# Cennette ve Cehennemde İlk 24 Saat | Yapay Zekâ ile Görselleştirilmiş Kıyamet Günü Serisi - Bölüm 4

- Language: tr
- Published: 2026-08-26
- Canonical: https://blog.towardseternity.com/tr/blog/first-24-hours-in-jannah-jahannam-ai-visualized-day-of-judgment-series-ep-4
- Source video: https://www.youtube.com/watch?v=QOMr52InQ9g
- Channel: Towards Eternity

This is the cleaned transcript of the source video. The speech is unaltered.

---

Yargılama sona erdi. İlahi mahkeme tamamlandı ve herkesin nihai durağı belirlendi. Milyarlarca insan iki gruba ayrıldı: bazıları cennete, diğerleri ise cehennem ateşine. Cennet kapılarında bekleyenler tarif edilemez bir sevinç içinde. Heyecanla, ebedi yuvalarına girmeyi bekliyorlar. Ve sonunda, cennetin kapıları onlar için teker teker açılıyor. Daha önce hiç hissetmedikleri türden bir rahatlama hissediyorlar, sanki omuzlarındaki tüm yükler kaldırılmış gibi. Sonra aniden bir ışık beliriyor, etrafındaki her şeyi aydınlatıyor. Ve Cennet'in meleklerinden bir ses duyuluyor: "Size selam olsun! Tertemiz oldunuz.

Haydi ebedi kalmak üzere buraya girin." Müminler, yüzleri parıl parıl parlayarak, adım adım ebedi mutluluğa doğru yürüyorlar. O anda, bu dünyada çektikleri her türlü zorluk, her türlü imtihan anlam kazanıyor. Çünkü sabır artık sonsuz nimetlerle mükafatlandırıldı. Artık yorgunluk yoktur, ölüm yoktur, gözyaşı yoktur. Bir tarafta sevinç vardır, diğer tarafta ise acı ve ıstırap dolu bir pişmanlık. Cehennem şimdi dolmaya başlıyor. Acı ve keder çığlıkları derinliklerinde yankılanıyor. Peki, cennet ve cehennem gerçekte nasıldır? Cennet bizim dünyamıza benziyor mu? Yaz ve kış, gece ve gündüz var mı? Orada sonsuza kadar kalmak sıkıcı olmayacak mı? Peki ya cennete en son girecek kişi?

Onun durumu ne olacak? Gelin, bütün bunlara ve daha fazlasına bakalım ve her iki tarafta bizi nelerin beklediğini detaylıca görelim. Kudsi Hadis'e göre, Rabbimiz şöyle buyurur: "Ben salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir insanın hatır ve hayal edemediği nimetler hazırladım." Yani cennet, bu videoda göreceğinizden çok daha büyük ve çok daha güzeldir. Size göstereceğimiz şeyler sadece örneklerdir, gerçeklerine dair bir fikir vermesi içindir. Ve tabii ki, aynı şey cehennem için de geçerlidir. Bir tarafta ağlama sesleri var, diğer tarafta ise neşeli gülümsemeler.

Zalimler, zulümlerinin sonucuyla yüzleşecekler, mazlumlar ise sabırlarının karşılığını alacaklar. Cennet ehli için tüm zorluklar, acılar ve stres artık sona ermiştir. Orada yalnızlık ve gözyaşı yoktur. Kur'an'da cennet o kadar ayrıntılı bir şekilde tasvir edilmiştir ki insanın bir an önce orada olmayı istemesine neden olur. "Canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada ebedî olarak kalacaksınız." Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Her zaman sağlıklı olacaksınız ve asla hastalanmayacaksınız. Sonsuza kadar yaşayacaksınız ve asla ölmeyeceksiniz. Her zaman genç kalacaksınız ve asla yaşlanmayacaksınız.

Rahat bir hayat yaşayacak ve asla ihtiyaç içinde olmayacaksınız." Cennette bir kişi daima 33 yaşında olacaktır, gücünün ve güzelliğinin zirvesinde. Eşler birlikte cennete girdiklerinde, evlilikleri mutluluk içinde devam edecektir. Ve bu dünyada hiç evlenmemiş olanlar diledikleri kişiyle evlenebileceklerdir. Resulullah (s.a.v.) Cenneti şöyle tarif etmiştir: "Cennet altın ve gümüş tuğlalardan yapılmıştır, harcı ise misk kokusundadır. Çakıl taşları inci ve yakuttur, toprağı ise safrandır. Oraya giren ebediyen yaşar ve asla sıkıntı çekmez. Sevinç duyar ve asla ölmez.

