# “Ezan Okunurken Ağladım…” Bir Çete Liderinin İslama Dönüşü

- Language: tr
- Published: 2026-08-26
- Canonical: https://blog.towardseternity.com/tr/blog/i-cried-with-the-adhan-being-called-a-gangster-convert-to-islam
- Source video: https://www.youtube.com/watch?v=3W0973c6Z_s
- Channel: Towards Eternity

This is the cleaned transcript of the source video. The speech is unaltered.

---

En az 10-11 yıl boyunca bir çetenin lideriydim. Bronx’ta çetem vardı. Queens’te de çetem vardı. Brooklyn’de de çetem vardı. Şiddet içeren suçların, silahlı soygunların, çete savaşlarının içindeydim. Yanından geçerken bulaşmak istemeyeceğiniz biriydim. Artık kendimi yaratıcı sanmaya başlamıştım. İlk söylediğim şey şuydu: “Asla Müslüman olmam. Asla yüzümü yere koymam." Bu bir uy*şturucu satıcısına yapılan saldırı ve soygundu. Tutuklandım. Artık uy*şturucu kullanamazdım. Alk*l de içemezdim. Artık partiler de yoktu. Her şey bir anda durmuştu. Sorgulamaya başladım, yani, bir şey olmalıydı, düşündüğümden de fazlası olmalıydı. Ve işte o anda ezan okundu. Çok güzeldi.

O sesin geldiği yere gitmek istedim. Çünkü bu bir çağrıydı… İşte aradığın cevap bu. Aradığın cevap bu! Selamun aleyküm, Abdul Aziz kardeş. Ve aleyküm selâm ve rahmetullahi ve berekâtühü. Davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Röportajımıza hoş geldiniz. Sizinle birlikte olduğumuz için çok mutluyuz. Şöyle başlayalım: Abdul Aziz kimdir? Hayatınızdan kısaca bahseder misiniz? Brooklyn, New York’ta doğdum, yaklaşık on yaşına kadar orada yaşadım ve 80’lerin başında Bronx’a taşındık. Ağırlıklı olarak Latin ve siyahilerin yaşadığı bir mahalledeydim. O kadar da kötü değildi ama çeteler ve benzeri şeyler vardı. Ve büyürken… Zor bir çocukluk geçirdim. Tek çocuktum.

Beni büyükannem ve teyzem büyüttü. Evde başka çocuk yoktu. Uyuşturucu bağımlısıydım. Alkoliktim. Şiddet içeren suçlara karıştım. Birçok silahlı soyguna ve çete savaşına girdim. Babam ben üç haftalıkken öldü. Annem ise terk etti ve beni büyükanneme bıraktı. Bu şekilde büyüdüğünüzde birçok cevap arıyorsunuz ama bulamıyorsunuz. O dönemde kim olduğumu bilmiyordum. Amacımı bilmiyordum. Daha o yaşta, yaşayıp yaşamamam umurumda değildi. Böylelikle kendimi sokaklarda buldum. Ve sokaktaki birçok kişi beni kabul ettiği için ben de kaçışımı orada buldum. Çete hayatı da işte o zaman başladı. Çünkü evde o sevgiyi, o ilgiyi görmediğinizde, onu dışarıda ararsınız.

Ama bu gelen ilgi, sizin istediğiniz, doğru olan sevgi olmayacaktır. Ben de o hayat tarzına yöneldim. O hayat tarzı, bana istediğim kişi olma fırsatını verdi. Çete hayatını seviyordum. Gerçekten seviyordum, uzun bir süre. Üzerime ateş açıldı. Saldırıya uğradım. Bir kez bıçaklandım. Sopayla dayak yedim. Defalarca saldırıya uğradım, birçok kez üzerime ateş açıldı. İnsanlara ateş ettim. İstediğim hayat çete hayatıydı. Evet, gençtim ve yönlendiren biri olmadığından o hayata sarıldım. Sokakları bilirsiniz… Sizi çiğ çiğ yer. O günleri bizimle paylaşır mısınız? Hangi tür işlere karıştınız? İnsanlar benden korksun diye ne gerekiyorsa yaptım.

