Towards Eternity
Bloga dön

Ateizmin Acı Tarafı | Bize Yalan Söylediler B7

Yayınlanma tarihi

YouTube'da izle

Bir yaratıcıya inanmayanların yüzleşmesi gereken [müzik] birçok acı gerçek var. Düşünsene attığın her adında ölüm korkusuyla, her an hiçliğe gitme kaygısıyla yaşıyorsun. Peki neden insan bu acıyı kendisine bile bile çektirir ki? Gerçekten o kadar zor mu bir yaratıcıya inanmak? Yaratıcıyı gösteren hiçbir bir delil, bir ispat yok. Aslında tam tersi. Her yer ispat dolu. Seri boyunda zaten yüzlercesini konuştuk ama bazen insanın kendisiyle ve gerçeklerle samimi bir şekilde yüzleşmesi gerek. İnsanın yapısında eline attığı, sahip olduğu her şeye sanki hiç kaybetmeyecekmiş gibi bir bağlanma hissi var. [müzik] Mesela harika geçen bir pazar tatilinin en acı veren tarafı nedir?

O tatilin biteceğini düşünmek değil mi? Pazartesi sendromu denmiş buna. İnsan o mutlu anın sonsuza kadar devam etmesini istiyor. Diğer türlü acı çekiyor. Ya da lise veya üniversite arkadaşlarınla geçirdiğin en mutlu, en neşeli anlarını bir hatırla. Bir yandan kahkahalar atarken diğer yandan bu anların bir gün biteceğini, 30-40 sene sonra yaşlanınca bu coşkuyu kaybedeceğini düşünürsün ve içten içe bir hüzün, bir sıkıntı hissedersin. Yani demek istediğim insan sahip olduğu mutlu anların kaybolmasını istemiyor. Peki pazar tatili gibi en küçük bir keyfin bitmesinde bile bir acı hisseden insan en büyük sıkıntılarla karşılaştığında ne yapar?

İşini, evini ya da tüm mal varlığını kaybettiğinde mesela [müzik] ya da daha değerli olan gençliğin elinden kayıp giderken yaşlanmak derin bir acı bırakır sende. Belki de sağlığın senden erken ayrılıp hayatın tadını tuzunu kaçırır. Ölmekten beter olur yaşamak. [müzik] En yakınlarımızı kaybederiz. Bazen annemiz, babamız, çocuklarımız gider bu dünyadan. Bazen de sevdiğimiz kişi. Onlardan ayrılmak zorunda kalmanın tarifsiz [müzik] hüzünü yaşarız. Yani insan neyi sevse ona sonsuza kadar hiç ayrılmayacakmış gibi bağlanıyor. Fakat ne kadar bağlansa o kadar da acı çekiyor. Kendisi dahil her şeyin yokluğa gideceğine inanan bir ateist [müzik] içinse tüm bunlar çok daha acı verici olacaktır.

Çünkü ona göre bu dünya en değer verdiklerini bir bir yokluğa götüren sonsuz ayrılıklarla ve hüzünle dolu bir yerdir. Ateist birisi tüm bunları düşünmemek unutmak için kendisini [müzik] hep bir şeylerle meşgul etmeye çalışır. Belki iş koşturması, belki çeşitli eğlenceler, [müzik] belki de ilişkiyle. Ama bunların hiçbiri de kalbindeki acıyı giderip o aradığı huzuru veremez. Nasıl versin ki? Düşünsene 10 dakika sonra idam sepasını çıkacak olsan ve önüne çok lezzetli yiyecekler getirilse gerçekten bir keyif, bir lezzet alabilir misin? Tabii ki [müzik] hayır. Peki hayat yolculuğunun sonunda yokluk olduğuna inanan birini bu dünyada ne mutlu edebilir ki?

