# ''Müslüman Arkadaşım Hz. İsa Gibi İbadet Ediyordu'' Gabriel Al Romaani’nin İnanılmaz İslam Yolculuğu

- Language: tr
- Published: 2026-08-26
- Canonical: https://blog.towardseternity.com/tr/blog/my-muslim-friend-was-praying-like-jesus-incredible-revert-story-of-gabriel-al-romaani
- Source video: https://www.youtube.com/watch?v=s41MgITFpQM
- Channel: Towards Eternity

This is the cleaned transcript of the source video. The speech is unaltered.

---

İnanç açısından hayatın nasıldı? Neye inanıyordun? İnançlarını sorgulamana sebep olan şey neydi? Müslüman olduktan sonra karşılaştığın en büyük üç sorun neydi? Başka bir şey var mı? Çünkü onu da bunu da denedim. Mutlu değilim. Partiden geldiğimi hatırlıyorum mesela. Duvarların arasında yürüyor gibiydim ve kapı orada kapıdan geçiyorum ve kanamam var. Acı verici. Kapıyı açıyorum ve karanlık. Bu siyah bir geçit ya da bahçe gibi bir şey. Gökyüzüne bakıyorum ve o karanlığın içerisinde bir ışık var. Selamun aleyküm Gabriel kardeşim. Röportajımıza hoş geldin ve davetimizi kabul ettiğin için teşekkür ediyoruz. Bize kısaca hayatından bahsedebilir misin? Ve aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatuhu.

Davet için teşekkür ederim. Burada olmaktan mutluyum. 1983 yılında Romanya'da Transilvanya ismindeki meşhur yerde doğdum. Birçok insan bölgeyi bu isimle biliyor. Karışık bir Hristiyan ailede dünyaya geldim. Katolik, Ortodoks ve Üniteryen olmak üzere üç farklı kilisede vaftiz edildim. Komünist rejim döneminde hayatımın çoğunu Romanya'da geçirdim sonrasında ise Kanada'ya taşındım. Sonrasında İslami ilimler üzerine çalıştım ve ardından pozitif İslami psikoloji bakış açısı ve varoluşsal danışmanlık gibi alanlarda uzmanlaştım. Bugüne dek süren bir şey bu. Elhamdülillah, bunu yapıyorum ve hiç olmadığı kadar zevk alıyorum bundan. Elhamdülillah. İnanç açısından hayatın nasıldı? Neye inanıyordun?

Çok genç yaştan beri Yaratıcı'ya inanma eğilimim vardı. Bu çoğunlukla büyükannemden dolayıydı. Kendisi Katolik inancına sahipti ve ben onunla çok vakit geçirirdim. Okul yolunda durup kiliseye gidip ibadet ederdim. Benimle beraber okula giden çocukları da yanıma alıp "gelip ibadet etmelisin" diye zorlardım. Mahallemde bu toplu bir hareket gibiydi. Sonra eve dönerken aynı şekilde kiliseye giderdim. Caddenin karşısına geçtiğim her zaman. Karşıya kendim geçerdim. Ne zaman kiliseden geçsem bunu yapıyordum. İncil'i okuyordum. Sadece bunu yapmakla kalmıyordum. Derslere katılıyordum ve ailem bu yaşta sahip olduğum bu bağlılığa hayret ediyordu. Büyükannem tabi ki de mutluydu.

Bana "Bir rahip olacaksın." diyordu ve beni her zaman rahibin yanındaki mihrapta öne doğru itiyordu. Çok mutlu ve gururluydu. Böylece çok dindar birisi oldum ve İncil hakkında oldukça bilgi sahibi oldum. Bunun hakkında çalışıyor, bakıyor ve araştırıyordum. İnançlarını sorgulamana sebep olan şey neydi? Sanırım ilk ciddi şüphem Bosnalı arkadaşım Kemal ile tartışırken ortaya çıkmıştı. Futbol maçına gittiğimi hatırlıyorum. Yaz mevsimiydi. Arabadaydık ve konuşuyorduk. Bu tür konular hakkında çokça konuşurduk ve tartışırdık. Onun üzüldüğünü ve bana dönüp "İsa'nın gerçekten Yaratıcı'nın oğlu olduğuna inanıyor musun? Yani onun oğlu olduğuna inanıyor musun?" diye sorduğunu hatırlıyorum.