Uyuşturucu satıcılarını soymaktan tutun, diğer çete üyelerine ateş etmeye kadar, kavgalara karışmaktan, sürekli yaygara çıkarmaya kadar… Diğerlerinden daha çılgın olduğumu kanıtlamaya çalışıyordum. Hayatımın çoğunu insanlara benimle karşı karşıya gelmek istemeyecekleri biri olduğumu kanıtlamakla geçirdim. Yani silahlı soygunlardan tutun, uyuşturucu satıcılarının mekanlarını basıp onları soymaya, karşılıklı çatışmaya kadar. Sırf bir çeteden hoşlanmadığımız için, partilere gider kavga çıkarırdık. Zaten onlar da bizim çetemizden hoşlanmazdı. Birbirimize dik dik bakardık.

Sonra olay şuna dönerdi: “Hadi çatışalım madem, neden olmasın?” ya da “Dışarı çıkıp kapışalım bari.” Eskiden çete hayatı böyleydi işte. Şimdi çok farklı. Hem de daha beter bir halde. Ama bizim zamanımızda sokaklar çok daha sertti. Bir olaya bulaştığımızda çığırından çıkardı. O kadar çok polis de yoktu ortalıkta. Yani bir şey olduğunda, polisin bu tarz olaylara müdahale etmesi bile en az 1-2 saat sürerdi. Hele ki işin içinde silah varsa. Ne kadar belaya bulaşırsam, ne kadar çok kişi bunun hakkında konuşursa ya da izleyip bundan bahsederlerse daha da güçlü hissediyordum, daha da gaza geliyordum. Çünkü artık insanlara korku salıyordum.

insanlara bela oluyordum, yanından geçerken bulaşmak istemeyeceğiniz biriydim. En az 10-11 yıl boyunca bir çetenin lideriydim. Bir sürü adamım vardı ve epey bela oluyorduk. Sevdiğim hayat buydu. Çünkü o zamanlar tek bildiğim hayat buydu. O zamanlar dinin hayatımda hiçbir önemi yoktu. Çünkü bana öğretilen dini benimsememiştim. - Bronx'ta çeten mi vardı? Evet, Bronx’ta çetem vardı. Queens’te de çetem vardı. Brooklyn’de de çetem vardı. Her bölgede farklı adamlarım vardı. Yani… Brooklyn, Queens, Bronx, Manhattan, Jersey, Philadelphia, Connecticut… Bu bölgeler adamlarımın olduğu yerlerdi. Ve tüm çete üyeleri buluşmaya gelirdi. Yaptığınız ve gerçekten pişmanlık duyduğunuz en kötü şey neydi?

Sözler Köşkü olarak desteğinize ihtiyacımız var. Biz İslam'ın mesajını on dilde tüm dünyaya yaymayı hedefleyen bir yardım kuruluşuyuz. Desteğinizle insanların İslam'a girmesine, haramlardan vazgeçmesine, namaz kılmasına, başörtüsü takmasına, Kuran okumayı öğrenmesine katkı sağlayabilirsiniz. Ve tüm bu güzel amellerden payınızı alabilirsiniz inşallah. Sözler Köşkü’ne bağış yapın ve bu altın fırsatı kaçırmayın. Yaptığınız ve gerçekten pişmanlık duyduğunuz en kötü şey neydi? Şöyle söyleyeyim, eğer İslam’ı benimsememiş olsaydım bu gerçekten çok ağır bir mesele olurdu. Bilirsiniz ki Kur’an’da şöyle der, “Kim bir kimseyi öldürürse, tüm insanlığı öldürmüş gibi olur.