Farz et ki bir sabah gözlerini açtın ve kendini devasa bir gemide buldun. [müzik] Etrafına baktığında şok edici bir manzara görüyorsun. Gemideki insanlar bir bir okyanusun ıssız buz gibi sularına atılıyor. Önünde, sağında, solunda duran insanların tek gittiğini [müzik] görüyor. Sıranın yavaş yavaş sana da geldiğini hissediyorsun. Böyle dehşetli bir durumdayken sanki hiçbir şey yokmuş gibi bu konularla ilgilenmiyorum deyip gemide keyif yapıp eğlenceye dalarak vaktini geçirir miydin? Yoksa varını yoğunu bu yolculuğun anlamını çözmeye verip kurtulmanın bir çaresini mi arardım? İşte [müzik] aslında biz de bu dünya gemisinde gözlerimizi açtık ve sevdiklerimizin bir bir ölüme atıldığını görüyoruz.

Peki bunu çözmeden insan gerçekten bu hayattan, bu dünya yolculuğundan nasıl lezzet alabilir? İşte asıl mesele de bu. İnsanın [müzik] kendisini bu karamsar durumdan kurtaracak bir gücü bulmaya ihtiyacı var. Bu o kadar kritik bir konu ki insan kütüphaneler dolusu kitabı sırf bunu çözmek için okusa yine az kalır. Bazen insanın kendisine bile itiraf edemediği gerçekler olur. Aynanın karşısına geçip baktığında haykırmak istediği sözler vardır. İnsan ruhunun en derinlerinde hep bir arayış ve tamamlanamamışlık hissi var. Ve ruhumuz istemsiz bir şekilde hep bir yaratıcıyı arıyor. Yani içimizde bir yerde onun varlığını aslında hep biliyoruz.

Özellikle de zor zamanlarımızda bunu daha iyi hissetmeye başlıyoruz. Yani aslında bir mıknatıs gibi ruhumuz sürekli olarak Allah'ı arıyor. Tabii bir de insanın içinde var olan kurallara uymama isteği var. Peki sahte bir özgürlük hissi için bunca acıyı çekip ruhunu görmezden gelmeye gerçekten değer mi? Yani Allah'a inanmayan birisi samimi bir şekilde kendisine sorması lazım. Hislerimin aklımı esir almadığını nereden biliyorum? Yani gerçekten bir delil mi buldun ki Allah'tan uzaklaştın? Yoksa duygularına mı kapılarak bu kararı [müzik] verdin? Zaten biz açık bir şekilde şunu sürekli ilan ediyoruz. Ateizmin bir tane bile [müzik] delil getirmesi imkansızdır.

Felsefecilerin kurduğu tüm o havalı cümleler nihayetinde şu sonuca varır. Bir yaratıcının yok olduğu ispatlanamaz. Peki bir ateist neden bu yolda bu kadar ısrar eder ki? Kişi duygularıyla hareket ettiğini ne zaman fark edecek? Geçmişte yaşadığın duygusal travmalar Allah'ı inkar etmene sebep olmuş olabilir mi? veya başa gelen musibetler ya da belki bir sevdiğini kaybetmek, dindar kişilerden yanlış bir tepki, bir tavır görmek. Bunlar gerçekten de insanların dinlere veya yaratıcıya bir öfke beslemesine sebep olabiliyor. Peki senin de dinden çıkma sebebin, yaratıcıyı inkar etme sebebin aslında bunlar olabilir mi?

Yani duygusal konular ve bir noktadan sonra insan o kadar çok öfke duyuyor ki onun var olma ihtimalini bile düşünmek istemiyor. Ama ne olursa olsun duygularımızı bir kenara bırakıp doğruya doğru diye bilmek de gerek ve belki de başına gelen olaylarda boşu boşuna yaratıcı suçlan. İnsan bir labirentin içinde gibi kötü sandığı birçok olay kuş bakışı baktığında büyük iyiliklere vesile olabiliyor. [müzik] Ama insan bunu o an fark etmiyor. Normal şartlarda küçük bir kulübenin bile bir ustasının varlığını tartışmasız kabul eden birisi. Nasıl olur da bu evreni ve içinde canlı kanlı varlıkları görüp de bir yaratıcıyı kabul etmesin? Bu normalde gündemimizde bile olmaması gereken bir konu.

