# Bunu Yapmak Evliliğinizi Yok Ediyor! – Çok Geç Olmadan İzleyin

- Language: tr
- Published: 2026-08-26
- Canonical: https://blog.towardseternity.com/tr/blog/this-destroys-your-marriage-watch-this-before-its-too-late
- Source video: https://www.youtube.com/watch?v=nffssalFWqs
- Channel: Towards Eternity

This is the cleaned transcript of the source video. The speech is unaltered.

---

Mutsuz bir evliliği bitirmek mi doğru, yoksa sabırlı olup bunun bir sınav olduğunu söyleyip bitirmemek mi? Eşler zamanla neden birbirlerinden uzaklaşırlar? İlk günlerdeki gibi sevgiyi korumak mümkün değil mi? Doğru yapılırsa Doğru yapılırsa evlilik aşkı daha da güçlendirir. İnsanların anlamadığı şeylerden biri de, İnsanların anlamadığı şeylerden biri de, aşkın ilişki içerisinde büyüdüğü ve bir seviyeden diğerine dönüştüğüdür. Bu durumda Şeytan'ı ittirmelisiniz. Çünkü Şeytan sana, "Bağır, küfür et, şunu yap, bunu yap" diyecektir. Ama buna karşı koymanız gerekiyor. Peygamber Efendimiz (sav) hanımlarıyla hiç tartışmış mıdır? Yoksa her zaman mutlu ve neşeli mi olmuştur? Tamam.

Esselamualeykum Şeyh Yaser Birjas. - Ve aleyküm selam. Geldiğiniz için çok teşekkür ederiz. Burada olmanızdan mutluluk duyuyoruz. Bugün evlilikle ilgili birkaç soru sormak istiyoruz. Kesinlikle. Sorularımızla sizi bir terletelim diyoruz. Bismillah. Bekliyorum. Sorun bakalım. Tamam. Eşler zamanla neden birbirlerinden uzaklaşırlar? İlk günlerdeki gibi sevgiyi korumak mümkün değil mi? Evlilik aşkı öldürüyor mu? Aslında, sübhanallah... İbn Kayyim (r.a) bu konu hakkında yazdığı kitaplardan birinde şöyle demiştir: "Doğru yapılırsa evlilik aşkı daha da güçlendirir." Peki doğru yapmaktan kastımız ne? Allah'ın Kuran'da iki önemli unsurun sevgi ve merhamet olduğunu söylemiştik.

İnsanların anlamadığı şeylerden biri de, aşkın ilişki içerisinde büyüdüğü ve bir seviyeden diğerine dönüştüğüdür. Büyük sorun şu ki, on yıl sonra ve 2-3 çocuktan sonra bile eşlerinin onları on yıl önce, henüz gençken sevdikleri gibi sevmesini beklemeleri. Maşallah, hiçbir sorumlulukları olmadıkları zamanlar. Ama bu adil değil. Ama şimdi seni başka bir sebepten seviyorum. Çocuklarımın annesi, babası olduğun için. Yorgun ve bitkin olduğumda yanımda olduğun için. Bana yardımcı olduğun için, anlayışlu, düşünceli olduğun için, vesaire. Peki bu ne zaman dağılmaya başlıyor. Çiftler ne zaman birbirlerinden uzaklaşmaya başlıyorlar? Asıl anlaşılması gereken şey bunun sebebidir. Şimdi şöyle.

Herhangi bir ilişkide nihai hedef huzur ve sükunet bulmaktır. Ve barış şarj edilebilir bir pildir. Gününüze %100 mutlulukla başlarsınız. Uzun bir günün sonunda bu %90'a düşer. Peki eşinizden ne beklersiniz? Sizi tekrar 100'e çıkarmasını. Ama maalesef kötü huylarla birbirimizi daha da yıpratmaya başlıyoruz. Yani %70'te uyuyoruz. Ve sonra bir noktada %90'la uyanmaya başlıyoruz ve %70'le geri dönüyoruz, %50'yle uyuyoruz. Ve bu devam ederse, benim için hiç enerjinin kalmadığı bir noktaya geleceğiz. İnsanlar bu noktada ilişkiyi bitirmeye karar veriyorlar. Ama anlamamız gereken şu ki, sen benim için bir huzur kaynağı olmalısın. Ben de senin için bir huzur kaynağı olmalıyım.