Kim bir can kurtarırsa, tüm insanlığın hayatını kurtarmış gibi olur.” Bense İslam’dan önce, insanlığı mahvedenlerin arasındaydım. O zamanlar sadece sorgulamakla kalmaz, yaratıcıya küfrederdim. Eûzübillah. Bu da acıdan kaynaklanırdı. Şeytanın insanla en çok oynayabileceği zaman onun incindiği ve öfkelendiği zamandır. Peki inanç açısından hayatınız nasıldı? Ne tür bir inanca sahiptiniz? Aslında hiçbir şeye inanmıyordum. Hristiyanlığa itildim. Ama Hristiyanlıkla hiç tam anlamıyla barışamadım. Yaratıcımın beni duyması için önce başka birine dua etmem gerekmesi bana hiç mantıklı gelmedi. Yani Tanrı’nın beni duyması için önce İsa’ya yalvarmam gerekiyordu. Önce İsa’ya gitmem gerekiyordu.

Bu bana hiç mantıklı gelmemişti çünkü dua ettiğiniz kişi buradaydı, evet tıpkı benim gibi insandı ve öldü. Bu da içimde bir çatışma başlattı. Çünkü bu şey gibiydi, diyelim ki ben şuradaki kardeşimden bir araba almak istiyorum, neden onunla araba hakkında konuşmak için sana gelmek zorunda olayım? Doğrudan gidip onunla konuşabilirim. Benim aradığım şey buydu. Eksik olan şey de buydu. Bu yüzden de inanmıyordum. Çelişki, bana daha çocukken öğretilenler ile başlıyordu. Önce “İsa Tanrı’nın oğlu” dediler, sonra da “İsa Tanrı’dır” dediler. Bir karar vermelisiniz. İsa Tanrı mı, yoksa Tanrı’nın oğlu mu? Burada bir sıkıntı vardı. Hiçbirinin anlamı yoktu.

Çünkü konu sadece İsa’nın Tanrı’nın oğlu olması değildi. Bir de Teslis inancı vardı. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh. Şimdi hem baba var, hem Oğul. Bir de üstüne Ruh mu var diyorsunuz? Çelişki de tam burada başlıyor işte. Bu yüzden dine karşı çok isyan ettim. Öyle bir noktaya gelmiştim ki, hiçbir yaratıcıya inanmaz olmuştum. Yaratıcı olduğumu düşünmeye başlamıştım. Ve Eûzübillah, öyleymiş gibi de davranıyordum. Sanki hiç yaratıcı yokmuş gibi. Sanki benden daha güçlü bir güç yokmuş gibi. İsyankâr olmuştum. Gençtim, öfkeliydim. - O zaman kaç yaşındaydın? Sanırım 18-19 yaşlarındaydım. - Çete hayatın o zaman mı başladı? Çete hayatım 80’lerde başladı. Şimdi konuştuğumuz bu olaylar ise 90’ların başı.

- Kaç yaşındaydın? 10 yaşındaydım. Annem yoktu. Yani ne annem, ne de babam evdeydi. Erkek bir rol model de yoktu. Bir keresinde köşeye sıkıştırıldım bana ateş ettiler ama kurşun ıskaladı. Başka bir sefer de biri gelip kafama silahı dayadı. Tetiğe bastı ama silah tutukluk yaptı. Silah patlamadı. Yani anlayacağınız, çok şey yaşadım. Bir keresinde dövülüp hastanelik oldum. Defalarca kovalandım. Eğer yakalansaydım… O zamanlar gerçekten ölmekten korkmuyordum. Hayatımda yön gösterici hiçbir şey olmadığından, sokak hayatı hayatımda önemli bir rol oynuyordu. Yani korkulan biriydiniz? - Evet. Peki bu sizi tatmin ediyor muydu? O an için bir tatmin duygusu vardı.

Ama sonra eve dönünce, gece yalnız kaldığında içini bir boşluk kaplıyor. O boşluk geri geliyor ve işte o zaman… Sabah uyanıyorsun ve o boşluğu doldurmak için yine aynı şeyleri yapıyorsun. Yani o boşluğu tekrar dolduruyorsun. Bu bir nevi, arabanın yakıtı bittiğinde yakıt almak gibi bir şey. Tüm gün terör estirirdim. Gece olduğunda yakıt bitmiş olurdu. Peki ben ne yapardım? Sabah olur olmaz dışarı çıkar, yeniden yakıtımı alır kaldığım yerden devam ederdim. Kaos o zamanlarda keyif aldığım bir şeydi. Size dokunulmazmış gibi, başınıza hiçbir şey gelmezmiş gibi hissettiriyor. Kimse size bir şey yapmaya cesaret edemez. Yani bu… o an için, gündüzleri yeterince tatmin ediciydi.

