Eski bir ABD askeri camiyi bombalamayı planlarken Müslüman oldu!
Yayınlanma tarihi
Planımı yaptım. Ramazan ayında, Cuma günü mescidi havaya uçuracaktım. Son derece mutlu bir çocuktum, arkadaşlarım vardı... Sokaklarda koşmayı severdim. Lisedeyken başım pek çok kez belaya girdi. Bu Müslümanlar beni öldürmeye çalışıyorlardı. Herkes Müslümanlardan nefret ediyordu, eğer başörtülü bir kadın görürsem ya da sandalet giyen koyu tenli bir adam görürsem ona güvenme. Gözün üzerinde olsun. Her ne kadar ölmek istesem de, birinden nefret etmeyi daha çok istiyordum. Daha yakın olmam mı gerekiyordu, ya da, bilirsin, orası iyi miydi Ama ben orada oturdum ve planım orada oturup beklemekti numarayı çevirecektim. ...sadece izleyecektim.
Selamun Aleyküm Richard kardeş, davetimizi kabul ettiğin için teşekkürler. Öncelikle şunu sormak istiyorum: Richard McKinney kimdir? Kısaca hayatın hakkında bilgi verebilir misin? Ve aleyküm selam, ben de burada olmaktan dolayı çok mutluyum. Bu karmaşık bir cevap, ama kısaca, Kaliforniya'da doğdum. Ohio, Cincinnati'de büyüdüm. 18 yaşında orduya katıldım. Sonrasında ise... Sadece dolandım durdum, ordudayken birkaç kez çatışmalara katıldım. 1989'da Panama'daydım. 1991, 1992 ve 1993'te Çöl Kalkanı ve Çöl Fırtınası operasyonlarında görev aldım. Somali'deyken ordudan ayrıldım, iki yıl boyunca sivil hayatı yaşamaya çalıştım.
Sonra orduya döndüm ve 2006 yılında Irak'ta yaralandıktan sonra emekli oldum. 2009'da İslam'ı kabul ettim. Şu anda orta Indiana bölgesinde, memleketimdeki bir camiye gidiyorum. Şimdi sadece seyahat ediyor ve insanlarla konuşuyorum, bakış açılarını değiştirmeye çalışıyorum. İslam'dan önceki hayatın nasıldı? Neye inanıyordun? Pek çok Amerikalı çocuk gibi ben de Hristiyan öğretileriyle büyüdüm. Bu öğretileri biliyordum, ama dürüst olmam gerekirse, ben... milliyetçi bir ideolojiyi benimsemiştim. Din bunun bir parçası değildi. Din bana çok mitolojik, çok bilirsin, hokus pokus gibi geliyordu, ama ben ülkeme inanıyordum.
Daha iyi bir örnek bulamadığım için insanlara bayrağımın benim haçım olduğunu söylüyordum. Bunu en iyi bu şekilde açıklayabilirim. Peki sonrasında ne oldu? Neden orduya katılmaya karar verdin? Gençken, birçok kötü şeye bulaştım, uy**turucu gibi. Ve evden kaçtım. Evden kaçtıktan sonra, kendimi Deniz Piyadelerine katılmış buldum. Ve tüm bu kötü şeylerden uzaklaşmak adına, bence çok akıllıca bir karardı. Askere yazılacağım. Müslümanlara karşı beslediğin bu büyük öfke ve nefret nasıl ortaya çıktı? İnanmaya başladığım şeylerden biri, sanırım inandığım desem daha doğru olur, Müslümanların beni öldürmeye çalıştığıydı.
Son kez yaralandığımda, bu beni ordudan ayrılmaya mecbur bırakan şeydi, 2006 yılında Irak'ın Ramadi kentindeydik ve birinin bulunması gereken bu binada çok ani bir operasyon gerçekleştirdik, yüksek rütbeli birisi - aslında yüksek rütbeli bir El Kaide üyesiydi. Ve oraya gittik, onu yakalayıp geri getirecektik, bilirsin, kafasına çuval geçirip, plastik kelepçelerle bağlayıp, paketleyecektik. Ama orada değildi. Hiç kimse yoktu. İkinci kat temizlendikten sonra oraya çıktım, ekibimi binadan dışarı çıkarmadan önce her şeyin yolunda olduğundan emin olmak için sokağı konrol edecektim. Bu, hatırladığım son şey.
