# “Hazreti İsa (as)’da İslam Safındadır”–Eski İslam Karşıtı Siyasetçiye İslam Karşıtı Sorular Soruldu!

- Language: tr
- Published: 2026-08-26
- Canonical: https://blog.towardseternity.com/tr/blog/jesus-is-in-team-islam-as-well-former-anti-islam-politician-faced-anti-islam-questions
- Source video: https://www.youtube.com/watch?v=TwbOoucV3L8
- Channel: Towards Eternity

This is the cleaned transcript of the source video. The speech is unaltered.

---

Birisi sana, peygamberinin Eski Ahit’ten ve Yeni Ahit’ten intihal yaparak Kur’an’ı oluşturduğunu söylerse, ne dersin? Şeriat gerçekten insanların düşündüğü şey mi? Eğer değilse, şeriat nedir? Çünkü gerçekten, Müslüman olmak istemiyordum. Gerçekten istemiyordum. Tüm delilleri, tüm gerçekleri gördükten sonra bile, hala Müslüman olmak istemiyordum. Ama sonunda Müslüman oldum. Hristiyanlığa baktığımda, onu her zaman pek çok hakikati barındıran bir kitap olarak görürüm, ama tam gerçeği değil. Bazı insanlar bana soruyor, "Neden İsa'nın tarafını terk ettin?" Onlara şunu söylüyorum: "Ben İsa’nın tarafını terk etmedim." İsa da bizim tarafımızda.

Selamun aleyküm Joram kardeş, davetimizi tekrar kabul ettiğin için teşekkür ederiz. Sizinle yaptığımız ilk röportaj büyük yankı uyandırdı, ve şu anda 4 milyondan fazla izlenmeye ulaştı. Böyle bir ilgi bekliyor muydun yoksa şaşırdın mı? Evet, şaşırdım. Viral olmasını beklemiyordum. Ve 4 milyon görüntüleme elbette çok fazla, yani. Ama elhamdülillah, bence bu iyi bir şey, çünkü belki de mesajın yayılmasına, neden Müslüman olduğumu biraz açıklamama ve özellikle İslam’ın ne olduğunu temel düzeyde anlatmama yardımcı oldu. Çünkü elbette ben bir alim değilim, ama belki yine de faydalı olmuştur. Aldığın geri dönüşlerden bazılarını, olumlu ya da olumsuz olanları, bizimle paylaşır mısın?

Senin için en ilginç olanı hangisiydi? Bir düzine kadar insan şöyle dedi: "Bu benim için son bir itici güç oldu." Böylece Kelime-i Şehadet getirdiler. Evet, birkaç kişi Müslüman oldu, elbette sadece röportajımız sayesinde değil, ama yardımcı oldu çünkü onlar kelimenin tam anlamıyla “Bu, son itici güçtü.” dediler. Evet, bence bu olağanüstü bir şey. Ve tabii ki, bazı olumsuz tepkiler de vardı. Ama bunun normal olduğunu düşünüyorum. Ancak en ilginç geri dönüş Budist olan bir adamdan geldi. Çok komikti. Bana şöyle dedi: “Aslında, ben hiç dinlere ilgi duymamıştım.” “Ben bir Budistim” dedi. Ve Budizm'in temel kavramlarına baktığınızda, bir bakıma ateizme benziyor.

Çünkü Budizm'in amacı, Nirvana'ya ulaşmaktır, ve bu bir anlamda yok olmayı ifade eder. Ve dedi ki, "Şey, ben bunu hep ruhani bir ateizm gibi düşündüm.” Elbette bu onun kendi ifadesiydi. Ama ardından, “İlk kez düşündüm ki, belki başka bir şey de vardır, belki bir Yaratıcı vardır.” dedi. Ve bu onu araştırmaya yöneltti. Ve o, sonunda Kelime-i Şehadet getirenlerden biri oldu. Dolayısıyla bu gerçekten ilginçti, Hollanda gibi son derece agnostik ve seküler bir toplumda, tarihsel olarak Hristiyan bir geçmişi olan bir ülkede, bir Budistin Müslüman olması dikkat çekiciydi. Şimdi, inanmayanların sıkça sorduğu bazı soruları sormak istiyorum.

