# İslam "Gayrimüslimleri *ldürün" Mü Diyor’? - Cihad, Şariat ve Kölelikle İlgili Gerçekler

- Language: tr
- Published: 2026-08-26
- Canonical: https://blog.towardseternity.com/tr/blog/does-islam-say-kll-non-believers-the-hidden-truth-about-jihad-sharia-slavery
- Source video: https://www.youtube.com/watch?v=KVIujU7dDU4
- Channel: Towards Eternity

This is the cleaned transcript of the source video. The speech is unaltered.

---

Eğer İslam insanlara değer veriyorsa, neden içinde kölelik kavramı var? Hz. Muhammed (sav)’in hayatına baktığımızda savaşlarla, İslam’ı incelediğimizde ise "Cihat" adı verilen bir kavramla karşılaşıyoruz. "Tüm bunlar barbarca ve şiddet dolu görünmüyor mu?" diyen birine ne derdiniz? Eğer İslam, Müslümanları sadece İslam’ı kabul etmedikleri için gayrimüslimleri öldürmeye teşvik etmiş olsaydı, o zaman Müslümanlar binlerce yıl Hindistan’ı nasıl yönetti? Orada yaşayan tüm Hintlileri yok edebilirlerdi değil mi? Şeriat, hukuk sistemidir. İslam şeriatı olduğu gibi, Fransız şeriatı, Anglosakson şeriatı da vardır. Bu şeriatların hepsi farklı açılardan iyidir.

Ancak İslam şeriatı ile diğerleri arasındaki en önemli fark, İslam şeriatının kusursuz olmasıdır. Abraham Lincoln cesur bir adamdı. Bir yasa imzalayarak, bir günde 4 milyon köleyi serbest bırakmıştı. Bu karar ise bir iç savaşa yol açmıştı. Ve bu savaşta, yarım milyon insan ölmüş, yarım milyon kişi ise sakat kalmıştı. İslam, Müslümanların kalbine özgürlük sevgisini yerleştirdi. Peki İslam bunu nasıl başardı? Hristiyanlık daha çok sevgi ve barışla ilgilidir. Matta 5:39’da "göze göz" yerine, size tokat atana diğer yanağınızı çevirin denir. Diğer bir yandan İslam, daha sert cezaların yer aldığı bir şeriata tabidir.

Peki ya o zaman "Tanrı sevgidir" diyen bir Hristiyan neden inancını bırakıp İslam’a geçmelidir? Bazen şu örneği veriyorum: Bir keresinde Wisconsin Marshfield’a gitmiştim. Orada bir cami tanıtım etkinliği vardı. Ve orada olan bir hanımefendi de bana tam olarak aynı soruyu sordu. “Tamam, Dr. Sabeel, İslam’ın güzel olduğunu söylediniz. Peki İslam’ın şeriat cezaları neden bu kadar sert?” Ona şu örneği verdim: Bu ülkede her yıl bildirilen tecavüz vakası sayısı 93.000. Bunlar sadece bildirilen vakalar bu arada. Eğer durum bu ise, bu kişiler ortalama 5 ila 7 yıl hapis yatıyorlar. Sonra ise serbest kaldıkları için, toplum tehdit altında kalmış oluyor.

O kadın, “Her an gelip bana tekrar saldırabilir” korkusuyla yaşıyor. Peki ya toplumun huzurunu, o kadının güvenliğini sağlayacak adalet nerede? Bu mahkum, bu tecavüzcü hapisteyken, onu orada kim besleyecek? Kim barındıracak? Hapishanenin sağlamış olduğu bu lüksü kim sağlayacak değil mi? New York eyaletinde, her bir mahkûm için yılda yaklaşık 90.000 dolar vergi parası harcanıyor. 90.000 dolar. Benim vergim. İnsanların vergisi, değil mi? İslam ise, adil bir ceza olmalıdır, der. Eğer bu ceza halk önünde uygulanırsa, geriye kalan toplum buna şahit olup, bu kişinin ceza aldığını görür.

