# “Allah’a İnanmanın Zayıflara Ait Olduğunu Sanıyordum” – Kanadalı Ateist Müslüman oldu

- Language: tr
- Published: 2026-08-26
- Canonical: https://blog.towardseternity.com/tr/blog/canadian-atheist-converts-to-islam-i-thought-god-was-for-weak-people
- Source video: https://www.youtube.com/watch?v=ygafmuwyokk
- Channel: Towards Eternity

This is the cleaned transcript of the source video. The speech is unaltered.

---

Batı Kanada'da dağlarda büyüdüm. Evimizde din diye bir şey yoktu. Tanrı, hayatta kalmak için bir dayanağa ihtiyaç duyan zayıf insanlar içindi. Bilirsin, eniştem intihar etti. Kız kardeşimi aşırı doz fentanil nedeniyle kaybettim. Özellikle bir gece, bir arkadaşım geldi ve her yeri kan içindeydi. Vücudunun her yerinden bıçaklanmıştı. O zaman şunu düşünmeye başladım: "Benim sonum ne olacak?" Ve ezan okundu, abartmıyorum, bir anda gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Ne anlama geldiğini tabii ki bilmiyordum ama kalbime dokundu. Dünyanın dört bir yanından gelmiş bir grup kardeş vardı. Namaz kılmak için bir araya geliyorlardı.

Bu birliği gördüğümde, bunun ten rengine bağlı olmadığını anladım ve büyülenmiştim. Yani binaya ilk girdiğimde onu gördüm, ve o, tanıştığım ilk Müslüman'dı. Onunla tanışmak, tüm anlayışımı altüst etti. Hani derler ya, Tanrı'nın işi gizemlidir, işte bu da o anlardan biriydi. Bir gün bana bir mektup yazdı ve dedi ki, kızımla evlenirsen onur duyarım. Selamun aleyküm, Will Saleh kardeşim, davetimizi kabul ettiğin için çok teşekkür ederiz. Seni aramızda görmekten çok mutluyuz. Öncelikle şunu sormak istiyorum, Will Saleh kimdir? Bize kısaca hayatından bahseder misin? Ve aleyküm selam, elhamdülillah, beni davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Bunu gerçekten sabırsızlıkla bekliyordum.

Kısaca anlatırsam, Batı Kanada’da, dağlarda büyüdüm. Büyürken evimizde din diye bir şey yoktu. Hatta daha çok "ateist" bir aileydik, Tanrı’ya inanmıyorduk. Tanrı, hayatta kalmak için bir dayanağa ihtiyaç duyan zayıf insanlar içindi. Din konusunda benim yetiştirilme tarzım böyleydi. Ben çok küçükken, belirli zamanlarda yapılacak tek şey şuydu: toplumda Yehova Şahitleri vardı, Hristiyanlığın bir mezhebi, bir Krallık Salonu. Herkes oraya giderdi. Babam eskilerden bir motosikletçidir, uzun sakalları, dövmeleri vardı. Yani insanlarla tanışınca, bilirsin, bağ kurarsın, biz de arada sırada oraya giderdik. Ve benim için bu, çocukken takım elbise giyme ve küçük bir kravat takma fırsatıydı.

Ama hepsi bu kadardı. Kiliseye gittiğimiz tek zaman buydu, ve bunun nedeni ailece Tanrı'yı aramamız değildi; bunun nedeni yapacak başka bir şey olmamasıydı. İslam'ı hiç duymamıştım. Liseye kadar Müslümanları hiç duymamıştım. Müslümanları ilk kez 11 Eylül'de duydum. Lise yıllarım boyunca Orta Doğu’da "teröre karşı savaş" vardı, ve bu, İslam hakkındaki anlayışımın temel dayanağıydı diyebilirim. Böyle bir ortamda büyüyünce çok fazla önyargıyla, ırkçılıkla ve bu tür şeylerle karşılaşırsın. Ve o noktadan sonra, bilirsin, dünyayı dolaşıp inancı anlamaya çalıştığın çok uzun bir yolculuk başlar. Sonrasında 20'li yaşlarımın başında İslam'ı keşfettim.