Peki insanlar niye kavga eder? Birbirlerinin huzurlarını bozdukları için. O huzuru yeniden sağlamam gerekecek. Ve eğer bana yardım etmeyeceksen zorla senden yardım isteyeceğim. İşte o zaman sürtüşme ve çatışmalar başlar. Çünkü herkes ilişkilerinde kendileri için anlamlı olacak şekilde huzuru bulmak ister. Ve biz buna uyumlu olmazsak ve birbirimize o huzuru verirken kendimizi tamamen tükenmiş hissetmeyecek kadar esnek olmazsak, o zaman insanlar her zaman kavga edecektir. Peygamberimiz (asm) hanımlarına karşı nasıldı? Aman Allahım. Yani, gerçekten en güzel şeylerden biri, Peygamber Efendimizin (sav) siyerinde okumayı sevdiğim, onun kişisel hayatıdır.

Ve Peygamber Efendimizin (sav) şahsi hayatına dair pek çok hadis topladım. İnanılmaz bir adamdı. Tam bir beyefendiydi. Ve o hikayelerden biri de Safiyye (ra) ile evlendiği sırada Hayfa'dan dönüş yolculuğunda olduklarıdır. Ve onun için devenin sırtına binme zamanı geldiğinde, tabii deve uzun. Bunun üzerine Peygamber (sav) ne yaptı, diz çöktü. Diz çöktü ve diğer dizini de ona doğru uzattı. Böylece bir basamak gibi üzerine basabilirdi. Devenin sırtına çıkmak için dizinin üstüne basabilirdi. O bunları yaparken Peygamber Efendimiz (sav) de centilmenliğiyle dış elbisesiyle onu örtüyordu. Dizine bastığında onu bu şekilde örtüyordu. Neden?

Çünkü bacağını kaldırdığında, bacağını onun dizine koymak için, diğer bacağı açılabilir. Yani Peygamber (sav) onu örtüyordu. Bu centilmenliktir. Centilmenlik nedir? Gerçek bir erkek olmanın anlamı aslında burada yatıyor. Çünkü o koruyucuydu ve bir beyefendiydi. Bugün hanımın için kapıyı açmak gibi, o geçerken kapıyı onun için tutmak gibi bir şey. Böyle davranmak gereklidir. Bazı kültürlerde ise ne yazık ki bu durum bir zayıflık olarak görülüyor. Ve bu onların erkeksi olma ve adam olma imajını ortadan kaldırıyor. Eşleriyle ilişkilerinden ne kadar keyif aldıklarını bilmiyorum. Bu onlara bağlı. Özel değilse eşinize böyle şeyler yapıyor musunuz? Bunu eşime sormanız lazım. - Güzel, güzel.

Ama yapıyorum, elhamdülillah yapıyorum evet. Eşler birbirlerine nasıl saygı göstermeli? Biliyorsunuz, bugün maalesef... Bugün yaşadığımız yaşam tarzında 'saygı' kelimesi bile çok hassas bir kelime haline geldi. Yani artık kadınlar saygı kelimesini duyduklarında rahatsız oluyorlar. Bu onlar için çok hassas bir kelime çünkü bunu kontrol olarak algılıyorlar. -Değil mi? -İtaat gibi. İtaat kelimesini örneğin baskı olarak algılıyorlar, maalesef. Dolayısıyla saygı kelimesi, itaat kelimesi maalesef olumsuz anlamlara gelebiliyor. Şimdi kadınları suçlamıyorum çünkü ne yazık ki bazı erkekler bunu yapıyor, ne yazık ki. Saygının ne demek olduğunu anlamıyorlar.