Ve potansiyel bir tecavüzcü, bir suçlu ya da bir hırsız, aklından birine tecavüz etmek ya da birini öldürmek gibi bir şey geçiriyorsa, “Bir şey yaparsam başıma gelecek şey bu olacak" diye düşünür. Yani İslam’daki cezalar caydırıcı niteliktedir. Ve bu işe yarar. Şayet karşılaştıracak olursak, herhangi bir İslam ülkesinde tecavüz oranları oldukça düşüktür. Cinayet, uyuşturucu kullanımı, şiddet gibi suç oranları da bu tür caydırıcı yasaların olmadığı ülkelerle kıyaslandığında çok daha azdır. Bu birinci sebep. İkincisi ise şöyle: Gecenin 2’sinde bir hırsızın kapınızı çaldığını hayal edin. Aniden kapıyı kırıp içeri dalıyor. Ona "Diğer yanağımı da çeviriyorum, hoş geldin. Bu oda senin.

Hadi şimdi sana diğer odaları da göstereyim.” demezdiniz değil mi? Bu diğer yanağı çevirmektir. Uygulanabilir değildir. Dünya bu şekilde ilerlemez. Diğer yanağınızı çevirdiğinizi bir düşünün. O zaman, dünya hırsızlar, soyguncular, tecavüzcüler ve saldırganlarla dolardı. Bu uygulanabilir değildir. Kimse de böyle yapmaz değil mi? Yani, bizim ülkemizin… Sizin ülkenizden bahsetmiyorum, bulunduğumuz ülkenin savunma için 800 milyar dolar bütçesi var. ABD’nin diğer yanağını çevirdiğini bir hayal edin, Çin ve Rusya her yerde olurdu. ABD’nin her yerini sararlardı, değil mi? Hatta, ABD diye bir yer bile kalmazdı.

Gerçek hayatta hiçbir aile ya da birey, saldırı veya haksızlık karşısında tamamen tepkisiz kalmaz ve kalmamalıdır. Böyle bir yaklaşım gerçek hayatta işlemez. Toplumda kargaşaya neden olur. Ve tüm iyi insanların sonunu getirirdi. Şeriat, hukuk sistemidir. İslam şeriatı gibi, Fransız şeriatı, Anglosakson şeriatı da vardır. Bu şeriatların hepsi farklı açılardan iyidir. insanların haklarını korumak isterler. Ancak İslam şeriatı ile diğerleri arasındaki en önemli fark, İslam şeriatının kusursuz olmasıdır. Hatasızdır. Peki neden? Çünkü her sistem, kurucusunun özelliklerini taşır. Bir insanın oluşturduğu şeriat güzel olabilir, çünkü insanın kendisi de iyi olabilir.

Ama Allah’ın yarattığı şeriat kusursuzdur. İçinde herhangi bir hata veya eksiklik bulunmaz. Ama bazen insanlar kendilerini Allah’tan daha akıllı zannederler. Kendi kanun ve yasama sistemlerini üretirler, bunu yaparlar ve sonra da başarısız olurlar. Yani hiçbir şey Allah’ın söylediğinden daha iyi değildir. Bu benim düşüncem. Ve biliyor musunuz? Eğer Müslüman olmasaydım ve İslam’ı şu anki gibi derinlemesine inceleseydim, beni İslam’a çekecek birçok şey olurdu. Bunlardan biri de şeriattır. Bu bir mucizedir. “Kur’an’ın yasama mucizesi” diye adlandırılır. Neden? Çünkü o dönemde dünyadaki farklı toplumlar iyi bir kanun sistemi oluşturmak için çabalıyorlardı.

Örneğin Romalılar kendilerince güzel yasalar oluşturmaya çalışıyordu. Yunanlılar da çabalıyordu. Ama bugün o yasaları okuyacak olsanız, onları bugün okusanız gülersiniz. Oysa Kur’an’ın yasaları hâlâ geçerlidir ve her zaman dilimi, her çağ için mükemmeldir. İslam’daki sert cezalar yaygın değil, belirli durumlara yöneliktir. Örneğin, Ben trafik kanunlarının çok katı olduğu bir ülkede yaşıyorum, bu yüzden de insanların kurallara uyarak araç kullandığını görürsünüz. Başka yerlerdeki kadar kazaya rastlamazsınız. Yani bu kurallar insanları korumak için vardır.

