# İncil’i Baştan Sona Okudum… Ama Müslüman Oldum! –  Bir Hristiyan’ın İslam’a Yolculuğu

- Language: tr
- Published: 2026-08-26
- Canonical: https://blog.towardseternity.com/tr/blog/i-read-the-bible-cover-to-cover-but-became-muslim-a-christian-converts-to-islam
- Source video: https://www.youtube.com/watch?v=vAU6Si7cafA
- Channel: Towards Eternity

This is the cleaned transcript of the source video. The speech is unaltered.

---

Yedinci sınıfta, ilk kez bir çeteyle tanıştırıldım. Ve bir noktada babam şöyle dedi: Artık benimle yaşayamazsın. Babam beni evimizin yakınındaki bir parka götürdü. Arabayı park etti. Bana, çık dışarı, dedi. Arabadan indim. O da gitti. Tüm bu olaylarda o anda "Tanrım bana yardım et" diye dua ederdim. "Tanrım, beni buradan kurtar." Farklı bir adam olacağım. Ve acaba İsa Tanrı mı diye sorgulamaya başladım. Ama İsa ölmüştü. Bu yüzden bize bir Kur'an verdi. Kur'an'ı aldık. Evime gider ve konuşmaya başlardık. Sonunda ışık yanmıştı. Dedim ki, İsa'nın dua ettiği Tanrı'ya dua etmek bana daha rahat hissettiriyor. Annemle çok tartıştık, çok kavga ettik. "Oğlum, konuşmamız lazım" dedi.

İşte başlıyoruz diye düşündüm. Dedi ki, "Yaptığın her şeyi gözlemledim. İnancın harika. Ve hayatına etkileri inanılmaz. Ben de Müslüman olmak istiyorum." Selamun aleyküm, LeBron. Geldiğin için teşekkür ederiz. Röportajımıza hoş geldiniz. İmam Wesley Lebron kimdir? Bize kısaca hayatından bahseder misin? Ve aleyküm selam. Davetiniz için Allah razı olsun. Elhamdülillah sizin kardeşinizim. Adım İmam Wesley Lebron, Porto Riko kökenliyim, Porto Riko adasından geliyorum. New Jersey eyaletinde Passaic adında bir şehirde doğdum. Hristiyan bir aileden geliyorum. Çoğunlukla İsa'nın Tanrı, Tanrı'nın Oğlu olduğuna inanarak büyüdüm. Ta ki ortaokul yıllarıma kadar, o zamanlar biraz...

Dinden tamamen uzaklaştım ve genç bir adam olarak hayatta kayboldum. Sokaklarda, partilerde içki ve sigarayla vakit geçirdim. Sonra, yaklaşık 20'li yaşlarımdayken, maşallah, İslam'la tanıştım. İnancın nasıldı, neye inanıyordun? İnanç açısından, bir Porto Rikolu olarak, Hristiyanlık bizim inanç biçimimizdi; İsa'nın Tanrı olduğuna, ona tapmamız gerektiğine, ona dua etmemiz gerektiğine inanıyorduk. Yani, doğal olarak, bir insan... Çoğu insan gibi bir inançla doğmuş oluyorsun. Çocukluğum boyunca inancımı sorgulamadım. İnancımı sorgulamaya ergenlik dönemimde başladım. Ama ne zaman başım belaya girse, din o zaman aklıma gelirdi. Bir sorun yaşarsın, hayatında bir şey olur.

Hemen "Tanrım, bana yardım et" dersin. "Tanrım beni kurtar" derdim ama kime seslendiğimi bilmiyordum. İsa'ya mı, Tanrı'ya mı sesleniyordum? O anda, İsa Tanrı mı diye sorgulamaya başladım. Ama İsa öldü. Ve eğer öldüyse de bu onun insan olduğu anlamına gelir. İsa Tanrı olabilir mi? Tanrı ölür mü? Bütün bunlar nasıl işliyor? diyordum. Ve aslında, tamamen dinden uzak durmayı tercih ediyordum. Bu yüzden aslında hiç araştırma yapmadım ve hayatı yaşamaya devam ettim. Sadece anı düşünerek ve eğlence peşinde koşarak geçirdim. Çete hayatına kaç yaşında dahil oldun? Yedinci sınıftayken, ilk kez bir çeteyle gerçekten tanıştırıldım. Bazı büyük kuzenlerim vardı, hep büyüklerin yanında takılırdım.