Birisi sana, peygamberinin Eski Ahit’ten ve Yeni Ahit’ten intihal yaparak Kur’an’ı oluşturduğunu söylerse, ne dersin? Hayır, bu kesinlikle imkansız. Tabii ki, ben de bu argümanı araştırmıştım, özellikle İslam’a eleştirel baktığım dönemlerde. Ancak Kur’an’a ve yapısına baktığınızda, böyle bir şeyin neredeyse imkansız olduğunu görebilirsiniz. Özellikle bilgisayarın bulunmadığı bir ortamda, bu tutarlılığı sağlamak imkansızdır. Ve insanlar buna inansın ya da inanmasın, Kur’an’da çok güçlü bir birlik vardır. Batı geleneğinden gelen çok şüpheci insanlar, hatta Doğu geleneğinden gelenler, Müslüman ülkelerden bahsetmiyorum. Hepsi bunun olağanüstü bir kitap olduğunu söylüyorlar.

Dolayısıyla bilgisayarı olmayan, bir bakıma okuma yazma bilmeyen birinin böyle bir şey oluşturması imkansızdır. Eğer bunu yapabildiyse, bu başlı başına bir mucizedir. Onun bunları kopyaladığını söyleyenlere gelince, mesela Yeni Ahit o dönemde henüz yazılmamıştı. Yeni Ahit yoktu, Arapça'ya çevrilmemişti. Ve eğer gerçekten okur-yazar değildiyse, bunları nasıl bilebilirdi? Diyelim ki, belki 2-3 kişi ona Hristiyanlık hakkında bazı hikayeler anlattı. Kur'an'da Hristiyanlık ile ilgili çok derin teolojik konular var. Bu imkansız, tekrar söylüyorum, o zamanlar Yeni Ahit yoktu, dolayısıyla ondan hiçbir şey kopyalayamazdı. Bu imkansızdı.

Ben hep şöyle görürüm: Hristiyanlığa baktığımda, onu her zaman pek çok hakikati barındıran bir kitap olarak görürüm, ama tam gerçeği değil. Dolayısıyla, örneğin Eski Ahit'e, Yeni Ahit'e ve Kur'an'a baktığımda, ve bunları yan yana koyduğumda, sanki bir yapboz gibi. Yani kaçırdığım bazı yerler var ve Eski Ahit ile Yeni Ahit'te bazı kısımlar biraz değiştirilmiş. İslam, Kur'an ile geldiğinde, ilk iki vahiyi düzeltti, tabiri caizse. Böylece dinim tamamlanmış oldu. Ve nitekim bu Kur'an'ın kendisinde de var.

"Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim." Ama aynı zamanda, meseleye teolojik bir bakışla açısıyla, hatta Hristiyanlıktan bakınca da, eski bir Hristiyan olarak, elbette bunun anlamlı olduğunu düşünüyorum. Bu doğru. Hz. İsa (a.s.), tabii ki Hristiyanlıkta, çok merkezde bir kişi. Neredeyse merkezi bir figürdür. Fakat İslam’da da yok değildir. Çünkü insanlar bana soruyor, "Neden İsa'nın tarafını terk ettin?" Bu gerçekten sorulan bir soruydu. Onlara şunu söylüyorum: "Yani, ben İsa’nın tarafını terk etmedim. İsa da bizim tarafımızda." Fakat birçok Hristiyan için İsa'dan sonra başka birinin geldiğini kabul etmek çok zordur.

Ve insanlar bunu kabul ettiklerinde Müslüman olmak onlar için çok kolaylaşıyor. Şeriat hakkında da merak ettikleri şeyler var. Genelde, sadece medyada gördükleri çok sert cezaları düşünüyorlar. Şeriat gerçekten çoğu insanın düşündüğü şey mi? Eğer değilse, şeriat nedir? Tabii ki ben bir alim değilim, ama bildiğim kadarıyla... Şeriat hakkında okuduğum ve öğrendiğim kadarıyla şöyle denildiğini gördüm: "Bu, dini vecibeler öğretisidir." Bu çok geniş bir kavram. Giyimle, yemekle ilgili. İbadetle ilgili. Ticaretle ilgili. Ve her şeyle ilgili ve tabii ki, ceza adaletine ilişkin küçük bir kısmı da var. Ancak Batı'daki bu önyargı, daha önce bahsettiğimiz gibi, 16. ve 17.