Eğer suçu işleyenin açısından bakarsanız, ceza sert görünebilir, ama mağdur açısından bakarsanız, mağdur der ki: “Keşke ceza daha da ağır olsa.” Çünkü evine girilen, parası çalınan biri için o para çok kıymetlidir. O, yıllarca o parayı biriktirmiştir. Sonrasında ise biri düşüncesizce evine sızmış, uyuşturucu almak için o parayı çalmıştır. Hırsızın açısından bakanlar... Cezaların ağır olduğunu savunanlar, hırsızla empati kuruyorlar, mağdurla değil. Bazıları diyor ki: "Zina edenlere neden ceza veriyorsunuz?" "Hatta bu ceza bazen idam cezası oluyor değil mi? Neden böyle yapılıyor?” Batı'da bu cezalar için "barbarca" deniliyor. Peki zinanın ne kadar büyük zararlara yol açtığını biliyor musunuz?

Bakın, İslam’da zinaya karşı, kanıtlaması oldukça zor olan yasalar vardır. Dört şahit ve bu şahitlerin olayı açıkça görmüş olması gerekir. Sadece iki kişiyi yan yana görmek yetmez. Olayın tamamına şahit olmaları gerekir. Bu oldukça zordur. Bu kuralların amacı, caydırmaktır. Cezanın ne kadar ürkütücü olduğuna bakın. Neden? Çünkü İslam seni zinadan uzak tutmaya çalışıyor. Amerikan kültürüne baktığınızda, Chicago Tribune'un yaptığı bir ankette şu görülüyor: Bu ülkedeki ortalama bir erkeğin, 7'den fazla kız arkadaşı, ya da evlilik dışı ilişkisi olmuştur. Eğer bir erkek evlenmeden bir kadınla cinsel ilişki yaşarsa ve o kadından bir çocuğu olursa, adam çekip gidebilir. Sadece ufak bir ödeme yapar.

Peki ya sonuç ne olur? Babasız çocuklar, tek ebeveynli aileler… Bu ise bir çözüm değildir. Psikologlara göre, veriler şunu gösteriyor ki, tek ebeveynli bir evde büyüyen çocukların… Bunu istatistiklere göre söylüyorum, tabii ki her çocuk değil, ama genel olarak daha düşük IQ'ya sahip oluyorlar. İki ebeveynle büyüyen çocuklara kıyasla, bağışıklık sistemleri daha zayıf oluyor. Okulu bırakmaya daha yatkın oluyorlar. İşsiz kalma ihtimalleri de daha yüksek oluyor. Uyuşturucuya bulaşma, çetelere katılma olasılıkları da artar. ve bu kısır döngü böylece devam eder. Bu durum Batı’da devlet için büyük bir yük haline geldi. Bu yüzden bir yasa çıkarmak zorunda kaldılar.

Bu yasayla, evlilik dışı çocuk sahibi olan erkekler yasal olarak çocuğa maddi destek vermek zorunda. Çünkü vergiyle karşılanıyordu ve çok masraflıydı. Çünkü bu özgürlük anlayışı yüzünden işler kontrolden çıkmıştı. Gerçekten böyle bir şey mi oldu? Nasıl yani? Devlet bu konu hakkında bazı yasalar çıkartmış. Bu gerçekten oldu mu ? Evet evet. Artık tüm Batı ülkelerinde bu var. Eğer bir erkek bir kadınla birlikte olursa ve kadın hamile kalırsa, bu çocuğu doğurursa, yani kürtaj yaptırmazsa, o zaman erkek çocuğun bakım masraflarını karşılamakla yükümlüdür. Evlilik olsun olmasın fark etmez. Evli olmasalar bile, çünkü bu konu artık kontrolden çıktı. Peki ya o masum çocuklar?

Onlar hiçbir suç işlemedi. Ama her şeyin bir sonucu vardır. Sonuçsuz hiçbir şey yoktur değil mi? Bu durum bazı sorunlara yol açtı çünkü bazı erkekler şunu düşünmeye başladı: "Bu çocuğun babasının ben olmadığıma eminim.” “Çünkü o kadın başka erkeklerle de birlikte olmuş olabilir.” “Bu çocuğun gerçekten benim olduğunu nasıl bilebilirim ki?” Bu işin içinden çıkmanın tek yolu DNA testi yaptırmak oluyor, bu testin sonucunda çocuk adama ait çıkmazsa bu şekilde sorumluluktan kurtulur. Ama çoğu zaman kadın bile çocuğun babasının kim olduğunu bilmiyor. Belki şu anki erkek arkadaşım çocuğun babasıdır diye düşünüyor. Ama önceden başka biriyle de birlikte olmuş.