Liseye ilk başladığım yıllarda, muhtemelen 2003 civarında, ağır uyuşturucular kasabamıza girdi ve kasabayı resmen yerle bir etti. Hayatımda uyuşturucu yüzünden ölen, bıçaklanan, öldürülen, hapse giren o kadar çok insan var ki, hepsi inanılmaz yıkıcı şeyler. 17 yaşındayken Vancouver'a çalışmaya gittim. Bir cuma gecesi Vancouver’ın East Side End (Doğu Yakası) denilen bölüme gittim. Ve şok oldum çünkü burası sanırım dünyanın eroin başkentiydi, Vancouver’da Hastings ve Main’in çok küçük bir bölümü. Uyuşturucu aşırı dozundan ölen, hayatını mahveden pek çok arkadaşım oldu.

Çocukluk arkadaşlarımdan biri, aslında taşındığım için bunu sadece birkaç yıl önce duydum, banyo yaparken kafası iyi olduğu için küvette boğulmuş. Yeni baba olmuştu, gençti, yani benden belki iki yaş büyüktü. Daha önce sizinle konuşurken söylediğim gibi, en yakın arkadaşlarımdan biri, hapse girip çıkardı, birini öldürdü. Ve bu tür şeyler ne yazık ki sıradan olaylar. Bilirsin, eniştem intihar etti. Birkaç yıl önce de kız kardeşimi aşırı doz fentanil nedeniyle kaybettim. -Kız kardeşini mi? -Evet, kız kardeşimi. En büyük sorunlardan biri şu: Sen Tanrı’nın varlığını sorgulamayabilirsin, ama etrafına bakıp bunları görürsen mutlaka sorgularsın.

Bir olayı hatırlıyorum, her yıl yapılan bir beyzbol turnuvası vardı, ve kamp alanında bir rave partisi vardı. Herkes partiliyor, içki içiyordu. Özellikle bir gece, bir arkadaş grubundan yeni gelmiştim, takılıyorduk, sonra başka bir grubun yanına geçtim, derken bir arkadaşım geldi, ve her yeri kan içindeydi. Vücudunun her yerinden bıçaklanmıştı. Kan içinde kalmıştı. Ben de “Burada ne oluyor?” dedim. Başka bir arkadaşımın yanına gittim, aynı şekilde, o da bıçaklanmıştı. Bunlara bakıp da düşünmemek gerçekten zor, "Bu işin sonu iyi olmayacak." O zaman şunu düşünmeye başladım: "Benim sonum ne olacak?" Benim hikayem nasıl olacak?

Bu yüzden kendime bir karar verdim ve dedim ki, "Tamam, evlenmek istiyorum." Nasıl olacağını bilmiyorum, kim olacağını bilmiyorum, nerede olacağını bilmiyorum, ama kendimi değiştirmem gerekiyor. Bu kararı verdiğimde, yaptığım tüm kötü şeyleri bıraktım ve bir anda, o hayattan tamamen uzaklaştım. İslam'a olan yolculuğun nasıl başladı? Aslında evlenmek istediğime karar verdiğimde başladı. Yaşam tarzımı değiştirmem gerekiyordu ve yeni bir kasabaya taşındım. İş başvuruları yapıyordum ve Future Shop adlı bir mağazanın önünden geçtim. Bir elektronik mağazasıydı. Ve "Neyse ya, bir deneyeyim" dedim. Ve sonunda, üç ay sonra sezonluk çalışan olarak işe alındım.

Daha sonra eşim olacak olan kadınla tanıştım. Ve o, tanıştığım ilk Müslüman'dı. Onunla tanışmak, tüm anlayışımı altüst etti. Öyle değil mi? Çünkü konuşma "Ben Müslümanım" demesiyle başladı. Ben de "Tamam, o ne demek?" dedim. Sonra o da "XYZ" dedi. Ben de şöyle dedim: "Ama ben bu insanlar hakkında ABC'ye inanıyorum." O da dedi ki, "Hayır, hayır, tamamen yanılıyorsun." Ve tam da bu noktada, gerçek bir Müslüman ile benim İslam hakkındaki anlayışım arasındaki ilk çatışma gerçekleşti. Bilirsin, babası oradaki Müslüman Derneği'nin başkanıydı, taşındığım kasabadaki.

Ve bu gerçekten de tetikleyici oldu, çünkü kendimi cahil bir insan olarak görmekten ya da bana bazı gerçekleri sunduğunuzda, düşüncelerim doğru olsa bile, gerçeklerinizi çürütmek için sizinle tartışmak zorunda kalmaktan hoşlanmam. İşte bu, 2001 yılından beri beynimi yıkayan Batı medyasının propaganda makinesini anlamaya çalışmak için çıktığım yolculuğun başlangıcında beni harekete geçiren şeydi. Yani bu, yıllarca süren sürekli bir bombardımandı; Filistin’de olanlar, Irak, Afganistan ve genel olarak her şey.