Bu soru bana çokça kez sorulmuş olmasına rağmen o an bir şüphe hissettim ve aslında fıtratım bu durumla örtüşmedi. Böylece ilk kez kendime ve bir başkasına karşı dürüst oldum. Zihnimin içinde durdum ve "Bir dakika." "Burada neler oluyor?" diye düşündüm. Bu doğru bir şey değil. Daha çok öğrenmeliyim. Aslında bu komik bir durum çünkü ben onu itiyordum. O da beni itiyordu. Yani ben onu inancından uzaklaşmaya itiyordum o da benim Yaratıcı'ya daha yakın olmam için çabalıyordu. Onun hiçbir namazını kaçırmadığını hatırlıyorum. Ne olursa olsun namazını kaçırmazdı. Nerede olursak olalım, fark etmiyordu. Namaz zamanı geldiğinde namazını kılardı. Şehir merkezinde yürürdük. Dans etmeye giderdik.

Danstayken dışarı çıkardık ve "Gel, gel, hadi vakit geldi." derdi. Ben de onun namazını bitirmesini beklerdim ve kimsenin gelip onu rahatsız etmemesini sağlardım o sırada. Fark ettiğim ilk şey bunu neden yapıyor ki?" diye düşünmekti. Bunu nasıl yaptığını gözlemliyordum. Ona sormak zorundaydım. "Kardeşim, dans ediyoruz, eğleniyoruz, ama sen namaz kılıyorsun. Burada bir çelişki olduğunu hissediyorum." dedim. "Hayır, çünkü ben yaptığım şeyin yanlış olduğunu biliyorum ve bu Yaratıcıya giden doğru kapı ve bu kapıyı kapatamam." dedi. Aslında bu beni düşündürdü.

Dürüst olmak gerekirse kendi inancım noktasında kıskanç hissettim çünkü onun kadar bağlılık hissetmiyordum ve doğrunun benim inandığım şey olduğunu düşünüyordum. Aklen beni etkileyen bir diğer şey de İncil’i okurken karşılaştığım peygamberlerin namazının tasvir edildiği yerlerdi. Yüzünün üzerine kapanarak yapıyordu, değil mi? Onu böyle tarif ediyorlar. Bu komik bir şey çünkü Romanyalılar bile yüzlerinin üzerine düşüyorlar diyerek Türklerin namaz kılışıyla dalga geçerdi. Ancak İncil, Getsemani Bahçesi'nde peygamberleri ve Hz. İsa (as)'ı aynen böyle tarif etmektedir. "Yaratıcı’ya ibadet etmek için yüzünü yere koydu." Bu bilgilere bir şekilde sahiptim.

Bunları görsem de hayatım boyunca üzerinde çalışmış olsam da bu bağlantıyı kuramamıştım. Fakat o gün bu bağlantıyı kurabildim. Sonra ne oldu? Onunla bu konu hakkında konuştun mu? Sabah namazı vaktiydi. Toronto, Kanada'daydık. Araba almaya gittik. Babamın mekanının dışında bekliyorduk. Sabah namazı vaktiydi ve arkadaşım abdest alıyordu ve namaz kılacaktı. Orada otururken "İsa gibi namaz kılıyor." diye düşündüm. "Kardeşim, ne şekilde namaz kıldığınızı biliyor musun? diye sordum. "Tabi ki de biliyordum çünkü İsa, Müslümandı." dedi. "Hayır, ne ima ediyorsun? O, bir Hristiyan." dedim. "Hayır, nasıl olabilir? O zamanlarda Hristiyan yoktu.

