# Tesettürümü Çıkarmak Zorunda Kaldım! Annem Beni İslam Yüzünden Reddetti!" Duygusal Dönüş Hikayesi!

- Language: tr
- Published: 2026-08-26
- Canonical: https://blog.towardseternity.com/tr/blog/i-had-to-take-off-my-hijab-my-mum-rejected-me-because-of-islam-emotional-revert-story
- Source video: https://www.youtube.com/watch?v=CBLrlAD9uA8
- Channel: Towards Eternity

This is the cleaned transcript of the source video. The speech is unaltered.

---

Aslında tek bir sebep için Kur’an okuyordum. Bu sebep, Kur’an’da çelişkiler bulmaktı. Makaleleri, broşürleri, kasetleri attım. Kur’an’ı kenara kaldırdım. Ruhsal ve duygusal olarak bu durumu kaldıramıyordum. Evet, Sonunda Müslüman oldum. Artık ben böyle biriyim. Annemin “Tamam artık buraya kadar benim artık senin annen olmama gerek yok bundan sonra tek başınasın” dediğini hatırlıyorum. Çok acı verici bir andı. Ve Kendi annen tarafından reddedilmek Bu gerçekten çok Çok acı verici bir şey. Nereye ait olduğumu bir türlü bilmiyordum. Kendimi o kadar yalnız hissediyordum ki hastaneden annemi aradım ve “Lütfen beni alıp eve götür” dedim. Böylece İslam’ı yaşamaktan vazgeçtim.

Tesettürümü, namaz kılmayı bıraktım. Selamun Aleyküm Aliyah um Raiyyan kardeşim, davetimizi kabul ettiğin için teşekkür ederiz. “Aliyah um Raiyyan kimdir?” ve bize kısaca hayatından bahseder misin? Ve aleyküm selam ve rahmetullah. Öncelikle davetiniz için teşekkür ederim. Doğu Londra’da doğdum ve büyüdüm. Ağırlıklı olarak Müslümanların olduğu bir bölgede büyüdüm. Burası Bangladeşlilerin yoğun olduğu bir yerdi bu sebeple sık sık Müslümanları görürdüm. Etnik kökenim aslında karışık. Annem İtalyan, babam ise Batı Afrika’dan bir Nijerli. Fakat bana ne zaman kim olduğum sorulsa “Aliyah, Allah (c.c.)’a ulaşmayı isteyen bir ruhtur.” diyerek yanıtlarım. İnanç konusunda hayatın nasıldı?

Neye inanıyordun? Bir Hristiyan olarak büyüdüm. Aslında gençken yeniden doğmuş bir Hristiyan’dım yani inancım çok kuvvetliydi. Yaratıcıya her zaman inanırdım. Annem beni yaşam, amaç dünya gibi konularda meraklı olmam için teşvik ederek büyütmüştü. Bu yüzden de yeniden doğmuş bir Hristiyan bile olsam bazı boşluklar vardı. Sonra evet, sorguladım. Çok küçük bir yaşta Hristiyanlığın temellerini sorguladım. Şunu fark ettim ki duygusal ve manevi olarak bir inanca eğilimim olsa da mantıksal olarak bu bana uymuyordu. Bu yüzden de nihayetinde bu inancı terk ettim. Babamın geçmişi çok çok ilginç çünkü aslında Müslüman olarak dünyaya gelmişti. Dedem Müslümandı.

Ben doğmadan yıllar önce dedem vefat edince babam İslam’ı terk etmişti. Yani annemle Londra’da tanıştıklarında Müslüman değildi. Bu yüzden hiçbir zaman İslam üzerine yetiştirilmemiştim. İslam adına hiçbir şey yoktu. Babam Müslüman değildi. Seni inançlarını sorgulamaya sevk eden şey neydi? Annemle kiliseye gittiğimizi hatırlıyorum. Kiliseye giderdim ve bu manevi ve duygusal olarak çok tatmin edici olurdu fakat sorularım vardı. Yaratıcının oğluna nasıl ibadet ettiğimizi anlayamıyordum. Onun nasıl bir an Yaratıcı’nın oğlu olduğunu ve sonra bir anda Yaratıcı olduğunu anlayamıyordum. Fakat daha da önemlisi o bir insandı. Tıpkı benim gibi bir insandı.