Ailedeki en küçük kuzendim. Yani ilk deneyimim yedinci sınıftaydı, kuzenim Fourth Street çetesinin bir parçasıydı. Ve bana katılmak isteyip istemediğimi sordu. Ben de evet, neden olmasın dedim. Ama Allah beni bir şekilde korudu çünkü yaşadığım yerden dolayı bu işin içine fazla girmedim. Çete hayatıyla tekrar tanışmam, 19-20 yaşlarımdayken, İslam'ı kabul etmeden hemen önce oldu. Sonunda Zulu Nation'a katıldım. Zulu Nation'ın ise iki yönü var. Herkesin bildiği bir yüzü var, o da hip-hop ve müzikle ilgili olan kısmı. Ayda bir kez New York'ta, Harlem'de toplantılar yaparlardı. Evimizde koruyucu aile olarak büyüttüğümüz bir çocuk vardı, o beni onlarla tanıştırdı.

Ve sonra Zulu Nation'ın çete tarafıyla tanıştım, çünkü evimizde yaşayan Edgar isimli çocuk o hayatın içindeydi. Peki sonra ne yaptık? Bunu yaşadığımız yer olan Jersey'e taşıdık ve orada çetenin bize ait kolunu oluşturmaya başladık. Az önce üvey kardeşinden bahsediyordun. Nasıl aynı evde yaşamaya başladın, anlatabilir misin? Kendisi siyahi miydi? Annem ve babam, evlatlık çocuklar büyütürdü. Üvey kardeşim, babam, annem, teyzem, büyükannem. Edgar da benim gibi Porto Riko kökenliydi. Dışarı çıkardık, onu da yanıma alırdım. "Hadi gel dışarı çıkalım, takılalım." Ne demek istediğimi anlıyor musunuz? Ve o zamanlar da, o da yanımdaydı.

Ben de o sıralarda, bir şeyler aramaya başlamıştım çünkü arabamla birkaç kez kaza yapmıştım, alkollü araba kullanıyordum, neredeyse ölüyordum. Bir kulüp çıkışında kavgaya karıştım. Kafama vuruldu. Bu taraftan bir şişe yedim, izi duruyor. Buraya bir kahve fincanıyla vurdular, izi kaldı. Doktorun söylediğine göre, biraz daha yana gelseymiş, burada olmazmışım. Sorgulamaya başlamıştım, "Hayattaki amacım ne? Hayatım nereye gidiyor? Ne yapacağım? Hayatıma böyle nasıl devam edebilirim? Yoksa canım ne isterse yapıp hiçbir şeyi umursamamalı mıyım?" diyordum. O zaman Edgar dedi ki, "Seni Zulu Nation ile tanıştırayım. Toplantıları var, bir çete, ama hip hop'la da bağlantılı." İlgimi çekmişti.

Dedim ki "Tamam, gidip bir bakayım buna." Partilemek, içki içmek, sigara içmek, bütün bu şeyler hayatımda çok önemli hale geldi. Tabii ki, bunları babamdan olabildiğince gizledim ama babam da bu işlere karıştığımı biliyordu. Sonrasında, Subhânallah, bu işlerin içinde kaybolmuş bir haldeyim. İçki, depresyon ve hayatın bir çözümünü bulmaya çalışmak derken, neredeyse alkolik olma noktasına geldim. Depresyonunuzun, moral bozukluğunun ana nedeni neydi? Yani, sorumlu olduğunuz çocuklarla mı ilgili endişelerin vardı, yoksa hayatının nereye gittiği belli olmadığı için miydi? En büyük endişem hayatımın nereye gittiğini bilmememdi. Çünkü iyi bir aileden geliyordum.