yüzyıllarda başlayan propagandadan kaynaklanıyor. Bugüne kadar insanlar hala, “Şeriat şudur, budur.” diyor. Hayır, şeriat bu değildir. O şeriatın çok, çok küçük bir parçasıdır. Bunun nedeni İslam'ın bütünsel bir kavram olmasıdır. Yani sadece kalbin yolundan bahsetmez. Pratik bir dindir. Dünya hayatına gerçekten uyar. Yani bunun anlamı, tüm bu yönleri, tüm bu boyutları, dünya hayatının bütün kesitlerini konuşmamız gerek. Ve ceza adaleti de bunun bir parçası. Batı'daki birçok insan bana sık sık şöyle diyor: "Burada insanlar gerçekten cezalandırılmıyor." Örneğin tecavüz suçu işlemiş insanlar var. Sadece bir yıl hapis cezası alıyorlar. Bir yıl.

Bir baba olarak, kızım tecavüze uğrasa, bu adamın sadece bir yıl ceza almasını istemezdim. Ağır bir ceza, gerçek bir ceza isterdim. Ve diğer sistemlere baktığımda, elbette daha ağır cezalar da var. Fakat şeriatın özü bu değildir ve yine, şüphe diye bir kavram vardır, yani bir kimseyi bu şekilde cezalandırmadan önce, o kadar çok unsur, o kadar çok sınırlama vardır ki, neredeyse uygulanması imkansız hale gelir. Dolayısıyla amaç çoğu zaman insanların şunu anlamasını sağlamaktır: yapmak üzere olduğunuz ya da yaptığınız şey çok büyük bir suçtur. Ama Batı'da, onlar bunu böyle görmüyorlar çünkü İslam'ı olduğu gibi görmek istemiyorlar.

Çoğu zaman, özellikle de İslam'ın özünü bilen, ama gerçekten Müslüman olmak istemeyenler. Bu argümanları alıp biraz çarpıtıyorlar ve şeriatı çok korkutucu bir şeymiş gibi gösteriyorlar. Fakat mesela Osmanlı İmparatorluğu’na baktığınızda ya da irtidat konusuna, ki bu, pek çok kişinin üzerine konuştuğu bir konudur, öyle değil mi? "Dinden dönersen öldürülürsün" vs. denir. Bunu, mesela Amerika ile karşılaştırırsanız, daha ABD olmadan önceki dönemde, dinini bıraktığı için öldürülen çok sayıda insan vardı. Çünkü oradaki kilise ya da devlet, “Sen gerçek bir Hristiyan değilsin” ya da “Senden şüphe duyuyoruz” diyordu. Avrupa'daki Engizisyonu düşünün.

O kadar çok insanı öldürdüler ki, binlerce, on binlercesini. Ve bunu, mesela Osmanlı İmparatorluğu ile karşılaştırdığınızda, Osmanlı son 400 yılında, bu şekilde cezalandırılan sadece üç kişi vardır. Ve bunu, binlerce, binlerce kişinin öldürüldüğü Batı ile karşılaştırdığınızda… Ama insanlarda hala şu düşünce var: "İslam korkutucu, herkesi öldürüyorlar". Ama Batı iyi ve güzel. Hayır, gerçek bu değil. Bu doğru değil. Tarihi olarak da doğru değil. Bu propaganda ile ilgili, yani... Ama bu bence başka bir konu. Ayrıca şunu da soruyorlar: "Adil bir şekilde yönetilmek için neden Tanrı'nın kanunlarına ihtiyacımız var? Doğruyu ve yanlışı kendi başımıza bulamaz mıyız?".

Ayrıca şunu da soruyorlar: "Adil bir şekilde yönetilmek için neden Tanrı'nın kanunlarına ihtiyacımız var? Doğruyu ve yanlışı kendi başımıza bulamaz mıyız?" Evet, bu neredeyse felsefi bir soru. Hayır, insanların bunu yapabileceğini sanmıyorum çünkü insanlar çok değişkendir. Ve tarihe baktığınızda, yani tabii ki ben Batılı biriyim, ve Batı'da yaşıyorum, Batı'nın tarihine baktığımda, insanların Tanrı olmadan, Allah olmadan idare edebileceklerini sandıkları dönemlerin pek de iyi sonuçlanmadığını görüyorum. Mesela Doğu Almanya’ya baktığınızda ya da Sovyetler Birliği’ne, yani Rusya’ya baktığınızda komünizm vardı, ve komünizmde devlet dini ateizmdi. Ve oralarda birçok ulema öldürüldü.