Böylece onlardan saygının ötesinde şeyler talep edebiliyorlar. Ama aslında saygı konusu da bir yelpaze, kültürel bir şey. Bu ne demek? Bazı kültürlerde, bilirsin, eşine karşılık vermek saygısızlıktır, değil mi? Bazı kültürlerde de normaldir. Ve hatta Peygamber (sav) zamanında da bu gerçekten yaşandı. Çünkü Mekkeliler, Peygamber (sav) zamanında Mekke erkekleri daha erkeksiydi diyebiliriz. Ve muhtemelen evin reisi onlardı. Yani her zaman ilişkinin kontrolünün onlarda olması gerekiyordu. Medine'ye gittiklerinde Ensar kadınları daha çok seslerini yükselttiler. Hayatla daha iç içelerdi. Çünkü muhtemelen tarlada çalışıyorlar, yada yardım ediyorlar falan. Bu yüzden konuşma konusunda daha cesurlar.

İşte bu yüzden Ömer bin Hattab (ra) bile karısının Ensarilerden kendisine cevap vermeyi öğrenmeye başlamasına şaşırmıştı. Bu onun için saygısızcaydı. Yani bundan öğrenebileceğimiz şey, saygının anlamına geldiğimizde, aslında bunun da bir yelpaze olduğudur. Yani mesela birisi aynı köyden, aynı kasabadan biriyle evlenirse, karınızın ve kocanızın size amcalarınızı, kuzenlerinizi gözlemlediğiniz gibi davranmasını beklersiniz. Çünkü kültürünüz aynıdır. Ama mesela farklı kültürden, farklı köyden, farklı kasabadan, farklı şehirden biriyle evlendiğimizde, farklı kültürden biriyle, saygının anlamını korumaya çalışırken sorun yaşayabiliriz. Neden? Çünkü ona göre bu normal.

Diğerine göre bu doğru değil, hatta tam tersi. O bunun bir sorun olmadığını düşünebilir ama bu adam için saygısızlıktır mesela. Yani aslında söylenecek tek bir şey yok, saygı tam olarak şudur diyemeyiz. Bi'l-ma'rûf'a dönüyoruz yine. Yani neyin makul kabul edileceğine ve makul olmadığına nasıl karar vereceğinize. Yani geleneksel evlerde, erkek karısının her şeyle ilgilenmesini bekler. Yemek yapmak, temizlik yapmak, çocuklarla ilgilenmek vs. Erkeğin görevi dışarıdan geçimi sağlamaktır. Ancak modern zamanlarda ve modern toplumlarda insanların farklı beklentileri olduğunu görüyoruz.

Dolayısıyla eşinizden sizin için bir şey yapmasını talep ediyorsanız, bu elbette modern çağda ona karşı bir saygısızlık değildir. Peki ya Peygamberimiz (sav)? Hz. Peygamber'in (sav) yaşam tarzı, onların geçiş dönemi dedikleri, geleneksellik ile eşitlikçilik arasında bir hayat tarzıdır. Hz. Aişe'ye (ra) "Peygamber (sav) evdeyken nasıl?" diye soruldu. "O da herkes gibi, temizlik yapıyor, ayakkabılarını temizliyor, gömleklerini düzeltiyor ve bizim için keçiyi sağıyor." diyor. "Ama ezanı duyduğunda, bu kadar." diyor. "Bitti. Gidiyor ve bir erkeğin gerçekten yapması gerekeni yapıyor." Evet, yani... Erkek olmak, ailenize yardım edemeyeceğiniz, çocuklarınıza bakamayacağınız anlamına gelmez.

Ama tabii ki aynı zamanda hanımın da erkeğine hak ettiği saygıyı göstermesi gerekiyor. Yardımına ve ev halkına desteğine karşılık. Başarılı evliliklerde gözlemlediğiniz ortak unsurlar nelerdi? Başarılı bir evliliğin en temel özelliğinin ahlak ve görgü olduğunu söyleyebilirim. Farklarınız önemli değil. Fakir ya da zengin olmak önemli değil. Ne kadar eğitimli veya eğitimsiz olduğunuz önemli değil. Günün sonunda, insanları gerçekten bir arada tutan şey, en önemli şey onların görgü kuralları ve ahlaklarıdır. Birbirlerine nasıl saygıyla davrandıklarıdır. Tutkuyla, çılgınca bir aşkla sevmeseniz bile, ilişkide saygı ve onuru korursunuz. Evlilikler aslında böyle sürdürülüyor.

