# Ateizmi Çürüten Bilimsel Deneyler | Bize Yalan Söylediler B3

- Language: tr
- Published: 2026-09-19
- Canonical: https://blog.towardseternity.com/tr/blog/ateizmi-curuten-bilimsel-deneyler-bize-yalan-soylediler-b3
- Source video: https://www.youtube.com/watch?v=_qaX0HRlgb0
- Channel: Sözler Köşkü

This is the cleaned transcript of the source video. The speech is unaltered.

---

Şimdi riskli bir deney yapacağız. İnternette bir benzerini izlemiş olabilirsiniz. Tavana iple bağlı 10 kilogramlık bir ağırlığı bulunduğum yerden bırakacağım. Ve bu ağırlık dönüp bana geri gelecek. Neyse ki kanun tam da olması gerektiği gibi çalıştı. Bıraktığımız ağırlık tam da hesapladığımız şekilde hareket etti. Bu olay fizikte "Mekanik enerjinin korunumu kanunu" olarak biliniyor. Peki ama bu akılsız cisim, bu kurala nasıl uydu? Ya da burada bu kanunu gören oldu mu? Yoksa sadece kanunun sonucunu mu gördünüz? Gelin bu derin soruları başka bir deneyle daha anlamaya çalışalım. Bize Yalan Söylediler Bir elinde bir basket topu diğer elinde de küçük bir bilye olduğunu hayal edin.

Sizce bir binanın üstünden ikisini de aynı anda yere bıraksam yere önce hangisi düşer? Neredeyse aynı anda yere düştüler. Hava direnci olmasaydı en ufak bir fark bile olmadan aynı anda yere düşeceklerdi. Normalde bu deney havasız bir ortamda yani bir vakumda yapılıyor. Hatta benzer bir deney yine internete yayınlanmıştı. Bir bowling topu ve bir tüy ile havasız ortamda bu deney yapılıyor. Ve ikisinin de aynı anda yere düştüğü gözlemleniyor. Aslında bu durum bize yine bir doğa kanununun varlığını gösteriyor. Kütlesi ne olursa olsun, aynı noktadan bırakılan her cisim eşit bir ivme kazanıp aynı anda yere düşer. Peki ama neden ve nasıl? Burada yine bazı derin sorular sormamız gerekiyor.

Bu akılsız maddeler böylesine hassas matematiksel ölçülere ve fizik kanunlarına nasıl uyabiliyorlar? Ve bu işi gerçekte kim yapıyor? Hatta gelin, işin daha da temelinden sorgulamaya başlayalım. Doğa yasası dediğimiz şey tam olarak nedir? Bölüm l Doğa Yasasının Tanımı Evrenin belki de en gizemli meselesi doğa yasaları. Nedir peki bu yasa kanun dediğimiz şey? Kaçımız bunu sorguladık? Doğa kanunları evrende geçerli olan ve olayların nasıl çalıştığını açıklayan temel kurallardır. Yani aslında doğa kanunları dediğimiz mesele evrendeki tekrarlanan işlemlere koyduğumuz isimlerden ibaret. Zaten kanun demek, bir yerdeki kurallılığın devamlı olmasını ifade etmez mi?

Biz de evrende atomlar üzerinde sürekli tekrarlanan düzenli hareketlere çekim kanunu, termodinamik kanunları, arşimet prensibi gibi bir sürü isimler vermişiz. Peki, doğa kanunları dediğimiz şeyler, işte budur deyip elle gösterebileceğimiz, maddeden oluşan şeyler mi? Aslında hayır. Maddesel bir yapıları yok. Kanunlar, maddenin hareketini, evrendeki düzeni gözlemleyip aklen çıkarım yaparak elde ettiğimiz bir bilgidir. Bir kuraldır. Mesela güllenin hareketi örneğinde bir kanunun varlığını gördük. Ama bu maddesel bir şey değildi. Aklen yaptığımız bir çıkarımdı sadece. Yani mesela yer çekimi kanunu taş gibi, odun gibi, şu masa gibi fiziksel bir şey değildir.