Yani ben buna inanıyordum ya da en azından bana böyle söylenmişti, böyle öğretilmişti, böyle şartlandırılmıştım ve bunu birinci elden yaşayan biri gelip bana “Tamamen yanılıyorsun” diyordu. İşte yolculuk aslında tam olarak burada başladı. O ilk konuşmada yaklaşık üç saat konuştuk. Şuna hayran kalmıştım, hiç partiye gitmemişti, hiç sigara içmemişti, hiç alkol almamıştı, hiç erkek arkadaşı olmamıştı. Bütün bunlar benim için inanılmaz yabancı kavramlardı. "Bu nasıl mümkün olabilir?" dedim. O da "Bu benim inancım" dedi. "Ben böyle yetiştirildim, kültürüm ve inancım bu." Bilirsin, Müslüman kültürü ve Müslüman inancı. Ve ben resmen büyülenmiştim.

Ben bunu ilk elden görüyorum ve kendime şöyle dedim: "İşte bu. Bu kız. Aradığım kız bu." O gece. Bu konuyu konuştuk, ama ben araştırmaya başladığımda, her şeyi anlamaya çalışırken işler biraz karmaşıklaştı, çok zordu. Bir DVD aldım, biliyor musun bilmiyorum, ama Amerika’dan Şeyh Halid Yasin’in “Hayatın Amacı” konuşması. O konuşma hayatımı değiştirdi. Tekrar tekrar dinledim ve kelimenin tam anlamıyla büyüleyici olduğunu düşündüm. Daha önce kısaca bahsettiğim gibi, Batı’da sürekli şikayet ettiğimiz ve bir çözümünün olmadığını düşündüğümüz tüm problemlere birer çözüm planı sunuyordu. Kelimenin tam anlamıyla bir yol haritası sunuyordu.

Ama en başta söylediği bir şey vardı ki, zihnimde kazındı: "Bir bardak su gibidir." dedi. "Kalbin, su dolu bir bardak gibidir. Eğer o bardağı ters çevirirsen, ne kadar su dökersen dök, asla dolduramazsın. Ama bir kez, bir kez kendini açarsan, işte o zaman doldurabilirsin." Peki, "Tamam, Müslüman olacağım, kararımı verdim, şimdi bu adımı atacağım." demeni sağlayan şey neydi? Bu son adımı atmanı sağlayan ne oldu? Sanırım bu kitabın hiç değişmemiş olduğunu fark etmemdi. Ama bütün cevaplar içindeydi. Hatırlarsan demiştim ki, eğer Tanrı gerçekse, bizi rehbersiz bırakmazdı. Ve Kur'an'ın değişmemiş bir kitap olduğunu anladığımda, işte o zaman gerçekten kafama dank etti.

Diğer dini kitaplara bakıyorsun, farklı dinleri de biraz inceledim, Kur’an’a gelince, kitabı al, at bir kenara. Gerçekten de önemi yok. Bir günde, kelimesi kelimesine, 1400 yıl önceki lehçesine kadar, sözlü aktarım sayesinde aynı şekilde yeniden yazılabilir. Bu benim için gerçekten çok önemli bir faktördü. Ve sonra dedim ki, tamam, artık inkar etmem mümkün değil… Kelime-i Şehadet anın nasıldı? Neler hissettiğini anlatır mısın? Göz korkutucuydu. Namazı bitirdikten sonra kardeşler dediler ki, aslında içeri geçtik ve içeride muhtemelen 30 kişi vardı. Orada oturuyordum, yirmi iki, yirmi üç yaşındaydım. Orada oturan 30 kişi bana bakıyordu. "Bu çok garip." diye düşündüm.

İmam bana sordu: "Yardımcı olabileceğimiz herhangi bir sorun var mı?" Ve o ana şahit olduktan sonra ona şöyle dedim: "O kadar çok sorum var ki. Ama biliyorum ki benim kaderim bu, yapmam gerekenin bu olduğunu biliyorum." Ve orada, ileride kayınpederim olacak kişinin, ileride kayınbiraderlerim olacak kişilerin ve bir gün önünde durup namaz kıldıracağım cemaatin önünde Kelime-i Şehadet getirdim. Duygusal bir andı. Aklımdan binlerce şey geçiyordu. Mesela ailem, ne düşünecekler? Dinleri sevmeyen, ateist bir bakış açısıyla büyümüşlerdi, hatta benden bile daha sert şekilde şartlandırılmışlardı. Ama artık bunun bir önemi yoktu.