Çoğu zaman ihtiyacım olan her şeye sahiptim. Ama bir şeyler eksikti. Ve bir noktada babam şöyle dedi: Artık benimle yaşayamazsın. O zaman 18-19 yaşlarındaydım. Annemle de kalamıyordum. Babam beni evden atıyordu. Başka aileden biri de yoktu ki hani “Senin evinde kalabilir miyim?” diye gidebileyim. Babam beni evimizin yakınındaki bir parka götürdü. Arabayı park etti. Dedi ki, "Oğlum artık çok fazla oldun! Hayatında her şeyi fazla hızlı yaptın. Fazla kötü karar verdin. Erkek kardeşin ve kız kardeşin var, senden çok daha küçükler. Ve onların üzerinde olumsuz bir etki bırakmana izin veremem. Seni seviyorum ama çaresizim. Senin için yapabileceğim hiçbir şey yok" dedi.

Sonra da "Al sana 100 dolar" dedi. O zamanlar, haftalığı 100 veya 50 dolara bir oda kiralayabiliyordun. Belki haftalığı 50 dolara bir oda bulabilirsin, dedi. Orada kalırsın, sana yardım edebilirsem ederim. Bir işin var ama şu an senin için tek yapabileceğim bu. Bana, çık dışarı, dedi. Arabadan indim. O da gitti. O gün parkta oturup ağladım, düşünüyordum. Hayatımla ne yapacağım? O anlardan geçerken öyle bir noktaya geldim ki, Tanrım, nereye gideceğim dedim. Ne yapacağım? Yani, hiçbir fikrim yoktu. Hayatının bu noktasında da çeteye katılmaya karar verdin. Öyle mi? Evet, yani Zulu Nation'ın bir toplantısına katıldığımda oldu. Ve Edgar aracılığıyla Abdulaziz adında bir kardeşle tanıştım.

Edgar ve o bağlantılıydı. O, çete lideriydi. Aga ise onun altında olan, yani askerdi. Birbirlerini gördüler, sarıldılar. "Yıllardır seni görmedim. Nerelerdeydin? Naber?" Falan filan... Abdulaziz oradakilere konuşma yaptıktan sonra oldu bu. Sonra dedi ki, "Dinleyin, beni Bronx’a götürebilir misiniz?" Beni eve götürün." Aga bana baktı, "Onu götürebilir miyiz?" dedi. "Tabi, ben götürürüm." dedim. Sonra onu Bronx’a götürdük. Bize Tevhid’den bahsetti. Dedim, "Tevhid nedir? O ne?" "Tanrı'nın birliğidir" dedi. "Tanrı’nın birliği de ne demek?" "Göklerin ve yerin yaratıcısıdır. İsa, Allah’ın oğlu değildir. Allah’ın bir peygamberiydi, İsa insanlara rehberlik etmek için gönderildi.

Biliyor musun, biz Müslümanlar olarak buna inanıyoruz." dedi. Bize bir Kur’an ve ilk kitabım Dr. Bilal Philips'in yazdığı Tevhid Kitabı'nı verdi. Allah’ın Birliği Kitabı. Ben, Edgar ve bir diğer arkadaşım Tony, üçümüz sürekli birlikte takılırdık. Kur’an’ı aldık. Evime giderdik ve Kur’an okurduk. Ve konuşmaya başlardık: "Peki ya bu? Peki ya şu? Ya bu?" Ve tartışmaya başlardık. O noktada, diğer dinleri de araştırmaya başladık. Çünkü ben daha şüpheciydim: "Bir dakika, emin değilim." Tony daha öncesinde hapse girmişti, orada bir Müslümanla karşılaşmış. Muhammed’i (sav) biliyordu. "Doğru İslam, Arap Muhammed’le olandır" dedi. "Nereden biliyorsun?" diye sordum. Bir yanda Arap Muhammed var.