Sırf Müslüman oldukları, dini anlattıkları, tek Allah inancını tebliğ ettikleri için. Korkunç bir şekilde öldürüldüler, katledildiler. Aynı şekilde Hristiyan keşişler de. Gerçekten çok sayıda insan öldürüldü. Yani insanlar "Din her zaman şiddete neden olur" dediklerinde, Sovyetler Birliği'ne bakın. Onlar açıkça dinsizdi ve korkunç suçlar işlediler. Kendi vatandaşlarından 20 milyondan fazlası katledildi, diğer insanları hiç saymıyorum bile. Aynı şekilde Arnavutluk’ta da, ki eskiden elbette Müslüman bir ülkeydi, komünist Enver Hoca döneminde çok sayıda insan öldürüldü. Çin'de, Kuzey Kore'de de öyle. Bunun gibi çok sayıda durum var. Tabii ki, bazen işler değişiyor, neyse ki.

Fakat insanların Allah’ın rehberliği olmaksızın kendi kendilerini yönetme fikrine baktığınızda, bu pek iyi sonuçlanmıyor. İkinci Dünya Savaşı'na baktığınızda bile, 1939'dan 1945'e kadar Nazi Almanyası'na bir bakın. Pratikte Avrupa kıtasını onlar yönetiyordu, ama o kadar çok insan öldürüldü ki. Engelli insanlar bile en korkunç şekillerde katledildi. Ve kendi insan yapımı kurallarını koydular. Bu, o insanlar için pek de iyi sonuçlanmadı. Bu yüzden, insanlığın doğru yolda yönlendirilmesinin ve birbirimizle barış içinde yaşayabilmemizin tek yolunun, Allah'ın, Tanrı'nın rehberliği olduğunu düşünüyorum.

Batı'daki birçok gayrimüslim, İslam'ın özgürlükleri kısıtladığını düşünür, çünkü onların özgür yaşam tarzlarıyla bilindiklerini ve bununla gurur duyduklarını biliyoruz. Sence bu, insanlığa mutluluk getirebilir mi? Yani, bence İslam özgürlüktür, çünkü kimse tamamen özgür değildir. Her zaman bir şeyin kölesisindir, paranın, kadınların, güzel giysilerin, ya da başka bir şeyin kölesi. O zaman en azından hakikatin kölesi ol. Yani gerçek özgürlük. Özgürlük nedir? Sarhoş olabilmen mi, uyuşturucu kullanabilmen mi, veya zina ya da başka bir şey yapabilmen mi? Bu gerçek özgürlük değildir. Sonunda mutlu olamazsın... Bu, küçük çocuklar için de böyle. Çocuğuma ne yemek istediğini sorsam, "Şeker" der.

Eğer ona bütün gün şeker verirsem, hasta olur ve sonunda belki de ölür. Çünkü vitamin almıyor, normal sebze yemiyor, protein ya da başka bir şey almıyor. Dolayısıyla bir şey eğlenceli görünüyor diye eğlenceli olduğu anlamına gelmez ve uzun vadede sana fayda sağlayacağı anlamına hiç gelmez. Bu yüzden bence eğer Müslüman isen, sadece İslam'ı uygulamaya çalış. Ve biliyorum, birçok insan şöyle diyor: “Müslüman olduğunuzda bunu yapamazsın, şunu yapamazsın”. Birkaç şey dışında neredeyse her şeyi yapabilirsin. Ve yapmaman gereken şeyler ise sağlığınla ilgilidir. "Alkol içme, uyuşturucu kullanma, şunu yapma" denir ve bunların bir nedeni vardır. Seni ezmek ya da kötü hissettirmek için değildir.

Seni mutlu etmek, sana yardım etmek içindir. Müslüman ol ya da olma, sürekli uyuşturucu kullanıyorsan ya da alkol gibi başka maddeler kullanıyorsan, sadece dışarı çıkıp flört, eğlence, gece kulübü gibi bir şeyler peşinde koşuyorsan, bu insanların çoğu, yalnız kaldıklarında kendilerini mutsuz bir halde bulur; çünkü sonunda bir erkek ya da bir kadın ararlar, çocuk sahibi olmak isterler, evlenmek isterler. Çoğu bunu ister. Ama tüm bu şeyler sürdürülebilir ilişkiler kurmana yardımcı olmaz. Çünkü sonunda, bence hepimiz, "Saadet ehli" dedikleri kimselerden olmak isteriz, değil mi? Mutlu olmak istersin, Yaratıcı'ya yakın olmak istersin. Seni o noktaya getirebilecek tek yol İslam'dır.