Binanın altında devasa bir el yapımı patlayıcı varmış ve patladığında beni baktığım delikten dışarı fırlattı, yani binanın sokağa bakan duvarında kocaman bir delik açıldı. - Bomba mı vardı? Bomba vardı. Ve bana söylenenlere göre, bomba beni caddenin karşısına fırlattı. Ve bununla ilgili hiçbir şey hatırlamıyorum. Yani bu hikayeyi anlatmak benim için o kadar da zor değil. Herkesin bana söylediği şeyi söylüyorum, çünkü hatırlamıyorum, ama beni oldukça kötü etkiledi. Bundan dolayı hala bazı sakatlıklar yaşıyorum. Bu olaydan sonra sana ne oldu? Kafandan neler geçiyordu? Kafamda o kadar çok şey birikmişti ki, bu insanların hepsi böyle diye düşünüyordum.
Bu Müslümanlar beni öldürmeye çalışıyorlardı, bilirsin, ve her ne kadar ölmek istesem de, birinden nefret etmeyi daha çok istiyordum. Ve bu kolaydı çünkü o zamanlar ortak düşmandı, herkes Müslümanlardan nefret ediyordu. Bütün bu düşüncelerle, bütün bu öfkeyle eve döndüm ve “Yapabileceğim bir şey var” dedim. Ve bir plan yaptım. Hala daha kendi bombamı yapabileceğim farklı bileşenleri bulabiliyordum. Ve üç yıl boyunca, yaptığım şey buydu. Bu şeyi, bombayı ürettim. Zamanımı aldı. Planlamalara devam ederken, “Peki, bu adamları nasıl haklayacağım?” diye düşünüyordum. Genelde pek çoğu bir araya gelmez. Ramazan ayında, cuma öğleden sonra. Hepsi orada olacak.
Hristiyanlarla konuştuğumda, çoğu zaman şöyle demişimdir: “Bu, Katoliklerin Noel ayinine benziyor.” Yılın diğer zamanlarında orada olmayabilirler, ama Noel ayininde orada olacaklar. Bunu tam olarak nerede yapmak istiyordun ve planın neydi? Memleketimde bir İslam merkezi vardı. Doğrusu bu insanlar hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Onları sadece etrafta görürdüm. Bu yüzden burayı sadece bir kez değil, farklı farklı zamanlarda gözlemledim. Birkaç kez takip ettim ve cuma günkü insan yoğunluğunu gördüm. Bu insanların davranış biçimlerini ve neler yaptıklarını öğrendim. Buraya bir bomba koysam, onu bulurlar mı? Bulmalarını istemiyordum. Bundan dolayı bir yer buldum.
Ben İslam Merkezi'nin başkanı olana kadar nedense hiç kimse burayı bilmiyordu. Hiç kimse o binanın etrafında dolaşmazdı. Hiç kimse. Arka tarafta uygun bir yer buldum ve önceki gece, gece yarısı, bombayı oraya koymaya karar verdim. Yaklaşık 2500 metre uzaklıkta bir bank vardı, bu tamamen şansa bağlıydı, çünkü menzilden pek emin değildim. Daha yakın olmam mı gerekiyordu, ya da, bilirsin, orası iyi miydi Ama ben orada oturdum ve planım orada oturup doğru zamanı beklemekti çünkü ne zaman başlayacaklarını öğrenmiştim. Sadece numarayı çevirecektim. Sadece izleyecektim. Böyle bir şey yapmanın doğuracağı sonuçlardan korkmadın mı? Böyle bir şey yapmanın doğuracağı sonuçlardan korkmadın mı?
Büyük bir bildiri yayınlayacaktım. Şimdi, birçok insan bunun birçok farklı açıdan çılgınca olduğunu düşünüyor, çünkü bundan nasıl paçayı kurtarabilirsin ki? Bundan paçayı kurtarmak gibi bir niyetim yoktu. Yakalanacağımı biliyordum. Mahkemeye çıkacağımı da biliyordum, beni idam edeceklerdi. Bununla bir problemim yoktu. Bayrağa sarılmış tabutum olmayacaktı, ama eninde sonunda insanların beni bir kahraman olarak göreceklerine inanıyordum, çünkü haklıydım. Imm... Daha sonra camiye girdim. Daha önce keşif yapmıştım zaten, ve patlayıcılar hakkındaki bilgilerime dayanarak, bunu yerleştirmek için en uygun yeri bulmuştum.
Kızım bana okulda birlikte okuduğu Müslüman bir çocuktan bahsetti ve bu beni çileden çıkardı. Onu koruyamayarak ailemi hayal kırıklığına uğrattığımı düşündüm. Onu okulda bu Müslümanlardan koruyamam. Benim sorunum buydu. Kendimi tamamen kaybettim. Ve yedi yaşındaki kızım, sanki az evvel kafayı yemişim gibi bana bakıyordu. Ve gözlerindeki bakış, sanki artık beni sevip sevmediğini bile sorguluyor gibiydi, çünkü ben bu insanlara karşı ırkçılığın dozunu kaçırmıştım, sırf belirli bir şekilde göründükleri ya da belirli bir şey yaptıkları için, o kadar.