Dürüst olmak gerekirse, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in yaşadığı zorlukları, hayatını ve başından geçenleri gördükçe ve öğrendikçe şunu fark ediyorsun: Hepimizin imtihanları var. Hepimizin zorlukları, sıkıntıları, sınavları var. Sonra birkaç yıl geçti ve açıkçası yeni bir Müslüman olarak çok zorlandığım bir dönem oldu, pek bir çevrem yoktu. Ta ki kardeşlerden biri, hani beni ağlatan ezanı okuyan kardeş, beni üç günlüğüne onlarla birlikte bir yerlere davet edene kadar. İşte o zaman etrafımda Müslümanlar varken ibadet etmeyi gerçekten öğrenmeye başladım, namazı düzgün kılmayı, ve tüm diğer şeyleri nasıl yapacağımı öğrenmeye başladım. Ve işte o zaman bu yolculuk başladı.

Kendimi geliştirmeye, dini öğrenmeye başladım. Oradan eve döndüm ve dört ay sonra camide imamlık yapmaya başladım, 3-4 yıl imamlık yaptım. Dersler veriyordum, kiliseler geliyordu, okul yönetimleri geliyordu, cuma hutbeleri veriyordum, konuşmalar yapıyordum. Ve işte o zaman her şey gerçekten oturmaya başladı. İnanılmaz bir şey. Peki şimdi tekrar, müstakbel eşinle olan hikayeye dönersek, her şey nasıl gelişti? Sonunda nasıl evlendiniz, bize anlatır mısın? Evet, evet. Yani, Subhanallah. Bir şey fark ettiniz mi? Bu videoyu izlerken hiç reklam görmediniz. Towards Eternity kar amacı gütmeyen bir kuruluş olduğundan, bu videoları sadece sizin desteğinizle üretebiliyoruz.

Bu iyi amaca katkıda bulunmak isterseniz, Towards Eternity'ye bağışta bulunun ve bu altın fırsatı kaçırmayın. Peki şimdi tekrar, müstakbel eşinle olan hikayeye dönersek, her şey nasıl gelişti? Sonunda nasıl evlendiniz, bize anlatır mısın? Evet, evet. Yani, Subhanallah. Hatta daha başa dönersek, binaya ilk girdiğimde, eğitim için, onunla tanışmamdan üç ay önce, onu görmüştüm. Ve "Vay be, çok güzel" demiştim. Ama sonra üç ay boyunca onunla hiç konuşmadım. Ve sonra konuşmaya başladığımızda ise, birlikte çalışırken ve sohbet ederken, aramızda bariz bir bağ oluştu.

Tanıştığımız gece ona şunu söyledim, bunu daha önce de paylaşmıştım, o yüzden sorun değil, O, Müslümanlar olarak her şeyin bir nedeni olduğuna inandığımızı söyledi. Bu Allah’ın planı. "Acaba bu karşılaşmanın, tanışmamızın amacı ne?" dedi. Ben de dedim ki, "Çünkü evlenmemiz ve bir sürü çocuk sahibi olmamız gerekiyor." Biraz cesurdum. Biraz fazla açık sözlüydüm. Onunla ilk konuştuğum andı. O da gülümsedi ve şöyle dedi: "Vay canına, bu çok tuhaf." Ve evet, beni ağlatan ezanı okuyan kardeş, aslında ailesinin, anne babasının yakın bir dostuydu ve benim de mentorum oldu. O benim adıma talip oldu ama cevap kesinlikle hayırdı. "Bunu bir daha asla gündeme getirme. Hayır." -Kesinlikle hayır mı?