Ama gece olunca bir şeylerin ters gittiğini hissederdim, bir şeyler eksikti. Bir mücadeleydi bu. Başka bir deyişle, ruhum bana isyan ediyordu. İçten içe bir şeylerin yanlış olduğunu biliyordum. Bir şeyler yanlıştı. Ama aynı zamanda, Tanrı’ya da inancım kalmamıştı. Benim için olay şuydu, eğer Tanrı varsa, neden bunları yaşıyordum? Tanrı’ya çok öfkeliydim. İslam’dan önce, ona küfrettiğim bile oldu. Peki Tanrı’ya öfkenizin sebebi neydi? Annem babamı öldürdü. Bu olay beni öyle bir hale soktu ki, öfkeden kuduruyordum. Annem sadece onu öldürmekle kalmadı, sonrasında da çekti gitti. Bir anda ortalıktan kayboldu. Bense... Yaratıcıdan gerçekten şüphe duymuştum.

Çünkü dedim ki, madem bir yaratıcı var, ben neden bunları yaşadım? Sonra ne oldu? Hapse nasıl girdin? Bir uy*şturucu satısıcına saldırıp soymaktan içeri girdim. Komik bir hikayesi var. Çünkü tutuklandığım o gece intihar etmeye karar vermiştim bile. Hatta planlamıştım da. Çünkü hayatta geriye bir şey kaldığına inanmıyordum. Yaşamak için bir sebep kaldığına inanmıyordum. Neden burada bitirmeyeyim ki? Tam olarak böyle düşünüyordum. Hayatta hiçbir amacım kalmamıştı. Beni tutukladıklarında, intihar etmeme yaklaşık iki saat vardı. Ve onlarla isteyerek gittim. Onlarla gönüllü olarak gitmemin nedeni, işlediğim suçtu.

O andan sonra elim kolum bağlandı, ne canıma kıyabildim, ne de uyuşturucu kullanabildim. Alkol de içemezdim. Artık partiler de yoktu. Her şey bir anda durmuştu. Artık suç da yoktu. Hiçbir suç yoktu. Sadece öylece başını belaya sokabileceğin bir yerde sıkışıp kalıyorsun. Ya da… Allah’ın bana nasip ettiği şey gibi, düşünebiliyorsun. Ben de bu şekilde İslam’la tanıştım. Artık uyuşturucuyu bırakacak kadar zamanım olmuştu. Alkolü bırakacak kadar zamanım da vardı. Artık çevremde takıldığım çete üyeleri de yoktu. Arınmaya başlıyordum. Nerede yanlış yaptığımı düşünmeye başlamıştım. Ve sonra yavaş yavaş… Bir noktada dedim ki, tamam, şimdi neden bu şekilde hissettiğimi anlıyorum.

Artık yaptığım her şeyle yüzleşmeliyim. Suçluluk duymaya başlamıştım. Kendimi kötü hissetmeye başlamıştım. Bu çok zordu. Zordu çünkü yapmak istediğim her şey, masadaki tüm plan artık durmuştu. Tam orada kesilmişti. Bugün hâlâ derim ki, bu Allah’ın bir merhametiydi. Çünkü silah da vardı elimde, mermi de vardı. İşi nasıl bitireceğimi de planlamıştım. Planımda olmayan tek şey, polisin kapımı çalıp benim de o kapıyı açmamdı. Ve o gün tutuklandım. Evimi bir daha ancak üç yıl sonra gördüm. Ama bu öyle bir deneyimdi ki, aynı sonuçları almak için tekrar aynı şeylerin olması gerekse, Allah’ı bulacağımı bilsem yine yapardım. Çünkü Allah’ın mesajı bana orada ulaşmıştı.

