızı hormonu tavan deyip affedeceksin. Ahlak nedir anlat bana. O tüplerin içine sığar mı?

Menfaatse tek ölçün bu toplumda düzen kalır mı? Perde kapandı bak. O sahte rüya bitti. Kör tesadüf masalı bugün iflas etti. Yokluktan varlık çıkmaz. Bu nasıl bir kör inat? İçindeki boşluğa sığmıyor bu kainat. İyi bir insan olsan ne yazar? En sonunda tamamen yok olacaksan. Seni alkışlayan herkes toprak olduğunda elinde ne kalacak? Bir gün her şey sıfırla çarpılacaksa sayıları toplamanın ne anlamı var? İki şık var önünde. İkisinde de kaybediyorsun. Haklıysan yok olup gideceksin. Bu hayat koca bir hiç olacak. Haksızsan inkar ettiğin için sonsuz bir pişmanlıkta boğulacaksın. İki tarafı da karanlık olan bu masaya neden oturacaksın?