Bir yanda Elijah Muhammed, siyahi biri var. Hangisi doğru? O, "Arap" dedi. Ben, "Hayır, önce araştırmalıyız" dedim. Bunun hakkında okumaya başladık. "From Niggas to Gods" adında bir kitap okumaya başladık. Subhanallah. Ve çoğunlukla kendimi İncil’e vermiştim. Dedim ki, "Ben Hristiyan doğdum. En azından Hristiyanlığa bir şans vermeden başka bir şeyi kabul edemem." İncil’i baştan sona okudum. Ve İncil’i okudukça, İncil’deki her şeyin bana Kur’an’da da anlatıldığını görünce şaşırdım. Subhanallah, İsa’nın Tanrı olduğunu söylemiyor. Tanrı’nın oğlu olduğunu da söylemiyor. Bunca yıldır neden bunu yapıyoruz? Mesela neden?

Ve aileme gidip dedim ki: "Buraya bakın Neden?" En dindar olan büyükanneme, "Büyükanne" derdim. "Bu ayeti benim için oku." Okurdu. "Hayır, beni kandırmaya çalışıyorsun. Konuşmak istemiyorum." derdi. Benimle konuşmaktan korkardı. "Kandırmaya çalışmıyorum seni" derdim. Bilmek istiyorum. Gerçeği bilmek istiyorum Cevap sendeyse, söyle Ama mantıksızdı. İncil'i tamamen okuyup, aynı zamanda Kur'an'ı da İncil ile birlikte inceleyerek çıktığım bu yolculukta, sonunda İsa'nın çarmıhta olduğu noktaya geldim. İsa, 'Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?' diyordu. Hristiyanlar ve Müslümanlar arasında bir konuşmada pastör, "İsa Tanrı'nın oğludur ve İsa Tanrı'dır" dedi. Konuşmanın bitmesini bekledim.

Pastörün yanına gittim. Dedim ki, "Bakın, size bir sorum var." Dedim ki "Bir sorunum var: İnancım, darmadağın olmuş durumda. Bir sorunum var. Ben İncil'i okudum. İncil'de Tanrı, İsa'nın çarmıhta, 'Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?' dediğini söylüyor." Dedim ki "Benim sorum şu, İsa kime sesleniyor?" "Tanrım, Tanrım." demiş. "Kendim, kendim" dememiş. Kendi kendine konuşmuyor. Başka birine söylüyor. Bu açık, değil mi? Kime söylüyor? Ve neden amacını bilmiyor? "Bizim için çarmıhta ölmeye geldi" diyorsunuz ama o diyor ki "Beni neden terk ettin? Neden beni bıraktın?" Kime söylüyor? Elini şöyle omzuma koydu. Dedi ki, "Oğlum, sadece iman etmen gerekiyor." Dedim ki, "Hadi ama dostum. Nasıl?

Göz yummamı mı istiyorsun? Tanrı bana akıl verdi. Ben aptal değilim. Lise mezunu değilim ama aptal da değilim." SubhânAllah. Dedim ki, İsa'nın seslendiği Tanrı'ya seslenmek bana daha rahat geliyor. Ve dedim ki, Yaratıcı'ya seslenen tek dinin İslam olduğunu gördüm. Diğer herkes yaratılmış bir şeye tapıyor. O yüzden ben de Müslüman olacağım, dedim. İşte tam o sıralarda Abdulaziz'i görmeye gitmiştik. "Müslüman olmaya hazır mısınız?" dedi. "Evet" diyen arkadaşıma, "Hop, yavaş ol Birlikte yapacağız ama önce emin olalım değil mi? Yani emin misin? Kesin mi? Peki. "Müslüman olurum ama bir şartla" dedim. "Ben bir erkeğim.

Bana neyi, nasıl, ne zaman yapacağımı söyleme Eğer bunda anlaşabilirsek, İslam'ı kabul ederim. Muhammed hakkında henüz bilgim yok, kim olduğunu bilmiyorum. Ama onu kabul edeceğim. Onu sonra araştıracağım çünkü Kuran'ın Tanrı'nın bir kitabı olduğuna inanıyorum. Eğer bu Tanrı'nın kitabıysa, Muhammed de 'biri' olmalı, değil mi?" Abdulaziz de dedi ki "Hiç sorun değil." Bana şehadet getirtti elhamdülillah. Şehadet getirdik. Ve bu, elhamdülillah, İslam’a giriş yolculuğumun başlangıcıydı. Bu yüzden, Müslümanların içinde o hayranlık anını yaşamamış olmamı takdir ediyorum, elhamdülillah. Çünkü inanıyorum ki bu beni bugün olduğum noktaya getirdi elhamdülillah.