Akıl ve mantık çerçevesinde başka bir insana ibadet etme düşüncesini anlayamıyordum. Bu durum daha çok çok küçük yaştayken bile aklıma yatmamıştı. Bunu sorguladım. Bir gün gidip kilisenin papazına bunları söylediğimi ve sorular sorduğumu hatırlıyorum. Bana “Sadece inan.” demişti İşte o anda bunun benim için uygun olmadığını anladım. İslam’ı ilk nasıl duydun? Şimdi bu soruyu yanıtlayabilmek için sizi çok çok küçük yaşlarıma götüreceğim. Ağırlıklı olarak Müslümanların yaşadığı bir bölgede büyüdüm. Bangladeşlilerin yoğun olduğu bir yerdi. Evimiz birinci kattaydı. O zamanlar 8 yaşındaydım. Oturma odasının penceresine gider pencerenin kenarına yaslanırdım.

Buradan yaşadığımız yerin karşısında bulunan giriş katı görebiliyordum ve burada geçici bir mescit bulunmaktaydı. O zamanlar bu mescit konteynırdan yapılmıştı. Küçükken yaslandığım camın önünden mescidin içindeki namaz bölümünü görebiliyordum. Bu, bana çok etkileyici geliyordu. Buradan insanların içeri girdiğini, eğildiğini, secde ettiğini görebiliyordum. Bir çocuk olarak bu bana çok etkileyici gelirdi. Günde birkaç kez bu anı yakalayabilmek için pencerenin kenarına koşardım. O dönemlerde maalesef ki evdeki durumlar çok kötüydü. Annemle babam sürekli kavga ediyordu. Anlaşamıyorlardı. Evde bitmek bilmeyen tartışma ve kavgalar vardı.

Bir gün annem ve babam arasında çok büyük bir kavga yaşanmıştı. O esnada odama koştum. Yaklaşık 8 yaşındaydım. Odama giderken annemin Asya yapımı güzel şalını almıştım. Bu şalı kendisine Pakistanlı iş arkadaşı hediye etmişti. Şalı aldım ve yere serdim. Secde ettim ve “Allah’ım onları durdur. Kavga etmesinler” dedim. Bu şekilde dua ettim. O zamanlar çok küçük bir çocuktum. Tam olarak ne yaptığımı bilmiyordum fakat mescitte gördüğümü taklit ediyordum. Yaratıcının beni duyabildiğini hissettim çünkü bu O’na çok yakın olduğum bir andı. O an böyle hissetmiştim. Bu bir nevi benim ilk İslami deneyimimdi. Bu olaydan iki yıl sonra gerçekleşen başka bir olay daha vardı. 10 yaşındaydım. Okuldaydım.

Okuldan eve geldim ve benim sınıfımda olan okuldan bir arkadaşımın okuldan sonra o dönemler çok meşhur olan oyun kartlarını almak için yolun karşısına geçmeye çalışırken büyük bir kamyonun altında kaldığını duyduk. Vefat etmişti. Okulumuz tüm sınıf arkadaşlarına mesaj göndererek bizleri birkaç gün içerisinde gerçekleşecek olan cenazeye davet etmişti. Buna izin vermesi için anneme yalvardım. Sınıfta Müslüman olmayan çok az kişi vardı. Annem kabul etti. Ve o zamanlar en yakın arkadaşım olan Somalili arkadaşıma “Bir şal ödünç alabilir miyim?” diye sormuştum. Kabul etti ve bana bir şal verdi. Doğu Londra Camisine girdiğimi hatırlıyorum.

Sanırım cenazeye katılanlar arasında Müslüman olmayan tek çocuk bendim. Öğle namazını kıldım ve sonrasında cenaze namazını kıldım. Öğle namazında secde ettiğimde iki yıl önce yaşadığım o yakınlık hissini tekrar yaşadığımı hatırlıyorum. Bu da benim bir nevi ikinci İslami deneyimim. Hangi olaydan sonra İslam'a yakınlaşmaya başladın? Evdeki durum çok çok daha kötüye gitmeye başlamıştı. Evde çokça aile içi şiddet olayı yaşanıyordu. Ruhsal ve duygusal olarak bu durumdan etkileniyordum. Ve Subhanallah. Allah, Allah karşıma birini çıkardı. Benim ortaokuldan sınıf arkadaşımdı ve kendisi İslam’ı yaşayan birisiydi.