Bu yüzden insanların gerçek özgürlüğün ne olduğunu yeniden düşünmeleri gerekir. Tarih boyunca pek çok pop yıldızının çok zengin olduğunu, etraflarında çok güzel erkekler ya da kadınlar olduğunu ve uyuşturucu, alkol kullandıklarını, yani… Bu insanların çoğu intihar etti. Ve bunun nedeni, tüm bu şeylerin onları mutlu etmesi değildi. Aksi takdirde hala aramızda olurlardı. Elbette bu herkes için geçerli değil. Ama bu insanlar her şeyin en aşırısına sahiptir ve pek çok insan da şunu düşünür: “Eğer aşırı özgür olursam şunu bunu yaparım”. Hayır, yapmazsın. Yaparsan da, istediğin gibi sonuçlanmaz. Dolayısıyla İslam dengeli bir sistemdir.

Neredeyse her şeyi yapmana izin verir, sonunda seni mutsuz edecek şeyler hariç. Bu yüzden, tabiri caizse, talimatları izle, bu seni daha mutlu bir insan yapacaktır. Ve bu talimatın adı İslam'dır. Son bir ricam var. Seninle yaptığımız ilk videoyu YouTube’da 7 milyondan fazla kişi izledi, ve neredeyse aynı sayıda kişi de Instagram’da izledi. Bu insanlar arasında, belki de binlerce kişi Müslüman değildi. Kameraya doğrudan bakıp onlara birkaç kelime söylemeni istiyorum. İslam'ı benimseme konusunda bazı tereddütleri olabilir. Onlara ne söylemek istersin? Kısaca lütfen. Neden İslam? Neden tereddüt etmemeliler? Kameraya doğrudan bakarak.

Henüz Müslüman olmayan tüm insanlar için, tereddüt edenler için, ister agnostik olun, ister ateist, Hristiyan, Budist olun, Hindu ya da ister başka bir dine mensup olun, hiç fark etmez. Tüm bu insanlara, tabii ki evinizdeki sizlere de İslam'ı diliyorum. Ve bunu, sizi kötü biri olarak ya da benzeri bir nedenle gördüğüm için söylemiyorum. Ve bence bu çoğu Müslüman için de geçerli. Müslümanlar sizin kötü bir insan olduğunuzu düşündükleri için size İslam'ı anlatmak istemiyorlar. Yalnızca, röportaj sırasında da söylediğim gibi, İslam bana gerçekten iç huzur ve zihin huzuru verdi. Ve birçok insan, Müslüman olmanın çok zor olduğunu düşünüyor.

"Beş vakit namaz kılmam gerekiyor, şunu yapamam, bunu yapamam vs gibi". Kendi tecrübemden biliyorum ki o kadar da zor değil. Sonuçta beni daha mutlu etti. Ve gerçekten eğer kendinizi adarsanız, gerçekten gerçeği takip ederseniz, gerçekten buna inanıyorsanız, işler çok kolaylaşır. Bu yüzden insanlara önerim İslam'ı incelemeleridir. Objektif bir şekilde inceleyin. Müslümanların yaptıklarına bakmayın. En büyük öğretmen Hz. Muhammed'in (a.s.) yaptıklarına bakın. Ve bir bakıma, O'nun sizi İslam'ın hakikatine ikna etmesine izin verin. Peki İslam, dünyadaki insanların kalplerini nasıl fethedecek? Bunu başarmanın yolu sence nedir? Bence bu, büyük harflerle Hakikattir.

Bence çok fazla şey yapmamıza gerek yok. Tek yapmamız gereken mesajı iletmek. Ve ben her zaman öyle düşünürüm ki, bizim yaptığımız da bu. Nihayetinde açacağımız müzemizde de böyle olacak. Çünkü hakikat insanlara hitap eder. Bir şey doğruysa, ona çekilirsiniz. Bana da öyle oldu, çünkü ben gerçekten, Müslüman olmak istemiyordum. İstemiyordum gerçekten. Tüm argümanları, gerçekleri gördükten sonra bile hala Müslüman olmak istemiyordum. Ama sonunda Müslüman oldum. Neden istemiyordun? Sanki... Başta da söylediğim gibi, Kur'an'ı elime aldıktan sonra, dolaptan düşüp açıldığında, Hac Suresi 46. ayet şöyle diyordu: "Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler (kalp gözleri) kör olur".