En kötü ihtimalle Yahudi olduğunu söyleyebilirsin, değil mi? Çünkü etnik olarak öyleydi ama o zamanlarda Hristiyanlık yoktu." dedi. Haklı, diye düşündüm. Dürüst olmak zorundayım, o haklıydı. Peki biz neden o şekilde namaz kılmıyoruz? Asla bir rahibin secde yaptığını göremezsiniz. Aslında Hristiyanlığın bazı kollarında bunu halen yapanlar var. Bu da yine başka bir büyük farkındalıktı. Öyle büyük bir şüphe hissettim ki Hristiyanlığı terk etme noktasına kadar geldim. Sanırım bu birkaç olay aslen Hristiyanlığı bırakmama sebep olan şeylerdi. Bir de Katolik lisesindeyken bir rahiple ve din öğretmenlerimle teoloji ve üçleme konularında yaşadığım tartışmalar vardı.

Aslında bunların her biri şüphelerimi pekiştirmişti ki bu da iyi bir şeydi benim için. Çünkü en azından şu anda ilk kıvılcım oluşmuştu. Yaratıcının varlığına inanıyorum ama bir şey eksikti. Yani deist miyim? Onlar da Yaratıcıya inanıyor ama bir şey eksik. Sistem nerede? Ne yapmalıyım? Yön neresi? Bu benim keşfimin sonraki aşamasıydı. Fakat Hristiyanlığı bıraktım. Hristiyanlığı bıraktıktan sonra nasıl İslam ile yakınlaştın? O zamanlar gençtim. Futbol takımındaydım, süperstardım. Gazetelerdeydim ama mutlu bir adam değildim. Partiden geldiğimi hatırlıyorum mesela. Ama bu şeyler bile benim için artık tatmin edici değildi. Kulüplerle olan ilişkim bitmişti. Zaten böyle şeylerden aşırı yorulmuştum.

İstemiyorum, kadınlar da umurumda değil. Arabalarımı umursamıyorum. Bunların hiçbirini umursamıyorum. Benim için önemi yoktu. Arabayla eve geliyorum, yatağımda uzanıyorum, tavana bakıyorum ve "Ne bu şimdi?" diye düşünüyorum. Başka bir şey var mı? Çünkü onu da bunu da denedim. Mutlu değilim. Sonra bir gece bir rüya gördüm. Yine bir partideydim ve işimi yapıyorum ve bir kızın yanından geçiyorum. Bir bıçak alıyor ve beni bıçaklıyor. Çok gerçekçi bir andı. Acıyı hissettim. Bıçağın ağzının soğukluğunu hissettim ve karanlıktı. Duvarların arasında yürüyor gibiydim ve kapı orada. Kapıdan geçiyorum ve kanamam var. Acı verici. Kapıyı açıyorum ve karanlık. Bu siyah bir geçit ya da bahçe gibi bir şey.

Gökyüzüne bakıyorum ve o karanlığın içerisinde bir ışık var ve ruhum beni terk etti. Bu olanlardan sonra hemen uyandım. Ter içindeydim ve ağlıyordum. Ağlamamı durduramadım. Nefes almakta zorlanıyordum ve kendimi durduramıyordum. Düşündüğüm ilk şey bunun bir işaret olduğuydu. Erkek kardeşimi ve annemi kontrol etmeye gittim. Herkes iyiydi her şey normaldi. Geri geldim. Sadece ağlıyordum. O kadar ıslanmıştım ki sanki biri beni havuza sokup çıkarmış gibiydi. Banyoya gittim. Gerçekten daha önce hiç böyle bir şey yaşamamıştım. Ancak bir şeyler yapmam gerektiğini biliyordum. Yaratıcının beni çağırdığını biliyordum. Kararımı rüyaya dayandırmasam da bu benim için çok çok derin, kişisel bir şeydi.