İyi ama ben bardağı bıraktığımda yere düştü. "Bu gördüğümüz fiziksel manada bir kanun değil mi şimdi? Kanun nasıl maddesel değil?" diye bir soru akla gelebilir. Dikkat edersek, burada biz kuralın kendisini değil, sonucunu görüyoruz. Gözlemlediğimiz şey sadece bir maddenin diğerine yaklaşması. Bardak yere yaklaşıyor. Üçüncü bir şey yok. Biz de bu yaklaşma hareketinin sürekli gerçekleştiğini görüp aklen, "Burada bir kural, bir kanun var" diyoruz. Yani bilgiyi keşfediyoruz. Maddesel bir şey değil. Hatta işin en garibi, ateistlerin "Bir şeye maddesel olmadıkça onu asla kabul etmem" demelerine rağmen, maddesel olarak görmedikleri doğa kanunlarını şüphesiz kabul etmeleri.

Ve evreni yönetecek gücü, rahatlıkla maddesel olmayan bu kanunlara vermeleri. Bu fizik kanunları, bunun kökeni madde değil. Sen aç istediğin maddeyi orada kanun diye bir şey bulamazsın. Hatta kuvvet bile. Mesela yer çekimi. Madde çekiyor değil mi? Bu niye çekiyor? Nereden çekiyor? Ne yapıyor falan aç ara. Çekim diye bir şey, fiziki bir şey bulamazsın. O mesela bir etkidir. Elektron diyelim. Mesela birbirini ne yapıyor? Mesela ittiriyorlar. Niye ittiriyor? Onun mesela cevabı yok bunların. Yani bir şekilde diyelim biz gözlemliyoruz. Yani bunlar bir gerçek. Fizik kanunları genel kurallar manzumesidir. Çünkü kainatta bir düzen var. Her şey düzenli bir şekilde oluyor. Mesela yer çekimi diyelim.

Neyi ne kadar çektiğini biz biliyoruz. Ona göre mesela ben belli bir yere bir taş atmak istiyorsam, öyle bir baştan kuvvet veriyorum ki hakikaten oraya gidiyor. Yani iyi bir atıcıysam öyle. Oraya gidiyor bir şekilde. Yani bu kanunlarda kanunların kendileri bir şablon gibi ama kanunlar belli şeyleri sadece sınırlıyor. Kendileri böyle yapıcı bir şey değil. Bölüm ll Kanun Varsa Kanunu Uygulayan Vardır Allah'ın varlığını en net gösteren delil doğa kanunlarıdır. Neden mi? Çünkü doğa kanunlarını kabul etmek aslında bir yaratıcıyı da kabul etmek demek. Çünkü kanun ve kurallılık zaten bir iradenin yansımasıdır.

Yani bir yerde kural ve kanunla işleyen bir düzen varsa, arka planda o kural ve kanunu işletmeyi tercih eden iradeli birisi de olmalı. Şöyle basit bir örnek düşün. Okulundaki o çok disiplinli öğretmeni hatırla. O öğretmenin çok dakik kuralları kendine ait kanun gibi katı prensipleri olurdu değil mi? Mesela sınıfa bir dakika bile geç kalsan artık o derse giremezsin. Sınıfta çıt çıkmasına bile izin vermez. El kaldırmadan asla söz hakkı alamazsın. Hatta üniversitede bizzat benim bir hocam su içmeye bile derste izin vermiyordu. Yani aslında o sınıfta o hocanın kanunu bir manada buydu. Yani bir yerde ne kadar sıkı bir disiplin varsa, orayı yöneten kişinin de o kadar aktif olduğunu anlarız.