İnsanlar bana soruyor, insanları bir araya getiren şey nedir? Bakın dedim, insanları bir araya getiren şey uyumdur. Örneğin, biriyle konuşuyorum. Yani aynı vizyona sahip olduğumuzu, aynı kişiliğe sahip olduğumuzu, belki de hayatta aynı hedef ve hayallere sahip olduğumuzu görüyoruz. Bunlar çok güzel. İnsanların evlenmesine yardımcı oluyor. Ama devamlılığı garanti etmiyor. Bir ilişkide sürekliliği garantileyen şeye esneklik denir. Esnek olmalısınız. Uyumlu olmalısınız. Aksi takdirde, aşkı nasıl anladığınız, ilişkiyi nasıl yürüteceğiniz, çocuklarınızı nasıl yetiştireceğiniz, hedeflerinize nasıl ulaşacağınız konusunda her zaman katıysanız.

Evlendiğiniz zamandan beri aynı prensiplere bağlı kalırsanız, bu tehlikelidir. Neden? Çünkü hepimiz değişiriz. Çocuk sahibi olunca değişiriz. Daha meşgul olunca değişiriz. Yaşlandıkça değişiriz. Değişiriz çünkü biliyorsunuz, dikkatimiz değişmeye ve dönüşmeye başlıyor. Ve eğer eşinizle bu değişimi kabul edecek kadar esnek olmaya ve kendinizi bu değişime adapte etmeye istekli değilseniz, ilişkiniz uzun ömürlü olmaz. Yani esnek olmak önemli. İnsanların hayatlarına esneklik getiren nedir? Şefkat, empati, bağışlama. Bilirsin, açık fikirli kişilik. Büyüme, büyüme fikri. Mesela, hepimiz büyüyoruz. Gelişmeye açık alanlarımız var. Bu ilkeler insanların bir arada kalmasına yardımcı olur.

Eğer birbirlerine karşı bu empati duygusuna sahip değillerse, birbirlerine şefkat duymuyorlarsa, yaptıkları hataları affetmiyorlarsa, örneğin, sizinle olan ilişkilerinde büyümek için bunları kabul etmiyorlarsa, o zaman bu ilişki sona ermeye mahkumdur. Peki başarısız evliliklerin ortak özelliği nedir? Başarısız ilişkilerin en yaygın nedeni aslında esnekliğin eksikliğidir. Bir kişi her şeyin kendi istediği gibi gitmesi gerektiğine inandığında. Dediğim dedik çaldığım düdük. Yani örneğin koca, bir şeyin belli bir şekilde yapılmasında ısrar ettiğinde, hanımların da belli bir şekilde yapılmasında ısrarcı olduklarında.

Ve iki taraf da orta yolu bulacak kadar esnek olmuyor, bu bir sorun haline geliyor. En ortak özellik bu. Peki bunun asıl sebebi nedir? Sana söyleyeyim. Danışanlarıma ilişkide başarısızlıktan nasıl kaçacakları konusunda genellikle iki şey öğretiyorum. Bir numara, tüm ilişkilerin sessiz katili dediğim bir şey. İlişkinin o sessiz katiline beklenti ya da karşılanmayan beklenti denir. Bu ne demek? Hepimizin bir ilişkiden beklentileri oluyor. Biz, kendimizden, eşimizden, ilişkiden, toplumdan, olayların belli bir şekilde gerçekleşmesine dair umutlarla geliyoruz. Ama beklentilerimiz karşılanmayınca hayal kırıklığına uğruyoruz. Bunların fazlası sizi üzer ve öfkelendirir.

Çünkü şimdi belirsizlikler oluşuyor, bundan sonra böyle mi olacak? Hayatım böyle mi olacak? Ve bu şüpheleri yaşamaya başladığınızda kaygı devreye girer çünkü bu ilk kendini savunma mekanizmasıdır. Ve gelecekte her şeyin nasıl görüneceği konusunda endişelenmeye başlıyorsunuz, bir değişiklik olacak mı? Ve bu endişelerin fazlası bilinmezlikten korkmaya ve ürkmeye başlamamıza yol açıyor. Bunların fazlası insanı felç eder. İnsanı uyuşturur, karar veremez hâle getirir. Sonuş olarak da çok alıngan olmaya başlarız. Şefkat yorgunluğu yaşamaya başlarız, küçük şeyler yüzünden kavga etmeye başlarız ve sonra depresyona gireriz.