Peki nasıl oldu da İslam’a doğru bu adımları atmaya başladınız? Arayışa girmiştim, "Bir cevap olmalı" diyordum. Bir Tanrı var. Bir Tanrı olmalı. Çünkü artık yaratılışa bakmaya başlıyorsun. Sormaya başlamıştım… Sorgulamaya başlamıştım, yani, bir şey olmalıydı, düşündüğümden de fazlası olmalıydı. Ve işte o anda ezan okundu. Ezanı okuyan müezzin öyle güzel okuyordu ki beni sesin geldiği yere doğru çekti. Avludan bile duyulacak kadar yüksek bir sesti. O sesin geldiği yere gitmek istedim. Çünkü bu bir çağrıydı… Yalnızca namaza çağrı değil, bu aradığım cevabın da çağrısıydı. Ezan okunurken ağladım. Çünkü bu bir çağrıydı… Sadece namaza değil, uyanışa bir çağrıydı. Rabbin seni arıyor diyordu.

O tarafa yönelsen iyi olur gibi. Aynı koğuşta kaldığım bir kardeşin gelmesini bekledim. Ve ona sorular sormaya başladım. Çünkü o ses o kadar güzeldi ki, önce o sesi bir şarkı sanmıştım. Bir şarkı gibiydi. Dedim ki, “Mescitten gelen o şarkı neydi?” O da “Orada şarkı çalmadı ki” dedi. “Hayır, hayır vardı. Bir şarkı vardı. ‘Allahu Ekber’ diyordu” dedim. “Ah, o ezandı” dedi. Ben de sordum, “Ezan ne? O da ne?” O da dedi ki, “Ezan, namaza çağrıdır.” “Namazın başlamak üzere olduğunu haber veren bir çağrıdır.” Hiç kimsenin ezanı öyle okuduğunu duymamıştım. Bana şöyle dedi: “Tahmin edeyim, kimsenin sana bir şey öğretmeye vakti olmadı.” “Evet” dedim. Ama daha çok sorum vardı.

Çoğu da şu şekildeydi: "Neden birden fazla Tanrı var?" Ve İslam bunu en baştan açıkladı. Hayır, birden fazla Tanrı yok. Yalnızca bir tek Tanrı var. Ve ben de dedim ki, “Vay be, ben zaten bunu arıyordum.” Çünkü sadece bir tek Tanrı var. Tanrı’nın oğlu olan bir İsa yok. Bir peygamber ve elçi olduğuna göre inanılan İsa var. İşte bu, kabul edebileceğim bir şeydi. Eyalet hapishanesine gönderildiğimde, sorduğum birkaç soru daha vardı. “Neden sadece pazar günleri ibadet ediyorsunuz?” "Hayır, biz günde beş vakit namaz kılıyoruz.” Tamam, bu mantıklı geldi. Her gün, günde beş vakit. Dedim ki, tamam.

Yani Hristiyanlar ve Katolikler gibi değildi, pazartesiden cumartesiye kadar eğlenip, sonra pazar günü kiliseye gidince her şey affoluyor. Bu da bana hep saçma gelen şeylerden biriydi. Yüce Tanrı’ya pazartesiden cumartesiye kadar isyan edip, sonra pazar günü kiliseye gidince yaptığın her şey için affedilmek mi? Ne yapmış olursan ol mu? Bu bana hiç mantıklı gelmiyordu. İşte bu yüzden o dine karşı çıkmıştım. Ta ki, dediğim gibi, İslam’a kadar. İslam bana bir fark olduğunu öğretti. Ve İslam’ın son gönderilen din olduğunu öğrenince… Hakikat hep vardı ama son haliyle yeniden gönderilmesi gerekiyordu. O zaman “tamam” dedim.