Kısacası bir yerde var olan kurallılık, düzen ve kanun iradeli birisinin varlığını da gösterir. İşte evrendeki doğa yasalarının varlığı da evreni yöneten iradeli bir yaratıcıyı açıkça gösterir. Evrendeki her bir zerre, her bir gezegen, bir kanun, bir kural üzere hareket ediyor. Peki kim onları bu kurallılıkla hareket ettiriyor? Yani bunca kanun hangi iradenin bir yansıması? Yani şunu sormamız gerekmiyor mu? Buradaki disiplinli hareket, kanunlu işleyiş, kurallı düzen kimin tercihiyle beraber oluyor? Konu aslında biraz satranç oyununa benziyor. Satranç oyunu 8'e 8'lik kare bir alan üzerinde. 32 adet satranç taşıyla oynanan ve belli kurallara bağlanmış bir oyun.

Her bir taşında özel bir hareket kuralı var. Mesela atın hareketi için L şeklinde hareket etme kuralı varken fil için çapraz gitme kuralı vardır. Şimdi bu oyunu ilk defa gözlemleyen birisini düşün. Bu kişi satranç tahtasındaki taşların sürekli olarak belli kurallarla belli bir düzenli hareket ettiğini görüyor. Ve bu düzenli hareketlere bakarak bunlara isimler takmaya başlıyor. Mesela atın hareketine bakarak L şeklinde gittiğini görüyor ve buna da atın L hareketi kuralı ismini veriyor. Veya filin sürekli çapraz gittiğini görüp buna da filin çapraz hareketi kuralı gibi isimler takıyor. Şimdi buraya kadar her şey normal.

Ama devamında ise bu hareketlere bakarak bizzat taktığı bu isimlerin taşları hareket ettirdiğini söylüyor. Yani atı hareket ettirenin bir el değil de atın L hareketi kuralı olduğunu söylüyor. Ve fili hareket ettirenin yine bir el değil de filin çapraz hareketi kuralı olduğunu söylüyor. Şimdi ne kadar anlamsız oldu değil mi? Yani kural dediğimiz bir varlık değil ki ona bir güç verelim. Kural dediğimiz zaten o hareketin sadece bir ismi. Taşlar sürekli bu kurala uyarak hareket ediyor diye biz L kuralı var dedik. O zaman nasıl olur da bu kuralı uygulayan kuralın bizzat kendisidir diyebiliriz? Yani kural taşı hareket ettirebilir mi? Kural kendi başına iş yapabilir mi? Elbette hayır.

"Kural üzere iş yapan birisi vardır. Kanun üzere iş yapan birisi vardır" deriz. İşte aynı bu örnekteki gibi. Evrendeki tüm atomları, tüm zerreleri de birer satranç taşı gibi düşün. Bu zerrelerin de, bu atomların da evrenin her yerinde tekrarlanan düzenli hareketleri var. Ve biz de bunları gözlemleyip bunlara isimler takmışız. Mesela, gezegenlerin hareketlerinde bir denge görüp, "Kütle çekim kanunu işliyor burada" demişiz. Veya canlıların gen aktarımındaki düzenli hareketi görüp, "Mendel kanunları burada işliyor" demişiz. Bunlar gibi birçok isimler takmışız.

Peki, zerreleri, atomları bunca kurallı ve düzenli şekilde kim hareket ettiriyor dediğimizde, inançsız kişilerden şöyle bir cevap geliyor. "Doğa kanunları." İyi ama doğa kanunları zaten bu evrendeki düzenin adı değil miydi? Doğa kanunları evrendeki bu düzeni sağlar ve yönetir demek satrançtaki L kuralının taşı hareket ettirdiğini söylemeye benzemiyor mu? Zaten düzenli hareketlere verdiğimiz isimlerin bu düzenli hareketleri yaptığını söylemek bir çelişki değil midir? Yani zaten o kanun o gördüğümüz düzenin adıydı ya sonra dönüp nasıl oluyor da o isim bunu yapıyor diyeceğiz. Kanun iş yapmaz. Kanun ile iş yapılır.