Her şey sizi sinirlendirebilir ve öfke her zaman sorunun bir göstergesi olacaktır. Birinci numara bu. İlişkinizin sessiz katili, karşılanmayan beklentilerdir. İkinci şeye ben "kırılma noktası" diyorum. Kırılma noktası, insanların ayrılmaya karar verdikleri noktadır. Çünkü bir ilişkide aradığımız şeyler hep aynıdır. Herkes aynı şeyi arıyor. Peki o ne? Huzur ve sükunet. Ve modern zamanda buna belki de duygusal tatmin diyoruz. Duygusal tatmin size huzur ve sükunet verir. Yani insanların boşanmasının bir numaralı nedeni "Artık duygusal tatminim yok" demeleridir. Bunun ilk sebebi nedir? Takdir edildiğini hissetmemek. Takdir eksikliği. Takdir edilmediğinizi nasıl anlarsınız?

"Ben duymuyorum, eşimden görmüyorum" diyor. Peki biz hangi takdiri arıyoruz? Ne tür iltifatlar arıyoruz? "Teşekkür ederim" veya "Bugün harika görünüyorsun" gibi sözlü iltifatlar. "Bana yardım ettiğin için teşekkürler." Ya da fiziksel sevgi. Mesela bir sarılma, bir öpücük, "Seninle kendimi güvende hissediyorum" demektir. "Seninle olmayı seviyorum." Bir ilişkide bunlar olmamaya başlayınca insanlar takdir edilmediklerini anlar. Kendilerini tatminsiz hissederler ve bu onların ilişkiyi bitirmelerine neden olur. Bundan sonra sessizleşirler. Çünkü söylenecek iyi bir şey yoksa susarsın. Ama ne kadar sessiz kalabilirsin ki? Çok değil. Peki ağızlarını açtıkları anda ne diyecekler? İyi bir şey değil.

Eleştiri ya da yargılama. Yaptıkları eylemleri eleştirir veya kişiyi ve karakteri yargılarsınız, işte bu öldürücü olur. Erkekler ve kadınlar evlilikte en çok neye bakarlar? Genellikle erkeklerin ve kadınların birbirlerinden en çok bekledikleri veya en çok ihtiyaç duydukları şeylerden bahsederken, tek kelimeyle, birçok şeye ihtiyaç duyarlar ama, kadınların bir erkekten istediği şey tek kelimeyle sevgidir. Bir erkeğin kadından beklediği şeye kısaca saygı denir. Oysa sevgi ve saygı eş anlamlıdır, yani aynıdır. Ama erkekler ve kadınlar farklı diller konuşur. Yani bir erkek hâlâ sevilmeye ihtiyaç duyuyor ama o sevgiyi saygıda görüyor. Ve bir kadının da saygıya ihtiyacı vardır.

Elbette bunu, sevilip değer verildiğinde görüyor. Sorun şu ki, bir erkek karısına sevgisini ifade etmediğinde, karısı ona saygı göstermeyecek. Ve erkeğe saygı gösterilmediğinde, eşine sevgi göstermeyecektir. Bu böyle bir döngüye girer. Kadın sevgi olmadığı için saygısızca konuşur. Erkek sevgisizce davranır. Kadın saygısızca davranır. Böyle gider. Birinin bu döngüyü kırması lazım. Mecbur. Birbirimize karşı sevgi ve saygı göstermeliyiz. Tamam ama bunu nasıl yaparız? Çünkü ben bunu yaptığımı sanıyordum, değil mi? Bunun gerçekleşmesi için, sizin için mantıklı olmasa bile, eşiniz için anlamlı olacak şekilde bunu yapmanız gerekir.

İnsanlara şunu söyleyebilirim, hanım örneğini ele alalım, hanım bitter çikolatayı seviyor, adam ise sütlü çikolatayı seviyor. Her ne zaman ona iyi davranmak istese ona sütlü çikolata alıyor. Acaba bir noktada kendini nasıl hissedecek? Hayal kırıklığına uğrayacak, Yalnız hissedecek. Çünkü adam çok bencil davranıyor. Hep kendini düşünüyor. Ve kadın kendini ifade etmeye çalıştığında, adam harika bir iş yaptığını düşündüğü için güceniyor. Ve ona, "Sana piyasadaki en iyi çikolatayı alıyorum." diyor. "Bu Belçika çikolatası, biliyor musun?" "Ama ben bitter çikolatayı severim." Adam ısrar ediyor, "Hayır, hayır.