Elbiseleri asla eskimez ve gençlikleri asla tükenmez." Ve gerçekten ilginç olan şey, doğa kanunlarının ve bu dünyanın neden-sonuç ilişkilerinin orada geçerli olmayacak olmasıdır. Bu, ne dilerseniz anında gerçekleşecek anlamına gelir. Meyve yemek için tohum ekip beklemenize veya bir yere gidip almanıza gerek olmayacaktır, çünkü cennette vesileler, aşamalar yoktur. Allah, istediğiniz her şeyi doğrudan yaratacaktır. Bir ağaçtan meyve kopardığınızda, yenisi hemen belirecektir. Ağaçtan hiçbir şey eksilmeyecektir. Dilediğiniz her çeşit et size hemen, mükemmel bir şekilde pişirilmiş olarak gelecektir. Şimdi size bir soru sorayım. Doğduğunuz günden beri kaç çeşit yemek yediniz?

Bu hayatta, dünyadaki tüm lezzetlerin sadece küçük bir kısmını tadabiliyoruz ve bu küçük kısım bile bizi hayretler içinde bırakmaya yetiyor. Bu, tüm hayatımızı okyanustan sadece bir bardak suyla yaşamak ve yine de mutlu olmak gibi bir şey. Örneğin, domatesin kendine özgü bir tadı vardır, yumurtanın kendine özgü bir tadı vardır, biberin kendine özgü bir tadı vardır, ama bunları karıştırdığınızda tamamen farklı bir lezzet elde edersiniz. Şimdiye kadar, belki de dünya mutfaklarının yüzde birini bile tatmamışızdır. Ve cennetin lezzetleriyle karşılaştırıldığında, dünyadaki lezzetler onların milyonda birine bile yaklaşmaz. Başka bir nimetten bahsedelim.

Cennette, kalplerimizde nefret, öfke veya kıskançlık olmayacak. Tüm olumsuz ve incitici duygular bizden alınacak. Herkes kardeşçe mutluluk içinde yaşayacak. Allah bunu Kur’an’da şöyle tasvir eder: "Biz onların kalplerindeki kini söküp attık. Artık onlar sedirler üzerinde, kardeşler olarak karşılıklı otururlar." Ayrıca, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kalpleri tek bir adamın kalbi gibi olacak, aralarında ihtilaf ve karşılıklı nefret bulunmayacaktır." Arkadaşlar ve kardeşler olarak, cennet ehli bu dünyadaki hatıralarını konuşacaklar. Bir zamanlar yaşadıkları anları seyredecek ve yeniden onlara tanıklık edecekler, sanki bir filmin içine adım atmışlar gibi.

Tarihteki en ilginç olayların sahnelerini görebilecekler ve hatta onları ziyaret edebilecekler. Şimdi cennetin diğer güzelliklerine bakalım. Orada pırıl pırıl sudan ırmaklar, sütten ırmaklar, baldan ırmaklar ve hayal gücümüzün ötesinde daha nice ırmaklar olacak. Kur'an'da Allah şöyle buyurur: "Allah'a karşı gelmekten sakınanlara va'dolunan cennetin durumu şudur: Onun içinden ırmaklar akar, yemişleri ve gölgeleri devamlıdır." "Orada bozulmayan su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları ve süzme bal ırmakları vardır. Orada onlar için meyvelerin her çeşidi vardır.

Rablerinden de bağışlama vardır." Ancak burada bahsedilen şarap bu dünyadaki şaraptan çok farklıdır. Cennete has, ona özgü özelliklere sahip olacaktır. Bunlar, içenlere neşe ve huzur veren tertemiz içeceklerdir. Kimseyi sarhoş etmeyecektir. Tüm bu doğal güzelliklerin yanı sıra, cennetteki iklim de mükemmel olacaktır. Bu dünyadan farklı olarak ne sıcak ne de soğuk olacak, en çok hoşumuza giden, en ideal iklim hakim olacaktır. Ve cennette asla gece olmayacak. Kalpleri sevinçle dolduran ebedi bir ışık olacak. "Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız." Cennette gece yoktur. Sadece ışık ve nur vardır. Ayrıca, cennette uyku da olmayacak.