Yani elhamdülillah, bence bu deneyim, benim için en güzel tecrübeydi. Neden yolculuğun ilk aşamalarında yalnız ilerlemeyi seçtin? Aslında pek bir seçeneğim yoktu. Biliyorsun, hiç Müslüman tanımıyordum. Tanıdığım tek Müslüman Abdulaziz'di, değil mi? Arada bir Abdulaziz’le konuşmaya giderdik ama sonra bize New York'a geri gelmeyin dedi. Çünkü kendisinin doğru bir yerde olmadığını anlamıştı. Henüz bize bir rehber olacak durumda değildi. Onun doğru bir şekilde yaşamadığını görmemizi istemedi. Neden? İslam'a yeni kazandırdığınız insanlara kötü örnek olmak istemezsiniz. Bu yüzden bize Müslümanları bulun dedi. Maşallah, gelmemize ve İslam'ı öğrenmeye devam etmemize izin verdi.

Ama hemen anlamıştım Eğer iyi bir Müslüman olmak istiyorsam inancı öğrenmem gerekiyordu, dini öğrenmenin başka yolu yok değil mi? Çaba ve fedakarlık yapmadan olmaz. Merak ettim, neden önce bu uyarıyı yaptın? Kimse bu üçü hakkında bana dokunmasın dedin. Bu tutumunuzun sebebi neydi? Kendimi tanıyordum. Biliyordum ki bana deseydi, "Kız arkadaşın olamaz." Ben de derdim ki, "O zaman Müslüman olmak istemiyorum. Kız arkadaşımın olması lazım." "İçkiyi bırakmalısın" deseydi, "Daha içkiyi bırakmaya hazır değilim." "Sigara içemezsin." "Neden?" Bana mantıklı gelmeyecek şeylerdi. O yüzden baştan uyarımı yaptım, dedim ki bakın, eğer bana kurallar ve yasaklar getirecekseniz, ben buna hazır değilim.

Daha yeni sokaktan geliyorum. Hayatımda çok fazla şey var şu anda. Allah'ı hayatıma kabul ediyorum. Şu an beni bundan öteye götürmeyin. Buna ihtiyacım var, ama diğer her şey, kurallar ve yasaklar, şu anda hayatımda olamaz. Ve bence Abdulaziz bu isteğimi anlamıştı çünkü o da İslam'a sonradan geçmişti. O anda neye ihtiyacım olduğunu anladı ve bana büyüyebilmem için alan tanıdı. Orada oturuyordum, İbrahim Aleyhisselam’ın kıssası geldi aklıma. Hani kavmine, 'Güneş Rabbim, ay Rabbim, yıldızlar Rabbim' diyor ya… Ama sonra 'Benim Rabbim tüm bunların yaratıcısıdır' diyor. Bunu düşündüm ve kendi kendime dedim ki, Allah sana daha kaç şans verecek? Daha kaç şans verecek Allah sana?

Neredeyse ölüyordun, hapse giriyordun, çocukların var, hayatında çok şey yaşadın ve hala aynı şeyleri yapmaya devam ediyorsun. Şu anda burada oturuyorsun, sigara ve içki içiyorsun. La ilahe illallah Muhammedun Resulullah dedikten sonra, bu ne zaman bitecek? Arkadaşlarıma baktım, "Gitmelisiniz." "Ne?!" dediler. "Sorun yok, kafan güzel." Dedim ki "Hayır, hayır. Sonunda ışık yandı. Hepinizi hayatımdan çıkarmam lazım. Çünkü sizi hayatımda tutarsam, asla değişmeyeceğim. Çıkın gidin." dedim. Ve ondan sonra, arkadaşlarımı hayatımdan çıkardım. Ve sadece arkadaşlarımı değil, ailemi de hayatımdan çıkardım. Neden?