Zaten kim bitter çikolatayı sever ki?" "Sütlü çikolata bitter çikolatadan daha iyidir." Zaten birçok karı koca ilişkisi böyledir. Adam onu kendisi için anlamlı olacak şekilde sevmek istiyor. Kadın ona saygıyı veya sevgiyi, kendisine anlamlı olacak şekilde göstermek istiyor. Ve sonuç olarak tamamen bölünmüş oluyoruz. Yani erkeğin karısını sevebilmesi için, ona anlamlı gelebilecek bir şekilde sevgi göstermesi gerekir, bu ona mantıklı gelmese bile. Aynı şeyi kadın da kocasına, kendisi için anlamlı olmasa da onun için anlamlı olacak şekilde yapmalı. Haram olmadığı ve çılgınlık olmadığı sürece neden olmasın ki? Peygamber Efendimiz (asm)'ın evliliğinden güzel bir hikaye anlatabilir misiniz?

Onun nezaketi, onun anlayışı, o gerçekten... Çok, çok anlayışlıydı, çok nazikti, çok şefkatliydi (sav) Eşlerinin ihtiyaçlarını anlıyordu. Bunlardan biri de Safiyye'dir. Safiyye (ra) Yahudi geleneğinden gelmektedir. Bu sebeple Hz. Peygamber (sav) ile evlenip Medine'ye göçtüğünde, Ramazan ayının son on gününde Hz. Peygamber (sav)'in itikafına sık sık gittiği bilinen tek kişi oydu. Yani, ibadetle meşgul. Neden gidip onu ziyaret ediyorsun? Neden biliyor musunuz? Çünkü muhtemelen Peygamberimizin (sav) Medine'de akrabası olmayan tek eşiydi. Diğer tüm kadınların kuzenleri vardı. Aileleri vardı. Çünkü çoğunluğu Arap'tı, tabii Mâriye hariç. Mâriye daha sonra geldi.

Fakat Safiyye'nin Medine'de Resulullah (sav) dışında bir ailesi yoktu. Yani onu özlüyordu. Bunun üzerine mescidde itikaf yaptığı sırada onu ziyaret ediyordu. Peki sizce o ne diyordu? Ona, "Burada ne yapıyorsun?" mu diyor? "Burası itikaf. Bırak da bitireyim." "Kadir Gecesi'ne tanıklık etmek için bekliyorum." Öyle demedi. "Estağfirullah, bu saatte camiye gelemezsin, geri dön" demedi. Kocasını özlediği için geceleyin Peygamber Efendimizi (sav) ziyaretine geldi. Onunla oturdu. Onunla sohbet etti. Onunla mescidde konuştu. Ve sonra kadın memnun bir şekilde ayrılırken, ona eşlik etti. Onunla yürüdü (sav). Ve tabii ki henüz bitmedi, onunla konuşmaya devam edecek çünkü onunla vakit geçirmeyi seviyor.

Konuşmaya devam ediyorlar. Aslında onunla güzel vakit geçiriyordu çünkü bu onun için çok değerliydi. Öyleyse bu hikâyeden öğrendiğimiz şey, Hz. Peygamber'in (sav) Safiyye'ye ve onun duygularına ne kadar önem verdiği ve bu zamanı ona adadığıdır. Peygamber hakkında söyleyebileceğim şey, çok sevgi dolu, çok şefkatli bir insandı. O kadar şefkatliydi ki, bunun tecellisini son zamanda, hayatının son günlerinde gördü. Hasta olduğunda sürekli "Yarın nerede olacağım?" diye sorardı. Çünkü evlere dönüşümlü olarak gitmek zorundaydı. Diğer eşler dediler ki, "Resulullah, sen Aişe ile kal, biz ziyarete geliriz." Ve son anı gerçekten çok güzel. Hz. Aişe, Hz.