Bu dünyada uyku güzeldir çünkü yorgunluğu alır, fakat cennette hiç yorgunluk olmayacak. "Onlara orada hiçbir yorgunluk dokunmaz." Bu dünyada, en çok keyif aldığımız şeyleri yaparken bile bir süre sonra sıkılırız, değil mi? Peki, cennette de böyle mi olacak? Hiç de değil. Sıkıntıyı yaratan Allah, orada sizin asla sıkılmamanızı elbette sağlayacaktır. Yani Cennet, sevinçle dolu ebedi bir yuva olacak, her tür nimetin bulunduğu ve hiçbir ihtiyacın olmadığı bir diyar olacak. Ve ehli orada sonsuza kadar kalacak. Kur'an'dan ve Hadis-i Şeriflerden cennetin sekiz kapısı olduğunu öğreniyoruz. İnsanlar, yaptıkları amellere göre bu kapılardan girecekler.

Bunlar Namaz Kapısı, Cihad Kapısı, Sadaka Kapısı, Rayyan Kapısı, Hac Kapısı, Af Kapısı, Eymen Kapısı ve İlim Kapısı. Ve müminler, Allah katındaki derecelerine ve mertebelerine göre cennetin yedi seviyesinden birinde bulunacaklardır. Bunlar Firdevs, Adn Cennet'i, Naim Cennet'i, Daru'l-Huld, Me'va Cennet'i, Daru's-Selam ve İlliyyun'dur. Peki, cennette dereceler ve seviyeler farklıysa, en yüksek derecede olan biri, en düşük derecede olan biriyle nasıl bir arada olabilir? Bediüzzaman Said Nursi, bunu çok güzel bir şekilde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in şu hadisiyle açıklar: "Sevdiğiniz kimselerle beraber olacaksınız." Mesela diyelim ki benim tat alma duyum çok güçlü, sizinki ise daha zayıf.

Aynı masada oturuyoruz ve manzara çok güzel. Ayrıca, benim görme yetim de çok keskin. Uzakları görebiliyorum, fakat siz o kadar uzağı göremiyorsunuz. Yan yana oturup sohbet edip yemek yersek, bundan kim daha çok keyif alır? Tabii ki ben, çünkü benim görme yetim daha keskin ve tat alma duyum daha güçlü. Aynı şekilde, Cennet'te aynı sofraya otursak ve bir dostumuzla aynı yemeği yesek bile, her birimizin alacağı zevk yine de farklı olacaktır. Fakat kimse bundan şikayet etmeyecektir. Herkes kendisine verilenden bütünüyle razı olacaktır.

Hiç kimse daha yüksek bir derecede olmamaktan dolayı üzülmeyecektir; çünkü söylediğimiz gibi, bütün olumsuz ve incitici duygular kalplerinden çıkarılmış olacaktır. Peki, insanlar cennette ne tür kıyafetler giyecekler? Kur'an bize cennetteki giysilerin ipekten yapılacağını ve çok güzel bir şekilde süsleneceğini haber verir: "Üstlerinde ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler vardır." "Altından bileziklerle, incilerle süsleneceklerdir. Oradaki giysileri ise ipektir." Peki, cennette güzelliğimiz nasıl olacak? Aynı bu dünyada olduğu gibi mi görüneceğiz? Cennette Allah, her kuluna mükemmel bir güzellik ve onları en çok memnun eden görünüşü bahşedecektir.

Üstelik bu güzellik tek bir görünümle sınırlı olmayacaktır. Allah, kullarının istedikleri herhangi bir görünümü istedikleri zaman seçme imkanı verecektir. Böylece cennet ehli, arzu ettikleri farklı güzellikleri doyasıya yaşayacaktır. Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz cennette, alışveriş yapılmayan bir çarşı vardır; orada sadece erkek ve kadın suretleri vardır. Kişi hangi sureti arzu ederse, o suretin içine girer.” Cennete girecek son kişi hakkında bir şey duydunuz mu hiç? Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Cehennemden en son çıkacak olanı ve cennete en son girecek olanı bilirim.