-Kesinlikle hayır. Net bir şekilde hayır. Tanışmamızdan benim Pakistan’dan dönmeme kadar tam beş yıl geçti. Ve geri döndükten sonra yine aynı şey oldu, bilirsin, benim adıma aileye evlilik teklifinde bulundu ve bu seferki hayır daha da sert oldu. "Hayır. Bir daha asla bu konuyu bana açma. Kesinlikle olmaz." -Bunu söyleyen kimdi? -Kayınvalidem. Kayınpederim beni severdi çünkü camide arkamda namaz kılıyordu. Bilirsin, hutbelerimi konuşmalarımı dinlerdi, oradaydı. Yani beni oldukça iyi tanıyordu ve bununla bir sorunu yoktu. Ama anne hayır dediyse, hayırdı. Hani İngilizce'de güzel bir deyiş vardır, "Tanrı'nın işleri gizemlidir." Bu da o anlardan biriydi. Ramazan'ın son on günüydü.

Camide itikafa girmiştim. Onlar da ailece teravih namazına geliyorlardı. Ve ezanı ben okuyordum çünkü imamımız, hafızımız vardı, teravih namazını kıldırmak için gelirdi. Ezanı ben okuyordum ve bu çok hoşuna gitmişti. O sesin kimden geldiğini bilmiyordu ama sonunda ben olduğumu anladı. Eve gittiklerinde kayınvalidem kayınpederime sormuş: "Bu hutbeleri veren ve ezanı okuyan kişi kim? Çok güzel okuyor." O da demiş ki, "Hani hayır dediğin adam var ya, işte o." "O mu? Gerçekten mi?" demiş. O sırada Kur’an’dan bir ayet okuyormuş, yanlış hatırlamıyorsam, ayet tam olarak aklımda değil ama insanları yargılamamakla ilgili bir şeydi, onlara kendilerini kanıtlamaları için fırsat vermekle ilgiliydi.

Bu ayeti okuduğunda her şeyin değiştiğini söyledi. Allah onun kalbini dönüştürdü. Biliyorsun, gerçekten, biliyorsun, kalplerimizi kontrol eden Allah'tır. Ve bir gün, hiç beklenmedik bir anda, kimsenin beklemediği bir anda, bana bir mektup yazdı. Ve dedi ki, "Kızımla evlenirsen onur duyarım." Ben de "Ne?" dedim. Ve Kurban Bayramı'nda evlendik. Müslüman olman ailende ve çevrende nasıl karşılandı? Evet. Müslüman olduğumda, özel ihtiyaçları olan bir erkek kardeşim vardı ve daha önce de bahsettiğim gibi iki ablam vardı, biri vefat etti. Ama Müslüman olduğumda, ablalarım bana, "Sen nesin? Sen bizden değilsin." dediler. Anlıyor musun? Ve bu gerçekten...

Zaten birbirimize yakın yaşamıyorduk, ve bu yüzden birbirimizden oldukça uzaklaşmıştık. Bu yüzden birkaç yıl boyunca, onlar ziyarete geldiklerinde evimde ortada seccade bıraktım ya da bir Kuran bulundurdum. Bir süre sonra, sonunda söyledim. Telefonda konuşuyorduk, tam olarak ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum. Dürüst olmak gerekirse, muhtemelen bir şey yüzünden tartışıyoruzdur. Belki de Noel’e gelmememle ilgiliydi, yanlış olmasın, belki annem hatırlıyordur. Sanırım öyleydi ve ben dedim ki: "Ben Müslümanım. Bu benim için uygun değil." Ve onun cevabı çok klasikti. Dedi ki: "Bizi aptal mı sanıyorsun?" Benim için bu şu demekti, görev tamamlandı, değil mi?

Anne, eğer izliyorsan, sadece şunu söylemek istiyorum, bu konuyu konuştuk, sıra sende. Babamla da birkaç tartışmamız oldu. Öyle dramatik bir şey değildi. Ama en büyük mesele soyadımı değiştirdiğim zamandı. O zaman olay "Bu ne cüret?" noktasına geldi. Çünkü ben ailemin son oğluyum, soyumun son halkasıyım. Soyadım benimle sona eriyor. Eğer bir oğlum olmazsa, o zaman soyadım devam etmeyecek. Ben de adımı Muhammed William Saleh yaptım. İslam’da seni en çok etkileyen şey neydi? İslam hakkında beni en çok etkileyen şey, ilk olarak, Müslümanların birliği diyebilirim.