Sınıftaki bütün Müslüman kızlar İslam’ı kültürel olarak yaşıyordu fakat bu arkadaşım gerçekten İslam’ı yaşıyordu. Kendisi de benim gibi evde benzer sorunlar yaşıyordu fakat onun ebeveynlerinin durumu benimkinden daha kötüydü. Subhanallah. Annesi aile içi şiddet mağduruydu. Dayak yiyordu. Buna rağmen arkadaşım sakindi, hatta huzurluydu. Onun ailesinin durumu benimkinden daha kötü ben altüst olmuşken arkadaşım gayet iyi durumdaydı. Bu ne demek oluyordu? “Bunun üstesinden nasıl gelebiliyorsun?” diye sordum. Çünkü ben gerçekten yaşadığım bu durumdan etkileniyordum. “Bunun üstesinden gelmemi sağlayan benim inancım.” dedi.

Şimdi aslında Müslümanların nasıl insanlar olduğunu bildiğimi sanıyordum fakat aynı zamanda İslam’ın çok gerici bir din olduğunu hissediyordum. Bu arkadaşımı çok seviyordum. Çok çok yakındık. Aslında tamamen farklıydık. Yani ben biraz çılgın ve popüler biriydim. O ise maşallah İslam’ı yaşayan bir Müslüman’dı. Yine de çok çok yakın arkadaş olduk. İslam’ı araştırmaya başladım. Makaleler okuyordum. O zamanlar kasetler dinliyordum. Aslında tek bir sebep için Kur’an okuyordum. Bu sebep Kur’an’da çelişkiler bulmaktı. Böylece arkadaşımı kurtarabilirdim. Çünkü tesettürün yanlış olduğunu düşünüyordum. Bu onun başarılı bir kariyere ve hayata sahip olmasının önünde engeldi.

Mesela Benim büyüdüğüm çevrede erkekler iki metre önde yürürdü. Eşleri ise onların gerisinde olurdu. Bu tarz önyargılara sahiptim. Bu durum benim için oldukça ilginçti çünkü bir yandan bu inancın içinde arkadaşımınki gibi güzel huzuru oluşturan bir şey olduğunu görebiliyordum. Diğer yandan ise bu onu kısıtlayacak, baskılayacak geri çekecekti. Bu yüzden kendisiyle çok tartışırdık. Sürekli konuşurduk. Zaman geçtikçe İslam’ın hak olduğuna ikna olmaya başlamıştım ve bu beni çok korkutmuştu. İkna olmaya başlamıştım. Kalbim, aklım değişmeye başlamıştı. Hiçbir şey bulamıyordum. Bulabildiğim tek şey kapsamlı bir hayat, Kur’an’daki bilimsel kanıtlardı.

Araştırmalarımda bulabildiğim şey ise gerçekten Kur’an’ın mucizeleriydi. Hiçbir şey yoktu ve bu beni korkuttu çünkü o zamanlar küçük yaşta olsam da ben her zaman bir şeye adapte olduğumda, bir şeyi seçtiğimde onun için elimden gelenin fazlasını yapardım. Bu yüzden değişmeye, ikna olmaya başladıkça bu hayatımı değiştirmem gerekeceği anlamına geliyordu ve bu beni korkutuyordu. Şehadet getirmene engel olan şey neydi ve sonunda nasıl Müslüman oldun? Sanırım korku beni yenmişti. Korku o kadar üstün gelmişti ki arkadaşlarımla bağımı koparmıştım. Makaleleri, broşürleri, kasetleri attım. Kur’an’ı kenara kaldırdım. Ruhsal ve duygusal olarak bu durumu kaldıramıyordum. İnandığım şeyden korkuyordum.

Hayatımı değiştirmek zorunda olmaktan korkuyordum. Hayatımı sevdiğimi söyleyemem ama özgürdüm. Özgürlüğünden vazgeçmek zorunda kalmak çok korkunç bir şey hele ki ne kazanacağını bilmiyorsan ve şu an ben ne kazandığımı biliyorum. O arkadaşımla olan bağımı kestim ve hayatıma devam ettim. Sınavlarıma çalışıyordum. Sınavlarıma çalıştığım bir haftasonuydu. Fakat her nedense bir türlü odaklanamıyordum. Düşünebildiğim tek şey İslam’dı. Yalnızca daha önce keşfettiğim şeyler üzerine düşünüyordum. Sanki bu düşünceler tarafından bombardımana uğruyordum. Bu düşünceler Kur’an’daki bilimsel kanıtlar, yaratıcının varlığı, peygamberlik hakkındaki kanıtlar gibi şeylerdi. Düşünce üzerine düşünce geliyordu.