Yani apaçık ortada olan bir gerçeklik. Ama hisler devreye girince bazen en açık gerçeklik bile insanın nefsinde gizlenebiliyor. Aslında ateist olan birinin durumunu da iyi anlamak gerekiyor. Yani evet biz işte gördüğümüz fen derslerinde bunları yapan birinin olduğunu dinlemedik ve okuduğumuz kitapların bazıları bize bunu telkin etti. [müzik] Allah var demediler ve çok fazla sahne ışığı ve makyaj altında bize materyalist felsefesi anlatıldı ve çok uzun yıllardır belki bunların doğru ve normal olduğunu düşünüyorduk. Sanki bu faaliyeti, bu kainatı, maddeler idare ediyormuş gibi anlatıldı bize hep. Ama şöyle bir şey de var. Evet.

İslamiyet Türkiye Müslümanların çoğunlukta olduğu bir ülke ama fen dersleri [müzik] İslamiyetle birleştirilm şekilde anlatılmıyor burada. Evet. İnsan bazen gerçekten çok uzun yıllardır kabul ettiği bir fikir artık referans merkezine yerleşiyor ve aksi bir fikir geldiği zaman hemen reddetme psikolojisinde olabiliyor. Yani bu normal bir şey [müzik] insan fıtratında. Ama burada doğruya doğru demek gerekmez mi? Ya 40 yıl boyunca ateizmi savunmuş biri de olsa, ateizmi okumuş biri de olsa yani bu videodaki şeyler doğruysa ve gerçekse ki doğru [müzik] ve gerçek. O zaman bu noktada görüyüşünü sorgulaması gerekmez mi? Yani 40 yıldır savunması onun doğru olduğu anlamına gelmez ki.

Bir düşünce yanlışsa ve yüzlerce yıl onu savunduysanız bile onun doğruluğuna sürenin uzunluğu hiçbir delil ifade etmez ki. Ve gerçekten hepimizin, senin de benim de bu videoyu izleyen, [müzik] arkada oturan herkesin de başına gelecek bir şey var. Ölüm. Bunun çaresi maalesef yok. Çaresi olduğunu iddia eden dünyada birkaç kişi var [müzik] ve gerçekten bunu herkes bilir ki hepimiz öleceğiz. Yani bunu doğduğumuz anda bize söylüyorlar aslında. Yani fark ediyoruz ki öleceğiz. Sevdiklerimiz [müzik] bir bir ölüyorlar ki benim annem vefat etti mesela. Bunu çok derinden hissedebiliyorum. Arkadaşlar günde 250.000 insan ortalama ölüyor ve bu trenden bir gün bizi değacaklar.

Kimse bu oyundan canlı kurtulamıyor. Hepimiz sonunda öleceğiz. Yani ölümün bir yokluk [müzik] olduğunu kabul etmeye bu kadar aşık olamayız. Mümkün değil. Eğer bir ateistte gerçekten desek ki ölümsüzlüğün bir formülü bulundu ama işe yarama [müzik] ihtimali %1. O formüle bütün hayatını sarf etmesi gerekir. Çünkü biz yaşamayı seviyoruz. İster kabul et ister kabul etme. Yaşamak güzel şey. E madem yaşamayı bu kadar seviyoruz o zaman yaşamaya devam etmenin formülünü iddia eden İslamiyeti [müzik] daha detaylı araştırıp o hakikati bulmamız gerekmez mi? İşte o yüzden bu videodasın. İşte o yüzden bunu yapıyoruz. Sana sevdiklerin [müzik] ne? Anneni mi en çok seviyorsun?

Anneni, eşini mi, yavrunu mu, bebeğini mi? Neyse onlarla sonsuz bir hayat vadeden İslamiyet'in [müzik] bu kadar delili varken onu inkar etmekte bu kadar inatçı olmanın bir anlamı yok ki. Hakikate gözlerini [müzik] kapatmak hakikati değiştirmez. Çünkü İslamiyet güneş gibi gözünü kapayan sadece kendine gece yapıyor. İnsan şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekmez. Ben İslamiyet'ti [müzik] kabul ettiğimde neyi kaybedeceğim? Ateizmi kabul ettiğimde neyi kazanacağım ki? İslamiyetin kabulünde çok büyük bir kazanç var. Çünkü ebedi bir mutluluk vadediyor İslamiyet bize. Ve hakikat doğru safsata değil. Paralel evrenler gibi bir saçmalık değil.