Ve benim problemim de tam olarak buydu. Bence bu, Batı'daki birçok insanın da problemi. Çünkü sorun gözlerde değil. Delilleri gerçekten görmek istiyorsanız görebilirsiniz. gerçekten görmek istiyorsanız, araştırın yeter. Hepsi önünüzde. Yani gözlerinde bir sorun yok. Kör değilsiniz, ama görmek istemiyorsunuz. Bu başka bir şey. Bu, kalbin problemidir. Ve bunun nedeni, bir Yaratıcı olduğu gerçeğini kabul etmek istememeniz, ya da sadece Müslüman olmak istememenizdir. Pek çok sebep olabilir, ama bu zihinle ilgili bir sorun değildir. Aklen, İslam çok kolaydır. Asıl mesele şu: Gerçekten, gerçekten içtenlikle mesajı almaya açık mısınız? Bu bir kalp meselesi.

Günümüzde insanlar çoğunlukla Müslümanların yenilgiye uğradığını ve geride kaldığını düşünüyor. Eğer İslam hakikat ise, neden böyle bir durum var? Örneğin İslam'ı, yukarıda parlayan, güzel bir güneş olarak düşünürseniz, ona dokunamazsınız, o dokunulmazdır. Ve biz Müslümanlar bir bodrumda yaşıyorsak "İslam nerede, İslam’ı göremiyoruz" diyorsak, bunun nedeni bodrumda olmamızdır. Bodrumdan çıkmalıyız, bahçeye çıkmalı, yukarı bakmalıyız. İşte o zaman İslam’ı görürüz. Bu, diğer insanlar için de geçerli. Bulutlu bir günse, algıları bulutluysa, görmüyorlarsa yani, bu İslam'ın olmadığı anlamına gelmez. Yaratıcı oradadır, İslam oradadır. Orada yukarıda. Dokunulamaz. Güzeldir.

Ne söylerseniz söyleyin, ne yaparsanız yapın, hala orada durmaktadır. Dolayısıyla İslam hiç yenilmedi. Oradadır. Müslümanlar ise her zaman Müslüman gibi yaşamıyor. Bu bizim sorumluluğumuzdur. Bence gerçekten Müslümanlar gibi yaşasaydık, hala zirvede olurduk, çünkü sonuçta bir zamanlar dünyaya hükmeden ümmettiniz, birçok ilim öğrettiniz, hakikati yaydık. Fakat nihayetinde insanlar tartışmaya başladı, bir bakıma gerçek Müslüman olmaktan vazgeçtiler. Ve elbette, dünya böyle işliyor. Sonra bir başkası gelir. Dolayısıyla eğer biz İslam’ı olduğu gibi görmez ve ona göre yaşamazsak, o zaman şikâyet edemeyiz.

Bu bizim sorumluluğumuzdur, çünkü ben hiçbir zaman aşırı İslam karşıtı bir siyasetçiyken bile hiçbir zaman İslam’ı acınacak bir şey olarak görmedim. O zamanlar onu bir tehlike olarak görüyordum, ama yine de bir bakıma saygı duyuyordum çünkü onu bir tehlike olarak görüyordum. Ama bugünlerde onu gerçek olarak görüyorum, büyük harflerle "Nihai Gerçek", ve bu çok güzel bir şey. Yani İslam yüzünden uzaklaşmak ya da çekinmek zorunda değilsiniz. Hayır. Gurur duyun, ona göre davranın. Gerçek bir Müslüman olun. Eğer gerçekten ahirete ve bir Yaratıcı’ya inanıyorsanız, o zaman bu din için elinizden gelen her şeyi yapmak istersiniz. Tabii ki en olumlu anlamda. Dolayısıyla yapmamız gereken budur.