Yaşadığım bölgede yürüyüş yapmaya çıktım biraz nefes almak için. Her zaman geçtiğim yola geldim. Durup yeşil ışığın yanmasını bekledim ve ışık yandı. İnsanlar karşıya geçiyordu bense geçemedim. Sanki bacaklarım yere çakılmış gibiydi. Aklımdaki düşünce şuydu. Bu yoldan veya herhangi bir yoldan geçersem ve geçerken bana bir araba çarpar da gerçekten bildiklerimi bilerek ölürsem bu benim için ne anlam ifade edecekti? O an aydınlandım. Neden kalbime çoktan girmiş olan bir şeyi tasdik edemiyordum? Eve gittim ve arkadaşımı aradım. Telefonu açtı ve sesimi duyunca çok mutlu oldu. “İnanıyorum ve şehadet getirmem gerekiyor.” dedim. Bu olay hafta sonu gerçekleşti ve pazartesi günü şehadet getirdim.

Elhamdülillah. Ailen Müslüman olmana ne tepki verdi? O zamanlar aşırı hevesli, ve tutkulu bir genç olarak bunu anneme şu şekilde söyledim. Eve geldim, kapıyı çaldım ve annem kapıyı açınca beni karşısında tesettürlü olarak gördü. İtiraf etmeliyim ki çok iyi bir karar değildi. Annem şaşkın bir şekilde bana bakakalmıştı. Ona “Evet, Müslüman oldum. Artık ben böyle biriyim.” dedim. Annem bunun sadece geçici sadece bir süreç olduğunu düşündü. Elhamdülillah ki bu 24 yıllık bir sürece dönüştü. Elhamdülillah Bundan sonrası çok çok zordu. Ailemi, arkadaşlarımı kaybettim. Çok genç bir yaşta yalnız başıma kaldım. Müslüman olduktan sonraki ilk birkaç yıl çok zordu.

Müslüman olduktan sonra karşılaştığın en büyük sorun ne oldu peki? Annemle ilişkim koptu. O dönemde bir sürü gelişme yaşanmıştı. Annemin yeni bir ilişkisi vardı. Bu adam ise İslam’dan nefret ediyordu. Annemin bana sırt çevirmesine sebep oldu. On yedi yaşındayken annemin bana “Tamam artık buraya kadar. Benim artık senin annen olmama gerek yok. Bundan sonra tek başınasın.” Dediğini hatırlıyorum. Benim için gerçekten çok acı verici bir andı. Bu çok çok zor bir durumdu. O yaşta bir insanın ailesine ihtiyacı vardır. ve Kendi annen tarafından reddedilmek ise çok çok acı verici bir şey. Yani çok zor bir süreçti.

Bundan sonra o yaşta kendini korumak, iş bulmak zorunda olmak, yalnız olmak ve o dönemde daha birçok özel sorunlar yaşıyor olmak ve bunlarla aile desteği olmadan başa çıkmak gerçekten çok zordu. Yalnız yaşıyordum ve İslam’ı belli bir İslami grup vasıtasıyla benimsemiştim. Sonra bu gruptan ayrıldım ve başka bir radikal gruba dahil oldum. Bir radikal gruptan diğerine gidiyordum. Bunun yanı sıra ailemle sorunlar yaşıyordum. Nereye ait olduğumu bir türlü bulamıyordum. Yeni bir Müslüman olarak tam anlamıyla bir kimlik krizinden geçiyordum. Ailem beni reddetmişti. Bir İslami gruptan diğerine gidiyordum. Bu grupların her ikisi de aslında birbirinden farklı iki uç gibiydi.

Ve ben nereye ait olduğumu bir türlü bulamıyordum. Kendimi o kadar yalnız hissediyordum ki hastaneden annemi aradım ve “Lütfen beni alıp eve götür.” dedim. Böylece İslam’ı yaşamaktan vazgeçtim. Tesettürümü, namaz kılmayı bıraktım. Müslüman gruplarla arama mesafe koydum. Ancak hala inançlarıma bağlıydım Sanırım bu oldukça mantıksal bir noktadan Müslümanlığa ikna olmam ile ilgiliydi. Geçtiğim bütün imtihanlar çok ağır geliyordu. İslam’a nasıl geri döndün? Ben, sonunda bir iş sahibi oldum ve hayatıma kaldığım yerden devam ediyordum. Özgürdüm. Müslüman olduğumda uğraştığım bütün o sorunlarla artık uğraşmak zorunda değildim. Fakat bir boşluk vardı.