Mühebbet hapis cezası almış biri hapishanenin dar odasında ümitsizce o daracık karanlık odada ömrü boyunca çıkamayacağını düşündüğü bir alanda bütün [müzik] sevdiklerinden ayrı otururken bilse ki bir değil binde bir değil 100 binde bir ihtimal var oradan onu çıkartacak. Ona yapışmaz mı ya? Ya birçok ateist Türkiye'de zaten Müslüman olarak doğuyor. Yani ailesi Müslüman oluyor. Ve sonra ateizmin 2ü tane İslamiyetle ilgili kafa karıştırıcı şeyini duyup İslamiyet'ti terk ediyor. E şimdi videoyu buraya kadar izleyen kişi buraya kadar yedi bölümdür hakikati, delili, ispatı dinledin.

Sen madem üç tane soruyla dinini değiştiriyordun, o zaman samimiyet bu kadar delile karşı İslamiyet' geri dönmeyi gerektirmez mi? Bu arada bu şu demek değil. Yani böyle bir edebiyat yapıp ya işte bakın İslamiyet'in bir delili yok. Gel. Hani Hristiyanlar biraz şeydir. İngiltere'de Speakers Corner'da falan birkaç tane Hristiyanla konuştuğumuzda onlar şey bir şey soruyorsun mesela Hristiyanlık God is love. God is love yani God tane sevgidir falan di böyle bir şey değil. İslamiyet delile ve mantığa dayalıyor. Zaten buraya kadar bunu anlattık. İnsanın içinde bir yerlerde zaten Allah'ın varlığını kabul edecek bir ruhu var. Fıtratımıza uyumlu. Bunu anlatmaya çalışıyorum.

Bu birazcık konunun duygusallaşmasının sebebi bu. Yoksa delilsiz bir İslamiyet inan. Bak ne güzel işte. Ölümden sonra bir hayat belki vardır değil. Bu delilli. Bu bölüme kadar zaten tamamen bunu anlattık. Ateizmin propagandacılarının sana sunduğu tepsideki ürünler hiç sana göre değil. Ve onların sana anlattığı gibi İslamiyet delilsiz ve sorgulamayı men eden bir din değil. Düşün ki devasa bir ormanda kayboldun ve tek başına yürüyorsun. Hava çok soğuk ve tir tir titriyorsun. Donman an meselesi. [homurdanır] Bir yandan kurtların ve ayıların seslerini duyuyor. Hatta onların ayak izlerine rastlıyorsun. Kalp atışların hızlanıyor.

Panik halinde etrafına bakınca fark ediyorsun ki güneş de batmak üzere. İşte böyle korku dolu bir halde adımlarını atarken bir anda karşına yüz kapısı olan büyük ve sıcacık bir saray çıkıyor. Şimdi bunu görünce ne kadar sevinirsin değil mi? Saraya yaklaşırken bir bakıyorsun sarayın 99 kapısı kilitli ve sadece bir kapısı açık. Böyle bir durumda odaklandığın nokta sarayın kapalı olan o kapıları mı olurdu yoksa sadece bir kapının bile açık olması o saraya girmek için yeterli [müzik] mi derdin? Tabii ki yeterli derdin değil mi? Çünkü dışarıda kalmanın zaten mantıklı bir sebebi yok ve gerek de yok. Hem istersen saraya girdikten sonra diğer kapıları içeriden de açabilirsin.