Mesela bir keresinde İsa (as) hakkında bir rüya gördüm. Çok ilginçti çünkü onu arabayla bir yere götürüyordum. Arka koltuktaydı, uzanıyordu, yorgundu. Üzerinde cellabiye vardı. Adidas'ınkiler gibi koşu ayakkabıları giyiyordu. Biliyorum, bu garip bir rüya. Bana "Gabriel, yorgunum." diyordu. Arabayı durdurdum ve tüm bu insanlar ona doğru geliyordu. İsa (as), Yaratıcı. O bana bakıyordu. İnsanlar arabanın etrafına doğru geliyordu Bana "Şunlara bak! Ben burada yorgun şekilde uzanırken, onlar Yaratıcı olduğumu düşünüyor." dedi. Yine bu rüya da çok gerçekçiydi. İslam'ı seçişimi bu rüyaya veya onun gibi bir şeye bağlayamam.

Hayır, insanlar böyle şeylerden bahseder ama bu şeyler diğer insanlar için bile önemliydi, Yaratıcının beni yönlendirdiğini fark etmeye ihtiyaç duyuyorlardı. Bu, bunun böyle olduğu anlamına gelmez. Yaratıcı, anlaman, daha ileriye bakmak için zihnini sorulara açıyor. Böyle bir şey beni bir şeyler yapmam gerektiğini düşündüren bir sonraki aşamaya yönlendirdi. Rüyadan sonra bunu biliyordum. Seni İslam'a çeken başka neler oldu? Kur'an'ı ilk okuduğum zamanı hatırlıyorum ve çok etkileyiciydi. Çok ilgimi çekmişti. Ne dediğini bile anlamıyordum aslında. Buna dair hiçbir ipucum yoktu veya o zamanlar Arapça da anlamıyordum. Fakat, kıraatı bana dokundu.

İslam'ı anladığımda bunun yeni bir şey olmadığını hissettim. Bunun evrensel olduğunu hissettim. Bu, bir devam gibiydi. Kendimi değişiyor gibi hissetmedim, adapte olduğumu hissetim. Tüm peygamberleri tanıdığım, Eski ve Yeni Ahit'i bildiğim için, İslam'ın sadece son Ahit olduğunu hissettim. Nihayetinde İslam'ın aynı mesajın devamı niteliğinde olduğunu fark ediyordum. Sanki (La İlahe İllallah, Musa Resulullah, İsa Resulullah, Nuh Resulullah, İbrahim vs) gibiydi ve şimdi (La İlahe İllallah, Muhammed Resulullah) oldu. Aynısı yani sabit olan bir şey var ki o da La ilahe illallah kısmı, değişen ise peygamberler. Mükemmeldi, mantıklı olan tek şey buydu.

Ne oldu da sonunda Müslüman olmaya karar verdin? İlk üniversitedeyim ve Kemal ile tekrar karşılaştım. Kütüphanedeydi ve o zamanlarda internet sadece belli noktalarda vardı. Ölüm hakkında bir video izliyordum. Ahmed Bukhatir'in "Son Nefes" isimli neşidi, küçük bir animasyondu. Ölümden bahsediyordu ve bunu görünce tekrar bu durum kafama dank etti ve "Yarın ölürsem ne olacak?" diye düşündüm. Neyi erteliyorum? Bu arada, o zamanlarda zaten her gece Kur'an okuyordum. Bir sayfa, çok heyecanlı. Hatırladığım kadarıyla bu benim ilk alışkanlığımdı. Her gece az az okuyordum. Ancak bunun benle Kur'an arasında bir tartışma gibi olduğunu hissettim.

Bir sürü sorum vardı ve o sayfayı okurken cevap geliyor gibiydi. Zihnimin içinde daha başka sorular soruyordum. Konuşuyorum. "Hayır, olamaz!" Sonra bir sonraki sayfada yine cevap var. Evet ve sonra eve gittim ve daha fazla bekleyemedim. Kur'an yatağımın yanındaydı. Okuyordum ve yine o tartışma birçok kere sanki gerçekten benimle konuşuyor gibi hissettim. İnsanlar "Bu da nereden çıktı?" der gibiydi Gerçekten de bir şey seçiyordum kafamın içinde dönüp duruyordu ve bu soru üzerine düşünüyordum sonra Kur’an’ı açtığımda cevap tam da orada oluyordu. Sonrasında şöyle bir his oluşuyor. "Neler oluyor?". Allah, seni izliyor, seninle konuşuyor.