İlim ve iradesi ve gücü olan bir zat evreni ve atomları bu kuralları kullanarak kontrol eder. Zaten işin temelinde atom dediğimiz bu maddesel varlıklar, ölü varlıklar, cansız varlıklar bir özgür iradeleri de yok. Demek ki tümünü birden belli bir disiplin ve düzen ile yöneten maddenin ötesinde bir irade sahibi zat gerekli. Yani adeta her bir atom bir mürekkep. Yazar ise bu mürekkepleri kullanarak evren kitabını yazıyor. Ve bu evren kitabını yazmada kullandığı düzen ise kanunlar. Bölüm III Kanunu Yöneten Birini Kabul Edince Gelen İtirazlar Bir kanun var deyip o kanunu uygulayan kişinin varlığını kabul etmekte zorlanmayı bile anlamıyorum. Yani o kadar gözler önünde ki.

Yani mesela biz hep birlikte bir ülkeye seyahat ettik. Ülkede bir kafeye gittik. Biliyorsunuz kapalı alanlarda sigara içmek yasaktır diye bir kanun var. Ve gittik oturuyoruz. Biri sigara yaktı, tak, 100 Euro ceza kestiler. Daha sonrasında bir daha yaktı sigarayı ve tak, 100 Euro daha ceza yedi. Ve ben şöyle düşündüm. Evet ya ne kadar güzel uygulanıyor bu geldiğim yerde bu kanun. Ve ben bu kanunu uygulayan kişileri aslında tebrik ediyorum dedim. Düşünsenize, oradan biri gelip bana şey diyor: “Hayır, hayır, hayır! Sakın ha!” "Ne oldu?" "Bir uygulayan kanunu tatbik eden kişiyi aramana gerek yok." "Neden?" "Ya çünkü ben bunu formülüze edebiliyorum.

Önceden formülüze edilemediği için siz arayıştaydınız. İçgüdüsel olarak da ihtiyacınız olduğu için bir kanun tatbik edici arıyorsunuz. Ve bunu formülüze ettiğimiz için artık uygulayan birine gerek yok." falan deseler, olay ne kadar saçma bir yere geldi fark ettiniz mi? Yani neden bunu kabul etmekte zorlanıyoruz ki? Bir kanun var uygulanıyor ve uygulanıyorsa kanunu da beğeniyorsak uygulayanı tebrik ederiz. Varlığından şüphe bile etmeyiz. Yani bir kanun varsa o kanun tek başına iş yapmaz. Mümkün değil. Kanunu uygulayan vardır. Ya da bir fabrikaya gidelim. Mesela işte Türkiye'de bir araba fabrikasına gittik diyelim ki. Araba fabrikasında biliyorsunuz buradan bir işte plaka giriyor.

Daha sonrasında bandın sonundan bir araba olarak çıkıyor. Müthiş bir işlem. Araba teknoloji harikası bir şey. Gittik fabrikanın içerisinde bir mühendis defteriyle karşılaştık. Mühendis defteri diye bir şey bulduk. Elimize bir aldık ki her sayfasında bütün arabanın yapımında en baştaki contadan en son arabanın cilasına kadar her şeyi yazmışlar. Her adım yazıyor. Vay be her şey yazılıymış dedik. Tam ben o sırada şunu demeye karar vereceğim. "Bu araba ne kadar detaylıymış. Ben bir arabanın bu kadar detaylı olduğunu bilmiyordum. Ben buranın mühendisini tebrik edeceğim. Ona da bir lokum ikram edeceğim." dedim. Oradan bir tane geldi. Ateist geldi. “Dostum, hayır, hayır, hayır!

Sakın ha, sakın ha, sakın ha. İçgüdüsel olarak bir mühendisin varlığını istediği için aslında mühendis var zannediyorsun. Bak, kitabı görmedin mi? Bütün formüller orada yazıyor. Şaşırılacak bir şey yok. Bunlar zaten hepsi formülüze edilmiş. Bunları daha önceden bilmiyorduk. Bir mühendis yapıyor zannediyorduk. Artık formülüze edebiliyoruz bir mühendisi..." "Ya, ne diyorsun ağabey? Ya, ne saçmalıyorsun?” demez miyiz ya? Yani benim orada bir arabanın yapımının tafsilatlı, detaylı bir şekilde anlatıldığı bir kitap, bir defter bulmam benim sadece mühendise olan hayranlığımı ve tebriğimi arttırır. Başka hiçbir şey arttırmaz. Açıkladığımız şey evrende bundan başka bir şey değil.