Böyle ciddi ve tehlikeli bir durumda elbette önceliğin bu tehlikeli durumdan kurtulmak ve saraya girmek olurdu. İşte aslında biz de uçsuz bucaksız bu evrenin [müzik] içerisinde bir yolculuktayız ve zaman da akan bir nehir gibi hızla akarak bizi ölüme doğru yaklaştırıyor. Peşimizden koşan ölüm bir gün seni [müzik] de beni de yakalayacak. Peki ormanda kaybolmuş o insan mı daha ürkütücü bir durumda? Yoksa bu dünyada her an peşinden ölümün gelip de kendisini ve sevdiklerini yokluğa atacağına inanan bir ateist mi? Yani düşünsene yok olacaksın. Kimse seni hatırlamayacak. Adını anan hiç kimse kalmayacak. Kimse yolunu gözlemeyecek. Mezar taşında senden sadece iki kelime kalacak.

Birkaç nesil dünya üzerinde senin var olduğunu hatırlayan hiç kimse kalmayacak. Hem hatırlasalar ne olur? Sana hiçbir faydası yok ki. Hatırlandığını fark edecek olan sen. Sen bile yoksun. Unutuldun. Unutulduğun bile unutuldu. Artık tamamen bir hiçsin. Bunları konuşmaktan kaçsan düşünmemek için zihnini başka şeylerle meşgul etsen bile seni bekleyen son tam olarak bu. İşte inançsızlık içinde böyle dehşetli bir durum varken insanın İslam sarayına girmek için tek bir kapının bile açılması yeterli değil mi? Tek bir ispat, tek bir mantıklı işaret bile yeterli. İnsanın aklına elbette bazı sorular takılabilir ama tüm bu sorular saraya girdikten sonra da içeriden araştırılır.

İnsan tüm bilinmeyenleri çözmek istiyor ama tek bir anahtar bile o sarayın kapısını açabilir. Ve bizler de seri boyunca bir değil onlarca kapı açtık. Bir tanesi bile senin aklına ve ruhuna hitap ettiyse kapının dışında kalma. Samimi bir şekilde sana soruyorum. Böyle dehşetli bir acıyı tek bir ispatı bile olmayan ve asla ispat edilemeyecek olan bir iddia için, bir felsefe için çekmeye değer mi? Dünya hayatını cehenneme çevirmeye gerçekten değer mi? Her an yok olmayı beklemeye değer mi? Yüzlerce mantıklı bakış açısı varken boşu boşuna yaratıcıyı inkar ederek dünyanı da ahiretini de yakmaya gerçekten değer mi?

Tam bu noktada tamam adım atmak istiyorum ama aklımdaki sorular gerçekten çok fazla diyenler olabilir. Evet gerçekten de bazı insanların ateizme geçme sebebi İslam'la alakalı konular olabiliyor. Halbuki İslam'ı konuşmak bu işin ikinci aşamasıdır. Yaratıcının varlığından öte tercihleri ve kurallarıyla alakalı bir konudur. İslam'da bu neden böyle? Kur'an'da neden şöyle bir kural var gibi sorular sorulabiliyor. Halbuki bunlar yaratıcının varlığıyla alakalı değil. onun insanlık için belirlediği kurallarla yani iradesiyle alakalı sorulardır. Yani bu tarz sorular Allah'ı inkar etmeye bir gerekçe olamaz. Tercihlerindeki mantığı henüz kavrayamamak yaratıcının yokluğuna delil değildir.

Mesela bir hükümdar bir gün bir ferman yayınlasa ve bir ay boyunca kimse evden çıkmayacak dese, bu durumu mantıksız bulduğun için şunu söyleyebilir misin? Bu çok mantıksız bir karar. O zaman hükümdar diye biri yoktur. Tabii ki diyemezsin. Çünkü bu durum onun yokluğuyla alakalı bir mesele değildir ki. Sadece sen henüz kuralın nedenini ve hikmetini anlamamışsındır. Belki de ülkede senin bilmediğin bir salgın çıkmıştır ve o yüzden kimse bir ay evden çıkmasın diye bir karar alınmıştır. Bu kararda büyük bir hikmetin ve bir faydanın olduğunu çok daha sonra anlarsın. Yani bir kuralın sebebini ve mantığını anlamamak ve beğenmemek hükümdarın yokluğunu göstermez.