Boşluk vardı ve her zaman bir şeyler yolunda gitmiyor gibi hissediyordum. Bu şekilde birkaç yıl geçirdim ve sonunda bu boşluk çok büyük bir boyuta ulaştı. Bunun sebebi yaşadığım hayatın inançlarımla uyuşmuyor olmasıydı. Yavaş yavaş İslam’a geri dönmeye başladım İnsanlar genellikle şehadetin hayatlarındaki en güzel şey olduğunu söylerler. Fakat Allah’a geri dönmek, İslam’a geri dönmek ve bunu bir grubun baskısı veya birinin “Bunu yapmak zorundasın.” “Bu helal.” “Bu haram.” “Yaptıkların yanlış.” gibi sözleri olmaksızın bu dönüşü yapmak, İslam’a organik bir bağ ile kendim ve Rabbim arasında tekrar gerçekleşen bir yolculukla gelmek çok güzel, tatlı bir histi.

Her gün bir sayfa İngilizce Kur’an okuyordum. Saçlarımı Afrika stilinde bağlıyordum. Sonra bu zamanla tesettüre evrildi. Tekrar namaz kılmaya başladım. İslam’a geri döndüm ve tekrar Müslümanca yaşamaya başladım. Elhamdülillah. Bu çok güzel bir andı çünkü benle Rabbim arasındaydı. Benle Rabbim arasında. Bu olay, annen ile olan ilişkini nasıl etkiledi? Annem sonunda o evliliğini bitirdi. Bu çok güzel bir gelişmeydi çünkü iyileşmeye başladı. Halen iyileşme sürecinde. İlişkimizi yoluna koymaya başladık. Her iki taraf da bunun için çabalıyor. Elinden geleni yapıyordu. Ve sonunda 2015 yılında annem İslam hakkında sorular sormaya başladı. O zamanlar ben yurtdışında yaşıyordum. Kuzey Afrika’da.

Annem ise böyle bir yolculuğa başlamıştı. Bununla ilgili bir sürü sorusu vardı. Sonra yine 2015 yılında gelip “Müslüman olmak istiyorum.” dedi. Annem hevesli bir okuyucudur. Çok okur, hatta bildiğiniz kitapları yiyip yutar. Tarihi ve özellikle İslam tarihini sever. Bu dönem aslında annemin daha fazlasını bilmek isteme anlamında o merakı oluşturduğu bir dönemdi. 2015 yılında Müslüman olmak istediğini söyleyerek şehadet getirdi. Çok kısa bir süre sonra bu inancı sürdüremediğinden bahsetti. Sanırım yaşı sebebiyle. Bir de etrafında hiç Müslüman yoktu. Ben de uzakta yaşıyordum bu sebeple sonunda inancını terk etti. Ve sonra 2021 yılında bazı YouTube videoları izlemeye başladı.

Bana geldi ve “Leasha Prima adlı bir kadının bu videoları karşıma çıktı.” dedi. O zamanlar kendisini tanımıyordum. Bu yüzden hızlıca bir araştırma yaptım. Kendisi Amerikalı bir kardeşti. Bu, annemin Şeyh Halid Yasin’in videoalarını izlemesine vesile oldu. Çok heyecanlı bir şekilde bana gelip bak “Karşıma bu adam çıktı. Kim olduğunu bilmiyorum ama benim ruhuma hitap ediyor. Çok bilgili ve tarihten anlayan birisi” dedi. Bu onun ilgisini çekmişti çünkü annem de tarihe ilgiliydi. Ve ardı ardına durmadan Şeyh Halid Yasin’in videolarını izliyordu. Bana gelip öğrendiklerinden bahsederdi. “Baksana, İsa hakkında bu seriyi yapmış” dedi. Sanırım serinin adı “Historical Jesus” idi.