Bu yüzden alimler "Allah ile konuşmak istiyorsan dua et, Allah'ın seninle konuşmasını istiyorsan Kur'an oku." demişlerdir. İslam'a olan yolculuğunun son adımları neydi? Bir gün uyandım ve çok kötü bir haldeydim. Kafamın içinde "Ne için bekliyorsun? Doğrunun bu olduğunu biliyorsun." dedim. Üniversiteye gittim ve arkadaşım Kemal'i gördüm. "Bu akşam bana gelmen gerekiyor. Bir konuda yardımına ihtiyacım var." dedim. "İyi misin?" diye sordu. "Gelmen gerekiyor." diye cevapladım. "Tamam, sorun değil. Geleceğim." dedi. Sınav zamanıydı. Birkaç arkadaşla evimin üst katında ders çalışıyorduk ve aşağı kattan Kemal aradı. "Geliyorum." dedim ve aşağıya indim. "Sorun nedir? İyi misin?" diye sordu.

"Müslüman olmak istiyorum." dedim. "Ahhh, biliyordum. Biliyordum." dedi. "Ne demek istiyorsun?" dedim. "Birlikte kıldığımız o teravih namazını hatırlıyor musun? Secdedeyken Allah'a bu çocuk seni arıyor. Onu İslam'a yönelt ve İslam'ı kucaklamasını nasip et." demiştim. "Tekrar et." dedi. Ne söylemem gerektiğini zaten biliyordum. Şehadet getirdiğimde, yalnızca bu sözleri söyleyerek üzerimden bir ağırlığın kalktığını hissettim. O gece farklı bir şekilde uyudum. Ailen ve çevren Müslüman oluşuna nasıl tepki verdi? Sanırım bunu ilk anneme söyledim. Biraz endişeliydi çünkü benim gibi onun da bazı ön yargıları vardı. Bu anlaşılabilir. Başlarda tartışmaya başladık.

İslam hakkında aşağılayıcı şeyler söyledi. Ben de çok savunmacı davrandım. Bu pek akıllıca değildi. Sonra ona karşı çok sert olmaya başladım. Subhanallah bu yalnızca Allah'ın bir nimeti çünkü ben güzel bir örnek teşkil edemedim bazı değişiklikleri fark etse bile. Ancak yaptığım bu seçim konusunda çok kararlıydım. Subhanallah. Bu durum onun kitaplar istemesine yol açtı ve beni çürütmeye veya bunun yanlış olduğuna dair beni kna etmeye çalışıyordu. Sonunda bu onun Müslüman olmasıyla sonuçlandı. - Gerçekten mi? Evet, sanırım benden bir yıl veya altı ay kadar sonraydı. Bu büyük bir şoktu çünkü böyle bir şeyi beklemiyordum. Sonra erkek kardeşime söyledim. Oldukça sert birisiydi.

Benimle dalga geçiyordu ve seçimimden dolayı bana çok kızgındı çünkü değişmiştim. Önceden yapmak istediğim şeyleri artık istemiyordum. Sanırım en son babama söyledim ve o pek umursamadı. Büyükannemi hatırlıyorum. "Her zaman bir rahip olacağını düşünmüştüm." dedi. "Ama olmadım." dedim. Onunla konuşuyordum ve bana "Söylediklerin mantıklı ama yapamam. Ben de bu şekilde yetiştim." dedi. "İncil'in ne söylediğine bak ama." dedim. "Ben hiçbir zaman okumadım ki.” dedi. Sadece rahibin söylediklerini dinledim." dedi. "En azından İncilde ne geçtiğine de mi inanmıyorsun?" diye sordum. "Fark etmez çünkü değişemem." dedi.