Yani İslamiyet hakkında kişinin aklına yatmayan bazı kuralların olması yaratıcının yokluğuna delil değildir. İslam'ın yanlışlığına da delil değildir. Sadece o kuralın temel amacını ve hikmetini senin henüz anlamadığını gösterir. Zaten biz İslam'la alakalı tüm soruların mantıklı cevaplarının olduğunu ispatlamaya da hazırız. Ama en azından şu an samimi bir ateistin yapması gereken video serisi boyunca anlattığımız İslam'ın yaratıcının varlığına dair sunduğu bunca delilleri kabul edip tek bir yaratıcıya yani Allah'a inanmak olmalı. Yani önce İslam sarayına girip sonra bu soruların cevaplarını sarayın içindeyken araştırmalı. Tüm bu anlattıklarımızdan sonra artık serimizin de sonuna geldik.

Şunu da açıklamış olalım. 7 bölümlük bu seride kullandığımız bu argümanların ve ispatların çok büyük bir kısmını Kur'an tefsiri Risale Nur eserlerinden aldık. Ve sen de bu tip ispatlara ulaşmak istersen, aklına gelen farklı farklı imani sorular oldukça onlara cevap bulmak istersen bu tefsiri [müzik] okuyabilirsin. Hatta okumada sana destek olacak ve seni motive edecek ücretsiz bir uygulama da yaptık. İstersen May risale yazarak tamamen ücretsiz ve reklamsız olan bu uygulamamıza da erişebilirsin. Ve bu seri bittiği gibi ömür de bir gün bitecek ve o gün karar vermekten ziyade artık kararlarımızın sonucunu göreceğimiz bir gün olacak.

Hepimiz dünya denilen bu geminin yolcularıyız ve bu yolculuğun ne zaman biteceğini bilmiyoruz. Peki artık senin de bu hayatın gerçek anlamını bulup Allah'a dönme vaktin gelmedi mi? Üstelik bahsettiğimiz İslam Sarayının bir değil onlarca kapısını da beraber açmadık mı? 7 bölüm boyunca onlarca farklı mantık argümanını beraber konuşmadık mı? Yani geriye sadece senin bizzat içeriye adım atman kaldı. Ve şunu da unutma. Milyarlarca dostun inkar ediyor olsa da kararının sonucunu tek başına çekeceksin. Sahte özgürlüklerden kurtulup gerçek ve sonsuz bir özgürlüğe koş. Çünkü sonsuz olmayan özgür olamaz. >> Sonsuz [müzik] olmayan özgür olamaz.

>> [müzik] >> Geçici hazlarla bunan [şarkı söyleme] huzur bulamaz. Kır zincirlerini artı vakit tükeniyor. Devasa [müzik] bir gemidesin. Sabah bir açtın gözünü. Görüyorsun okyanusa atılan [müzik] onca hüzünlü yüzü. Sağındaki solundaki bir bir düşüyor buz gibi suya. Sıra sana yaklaşırken nasıl dalarsın [müzik] sen bu kör kuyuya? İdam sehpasına 10 dakika varken önüne sofrada kursalar. Eylen kafanı dağıt neşeyle [müzik] kemanla çalsalar. Tatalı mısın sence o menüden. Huzur bulur mu için? [müzik] Sonu yokluk olan bir hayatı bu kadar sevmek niçin? Kendini işe verdin. Zihnini ekranla sahte hazla uyuşturdun. Ama yatağa yattığında o ölüm korkusuyla yine buluştun.

100 sene sonra [müzik] seni hatırlayan tek bir can bile kalmayacak. Unutulduğunda unutulacak. O mezar taşın bile yıkılacak. Sonsuz [müzik] olmayan özgür olamaz. [şarkı söyleme] Geçici [müzik] hazlarla avunan [şarkı söyleme] huzur bulamaz. Kır zincirlerini [müzik] artır vakit tükeniyor. Bu gemi limana yanaşıyor. Her gün 250.000 İnsan bu dünyadan ayrılıyor. Sen de sevdiklerin de sonsuzluk için yaratıldınız. Ölüm karanlık bir son değil. O sonsuz aleme açılan bir kapı. Zaman darılıyor. Artık içeri girme vakti gelmedi mi? >> [müzik] >> H