Evrende sadece gözlemlenen şey kağıda yazılıyor. Bu kadar. “Gözlemledim, böyle oluyor.” diyor ve bunu yazıyor. Aynı, bir fabrikadaki bir adamın, “Ağabey, arabanın yapımını baştan sona izledim. Araba böyle yapılıyor.” diye bir yere yazması gibi. Peki burada bunu yapan birinin varlığıyla ilgili bu bilginin bize gelmesi herhangi bir şüphe oluşturur mu? Asla oluşturmaz. Hatta bizim evrendeki detayları daha fazla anlamamız, daha fazla gözlemleyebilmemiz, teleskobun icadından sonra uzayla ilgili fikirlerimizin artması, mikroskobun icadından sonra mikro alemle ilgili fikirlerimizin artması bizim sadece Allah'a olan hayranlığımızı arttırır.

Ben de o fabrika örneğindeki gibi kainatta gezen bir insan olarak tam gördüğüm şeyleri tefekkür edecekken ve Allah'a olan hayretim, Allah'a olan muhabbetim artacakken ateist düşünce gelip bana şunu söylüyor: "Hayır, hayır, hayır! Sadece aslında içinden bir güdüsel bir istek var. Tanrı olsun diye düşünüyorsun. Halbuki hiç gerek yok. Biz bunları yazdık. Bunlar doğa yasaları ve bunlar kanunlar. Zaten kanun arkasında biri olmak zorunda değil." Ya ne diyorsunuz ağabey? Gerçekten olay çok farklı bir yere geliyor. Bunlara isimler verdiklerinde çok havalı duruyor. Mesela, Arşimet Prensibi, kütle çekim kanunu. Ya bunlar isimler. Yalnızca isimler.

Bunların arkasında, bu kanunları uygulayan birini arayıp o kanunları uygulayan birine olan muhabbetimin artması en doğal şey. En karizmatik şey. En mantıklı şey. Ama sanki tam tersiymiş gibi göstermeye çalışıyorlar. Yani sen bir kanunu kainatta bir yağmurun yağmasına şaşırdığın zaman, "Hayır, hayır, hayır, saçmalama ya. Ne kadar da karizmadan uzak bir düşünce bu! Yağmura niye şaşırıyorsun? Her gün yağıyor ve formülü var." Ya niye şaşırmayayım? Bir kanun tatbik ediliyor. Bir kanun muhteşem bir şekilde, organize bir şekilde tatbik ediliyor.

Kanunun adının olması, kanunun bir kitapta yazması, kanunun daha önce yüzlerce, milyonlarca, yüz milyonlarca kere deneyimlenip bir kitapta yazıyor olması benim hayretimi sadece arttırır. Başka hiçbir işe yaramaz. Mesela diyelim fizik kanunu, kimya kanunu görüyoruz. Ama bu kanunların bir kısmı sabit kanunlar. Mesela güneşin bir sene sonra ne zaman doğacağı belli şimdiden. Dakika dakika, saniyesine kadar belli. Ama yağmurun ne zaman yağacağı belli değil. Bunun gibi böyle şeyler var. Evrendeki düzen var. Bu evrendeki kanunların işleyişine iki göze bakıyor bilim insanları. Birisi, “Ya, bu kanun var işte, milyonlarca yıldır tıkır tıkır tıkır işliyor.