Bir kardeş bana şöyle demişti, “İnsanoğlu sürekli hataya düşer, peygamberlerin geliş amacı da bu.” Ve Muhammed (asm) gönderilen son peygamberdi. İslam dini benim aradığım cevaptı. Bana yardım etti, hapisten uzak kalmamı sağladı. Hayatta daha önce hiç yapmadığım iyi seçimleri yapmama yardım etti. İçkiyi bıraktım, o tür uyuşturuculara bir daha dönmedim. Bu sana nasıl hissettirdi? İçimde çok güzel bir his uyandırdı. Sanki yeniden doğmuş gibiydim. Bana söylenen şeylerden biri ve bence en güzellerinden biri de şuydu: “İslam, öncesindeki her şeyi siler.” Bu çok güzel bir şeydi. İslam’ın her şeyi geride bıraktığını bilmek güzel bir şeydi. Asla affedilmeyeceğini düşündüğüm suçları bile.

Çünkü bilirsiniz, cinayet affedilmez bir günahtır. Ama bu İslam’dan önceydi… İslam’la birlikte şunu öğrendim ki: Ondan da, diğer tüm yaptıklarımdan da affedileceğim bir yol vardı. Sonra camiye gitmeye başladım. Ve oradan itibaren Elhamdülillah, İslam’ı hakiki şekilde benimsedim. Tekrar şehadet getirdim. Kendimi iyi hissettim, gerçekten. Ruhumu ve benliğimi yeniden hayata döndürdü. Başka bir deyişle, sanki ışığım sönmüştü, İslam ise o ışığı yeniden alevlendirdi. O ışığı daha da canlandırdı. Bu sana nasıl hissetirdi? İslam’a ilgi duymanızın ilk nedeni neydi? Rikers Adası’ndaki ilk şehadetinden öncesinde. Uyuşturucuyu bırakmam ve Tanrı olmadığımı fark etmemdi. Bu...

Bir kardeşimizin söylediği gibi, sadece tek bir Tanrı vardır. İşte bu beni İslam’ı öğrenmeye sevk etti. Allah beni affetsin. Ortalıkta “Ben Tanrı’yım” diye gezinirken, ilk söylediğim şey şuydu: “Asla Müslüman olmam.” Ağzımdan bu cümle çıkmıştı. Asla Müslüman olmam derdim. Asla yüzümü yere koymam. Aynen böyle söyledim. Hapse düşene kadar İslam’a ilgim yoktu. Ve sonra hapisten çıktın, cezanı tamamladın. Cezamı tamamlayıp hapisten çıktığımda mutluydum. Artık sıra bu mesajı kendi insanına ulaştırmaktaydı. Çetedeki insanları İslam’a davet ettim. Ve Elhamdülillah, kardeş Wesley ve başka üç kardeş daha bu davete icabet etti.

Elhamdülillah, oğlum da Kelime-i Şehadet getirmesi için ona ilham olduğumu söylüyor. Yakın zamanda bir kardeş cezaevinden çıktı ve bana dedi ki, “Kardeşim, benim Müslüman olmamın sebebi seni gözlemlememdi. Ama o zamanlar seni dinlemiyordum çünkü içki ve uyuşturucu kullanıyordum.” Hapse girdi ve orada İslam’la tanıştı. Ve şimdi, kardeşleri gördüğümde öncekinden çok farklılar. Artık tanıdığım o kişiler değiller. Birilerinin o mesajı duymuş olması beni mutlu ediyor. Tüm kötü alışkanlıklarını bırakıp hayatını değiştirmek senin için zor oldu mu? Kesinlikle oldu, kardeşim. Benimle aynı yolda olmayan insanlardan uzaklaşmaya başladım.

İbadet etmeyen, inancı olmayan insanlardan uzaklaşıp daha çok inananlarla vakit geçirmeye başladım. Ya da Müslümanlarla, tabii. Asıl büyük değişim ise buradan Connecticut’a taşındığımda oldu. Connecticut’taki Müslümanlar hakkında hiçbir bilgim yoktu. Onların da olması hoşuma gitmişti. Çünkü ortak bir yanımız vardı. Ve duyduğum sözlerden biri, ki çok sevdiğim sözlerden biridir, “Müslümanlar birbirinin dostu ve koruyucusudur.” Ayrıca bir kardeşten de şunu duydum: Hz. Muhammed (s.a.v.) demiş ki, “Zamanını nasıl insanlarla geçirirsen, zamanla onlardan biri olursun.” Ve fark ettim ki, ne zaman benle aynı yolda olmayan insanlarla takılsam, hep sorun çıkıyordu. O yüzden tam tersine döndüm.