Ve bunu yaparsak, yeniden yükseleceksiniz. Dünyada İslamofobinin yükselişte olduğunu biliyoruz. Sizce bu sorunu nasıl çözebiliriz? Bence iki yol var. Birincisi, Müslüman olarak yaşamak, bir bakıma iyi ahlak sergilemek. Çünkü çoğu insan başlangıçta, tabiri caizse o ilk dönemlerde gördüklerinden o kadar etkileniyorlardı ki. Örneğin Endonezya'ya baktığınızda, oraya gelen tüccarlar vardı ve diğer insanları Müslüman yapmak veya benzeri amaçlarla İslam hakkında konuşmadılar. Sadece Müslüman olarak yaşıyorlardı. Ticaret yapıyorlardı ve oradaki insanlar o zamanlar hala Hinduydu. "Vay canına, bu da ne?" dediler. “Ne kadar güzel bir anlayışları, Tanrı inançları var, vs.

Temizler, çok dürüstler." Bu çok güzel bir şeydi ve onlar da buna sahip olmak istediler. Ve bu yüzden Müslüman oldular. Yani ortada gerçek anlamda sert bir vaaz ya da benzeri bir şey yoktu. Sadece o ilk Müslümanların ahlakına bakıyorlardı... Ticaret için Endonezya'yı ziyaret edenlerin. Ve ben hala bunun en iyi yol olduğunu düşünüyorum. İnsanlar tvde tüm bu korkunç şeyleri görüp korkuyorlarsa ya da ne bileyim cahillerse, Müslümanlardan güzel ahlak görürlerse, şöyle diyeceklerdir: "Hey, televizyonda gördüğüm şey gerçek değilmiş. Müslümanlara baktığımda, İslam’ın ne olduğunu görüyorum". Birçok insan Kur'an okumaz. Hadis okumaz. Seni ve beni okur.

Öyleyse açık bir kitap olalım ve onların okuduğu en iyi kitap olalım. Bence bu çok önemli. Ve elbette işin diğer yönü de eğitimdir. İnsanlara, eğer ilgililerse, İslam'ın ne olduğunu öğretecek iyi insanlar elbette olmalı. Temel kavramları ve İslam'ın ne olduğunu açıklamak için. Bence iki yol var. Bazı Müslümanlar şöyle diyor: "Ben evden işe, işten eve giden biriyim.” veya “Ben bir öğrenciyim.” ve soruyorlar: "Çevremdeki insanlara İslam'ı nasıl anlatabilirim?". Sizce onlar da bu mesajı yayabilirler mi? Tabii ki herkes, tüm Müslümanlar, bir şekilde insanları İslam'a davet etmeli. Ve insanlar zaten Müslüman olsalar bile, birbirinizin imanını güçlendirebilirsiniz.

Bu yüzden birbirinizi biraz desteklemeniz, ayağa kaldırmanız gerekir; çünkü yaşadığımız dünya zor bir dünya ve her zaman eğlenceli değil. Ve çok fazla keder, acı var. Ama elbette tesellimiz İslam’dadır. Dolayısıyla insanları teselli edebiliyorsanız, insanları güçlendirebiliyor ve imanlarını artırabiliyorsanız, bu size de tatmin verir. Çok sıkıcı bir işim varsa, mesela bütün gün mühür basmak zorundaysam, ama Müslüman olmayan bir iş arkadaşım varsa ve onun bazı soruları varsa. onları konuşabilirsiniz ve bu çok tatmin edici olur. Yani, o belirli anda, belirli zamanda orada bulunmanızın bir sebebi vardır. Yani sebepsiz yere kimse burada değildir.

Bu dünyada bir göreviniz olduğunun, Allah’ın lütfuyla bir şey yapmak üzere buraya konulduğunuzun farkında olduğunuz sürece, yani, bir şeyler yapın. Din için bir şeyler yapın. Bu güzel röportaj için çok teşekkür ederim Joram kardeşim, ve bu ümmete son nefesine kadar hizmet etmeni diliyorum. Aynı şekilde. İkinci kez, seni terletmek için çok uğraştık, ama başaramadık. - İçerisi soğuk. + Belki de politikacı olduğun içindir. Bizimle olduğun için teşekkür ederiz. Ben de teşekkür ederim. Tekrar bu programda yer almak benim için bir onurdu, bence harika bir iş çıkarıyorsunuz.

Ve inşallah, İslam'ın gerçek mesajını yaymaya yardımcı olacak ve tüm bu insanlara, farklı Müslümanlara, siyah, beyaz, yaşlı, genç, erkek, kadın hepsine göstereceksiniz. Bu yüzden yaptığınız şeyin çok, çok harika olduğunu düşünüyorum. Kendinizi şanslı hissedin.