Demek ki bunlar kendi kendine oluyor iş." Şimdi buna bir bakışta baktığınız zaman dışarıdan kimin yaptığını görmediği için bir insan ne diyor buna? "Ya bunlar kendi kendine oluyor." diyor. Ama bunun arkasındaki görünmeyen gerçekliğe inanan diyor ki: "Ya bunların bu evrende böyle kendi kendine olması çok açıklanabilir bir şey değil. Çünkü bir hatayla bitiyor hepsi." Fizik kanunları bakın hiçbir şekilde gaye gözeten bir şey yapamazlar. Yani şimdi fizik aleminde ne var? Madde enerji var, özellikler var. Ondan sonra bir de fizik kanunları ve de kuvvetleri var. Şimdi kanun bakın iradeden gelir. Bir irade diyelim kanunları koymuş. Ondan sonra kuvvetler de bu kanunları uyguluyor.

Yani biz dünyaya baktığımız zaman, evrene baktığımız zaman bunlar görülüyor. Kuvvetler de çünkü. Eroton, proton da yapılmış bir maddeyi indirgenemez. Onlar da. O yüzden nereden geldi? Yani belli değil. Ne oldu? Belli değil, kuvvetlerin. Sadece varlığını görüyoruz ve ölçebiliyoruz. O kadar. Yani fizik alemi denen şey bu oluyor. Kanunlar, kuvvetler ve de madde - enerji. Kanun ve kuvvet hükmediyor. Ondan sonra etken, madde, enerji; edilgen. Yani böyle bir ortamdayız. Ve bunlardan da böyle anlamlı bir şey olmaz. Mesela diyelim, bir hayat diyelim. Tamam mı ? Bunun neresinde? Yani öyle bir evrende hayat diye bir şey yok. Yani hayat böyle belli ki bambaşka bir boyut.

Ondan sonra diyelim ki bunlar ne yapabilir? Hiçbir şey yapamazlar. Mesela arkeolojiden bir örnek vereyim. Arkeologlar mesela kazıyorlar şöyle. Kazıyorlar. Bir iğne buldular diyelim. Ya minnacık bir demir parçası yani. Bir tarafı sivri, bir tarafı yuvarlık. Bir deliği var. Değil mi? Hani olabilecek böyle diyelim kendi kendine. En kolay şeylerden birisi yani. Toprak da yani demir eksikliği yok orada. Ama bir çubuk gördünüz diyelim. Demir parçası. Bir tarafı sivri, bir tarafında bir delik var. Otomatik olarak diyorsunuz ki: "Bu arkeolojik bir şeydir. Bu insan yapısıdır." İnsandan kasıt. Kasıtla yapılmıştır. Bilerek yapılmıştır. Ve burada gaye gözetilmiştir. Ve yapanların da bunu yapma gücü var.

O becerisi var. Şimdi bakın, hiç kimse demiyor ki, “Şu iğne fizik kanun ve kuvvetlerinin mesela yaptığı bir şeydir." Niye? Çünkü fizik kanun ve kuvvetlerinde kasıt yok. Bilgi hiç yok. Ondan sonra faydalılık gözetme. Onun dükkanında öyle şeyler yok. Estetik, güzellik falan, onu zaten bahsetme bile. Yani bakın bir tek iğne diyelim. Bir tek iğne bile. Ve bunun kimse itirazı yok. Yoksa arkeoloji diye bir bilim dalı olmazdı. Herkes bunu kabul ediyor. Müzelere gidin bakın. Dünyanın böyle iğnesinden diğer şeylerine kadar. Bütün bunları böyle görürsünüz. Yani bir iğne dahi bir milyar sene bekleseniz tamam mı?

Fiziki etkilerle doğal olarak oluşamayacağına bütün insanlık kani ise o zaman şu bitkiler, hayvanlar, insanlar, bizim gibi şuurlu varlıklar, hücreler diyelim, trilyonlar hücreden oluşmasından beraber çalışmasından oluşan şu beden, beden dışı şeyler diyelim. Hani bu demin bahsettiğim sanal mekanizmalar falan. Yani bunun diyelim böyle sadece fizikten ibaret olması hesaptır orada. Öyle bir şey yok. Bir de mesela şeye bakın. Dikiş makinesi. Mesela diyelim ki kazdınız yine bir dikiş makinesi buldunuz. O dikiş makinesi bakıyorsunuz tamam mı? Dünyanın parçaları tam uyum içinde bağlanmış. Nasıl çalışacak, neler yapacak belli ki gaye gözetilmiş komplike şeyler.