Ya da kocam babasıdır diyor, ama bir yandan da sevgilisi varmış. Ya da belki bir gece bir barda ya da kulüpte tanışıyorlar. Dışarı çıkıyorlar, alkol alıyorlar. Sonrasında onun kim olduğunu hatırlayamıyor. İşler o kadar çığırından çıktı ki, Fransa'da artık DNA testleri yasaklandı. Çünkü yapılan testlerde sık sık şöyle durumlar ortaya çıkıyor: Kadın "Bu, çocuğun babası olan kişidir" diyor. Ancak kadının gösterdiği adam çocuğun gerçek babası olmuyordu. İşte şu anda Batı’da yaşanan sonuçlar bunlar gibi şeyler. Ve insanlara deniyor ki, “Eğer açık giyinmezsen, vücudunu sergilemezsen ya da ne kadar zengin, güçlü vesaire olduğunu gösterecek şeyler giymezsen kimsenin ilgisini çekemezsin.

Ve ilgi görmek iyidir. Sana para kazandırır. İlgi çekerek daha çok saygı kazanırsın.” Bu yüzden herkes ilgi çekmek istiyor. Bu yüzden mümkün olduğunda çok ilgiyi çekebilecekleri şekillerde giyiniyorlar. Her gün zinaya ve eşini aldatmaya yönelik reklamlara maruz kalınıyor. Sonra da aldatma oranlarının bu kadar yüksek olmasına şaşırıyorlar. Batı'da boşanma oranı %50. Yani her iki evlilikten biri sona eriyor. Bunun sebebini merak ediyorlar. Çünkü insanlar eşlerine güvenemiyor. Birbirlerine güvenemiyorlar. Hep endişeliler. Sürekli kaygı yaşıyorlar. “Kocam beni aldatıyordur.” “Karım beni aldatıyordur.” diye düşünüyorlar. İşte Batı’nın durumu bu.

Özgürlük dedikleri şeyin getirdiği o sözde mutluluk işte budur. Herkes korku içinde, endişeli, güvensiz. Hz. Muhammed’in (sav) hayatında savaşlar vardı. Ve İslam’da “cihad” adı verilen bir kavram da mevcut. “Bunlar barbarca ve şiddet dolu değil mi?” diyenlere ne derdiniz? İnsanların, Peygamberimiz (a.s.m)’ın yaptığı savaşlardan, savaş sayılarından söz ederken, Eski Ahit’teki neredeyse her peygamberin savaştığını unutmamaları gerekir. Musa savaşmıştır, değil mi? Davud, Süleyman gibi savaşan birçok peygamberin isimlerini sayabilirim. Bir kişinin savaşa katılmış olması, onun peygamberliğini geçersiz kılmaz. Yani peygamber olmanın şartı hiçbir savaşa katılmamış olması değildir.

Savaş bazen barışı korumak ve kendini savunmak için önemlidir. Peygamberimiz Mekke’den Medine’ye hicret ettiğinde, İslam Devleti’ni kurdu. Mekkeli müşrikler, putperestler, inançsızlar ittifaklarla birlikte Peygamberimiz (a.s.m)’a sürekli saldırıyorlardı, değil mi? Devamlı saldırıyorlardı. Ama en önemli mesele şudur. Dünyadaki birçok anayasa ile kıyasladığımızda, İslam, savaş konusunda da ahlaki, adil ve harika ilkeler sunmaktadır. Hatta savaşa girmekte haklıysanız bile, uymanız gereken kurallar vardır. Kur’an’da 2. sure 190.

ayetin mealinde şöyle buyurur: “Size karşı savaşanlarla siz de Allah yolunda savaşın, fakat aşırılığa sapmayın; Allah aşırılığa sapanları sevmez.” Yani eğer biri size savaş açıyorsa, karşılık verme hakkınız var. Ama bu mücadelede bile Allah, bize uymamız gereken bazı sınırlar koymuştur. Aşırıya gitmeyin. Peki, hızlıca, bu kurallardan bazıları nelerdir? Kur’an 5. sure 32. ayette der ki “Kim masum bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur.” Yani haklı bir savaşta bile kadınlara, çocuklara veya savaşmayan sivillere zarar veremezsiniz. Bu bir kuraldır. İslam’da toplu bombardıman yoktur. İslam’da Hiroşima veya Nagasaki gibi şeyler yoktur.