Annem tüm bunları çok etkileyici buluyordu. Sürekli olarak izliyor, izliyor, izliyordu. Sonra bana geliyordu ve ben hiçbir şey söylemiyordum. Neler olduğunu farkında değilmişim gibi davranıyordum. Fakat bir şeyler değişiyordu Sadece onun sorularını cevaplardım fikirlerimi sunmazdım. Bana gelmesinin önünü açardım. O ise sadece “Bu adam inanılmaz.” derdi. Bu yüzden ben de onu bulmaya giriştim. Çevremdeki insanlara mesaj attım ve “Aranızda Şeyh Halid Yasin’in iletişim bilgilerini bilen var mı?” diye sordum. Birisi beni Facebook sayfasına yönlendirdi ve burada kendisinin numarası ve email adresi mevcuttu. Ona mail gönderdim ve olanları anlattım.

Annemin onun videoları ile karşılaştığınından, annemin geçmişinden sonradan Müslüman oluşumdan bahsettim. Ona hikayemin tamamını anlattım ve “Çok yoğun olduğunuzu biliyorum ancak annemle konuşma imkanınız olabilir mi?” diye sordum. Maili gönderdim. Halid Yasin meşgul bir adam bu sebeple mailimin gelen kutusuna bile düşmeyeceğini düşündüm. Belki spama veya gereksizlere düşerdi. 20 dakika sonra mailime yanıt gönderdi. “Onur duyarım, konuşalım.” yazmıştı. Konuştuk ve ona durumu anlattım. Annemden, onun yaşadıklarından bahsettim. Ayrıca annemin bu yeni keşfini, sormakta olduğu soruları, ve bana söylediği şeyleri, Muhammed aleyhisselam için duyduğu sevgiyi anlattım.

Bu sefer bir şeyler ona anlamlı geliyordu. Birbiriyle uyuşuyordu. Eskisi gibi değildi. Annem gerçekten İslam’a inanıyordu. Ve Şeyh bana annenin adı nedir diye sordu. “Annemin İtalyanca adı Josephina ama Avrupa’daki ismi Josephine” dedim. “Benim annemin adı da Josephine. kendisi 90’larında ve ölüyor. Senin annen, senin Josephine’in daha yolun başında benimki ise benim Josephine’im yolun sonunda. “Bunu yapacağız.” dedi. Onların konuşmasını istiyordum. Bu yüzden nasıl konuşturabileceğimi düşündüm. “Benim videolarımı beğense bile görüşmeyi kabul etmeyebilir dedi” Kendisine onunla araştırmaları, İslam yolculuğu hakkında görüşmek isteyen birisi olduğunu söyle.

Fakat bu kişinin benim olduğumu söyleme. Gerisini ben hallederim.” dedi. Anneme gittim ve böyle böyle bir adam var Kendisi araştırmacı ve sana bazı sorular sormak istiyor. sorularını cevaplamak ister misin diye sordum. “Evet, tabi” dedi. Anneme “Anne biliyor musun onunla konuşurken bana senin Arapça ismini sordu.” dedim. “Hayır, olamaz.” dedi. “Neden?” diye sordum. Daha bu sabah İbranice ve Arapça üzerine çalışan bir arkadaşımla konuşuyordum ve kendisine benim ismimin Arapça karşılığını sordum.” dedi. Bana daha sonra söyleceğini söyledi. Şimdi ise sen bana bunu söylüyorsun. Bu imkansız. Bu gerçek olamaz. Sonunda birbirleriyle konuştular. Ben de zoom toplantısındaydım.

Hatta kayıt altına aldım. Annem öyle bir şekilde konuşuyordu ki Allah ondan razı olsun. Amin. Konuşuyorlardı fakat nedense annem onun sesini fark etmemişti. O ise anneme sorular soruyordu ve konu annemin neye inandığına geldi. Sonra bir şekilde anneme neye inandığını söyletmeyi başardı. Annem yalnızca tek bir ilahın olduğuna ve Muhammed sallalahu aleyhi ve sellem’in O’nun son elçisi olduğuna inanıyordu. Videoda bunu söyledi. Toplantının sonunda anneme “ŞHY ne anlama geliyor, biliyor musun?” diye sordu. Annem, “Hayır” diye yanıtladı. “Şeyh Halid Yasin” dedi. Annem onu duymadığı için tekrar etti. Annem, “Hayır, o sen değilsin.” dedi. O ise “Evet, benim.” dedi.