Biri kalkıp dese ki, “Canım, böyle birkaç yüz milyon sene bekleyin. Parçalar oluşur eder bağlanır." Ya yok böyle bir dünya. Yani bunu diyen kendini kandırır. Herkes hürdür valla. Bölüm lV DNA Bir Kitaptır, Yazar Değil! Canlılar aleminde de muazzam düzenli bir işleyiş var. Baktığımız zaman canlılardaki DNA da canlıların birer proje defteri gibidir. Evrendeki kanunların bir proje defterindeki bilgiden ibaret olmaları gibi aslında insanın DNA'sı da insanın proje defteri gibidir. Yani kendi başına iş görüp hareket edemez. Yine DNA'daki bilgilere göre insanı inşa eden, insanı yaratan tek bir yaratıcı olmalıdır. Proje çizimi nasıl bazı şekillerden oluşur ama arabayı yapamaz dedik.

DNA da bazı harflerden ve dizilişlerden oluşur ama insanı oluşturamaz. Yine bir usta yani bir mimar gereklidir. Bir usta proje defterine göre bir arabayı veya bir binayı inşa ettiği gibi yaratıcı da canlıların proje defteri olan DNA'ya göre canlıları inşa ediyor. DNA'daki telomer var. DNA'nın ömrünü belirliyor. Yani programlanmış hücre ölümleri var. O hücre ölümlerinin yazıldığı yerde telomer. Telomerin aminoasitlerini çıkarmışlar. Aminoasitlerin içindeki karbon, oksijen, hidrojen, azot gibi inorganik maddeleri çıkarıyorlar. Oradaki mevcut bütün maddeleri daha sonra proteinlerin hepsini havada uçurtarak bir araya getirme. Matematik modelleme yapılıyor.

Olasılık hesaplarına göre 10 üzeri 652 çıkıyor. Yani oradaki inorganik maddelerin bir telomer olma ihtimali 10 üzeri 652. Şimdi 10 üzeri 652 de bir ihtimal. Peki olasılık hesaplarına baktığınız zaman matematikte 10 üzeri 50'nin üzerindeki ihtimaller imkansız kabul ediliyor. Matematik bilimine göre tesadüfen varoluş imkansız, akıl dışı. Tanrı'nın varlığını gösteren en güzel teori matematik. Matematiksel akıl yürütmeler ve matematik modelleme in silico laboratuvarda yapılan deneyler. Bölüm V Sonuç Aslında burada bir parantez açıp şuna da değinmek lazım. Tüm bu deliller, Deizm iddiasını da çürütmüş oldu. Çünkü Deizm'in iddiası neydi? Yaratıcı evreni en başta yarattı ve gitti. Haşa!

Halbuki kanun irade sahibi yaratıcının devamlı kontrolünü gösteriyor diyorsak o zaman şu an geçerli olan tüm dua kanunları da Allah'ın evrende hala tasarrufta olduğunu ispatlamış olur. Madem her yerde dua kanunları hala geçerlidir. Demek ki kanunları işleten irade sahibi Allah da hala evrende aktiftir. Peki bu kadar ince işlerin döndüğü, her şeyin bir ordu gibi düzenle insana hizmet ettiği bir ortamda insan "Ya bir bana bir işaret mi gönderiyor?" diye nasıl olur da hiç düşünmez? Bir ordunun düzenli hareketi görmesek de bir komutanı açıkça gösterdiği gibi bu atomların düzenli hareketi nasıl olur da bir komutanın vardığını göstermez? Yani kendine bir bak.