O, cehennemden çıkacak, ateşten sürünerek kurtulacak, ve Allah ona şöyle buyuracak: ‘Git ve cennete gir.’ O da cennete doğru gidecek; fakat cenneti doluymuş gibi görecektir. Sonra geri dönecek ve şöyle diyecek: 'Ey Rabbim, Cenneti dolu buldum.' Allah yeniden: 'Git ve cennete gir, senin için dünya kadar nimet ve hatta onun on katı vardır.’ buyuracaktır." Adam şaşkınlıkla şöyle der: "Sen alemlerin Rabbi olduğun halde. Benimle alay mı ediyorsun?

Yahut bana gülüyor musun?" Bu hadisi rivayet eden sahabe, Abdullah bin Mesud, şöyle demiş: “Bunu anlatırken Allah'ın Resulü (s.a.v.)'nün azı dişleri görününceye kadar gülümsediğini gördüm.” Denilmiştir ki o, cennet ehli arasında derecesi en düşük olan kişi olacaktır. Ve şimdi, büyük soru. Cennette Allah'ı görebilecek miyiz? Evet, inşallah, en büyük sevincimiz Allah’ı görmek ve O’nun bizden razı olduğunu bilmek olacaktır. Kur’an bu nimeti şöyle tasvir eder: "O gün bir takım yüzler aydındır. Rablerine bakarlar." Bu, cennetteki en büyük mükafat olacaktır. Bediüzzaman Said Nursi'nin başka bir tasviri daha vardır.

Tefsirinde şöyle der: "Yeryüzünde neşe içinde geçen bin sene, cennetin bir saatine mukabil gelemez. Ve cennetteki bin sene de, Allah'ı görmekle geçen bir saate mukabil değildir." Bunu, şu an bildiğiniz hayatla kıyaslamayın. Bunun yerine, başından sonuna kadar tek bir zorluk bile olmayan sadece neşeyle dolu bir hayat hayal edin. Böyle bir hayatın bin yılı bile yine de neye denk değildir? Cennette geçen sadece bir saate. Ve cennette bin yıl geçirdiğinizi hayal edin, hayal edilemeyecek kadar nimetle dolup taşıyor, yine de Allah'ı bir saat görmeye denk değildir.

Rablerinin cemalini gören müminler adeta büyülenecek ve şükranlarını şöyle mübarek sözlerle ifade edeceklerdir: "Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahu Ekber." Bir başka çarpıcı şey ise cennet ehlinin cehennemdekileri görecek olmasıdır. Ve cehennemdekiler de cennet ehlini görecek. Bir tarafın pişmanlığı katbekat artarken, diğer tarafın şükrü daha da çoğalacaktır. Peki, cennet halkı böylesine sonsuz bir mutluluk içindeyken, cehennem ateşindekilerin durumu ne olacak? Cehennem... Cehennem, binlerce yıldır kilitli kalmış bir öfke gibi kaynamaktadır. Masumlara zulmeden nice zalim... Yüzlerce bebeği öldüren, sayısız insanın hakkını gasp edenler şimdi orada hapsedilmiş durumda. İçerisi zifiri karanlık.

Her yanı acı ve pişmanlıkla kaplı, insanların feryat ve çığlıklarının yankılandığı bir ortam. "Biz ise o Kıyameti yalanlayanlara çılgın bir cehennem ateşi hazırlamışızdır. Bu ateş onları uzak bir mesafeden görünce onun müthiş kaynamasını ve uğultusunu işitirler. Elleri boyunlarına bağlanmış, çatılmış olarak cehennemin daracık bir yerine atıldıkları zaman, orada yok olup gitmeyi isterler. Kendilerine: 'Bugün bir kere yok olmayı istemeyin, bir çok kere yok olmayı isteyin!' (denir.) " Ne kadar korkutucu olursa olsun, adaletin yerine getirilmesi için cehennem gereklidir. Ve adalet, ezilenler için bir merhamettir. Ayette Allah şöyle buyurur: "Biz onlara zulmetmedik.

Fakat onlar, kendileri zâlim idiler." İnananlar için cehennem sadece geçici olacaktır. Eğer büyük günahlar işledilerse ama tövbe etmedilerse, günahları sevaplarından ağır gelmişse ve kendilerine hiçbir şefaat ulaşmamışsa, bir müddet cehennem ateşinde kalacaklar. Tabii ki, Allah affederse, cehennemde cezalandırılmayacaklar. Ancak bir mümin cehenneme girse bile, cezası tamamlandığında oradan çıkarılacak ve sonunda cennete girecektir. Cehennemdeki azap melekleri görevlerini icra ederken son derece kararlı ve serttirler. Sadece dehşet verici görünümleri bile, cehennemlikler için başlı başına bir azap sebebidir.