Ağzımdan çeşitli küfürler çıktıktan ve onlara yönelik her türlü ırkçı hakareti sıraladıktan sonra, sanırım en iyi ifade bu olacaktır, yatak odama çıktım. Yatağa oturdum ve hafifçe ağlamaya başladım. Dedim ki, kanıt bulmalısın dostum. Haklı olduğunu biliyorsun. Kendime inandım. Haklıydım çünkü onlar kötüydü. Hepimizi öldürmek istiyorlardı, değil mi? Ama... kızıma bunu kanıtlayacak somut bir kanıtım yoktu, bu yüzden kanıt bulmam gerekiyordu. Peki nereden bulacağım? Tabii ki cami, başka neresi olabilir ki... Orada olmak istemiyordum. Tabii ki biraz gergindim. Soğukkanlılığımı korumaya çalışıyordum.
Tabii ki şimdi, bu konuda pek başarılı olamadığımı, bunu oradaki bazı kişilerden duyduktan sonra fark ediyorum. Çünkü gergin ve yılgın olduğumu anlayabiliyorlardı. Oraya girdim, onlarla görüştüm ve kendimi İslam hakkında biraz daha fazla bilgi edinmek isteyen biri olarak tanıttım. Aslında bu tamamen yalan sayılmaz, ama onlara gerçek niyetimi söylemedim. Yani, bilirsin, birkaç kişiyle tanıştırıldım, birkaç kişiyle konuştum. Cuma günüydü. Yine cuma günü gittim, pazar günü orada olmazlardı. Vaazı dinledim, hutbeyi, ve “Dostum, bu kulağa gayet hoş geliyor. Sadece ben buradayım diye böyle konuşuyorlar." dedim. Farkındayım, farkındayım.
İnsanları muhtemelen propaganda videoları için bodrumda tutsak tutuyorlar. Biliyorum. Yani, aklımdan böyle şeyler geçiyordu. Sonra bana bir Kur'an verdiler ve onu eve götürmemi, okumamı ve sorularım olduğunda geri gelmemi söylediler. Çok mutluydum, çünkü zihnimde, sanki kötülüğün Kutsal Kase'si elime verilmiş gibi hissettim. Ve bunu birine açıklatacağım! Vay canına, bu piyango kazanmaktan daha iyi. Öyle değil mi? Hiç çabalamama gerek kalmadı. Öyle yaptım. Tam da öyle yaptım. Okudum ve geri gittim. Sık sık oraya gidiyordum, Müslüman olmayan birinin gelmesi onları da şaşırtıyordu. O her zaman orada. Okuyordum, okuyordum. Bazı sorularım var. Geri gelip bana sor, demiştin.
Ve bir süre sonra, sonunda tüm dinlerin bir tür metni olduğu ve bu metnin, insanların hayatlarını nasıl yaşamaları gerektiğine dair bir rehber olduğu kafama dank etti. Onları belirli bir yöne yönlendirmek için. Değil mi? Ve, buna olabildiğince yakın yaşamalısınız. Kur'an'da yazanları okuyorum ve İslam hakkındaki izlenimim, bana ateş eden insanlar ve yaptıkları tüm korkunç şeyleri görmek, değil mi? Bununla örtüşmedi. Indiana eyaletinin Muncie kentinde yaşayan bu insanlar, aslında Kur'an'da yazan ve yapmaları gereken şeyleri yapıyorlardı... Öyleyse, onlar hem öyleler... ...aynı zamanda da değiller. Hiç entelektüel bir insan olarak anılmadım. Ama birden aklıma bir fikir geldi.
Belli ki İslam hakkındaki izlenimlerimi edindiğim kişiler kötü örneklerdi. O İslam değil. Bu, İslam'a daha çok benziyor. Bu nedenle biraz değişmeye başladım, sonrasında çeşitli süreçlere geçtim. Belki bunlar iyi Müslümanlardır, bazı Müslümanlar'ın iyi olduğunu duymuştum. Belki de bunlar, belki de bunlar iyi olanlardır. Ve diğer Müslümanlarla tanışıp, araştırmalar yapıp, internette gezinip, hem iyi hem de kötü YouTube videolarını izlerken, zira o zamanlar hala gerçekten kötü videolar vardı. Bunları izleyip, yazılı metinlerle karşılaştırmalar yaptım. Tüm o kötü videolar, nefret dolu bir yerden geliyorlardı. Kitapta yazanlarla onların söylediklerinin hiçbir ilgisi yok. Hiçbir ilgisi yok.