Çünkü kuzenlerimle takılırsam, hâlâ partileyeceğimi, kadın peşinde koşacağımı, her türlü şeyi yapacağımı biliyordum. Ve camiye gittim, cami evim oldu. İşten çıkar çıkmaz camiye gelirdim. Kapıları kapatıp artık orada kalamayacağım söylenene kadar camide kalırdım. Sonra eve giderdim. Bunu her gün yaptım, belki bir ya da iki yıl boyunca. O kadar ki, o zamanlar evli olduğum ve hâlâ evli olduğum eşim, 25 yıl, 26 yıl sonra şimdi diyor ki, şimdi nedenini anlıyorum. Çok yalnız kalırdım, çünkü sen hep camideydin ve ben evde tek başıma olurdum. Diyor ki, ama anlıyorum, senin buna ihtiyacın vardı. Seni değiştirmen için yardımcı olan tek şey buydu.

Yani diyorum ki, sadece İslam hayatımı kurtarmadı, cami de hayatımı kurtardı. Çünkü gidecek bir yerim olmasaydı, muhtemelen bugün olduğum gibi bir Müslüman olamazdım. Eşin sen Müslüman olduktan sonra mı Müslüman oldu? Eşim, ben 1998'de İslam'ı kabul ettikten belki üç-dört ay sonra Müslüman oldu. Peki ya ailen? Nasıl tepki verdiler? Baban, annen, kardeşin? Babam mutluydu. "Artık geceleri rahat uyuyabiliyorum" dedi. "Geceleri uyuyabiliyorum ve endişelenmiyorum. Çünkü önceden, oğlum evden çıktığında uyuyamıyordum.

Çünkü geri dönüp dönmeyeceğini bilmiyordum." Ben Müslüman olunca babam dedi ki, "Eğer bu seni daha iyi bir insan yapacaksa destekliyorum." Annem farklıydı, annemle çok tartıştık, kavga ettik. O dönemde, o sıralar onunla birlikte yaşıyordum. O zamanlar tekrar onunla yaşamaya dönmüştüm. Çok kısa bir süreliğineydi. Annem beni evden kovdu. Ben de, tamam, neyse dedim. Bir süreliğine tekrar babamın evine döndüm, elhamdülillah. Ama Subbhanallah, o günden 20 yıl sonra, bu kadar işin içinde olmak, yeni Müslümanlarla çalışmak, davetle ilgilenmek, bir insani yardım kuruluşuna sahip olmak, dünyayı dolaşıp insanlara yardım etmek... Annem beş yıl önce bunları izlerken "Oğlum, konuşmamız lazım." dedi.

İşte başlıyoruz diye düşündüm. Ne oluyor? Dedi ki, "Yaptığın her şeyi gözlemliyorum İnancın harika. Ve bunun hayatına etkileri inanılmaz. Ben de Müslüman olmak istiyorum" dedi. Ve SubhanAllah, Müslüman oldu. Ona şahadetini ben getirtemedim çünkü benim için çok duygusaldı. Çünkü annemle yıllarca kötü bir ilişkim olmuştu. Ve sonra burada, Allah... Annemin Müslüman olması için bana bu fırsatı Allah hediye ediyordu. Bu, Allah'ın bana hayatımda verdiği en güzel hediye olabilir. Müslüman olunca her şeyin hemen değişmesi beklenir mi? Gerçek şu ki, birinin şehadet getirdiğinde hemen değişmesini bekleyemezsin. Fakat çok sık yapıyorlar...

Özellikle doğuştan Müslüman olanlardaki en büyük sorunlardan biri, kişinin hayatını hemen değiştirmesini beklemeleri. Size bir örnek vereceğim. Kısa bir zaman önce, İngilizce bilmeyen bir İspanyol kadın, yakın bir arkadaşım aracılığıyla şehadet getirdi. Kadın, camiye gidiyor ve ona evli olup olmadığı soruluyor. O da, evet, 36 yıldır evliyim. Çocuklarımı büyüttüm, maşallah. Camidekiler ona, "Kocandan boşanman gerekiyor" diyor. "Ve eğer boşanmazsan, İslam'dan çıkman gerekiyor" diyorlar. Arkadaşım beni aradı, "Sanırım artık Müslüman olmayacak" dedi. Ben de kadını aradım ve dedim ki: Senden kocanı terk etmeni beklemiyorum. Senden beklediğim kendine odaklanman. Kur'an'la bir ilişki kur.