Yani İslam’da masumların ayrım gözetmeden öldürülmesi yasaktır, bazı ülkelerin yaptığının aksine. Sivillerin kaynaklarını yok edemeyiz. Tarım ürünleri, hayvansal kaynaklar, elektrik ve internet altyapısı gibi şeyleri. Ve son olarak, eğer düşman gelip, "Barış anlaşması yapalım" derse, silahlarını bırakırlarsa, barışa yönelirlerse, Kur’an’da 8. sure 61. ayette söylendiği gibi: "Eğer barışa yanaşırlarsa sen de yanaş." Onları arkadan vurma, barışa yönel. Dünyadaki diğer savaşlarla kıyasladığımızda, bir örnek verecek olursam: İkinci Dünya Savaşı'nı ele alalım. İkinci Dünya Savaşı'nda hayatını kaybedenlerin sayısı yaklaşık 60 milyondu. Çünkü ölenlerin çoğu sivildi.

İslam bunu ahlaki ve adil ilkelerle önler. Yani eğer insanlar İslam'ın savaş kurallarına uyarsa, sivil kayıplar en aza iner. Ve savaşların sayısı azalır, çünkü savaş caydırıcı bir hal alır. İslam önerdiği bu güzel yaşam tarzı ile Bizi komşularla barış, huzur ve adalet içinde yaşamaya davet eder. Bu konuda birçok örnek verebiliriz. Eğer İslam, Müslümanları sadece İslam’a inanmadıkları için gayrimüslimleri öldürmeye teşvik etmiş olsaydı, o zaman Müslümanlar binlerce yıl Hindistan’ı nasıl yönetti? Orada yaşayan tüm Hintlileri yok edebilirlerdi değil mi? Şu anda orada bir tane bile Hintli kalmazdı.

O günkü Hintlilerin torunları olan bugünkü Hintliler, Müslüman yöneticilerin gayrimüslimlerin öldürülmesi gerektiği yönündeki bu iddiaların yaşanmadığını doğruluyorlar. Müslümanlar İspanya’yı 770 yıl boyunca yönetti. Tüm Katolik ve Yahudileri öldürebilirlerdi. Ama yapmadılar. Çünkü İslam bunu emretmez. Şu anda Mısır'da yaklaşık 15 milyon Kıpti Hristiyan var. Onlar da İslam’ın bunu teşvik etmediğine şahitler. Hatta İslam, senin yönetimin altında ya da himayen altındakileri öldürmeni yasaklıyor. Değil mi? Türkiye’de, İran’da, Irak’ta da böyle. Bir keresinde berbere gittiğimde, berber bana: "Ben Iraklı bir Hristiyan’ım." demişti.

Ve o da şahitlik ediyor, Müslümanlar Irak’ı yönetirken, onu öldürmediler. Hadid Suresi'nin bir ayetinde… Hadid Suresi’nde sanırım 25. ayette: “Andolsun ki biz peygamberlerimizi açık kanıtlarla gönderdik, beraberlerinde kitap ve adalet terazisini de indirdik ki insanlar hakkaniyete uygun davransınlar.” Yani İslam adalet dinidir. Peki. Ve sonra Allah şöyle devam ediyor, çünkü ayete baktığımızda, peygamberleri kitaplarla göndermek barışçıl bir yöntemdir. Böylelikle insanlar adaleti sağlayabilir. Peki ya adalet sağlanmazsa?

Ayet devam ediyor ve şöyle diyor: “Bir de demiri indirdik ki onda büyük bir güç ve insanlar için yararlar vardır." Eğer adalet barışçıl yollarla sağlanılamıyorsa, savaş yoluyla sağlanılacaktır. Yani İslam adaletin dinidir. Barış da savaş da adaleti sağlamak için bir araçtır. Allah bize: "Adaleti barışçıl yollarla sağlamaya çalışın” demektedir. Savaş, bir devletin kullanabileceği birçok araçtan sadece biridir. İnsanlar İslam hakkında düşündüklerinde, İslam'la yönetilen devletleri genellikle diğer devletlerden farklı ölçütlerle yargılama eğilimindeler.