Artık benimle aynı yolda yürüyen, aynı değeri paylaşan insanlarla vakit geçirmeye başlamıştım ve bu da Allah’ın yolunda kalmakta büyük fayda sağladı. Birçok kişi, birini hapsetmenin onu daha iyi bir insana dönüştüreceğini zannediyor. Bir süre sonra dersini alacağını ve iyi bir insan olacağını zannediyor. Islah olacağını sanırlar. Sence İslam dışında bunu başarabilecek bir sistem var mı? İslam insanlık için bir cevaptır. Bunu söylememin sebebi şu: Eğer İslam olmasaydı, dersimi alabileceğimi sanmıyorum. Hâlâ cezaevine girip çıkıyor olurdum. Ya da büyük ihtimalle, şu ana kadar çoktan ölmüş olurdum. Çünkü beni yönlendiren hiçbir şey yoktu, asıl sorun da buydu.

Ve tüm kalbimle, tüm içtenliğimle inanıyorum ki, aradığım cevap bu. Âmin. Çetelerde belli bir kardeşlik duygusu var. Bu kardeşliği İslam’la kıyasladığınızda… Tamamen farklı. Çete kardeşliği çoğu zaman korkuya dayanıyor. Bu yüzden insanlar birbirine sadık görünüyor. Yani çetede sana seni sevdiklerini gösterirler, çünkü senin ne düşündüğünü, onlara ne yapabileceğini bilmezler. Oysa İslam’da sevgi karşılıksız olarak verilir. “Senden korktuğum için seni seviyorum” demezsiniz. İslam’da şöyledir, “Seni seviyorum çünkü sen benim kardeşimsin.” Hz. Muhammed (s.a.v.) hakkında sizi en çok etkileyen şey neydi? Bize bu güzel dini ulaştırmak için yaşadıklarına rağmen yılmamış olması.

Çok fazla fiziksel acı çekmiş, çok fazla sözlü saldırıya uğramış. Defalarca reddedilmiş. Evinden zorla çıkarılmış. Bunca şeye rağmen, aynı tevazuyla yoluna devam etmiş. Bence yaptığı şey hiçbir insanın yapabileceği bir şey değildi. Çünkü bu, özel bir kişilik ister. Ancak böyle biri Allah’ın bir elçisi ya da peygamberi olabilir ki böyle zorluklara dayanabilsin, sonrasında da dimdik ayakta kalabilsin, Allah’ın yolunda sebat edebilsin ve bir de her şeyi Allah’ın istediği şekilde öğretmeye devam edebilsin. İşte beni Hz. Muhammed (asm)'le ilgili etkileyen şeydi. Onun insanlıktan asla vazgeçmemiş olması ve tüm insanlığa rahmet olarak gönderilmiş olması. Şimdi cennete gittiğinizi ve Hz.

Muhammed (s.a.v.)'i gördüğünüzü hayal edin. Ona ne söylemek isterdiniz? Teşekkür ederim. Benim gibi birini kurtaran bir din getirdiğin için teşekkür ederim. Kıyamet günü beni savunacağın için teşekkür ederim. İslam’a karşı samimi olduğun için ve onu bir öfke ya da nefret dini olarak değil, bir barış mesajı olarak öğrettiğin için teşekkür ederim. Son olarak, eğer dünyadaki tüm Müslüman olmayan insanlara seslenme şansınız olsaydı, sadece birkaç saniye bir şey söyleyebilseydiniz onlara ne söylemek isterdiniz? Derdim ki, dinleyin, kalbinizi açın. Kulak verin. Önyargılı olmayın. Başkalarının yaptıklarına bakmayın. İslam’a bakın ve mesajı bizzat alın. Bu çok güzel bir yaşam biçimi.

Ne arıyorsan, onun cevabı İslam’da var. Gerçekten, size huzur verecek.