Namazı ve abdesti öğren. Odaklanman gereken şey şunlar olsun: Namazın ve Allah Subhanehu ve Teala’yı tanımak. Bu konularda kocana iyi bir örnek ol. İslam'ı kabul etmiş birçok kadın arkadaşım var, biliyorsun, gruplarımızdalar ve onların kocaları da arkadaşım. Onların kocaları da bir, beş, on yıl sonra İslam'ı kabul etti, değil mi? İnsanların hemen değişmesini bekleyemeyiz. Allah, kalplerin değişmesinde zamana ihtiyaç olduğunu bildiği için Kur'an'ı 23 yılda indirdi. Aişe (radıyallahu anh)’ın ünlü bir sözü vardır. Eğer kurallar daha önce gelseydi, insanlar asla içkiyi bırakamazdı. Kimse değişmezdi, değil mi?

Ama alkol üç aşamada yasaklandı ve en sonunda tamamen kaldırıldığında, kalpler imanla dolmuştu. Denir ki, Medine'nin sokakları alkolle dolup taştı. İnsanlar ağızlarındaki içkiyi tükürdüler, öyle değil mi? Yani, elbette insanlardan bir gecede değişmelerini bekleyemeyiz. Değişmeye başlamam aylar sürdü, elhamdülillah. Diğer şeyleri değiştirmem ise yıllar aldı, inşallah teâlâ. Bize Allah'a gerçekten yakın hissettiğin, O'nunla özel bir bağ kurduğun bir anı anlatır mısın? Muhtemelen Allah Subhanehu ve Teala'ya en yakın hissettiğim an, ilk kez yurt dışına gidebildiğim zamandı. Medine Üniversitesi'ne kabul edildiğimde ve Peygamberimizin (asm) Mescidi'ne girdiğim zamandı.

Orada, yıllardır kasetlerden, internetten dinlediğin ezanı ilk kez canlı olarak duyuyorsun. Ve Subhanallah, etrafına bakıyorsun, sadece Mescid'in güzelliğini görüyorsun ve düşünmeye başlıyorsun, Subhanallah. İşte burası, vahyin sevgili Peygamberimize (aleyhissalatu vesselam) indiği yer. Ve sonra Kâbe'ye gidebilmek... Yemin ederim, Kâbe'yi ilk gördüğümde, Subhanallah. Sanki bir seraba bakıyormuşum gibi hissettim, yani, yok olup gidecek mi? Kaybolacak mı? Gerçekten burada mıyım, Subhanallah? Ve kendini tutamıyorsun, gözlerinden yaşlar akmaya başlıyor, ağlıyorsun ve çok duygulanıyorsun. Ve bu her gidişimde oluyor, bence bu tam olarak Allah ile yaşadığım en manevi, en özel andı.

Hayattaki amacımın bu olduğunu bilerek orada, o anda olmak. Son olarak eğer dünyadaki tüm gayrimüslimlere, özellikle de Nation'a konuşma şansın olsaydı, birkaç dakika onlara ne söylemek isterdin? Söylemek istediğim tek şey ve size verebileceğim en iyi tavsiye, Kur'an'ı anlayabildiğiniz bir dilde okumanızdır. Ve onu açık bir zihinle, açık bir kalple, okuduklarınızı kucaklamaya hazır bir ruhla okuyun. Ve bunu yaparsanız, neredeyse garanti edebilirim ki, birincisi, kitabı kapatamayacaksınız. İkincisi kitabı kapattığınız da geri dönüp okuduklarınızı tekrar okumak için büyük bir özlem duyacaksınız. Ve üçüncüsü, sizi daha önce hiç hayal etmediğiniz şekillerde etkileyecek.

Ve belki de bir gün sizi yanımızda namaz kılarken göreceğiz. Gerçekten Lebron, samimi cevapların için çok teşekkür ederiz. Allah seni mükafatlandırsın ve korusun. Allah bize cennette buluşmayı nasip etsin inşallah. Amin ya Rabb, amin.