Bugün herhangi bir devlete, "Ordunuz olmamalı, son çare olarak, savunma amacıyla bile olsa savaş yapmamalısınız" deseniz, bunu imkânsız bulursunuz. Eğer İslam insanlara değer veriyorsa, neden içinde kölelik kavramı var? Neden köleliği kaldıramadı? Hayır, aslında İslam köleliği kaldırdı. Ve hatta Batı da kaldırdı ama farklı yollarla. Hadi hangisinin daha etkili ya da daha iyi olduğuna bir bakalım. Örneğin, Amerika’da kölelik, yasaklama yoluyla kaldırıldı. İslam ise doğrudan yasaklayarak değil, aşamalı olarak engelleyerek sona erdirdi. Abraham Lincoln cesur bir adamdı. Bir yasa imzalayarak bir günde 4 milyon köleyi serbest bırakmıştı. Bu karar ise bir iç savaşa yol açmıştı.

Ve bu savaşta, yarım milyon insan ölmüş, yarım milyon kişi ise sakat kalmıştı. Bu özgürlük için bir bedeldi, sorun yok diyebilirsiniz. Peki ya İslam bunu nasıl yaptı? Bugün ABD’de beyazlar ve siyahlar arasındaki ilişkiye bir bakın. Üstelik köleliğin kalkmasının üzerinden 150 yıl geçmesine rağmen. Bizim ülkelerimizde ise farklı ırklar arasında hiçbir sorun yok. Neden? Çünkü İslam bu sorunu farklı bir şekilde çözdü. İslam, Müslümanların kalbine özgürlük sevgisini yerleştirdi. Yani İslam, Müslümanlara köleliğin kötü bir şey olduğunu gösterdi. İslam, köleliği sona erdirmeni ister. Mesela bir yeminini bozduğunda da ne yaparsın? Bir köleyi azat edersin.

Bir şeye yemin ettin ama daha iyisi olduğunu fark ettin. Hiç sorun değil. Daha iyisini yap ve bir köleyi azat et. Veya Ramazan’da mazeretsiz oruç bozduysan, kefaret olarak bir köle azat et. Birini yanlışlıkla mı öldürdün? Mesela araba kazası geçirdin ve biri mi öldü? Bir köle azat et. Bu ne anlama geliyor biliyor musunuz? Birinin hayatını yanlışlıkla sona erdirdin. Tamam, sorun değil. O hâlde sen de hayatsız birine hayat ver. Hayatsız birine hayat nasıl verilir? Özgürlüğü olmayan birine özgürlük vererek. Bu da demektir ki, İslam’da özgürlük hayata eşittir. Bütün bu kurallarla İslam, Müslümanların kalbine özgürlük sevgisini yerleştirmiştir.

Böylelikle toplumda kökleşen kölelik, yavaş yavaş sona erdi. Üstelik insanlar bunu isteyerek yaptı. Bu yüzden birçok köle serbest bırakıldığında, efendilerini terk etmek bile istemediler. “Evet, özgürüm ama seninle kalabilir miyim?” diye soruyorlardı. Kısa süre içinde, köle kelimesi neredeyse ortadan kalktı ve onun yerine “Mevâlî” kelimesi kullanılmaya başlandı. Mevâlî, eski köle ya da eski efendi anlamına gelir. Mesela “Salim Mevlâ Ebû Huzeyfe” Ebû Huzeyfe’nin azatlı kölesi Salim demektir. “Ebû Huzeyfe Mevlâ Salim” ise Salim’in eski efendisi Ebû Huzeyfe demektir. Her iki taraf da aynı unvanı taşıyabiliyordu. Ve bu gerçekten çok etkileyici.

Sonra birileri gelip şöyle diyor: “Siz köleliği yasaklamadınız ya da ortadan kaldırmadınız.” Pardon?! Asıl “bizim” gibi ortadan kaldırmalısınız. İnsanlar genellikle kölelik hakkında düşündüklerinde akıllarına gelen şey genellikle ABD’deki kölelik olur. Sert muamele, hakların elinden alınması, saatlerce tarlada zorla çalıştırılma... İşte akla gelen genellikle bu oluyor. İslam ise o köleliği ortadan kaldırdı. Bu önemli. Bakın, kölelik zaten var olan bir kavramdı. Bunu İslam icat etmedi. Kölelik yüzyıllardır birçok din, kültür ve ülkede vardı. Hatta 7. yüzyıldan çok önce bile mevcuttu. İslam, bu kavramı alıp kölelik terimini değiştirdi.