Peygamber (sav)'i kucağında tuttuğunu, sırtını göğsüne yaslar gibi getirdiğini, elinden tutup ona Kur'an-ı Kerim okuduğunu, mübarek eliyle vücudunu meshettiğini, acısını hafiflettiğini söyledi. Peki hikayeyi anlatırken ne diyordu? Diyor ki, "Göğsümle çenem arasında öldü". Bu ne demek? "Son nefesime kadar eşimi hiç bırakmadım" demek. Ne güzel bir an. Ben size söylüyorum, her koca muhtemelen kendi son anının böyle olmasını isterdi. Boşanma oranları sizce neden yüksek? Hiç bitmek üzere olan bir evliliği kurtarmaya vesile oldunuz mu? Elhamdülillah, ben çok sayıda evliliği kurtarabildim. Ama herkesle başarılı olduğumu iddia etmiyorum. Ne yazık ki, çok kişi son dakikada geliyor.

Yani danışmanlık için zorla geliyorlar. İnat edip gelmek istemiyor, inanmıyorlar. Yani neden bize evliliğimiz hakkında konuşması için yabancı birine gidiyoruz? O yüzden son anda geliyorlar, ve evliliklerini kurtarmak için bir mucize olacağını düşünüyorlar. Ama ne yazık ki işler kötü gittiğinde bunun suçunu danışmanlara atıyorlar. Ama elhamdülillah, başka insanlar, maşallah, onların evliliklerini kurtardık, elhamdülillah. Hayatımda her zaman yeni insanlarla tanışmak bana büyük bir mutluluk veriyor. Farklı konferanslar, farklı seyahatler vesaire. Ve size dediklerinde, elhamdülillah, size danışmıştık ve şunu yaptık, elhamdülillah. Bize çok yardımcı olduğunuzu bilmenizi istedik.

Elhamdülillah, evliliğimizi kurtardınız. Peki, insanların boşanmasına yol açan başlıca sebepler nelerdir? Bir çok sebep var tabii ki. Günümüzde bunun en önemli nedenlerinden biri de maalesef erkeklerin erkeklik görevlerini yerine getirmemesidir. Yani evlerini olması gerektiği gibi yönetmiyorlar. Ve kadınlar ne yazık ki evde eş ve anne rolünü üstlenmek istemiyorlar. Dolayısıyla, sonuç olarak artık roller açısından bir dengesizlik yaratıyoruz. Adam evlenmek ama bekar hayatı yaşamak istiyor. Kadın da evlenmek ama bekar hayatı yaşamak istiyor. Ama evlilikler böyle işlemez. Bu durum karı-koca ve aile hayatı için sağlıklı bir dinamik yaratmıyor.

Günümüzde bunun sonucu olarak, size gelip "Çocuk sahibi olmadan evlensek olur mu, çocuk sahibi olmasak olur mu?" diyen çok sayıda gençle karşılaşıyorsunuz. Çocuk istemiyorlar. İslam'a göre bu haram değil. Çocuk sahibi olmak istemeyebilirsiniz. Peki bu ilişkide nasıl ayakta kalacaksınız? Ve çocuk sahibi olmak, ilişkinin başarılı olması ve devam etmesi için bir diğer amaçtır. Bu, işi kolaylaştırmıyor ama sürdürülebilir olması ve daha uzun süre kalıcı olması için başka bir sebep oluyor. Evet, bazen ne yazık ki erkeklerin ve kadınların evliliğin ne olduğunu gerçekten anlamadıklarını görüyoruz. Dolayısıyla geldiklerinde birbirlerinden beklentileriyle geliyorlar.

Ve bu beklentiler karşılanmadığında, birbirlerinden uzaklaşıyorlar. Mutsuz bir evliliği bitirmek mi doğru, yoksa sabırlı olup bunun bir sınav olduğunu söyleyip bitirmemek mi? Mutsuz evlilik dediğimiz zaman, eğer evlilik şiddet içermiyorsa, ilişkide aşırı derecede büyük zorluklar yoksa, bunu çocukların hatırına ve tabii ki, biliyorsunuz, bireyle ilişkinizi sürdürmek daha iyidir. Allah Kuran'da diyor ki, Yani aslında boşanmadan önce bir uzlaşmaya varmaları lazım. Ve bu uzlaşma, evlilik yükümlülüğünü en aza, asgari düzeye indirmek içindir. Bu boşanmaktan daha hayırlıdır.