Kur’an’da, kafirlerle cehennemden sorumlu melek arasındaki konuşma şöyle anlatılır: "(Görevli meleğe şöyle seslenirler:) 'Ey Mâlik! Rabbin bizim işimizi bitirsin.' O da, 'Siz hep böyle kalacaksınız' 'Andolsun, size hakkı getirdik. Fakat çoğunuz haktan hoşlanmayanlarsınız.'" Fakat oradaki azap yalnızca ateşten ibaret değildir. Bir kişi aynı zamanda cennet nimetlerinden mahrum kalmanın acısını, yalnızlığın, sessizliğin ve Şeytan ile birlikte yanmanın, yakıcı ateşin ve dondurucu soğuğun azabını, Allah’a nankörlük etmiş olmanın ıstırabını ve O’nunla konuşamamanın acısını çekecektir. Başka bir deyişle, kişi orada türlü türlü azaplarla baş başa bırakılacaktır.

O gün "Allah, 'Aşağılık içinde kalın orada, artık benimle konuşmayın!' der." Ne acı bir manzara, değil mi? Rableriyle aralarındaki bağları tamamen koparılmıştır. Ateşin içindeki insanlar ellerinden zincirlerle bağlanmış, ve alevler bedenlerinin her yanını sarmıştır. Gözleri tarif edilemez bir korkuyla doludur. Aldıkları her nefes, cehennemin yakıcı soluğuyla doludur. Kaçıp kendilerini kurtarmaya çalışırlar, ama kaçamazlar, çünkü oradan çıkış yoktur. Başlarından aşağı dökülen kaynar su derilerini eritir ve içlerini yakar. Kur’an bunu şöyle tasvir eder: "Sekar'ın ne olduğunu sen ne bileceksin? Geride bir şey koymaz, bırakmaz.

Derileri kavurur." Yiyecekleri, cehennem ağacının meyvesi olan zakkum ve dikenli bitkilerdir. İçecekleri ise kaynar su ve irindir. Her içtiklerinde, azabı kemiklerinin derinliklerine kadar hissederler. "Hüsranın ardından da cehennem vardır. Orada kendisine irinli su içirilecektir. Onu yudumlamaya çalışacak fakat boğazından geçiremeyecektir. Ona her yönden ölüm gelecek fakat ölmeyecek, arkasından da şiddetli bir azap gelecektir." Başka bir ayette Allah şöyle buyurmaktadır: "Onlara, acı ve kötü kokulu bir dikenli bitkiden başka yiyecek yoktur. O, ne besler ne de açlıktan kurtarır." Her “Artık dayanamıyorum” diye feryat edişlerinde azap daha da ağırlaşacak.

Tek umutları ölmek, yok olup gitmek, adeta hiç var olmamış olmaktır. Fakat bu asla gerçekleşmeyecek. Bu dünyada masumların üzerine bombalar yağdıranlar, gözyaşlarını umursamadan onlara işkence edenler onlar değil miydi? Umutsuzluk içinde ağlayan bir anneyi seyredip gülmediler mi? "Ah, şu aklımı başıma alsaydım. Keşke bir fırsat daha verilse." Ama çığlıkları karanlıkta yankılansa da bu hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Dünyadaki imtihan bitti, şimdi ise amellerinin sonuçlarıyla yüzleşecekler. Ayrıca, o gün cehennem ateşinde yanan gruplar birbirleriyle tartışacaklar. Birbirlerini suçlayacaklar, birbirlerine lanet okuyacaklar.

Kur'an'da şöyle anlatılıyor: "Allah şöyle der: 'Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan toplulukları ile birlikte ateşe girin.' Her topluluk arkasından gidip sapıklığa düştüğü yoldaşına lanet eder. Nihayet hepsi orada toplandığı zaman peşlerinden gidenler, kendilerine öncülük edenler için, 'Ey Rabbimiz! Bizi işte bunlar saptırdılar. Onlara ateşten bir kat daha azabı ver.' Allah der ki: 'Her biriniz için bir kat daha fazla azap vardır. Fakat bilmiyorsunuz.' Öncekiler sonrakilere, 'Sizin bizden arta kalır bir tarafınızın yok..