Günde beş vakit namaz kılmak ve bir ay boyunca oruç tutmak gibi ibadetler başlarda zor geldi mi? Dürüst olmak gerekirse, başlarda namaz zor değildi fakat sanırım sahip olduğum yaşam tarzı sebebiyle alışık değildim. O yüzden namazlarımı geceleri falan kılıyordum ama sabah namazını her zaman vaktinde kılardım. Her zaman sabah insanı olmuşumdur çünkü. Sanırım gün boyunca biraz meşgul oluyordum fakat hızlı bir şekilde adapte olabildim. Bu disiplin hayatta çok önemlidir. İslam size bu disiplini verir. Bu sebeple sanırım kolayca alıştım. Oruç tutmak kolaydı. Bilmiyorum yani sevmiştim. Müslüman olduktan sonra karşılaştığın en büyük üç sorun neydi? Birincisi destekti.

Nihayetinde bizler sosyal varlıklarız. Sevgiye, ait olmaya, kabul görmeye, onaylanmaya ihtiyacımız var. Duygularımız var. Ailenle ters düşüyorsun, yaşadığın toplum ile ters düşüyorsun. Sana aynı şekilde davranabilecek müslüman bir toplulukla karşılaşıyorsun. İkinci olarak gelişimi devam ettirebilmek diyebilirim. Manevi ve akli gelişim. Sanıyorum ki birçok insan şehadet noktasında duruyor. Yani İslam'dan önce bakıyorlar, araştırıyorlar, okuyorlar. Müslüman olunca ise daha fazla gelişme olmuyor. Orda kalıyorlar, daha fazla bilgi olmuyor. Son olarak da sanırım evlilik çünkü insanlar sevgiye ve yoldaşa ihtiyaç duyuyor. Bunu farklı şekilde ifade ederiz.

İslam'dan önce genellikle haram yollarla ve şimdi ise buna izin verilmiyor. Fakat bağ kurma ihtiyacın hala devam ediyor. Sonradan Müslüman olanların birçoğunun Müslüman olduktan sonra yaptıkları ilk şeylerden biri evlenmektir. Yapması en zor şeylerden birisi, değil mi? Sanırım bahsettiğim bu üç sorun yaşadığım ve diğerlerinin de yaşadığını gördüğüm ana problemlerdi. Müslüman olduktan sonra seni en çok ne etkiledi? Seyahat etmek çok büyük bir şeydi. Farklı kültürleri deneyimlemek. Ümmet kavramı olan kardeşliği görüyorsun. Bu kavram, manevi kardeşlik başka hiçbir şeyde mevcut değil.

Bir Hristiyan olabilirsin ve başka bir ülkeye gidersin ve demek istediğim, kilisede belli bir kural dahilinde yürürsünüz. Bir Müslüman olarak tüm farklılıklarla dünyanın herhangi bir yerine gidebilirsin. Herhangi bir yer. Yüzünü aynı kıbleye döner, aynı Kur'an'ı okur, aynı kardeşliği görürsün aynı şekilde "Selamun aleyküm" dersin. Demek istediğim, Afrika'da mesela Afrikalıların yanımızda olduğu ülkelere gittim, Afro-Amerikan. Otelden dışarı çıkmaya cesaret edemezlerdi. Ben sabah namazı için çıkardım ve Afrikalı bir kardeş beni geri bırakırdı. Bana kahvaltı ısmarladıktan sonra. Birlikte ibadet ediyoruz, Kur'an okuyoruz ve insanlar bana garip şekilde bakıyor.