Hayır eğer senin olduğunu bilseydim daha farklı olurdum. Neyse, ondan sonra birkaç zoom görüşmesi daha yaptılar. Sonra tekrar şehadet getirdi. Elhamdülillah. Müslüman olmak ve tesettüre girmek özgürlüğünü kısıtladı mı? İslam'ı kabul edince asıl özgürlüğüme kavuştum çünkü özgürlük, aslında insanların prangalarını kurtulmaktır. Yaratıcınızla ve amacınızla gerçek bir bağlantı kurduğunuzda, başkaları için değil O'nun için yaşarsınız ve bu gerçek özgürlüktür. Evet, şimdi tesettürlüyüm ve evet, Rabbimin rızası için yerine getirmem gereken bazı yükümlülükler var. Ama özgürüm çünkü kararlarım seçimlerim nereye gideceğim, ne yapacağım, ne yapmayacağım beni yaratan ve şekillendiren Rabbim için.

Benimle aynı yollardan geçen insanlar için değil. Yani evet özgürüm. Ama bazı gayrimüslimler "Hayır siz kendinizi kandırıyorsunuz, asıl biz özgürüz" diyor. Hayır çünkü onlar bir şeyin kölesi, hayatta hepimizi harekete geçiren bir şeyler var. Hepimiz için sabahları uyanmamızın altında yatan bir sebep var. Bu aile olabilir, iş olabilir, zenginlik peşinde koşmak olabilir, kendi arzularınız olabilir ama hepimiz bir şeylerin kölesiyiz. Benim gibi fani olan bir şeye köle olmaktansa O’ndan geldiğim ve yine O’na dönecek olduğum O mükemmel zatın kölesi olmayı tercih ederim. Bir zamanlar İslam'ın kadınları ezdiğini ve kısıtladığını hissediyordum.

Aslında İslam'dan kültürü kaldırdığınızda şunu fark ettim ki İslam, en saf haliyle kadına, kadın olarak kim olduğuna göre çok güzel değer veriyor. Ashabı Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'e en çok kimi sevmeleri gerektiğini sorduğunda cevabı ne oldu? “Anneniz” diye cevap verdi. Sonra yineledi. “Anneniz” “Anneniz.” Kadının Allah subhanahu ve teala tarafından onurlandırılması, korunması, desteklenmesi, anlaşılması ve ardından Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem vasıtasıyla bir nevi kanunlar ile konulması, kadının bir pırlanta olduğunu göstermektedir. Gerçek bir pırlanta. Allah subhanahu veteala bana hidayet etmeseydi şimdi nerede olurdum diye düşündüğümde biliyorum ki kaybolmuş olurdum.

O da hayatta kalabilirsem. Şu an olduğum kişi olarak burada olmam, eğer burada bulunuyorsam, bulunabiliyorsam bu şekilde var oluyorsam bu değerimi Rabbime borçluyum. Ve bunu yaptığımda anlıyorum ki İslam'da kadın gerçekten özgürdür, şereflidir, desteklenmektedir, korunmaktadır ve çok yüksek derecede hürmet görmektedir. Dünyadaki tüm gayrimüslimlerle konuşma şansın olsaydı onlara bir dakikada ne söylerdin? Onlara hayatın normal günlük koşuşturmacasının arkasında bir amaç olması gerektiğini söylerdim. Bu, o amaç değil. Eğer o amacın bu olduğunu düşünüyorsanız, o zaman bu, birinin varabileceği en üzücü sonuç olmalı.

Çünkü hayat bir hız treni gibidir bu hız treni İmtihanlarla, zorluklarla, adaletsizliklerle, hüzünlerle dolu. Eğer böyleyse biz neden yaratıldık? Onları hayatın döngüsünü düşünmeye bir çiçeği alıp o çiçeğin nasıl bir tohumdan büyüyüp güzel bir şeye dönüştüğünü ve sonra kuruyup tekrar öldüğünü gözlemlemeye davet ederdim. Onları sadece okyanusun önünde durup okyanusun derinliklerini ve okyanusun karanlığında var olan yaşamı incelemeye; bir yaprak parçası alıp onun tasarımındaki inceliklere bakmaya ve kendi kendilerine Bu nereden geldi? Bu yaprağın amacı ne? Bu çiçeğin amacı ne? Okyanusun amacı ne? diye sormaya davet ederdim. Sonra onlara “Ben de bu yaşamın bir parçasıyım.

Eğer bir yaprağın, Bir çiçeğin amacı varsa o zaman benim amacım ne?” diye sormak isterdim.