O halde sizde yaptıklarınıza karşılık, azabı tadın' Yine cehennem halkından bazıları da suçu şeytana yükleyecek, şeytan ise onlara şöyle cevap verecek: "Şüphesiz Allah size gerçek sözü vaad etti. Ben de size vaad ettim ama sözümde durmadım. Benim sizin üzerinizde bir zorlayıcı gücüm yoktu. Sizi çağırdım, siz de geldiniz. Öyle ise beni kınamayın, kendinizi kınayın. Ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Ben daha önce beni Allah'a ortak koşmanızı da reddetmiştim." Sonunda, zalim hak ettiğini bulacak ve ezilenler nihayet hak ettiklerini alacaklar. Hiçbirimiz ölümün ne zaman geleceğini bilmiyoruz. Ancak bu serinin tamamında anlattığımız her şey mutlaka gerçekleşecektir.

Ölüm Meleği sizi izliyor. Kabir sizi bekliyor. Yargılama kolay olmayacak. Bir tarafta cennet, diğer tarafta cehennem var. Ve eğer hala bu videoyu izliyorsanız, demek ki imtihanınız henüz bitmemiş. Demek ki hala işleri düzeltmek için bir şansınız var. Bu dünyadaki hangi zevk cennet nimetlerinden daha büyük olabilir ki? Bu hayattaki geçici zevkler uğruna sonsuz nimetleri kaybetmeye değer mi? Hangisi daha zor? Kılmaya üşendiğimiz namazın küçük gayreti mi, yoksa cehennemin azabı mı? Tövbe etmek ve beş vakit namazı kılmak, ki hepsi toplam bir saat bile sürmez, ne kadar zor olabilir?

Ölümden sonraki o dehşetli sahnelerde herkes korku ve paniğe kapılmışken, ebedi cennete yüzünüzde bir tebessümle girmek için çabalamaya değmez mi? Bu dünyaya amaçsız gönderilmedik. Ölüm gerçektir. Kabir gerçektir. Ve hesap günü mutlaka gelecektir. Bu hakikatleri inkar edemeyiz. Önümüzde bu kadar çok gerçek varken, sanki hiç yoklarmış gibi nasıl yaşayabiliriz? Ölüm her gün 250.000 kişinin kapısını çalıyor. Bu hala sizin için bir anlam ifade etmiyor mu? Ölüm sizi uyandırmadan önce uyanın, zira ölümün kendisi asla ölmez. Tövbenizi ertelemeyin. Bugün, hala vakit varken, kalbiniz hala atıyorken, hala secdeye kapanabiliyorken, tövbe kapısı hala açıkken.

Eğer namaz kılmıyorsanız, bu an namaza başlamak için bir vesile olsun. Tamamen ücretsiz ve reklamsız namaz uygulamamızla günde beş vakit namazı hayatınızın bir parçası haline getirebilirsiniz. İmanınızı güçlendirmek ve İslami bilgilerinizi derinleştirmek istiyorsanız, bu kanalda sizin için hazırladığımız pek çok video var. Bunları düzenli bir şekilde izlemek için kendinize bir hedef belirleyebilirsiniz. Kur'an'ı Arapça okumayı bilmiyorsanız, "Lamelif Kuran" adlı bir uygulama geliştirdik. Bu uygulamada hızlı, kolay ve ücretsiz şekilde öğrenebilirsiniz. Kur'an'ın anlamlarını daha derinlemesine keşfetmek istiyorsanız ücretsiz okuma uygulamamızı indirebilirsiniz.

Unutmayın, kendinize bir hedef belirlediğinizde, bu küçük bir hedef bile olsa, her şey değişmeye başlayacaktır. Kur'an'ın umut kapılarını en geniş şekilde açan ayetiyle bitirelim: "De ki: 'Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.'" Bir şey fark ettiniz mi? Bu videoyu izlerken hiç reklam görmediniz. "Towards Eternity" kar amacı gütmeyen bir kuruluş olduğundan, bu videoları sadece sizin desteğinizle üretebiliyoruz. Bu iyi amaca katkıda bulunmak isterseniz, Towards Eternity'ye bağışta bulunun ve bu altın fırsatı kaçırmayın.