Kölelik terimlerinden “Bunlar bizim manevi erkek kardeşlerimiz, kadın kardeşlerimizdir.” anlayışına geçildi. “Manevi kardeş” olarak bahsedilen bu insanlara, haklar verdi ve adalet sağladı. Bu insanlara iyi bir şekilde davranılması gerekiyordu. Sen ne giyiyorsan, ona da aynısını giydirmeliydin. Sen ne yiyorsan, ona da aynı yemeği vermeliydin. Onlara kötü davranmak, fazla yük yüklemek yasaktı. Ve eğer sahiplerinden, özgürlüklerini isterlerse, iyi bir Müslüman onlara bu hakkı tanımalıydı. Bir Müslüman bir yemin bozarsa, bir köleyi özgür bırakmalıydı, değil mi Özgür bırakılan kölelere eğitim verildi. Onlara güç ve yetki verildi. Yüksek makamlara getirildiler, saygı gördüler.

Artık onlar da diğer insanlar gibi muamele görüyordu. Ancak ABD’de köleler özgür bırakıldıktan sonra bu yapılmadığı için ne yazık ki bugün bile bunun izlerini görmek mümkün. Örneğin Chicago’nun Güney Yakası, Detroit bölgesi. Afrikalı ya da siyahi kardeşlerimiz hâlâ kültürel eşitlikten mahrumlar. Yoksun bırakılıyor, ayrımcılığa uğruyorlar. Oysa İslam’da… İslam köleleri özgür bıraktı ve sonrasında da onlara güç verdi. Elhamdülillah, bu insanlık için büyük bir nimettir. Tüm bu açıklamalardan sonra, İslam hakkında soruları ve şüpheleri olan bir Hristiyan’a ne söylemek istersiniz? Hristiyan kardeşlerime ve tüm insanlara söylemek isterim ki: Hayat yalnızca bir kez yaşanır. Bir gün herkes ölecek.

Allah’ın, Tanrı’nın huzuruna çıkacağız. Ve O an geldiğinde, artık geriye dönüp doğru dini, doğru ilahi anlayışı seçme şansımız olmayacak. Tüm Hristiyanlardan, tüm kardeşlerimden ricam, bir Kur’an’ı alıp sadece öğrenme amacıyla okumanızdır. Orada, tüm peygamberlerin anlattığı doğru Tanrı anlayışını bulacaksınız. Orada, Allah’ın Kur’an’da tanımladığı hayat amacını bulacaksınız. İslam’da ırkçılıktan cinayete, intihardan aile yapısının çöküşüne kadar tüm sorunlarınızın çözümlerini bulacaksınız. İslam, güçlü aile bağlarını, yüksek ahlaki değerleri ve ebeveynlere saygıyı aşılar. Günümüzde çocuklar ebeveynlerine saygı göstermiyor. Uyuşturucu kullanımı yaygın.

San Francisco’da fentanil bağımlılığı var. Evsizlik var. Yoksulluk var. Irkçılık ve uyuşturucu kullanımı had safhada. Peki ya çözüm nedir? Tüm bu sorunlara İslam, mükemmel, adil ve uygulanabilir çözümler sunuyor. Tüm bu sorunlara. İhtiyacımız var, İslam bunu veriyor ve sizin de ihtiyacınız var. Yolun sonunda Allah’ın huzuruna çıktığınızda artık geri dönemeyeceksiniz. "Keşke İslam’ı kabul etseydim," deme ihtimalin olabilir. Ama sadece bir hayatın var. Kur’an’ı okuduğunuzda sorularınızın cevaplandığını göreceksiniz. Bu size huzur verecek. Size çözümler sunacak. Size kurtuluş için bir yol gösterecek. Ve Tanrı’ya dua edin: “Ey Rabbim, bana hakikati göster.

Beni hakikate ulaştır.” İnşallah, Allah sizleri hakikate erdirsin. Sizi İslam’a ulaştırsın.