Kelime-i Şehadet getirdiğimde, bilirsin, dünyanın dört bir yanından gelmiş bir grup kardeş vardı, ve bizim kasabamızdalardı, ortam çok güzeldi. Sorularım vardı ve eşimin babası, Cami Derneği'nin başkanıydı. Onunla iletişime geçti ve beni davet etti. Ben de gittim ve kardeşler şöyle dediler "Tamam, şimdi namaz kılacağız." Ve ezan okundu, abartmıyorum, bir anda gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Ne anlama geldiğini tabii ki bilmiyordum ama kalbime dokundu. Sonra hepsinin birlikte namaz kıldığını gördüm. Pakistanlılar vardı, Afrikalılar vardı, ben de burada oturan beyaz bir adamdım, her renk, her milletten insan vardı, farklı diller, her şey farklı.

Ve hepsi namaz kılmak için bir araya gelmişti. İşte beni ilk etkileyen şey buydu. Ve bu birliği gördüğümde, bunun ten rengine dayalı olmadığını fark ettim. Ten rengin ya da nereli olduğun kimsenin umurunda değil. Önemli olan tek şey birlikti, nereden geldiğin önemli değildi. Müslüman olmasaydın, şu an ne yapıyor olurdun? Ne tür bir durumda olurdun? Oh. Ölü ya da hapiste. -Ciddi misin? -Evet. Bu acı bir gerçek ama çevreme baktığımda, etrafıma, arkadaşlarıma, kültürüme baktığımda, büyüdüğüm ortam ve insanların durumu düşünüldüğünde, benim için iyi bir son olmazdı. Peygamber Efendimiz (asm) hakkında seni en çok etkileyen şey neydi? Sallallahu aleyhi ve sellem. Bu zor bir soru.

Onun hakkında beni en çok etkileyen şey, hayatımdaki zorluklar ve sıkıntılarla nasıl başa çıkılacağı konusunda onu bir örnek olarak görebiliyor olmamdır. Eşim birkaç yıl önce düşük yaptı. Ve bir baba olarak benim için en zor şey eve gelip çocuklarına kardeşlerinin vefat ettiğini söylemekti. Bugün bile gözlerim doluyor, kalbimi paramparça ediyor. Kendim için değil onların tepkisi için. Sonra bakıyorum, hayatı boyunca çocuklarının bir tanesi dışında hepsini kaybetmiş bir adam. Kendi ailesi ona sırt çevirmiş, onu öldürmeye çalışmış, onu dışlamış, aç bırakmış. Hayatında yaşadığı tüm bu ağır imtihanlara rağmen, dimdik ayakta kalmış. Namazını kılmış. Ramazan ayında orucunu tutmuş.

Onun için taşınamayacak bir yük yokmuş. Bu yüzden biz ebeveynler olarak, Müslümanlar olarak, insanlar olarak, onun o muazzam direncine baktığımızda, İslam mesajına olan sarsılmaz imanına baktığımızda, bütün bunların içinden Mekke’nin fethine, şehre girip şunu demesine kadar: "Bugün merhamet günüdür. Savaşmak, öldürmek için gelmedik. Bizim amacımız bu değil.” Ve ona baktığımda, takip edebileceğimiz, sığınabileceğimiz muazzam bir örnek görüyorum. Bilirsin ona ve o zorluklara baktığımızda. Dünyadaki tüm gayrimüslimlere hitap etmek için birkaç dakikan olsaydı, onlara ne söylemek isterdin? Şunu söylerdim: Hepimizin yaşadığı sorunların, çektiği sıkıntıların bir çözümü var.

Ama maalesef bu çözüm, gerçeği keşfetmeni istemeyen insanlar tarafından bilerek senden saklanıyor. Çünkü gerçeği keşfedersen, seni bağımlı kıldıkları o sistemlere artık muhtaç olmayacaksın. Onların dediği gibi, kendinizi "Matrix"ten kurtaracaksınız. Böylece, anlayışınızda ve yaşam amacınızda özgürleşeceksiniz. Bir amacımız var. Ve amacımız, sadece bu tuzaklara düşüp, önüne çıkan her şeyi yok eden, tıkır tıkır işleyen bir makinenin parçası olmak değil. Amacınız bundan çok daha büyük. Ve bir kez gerçekten şu gerçeği kabul ettiğinizde: Alçakgönüllü olmalıyım, kibirli olmamalıyım, o zaman İslam'ı araştırmaya başlarsınız. Ve bir durup şunu anlarsınız: Bu, yaşadığım bütün problemlerin çözümü.

Sadece benim kişisel sorunlarımın değil, ekonomik sorunların, siyasi sorunların da çözümü. Eğer anlamak için zaman ayırırsanız, tüm sorunların çözümü budur.