Dili bile konuşamıyorum ama bağ kurabiliyoruz. Afrikalılar, yanımdaki Afrikalıya ve bana "Nasıl?” der gibi bakardı. Bir kelime. "Bunu nasıl yapıyorsun?" diye soruyorlardı. "İslam" diyordum. "İslam" diyordum. "İslam". Tek kelime. Bence bu bir mucize. Bunun başka bir örneği olduğunu zannetniyorum. İnsanlar gerçekten gözlerini açmak ve önyargılarından kurtularak ne olduğunu görmek istiyorlar. Peygamber efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm)'in seni en çok etkileyen karakter özelliği nedir? Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) her nasılsa her zaman insanların konuşma şekline adapte olabiliyordu. Bu sahip olduğu çok etkileyici bir özellik. Davranışları asla herkesle aynı değildi.

Her zaman uyum sağlardı. Eğer bir çocuk yanına gelse onun seviyesine inerdi. Çöl bedevisi gelse ona göre konuşurdu. Yani herkese göre kendini ayarlardı. Her zaman insanların seviyesine inerdi. Konuşmasını, davranışlarını bile değiştirirdi. Bazen insanlar aynı soruyu sorsa da onların arka planını bilerek onlara aslında almaları gereken cevabı verirdi ve bu onları bağlardı ve hayatlarında ihtiyaç duydukları değişimi yapmalarına yardımcı olurdu. Bunun çok etkileyici olduğunu düşünüyorum. İslamiyet hakkında Müslüman olmayanların bilmesini istediğin önemli bir nokta söyler misin?

Bence Müslüman olmayanların bilmesi gereken en önemli nokta şu İslam’ın sadece bir din değil bir yaşam biçimi hayatın kendisi olmasıdır. Eğer İslam'ın bir yaşam biçimi olduğunu anlarsanız Pardon yaşam biçimi değil, belki de İslam yaşamın kendisidir. İslam, tüm sorunlarınızın çözümüdür. Aklınızdaki varoluşsal soruların hepsinin cevabıdır. Herkesin böyle soruları vardır. "Onların yok." demeyin. Gece 11'de veya 2'de yatağa yattığınızda uyku tutmadığında bunların hepsi üzerine düşünürsünüz. İslam, ırkçılıktan yolsuzluğa, zinaya dek bu dünyadaki her bir sorunu çözecektir. İslam her şeyi çözebilir. Şu an hangi projeler üzerinde çalışıyorsun? Şu an iki proje üzerinde odaklanmış haldeyim.

Eğitim ve danışmanlık. Neden? Çünkü İslam’a yeni girdiğimde kendimi nereye konumlayacağımı ve ümmet içerisinde hangi sorunları çözmeye çalışacağımı düşündüm. Eğitimin çok çok önemli olduğunu anladım ve bu daha çok Romanya'ya Romanları, Müslüman olan ve olmayanları eğitmeye yönelik. Daha önce Rumence’ye tercüme edilmemiş kitapları tercüme ettik. ‘El-Muhtasar fi Tefsiri'l-Kur'an’dan bahsediyorum. Rumence bir tefsir yoktu. Bu, Rumence'ye çevrilen ilk tefsir. İnşallah bu çok büyük bir sadaka-i cariye olacak. Ayrıca Kur'an'ı ve diğer birçok kitabı da çevirdik. Çocuklar, yetişkinler için dersler ve Müslüman olmayanlar için genel olarak dava kitapları. Son olarak neler söylemek istersin?

Samimi olmak. Muhtemelen bu yaptığınız her şeyde yapılması en zor olan. Her hadis kitabı şöyle başlar: "Ameller, niyetlere göredir." Her amel, niyete göredir. Çünkü niyettir, samimiyettir, ihlastır. Sufyan Es-Sevri (ra), "Niyetimden daha şiddetli bir şeyle muhatap olmadım." Demiştir. Niyetten daha zor bir şey bulamadım. Samimiyet. Samimiysen, gerçekten Allah'ı istiyorsan, Allah'ı istiyorsan onu bulacaksın. Samimi şekilde ne yaparsan yap sonunda o işin neticesi her zaman olumlu olacaktır. Gabriel kardeşim, bu sorduk videosuna katıldığın için sana teşekkür ediyoruz. Umarım tekrar karşılaşırız. Allah razı olsun. İnşallah. Allah mübarek etsin.