Her an nefes almaya ve vermeye muhtaçsın. Ama daha bunun kontrolü bile senin elinde değil. Mesela az önce ağzına götürüp yuttuğun bir lokmanın vücudunda dağılmasını düşün. Onu da sen kontrol etmiyorsun. Veya etrafına bir bak. Her şeyde bir işaret var. Gökyüzüne, yağmura, gökkuşağına bak. Karanlık bir gecedeki parlak yıldızlara bak. Cıvıl cıvıl öten kuşları düşün. Bunca olay, bunca işleyiş, olağanüstü bir gücün sana gösterdiği işaretleri değil mi? Hala nasıl bir mucize arıyorsun? Nasıl bir mucize bekliyorsun? Uzay denilen koca boşlukta. Devasa gezegenlerin ve yıldızların asılı durması. Hepsinin belli bir yörüngede düzenle bir ordu gibi hareket etmesi.

Bir mermiden daha hızlı hareket eden dünyamızda kahvemizi dökmeden yudumlayabilmemiz. Tüm bunları görmene rağmen hala yokluktan bu renkli âlemi var eden bir yaratıcı nasıl yok diyebilirsin? Hadi yok dedin. Ne elde ettin? Yani 70-80 yıl içinde toprağın altına gireceksin. Ve tüm dünyanın sahibi de olsan, çevrende binlerce dostun da olsa verdiğin bu kararın sonucunu kabirde tek başına çekeceksin. Ve kararını değiştirmek için çok da bir vaktin yok. Aslında her şey o kadar açık ki konu sadece Allah'a gelince kişi inanmamak için ısrarla gözlerini kapatıyor. İyi ama neden? Bu hissinin ve bu düşüncenin öz sebebini hiç dönüp bir sorguladın mı? Akıl da, mantık da, vicdan da seni aynı kapıya çıkarıyor.

Bütün bu âlemi yoktan var eden ve yöneten ve her şeyi senin hizmetine sunan bir yaratıcı var. Yani Allah var. Yani bir tarafta hiçbir delilin, hiçbir ispatın ve hiçbir mutluluğun olmadığı ateizm var, inkar var. Diğer tarafta ise aklın da, mantığın da, vicdanın da aynı kapıya çıktığı ispat dolu bir seçenek var. Yani her şey zaten yaratıcının varlığını gösteriyor. Ama dileyen kabul ediyor, dileyense reddediyor. Ama unutmaman gereken çok güzel bir cümle var. "Gözünü kapayan yalnız kendine gece yapar." Masallarla uyuttunuz, yalanlarla büyüttünüz. Kusursuz bu kainatı tesadüfe gömdünüz. Hakikatin üstüne karanlığı örttünüz. Ama artık oyun bitti. Yıkılıyor mülkünüz.

12 bin yıl geriye git, Göbeklitepe. Rüzgar yonttu demedin tek bir taşa bile. Yerden çatal çıksa burada insan var dersin ama evrenin içindekileri şansa verirsin. Kurup terk etti sanma. Deizm de bir masal. Kanun devam ediyor. O güç her zaman faal. Gördüğün düzene kanun deyip geçiyorsun. Evrendeki gücü kağıttaki formül sanıyorsun. Tabelada ceza yazar. Tabela ceza keser mi? Uygulayan biri yoksa o kural hiç işler mi Masallarla uyuttunuz, yalanlarla büyüttünüz. Kusursuz bu kainatı tesadüfe gömdünüz. Hakikatin üstüne karanlığı örttünüz. Ama artık oyun bitti. Yıkılıyor mülkünüz. Saniyede 2 milyon alyuvar kanında taze can. Yuttuğun o küçük lokma hücrelerine dağılan.

Kendi bedenine bile söz geçiremiyorken mermiden hızlı dünyada rahatça kahveni içerken. 70 yıllık ömrü sonsuz sanıp savururken bir yeni mesajınız var. Aç gözünü uyan. Satrancı kurallar oynamaz. Proje defteri araba yapmaz. Kanun kendi başına iş yapmaz. Son sözü unutma. Gözünü kapayan yalnız kendine gece yapar.