Ama eğer ilişkide elbette şiddet varsa ve tehlikeli, sağlıksız ve toksik bir hal aldıysa, o zaman ayrılık onlar için daha hayırlıdır. Evliliğimde her sorunla karşılaştığımda, durumu yumuşatacak, eşimle aramızdaki gerginliği azaltacak bir şey söyle bana. Euzu billahi mineşşeytanirracim. Gerçekten, kalpten söyleyin. Biliyorsunuz Allah (cc) bu meselelerin çözümünü bize Kuran-ı Kerim'de Fussilet Suresi'nde vermiştir. Ayet 33 ve 36 arasında. Allah (cc) bu ayetin bağlamında şöyle buyurmaktadır, Tüm ayetleri zikretmeyeceğim, ama Allah diyor ki, Daima en güzel olanla karşılık verin. Bu ne demek? Bu kelime Arapça'da 'itmek' demek. Ve iterken de terlersin, yorulursun. Bu ne demek?

Evlilikte bir şeyleri itmeniz gereken çok fazla an olacak. Bu durumda Şeytan'ı ittirmelisiniz. Çünkü Şeytan sana, "Bağır, küfür et, şunu yap, bunu yap" diyecektir. Bundan uzaklaşmanız gerekiyor. Daima en güzel olanla karşılık verin. Yani eşiniz size o düzeyde davrandıysa, siz de ona o düzeyde, daha iyi davranın. Çünkü onlara kim olduklarına göre davranmıyorsunuz. Kim olduğunuza göre davranıyorsunuz. İyi bir karakterim var. Bu iyi karakteri sürdürmem gerekiyor. Eh, o başlattı, o başlattı. Umurumda değil. Her zaman doğru olanı yapmak istiyorum. Bizim için burada önemli olan bu. Evet, doğru olanı yapmak önemli. Allah diyor ki, Daima en güzel olanla karşılık verin.

Belki de düşmanlık veya husumet içinde olduğunuz kişi, sizin için en sevgili kişi haline gelir. Allah bunun kolay olmayacağını biliyor. Şöyle diyor, "Bu sonuca ancak sabırlı olanlar ulaşabilir." Yani sabırlı olmak çok önemli. Ve Kuran'da sabrın bir bedeli yoktur. Sabra değer biçemezsiniz. Ve diyor ki, "Ödülünüz bendedir, insanlarda değil." Sabrınızın karşılığını vereceğim. Yani fikir şu ki, bakın, birbirimize karşı nazik olmamız gerekiyor. Birbirimize sabretmemiz gerekiyor, hatalarını kabul etmemiz gerekiyor. Ve affetmeyi, unutmayı ve birlikte büyümeyi öğrenmemiz gerekiyor. Bu çok önemli. Peygamber Efendimiz (sav) hanımlarıyla hiç tartışmış mıdır? yoksa her zaman mutlu ve neşeli mi olmuştur?

Böyle bir şeyi beklemek idealistlik mi? Hayır hayır. Onun evi normal bir evdi. Sessizlik muamelesiyle karşı karşıya kaldı. Karısının daha fazla para talebiyle uğraşmak zorunda kaldı. Bazen eşleri arasında, bazen de kızıyla Hz. Aişe (ra) arasında çıkan husumetlerle uğraşmak zorunda kalıyordu. Her evde olduğu gibi onların da öfke sorunları vardı, geçim sıkıntısı vardı, eşya sıkıntısı vardı, falan. Hepsi hadis kitaplarında var. Bunlar Peygamberimizin (sav) hadis kitaplarında zikredilmiştir. Bu zor şeylerle uğraşmak zorundaydı. Ve bu zor durumlarla baş etmenin en güzel yolu, O1nun (s.a.v) yoludur. Cevaplarınız için teşekkür ederiz. Sizden çok şey öğrendik. Cevaplarınız için teşekkür ederiz.

Allah bu çabalarınızın karşılığını versin. Beni ağırladığınız için teşekkürler.