Oh adamım. Ben de okumaya devam ettim. Kötü hislerim yavaş yavaş yok olmaya başladı. Bir anda kayboldular. Ve, bilirsin, Kur'an'ın bazı ayetlerine bakıyordum, yani mesela 5:32, “Bir insanı öldürmek, tüm insanlığı öldürmek gibidir.” Ayrım... gözetmeksizin... cinayet işleyen bu insanlar benim İslam hakkındaki izlenimlerimi oluşturuyordu. Vay canına. Tamam. Okumaya devam ettim, okudum. Ve sonra, bilirsin, diğer bazı ayetlere geldim. Mesela “Allah bizi farklı milletler ve kabileler halinde yaratmıştır. Birbirimizi hor görmeyip birbirimizden ders alabilmemiz için.” Oh, tamam. Bunu burada görebiliyorum, çünkü bu kişi yerel yönetimler, Rotary Kulübü ve diğer tüm bu kuruluşlarla da ilgileniyor.
Oh, tamam, anladım. Böylece her şey bu şekilde ilerlemeye başladı. Peki, İslam'ın %100 doğru olduğuna seni ikna eden en önemli şey neydi? Kur'an'da okuduğum ve edindiğim bilgiler sayesinde İslam'ın benim için doğru yol olduğunu anladım. Ama onların sözlerine de inanmadım. Bana bunun anlamının bu olduğunu söylediklerinde, geri dönüp araştırırdım. Kur'an'ı okuyup beni etkilediğini hissetmek, bu... Yani bu kelimeleri okurken aynı zamanda hissediyorum da. Peki ne zaman gerçekten “Müslüman olmalıyım” dedin? Rüyalarımda gördüğüm, kağıt hedefin üzerindeki kan. Atış poligonundaydım. Biliyorsun, atış talimi yapılan yer. Tamam mı? Ve ben aşağıdaki bir kağıt hedefe ateş ediyordum. Ve...
bu, düşmanlarıma bakmanın ve onları insan olarak görmemenin bir yoluydu. Düşmanlarımı insan dışı görüyordum çünkü onlar sadece hedeflerdi. Bu, bir insanın hayatına son vermekle başa çıkmanın bir yoludur, değil mi? Ve hatırladığım son rüyalarımdan biri, kağıttan hedefin kanamaya başlamasıydı. Oraya gidip onu sildim. Kanamaya devam etti, kanadı, kanadı. Ve o anda karar verdim, Müslüman olmalıydım, çünkü artık insaniyetimin geri geldiğini görüyordum. Uzun zamandır içimde insaniyet yoktu. Onun ne olduğunu bile bilmiyordum. Ama o geri geldi, İslam'ı, Allah'ın öğretilerini ve Peygamber Muhammed (sav)'in verdiği örnekleri gördüm. Bu bana bir şeyler kazandırdı.
Bu bana kim, ne, ne zaman, nerede ve neden sorularının yanıtlarını verdi. Bu soruların cevaplarını bana verdi dostum. Ve daha mutlu olamazdım. Bu - bir yetişkin olarak verdiğim en iyi karardı. Kelime-i Şehadet getirmeye karar verdiğinde, ilk olarak nereye gittin? Bu komik bir hikaye. Yani, yıllar boyunca birçok Hristiyan, Müslümanlar'ın sizi yakalarsa, boğazınıza kılıç dayayıp din değiştirmenizi isteyeceklerini, değiştirmezseniz sizi öldüreceklerini düşünüyordu. Değil mi? Cuma günü İslam Merkezi'ne geri döndüm ve iki kişiyle görüştüm, tanıştırıldığım iki kişiyle. Onlarla bir tür... bağ kurmuştum. Yanlarına gittim. Dedim ki, hey, Kelime-i Şehadet getirmek istiyorum. Gerçek bir hikaye.
Yan yana durup birbirlerine baktılar. Sonra bana baktılar. Ve aynı anda dediler ki, “Hayır.” Gerçek bir hikaye. Aman Tanrım. Ve Hayretler içerisindeydim. "Ne demek hayır?" dedim. “Kardeşim, öğrenecek çok şeyin var” dedi. Birbirlerine, sonra da bana baktılar. Tamam. Hadi gel. Gerçek bir hikaye. Oldukça ilginç bir deneyimdi. Biz onu incelerken, bilirsin, İngilizce olarak ifade ettik. Sonra da Arapça olarak tekrar ettik. Ve bunu elimden geldiğince Arapça okuyordum, çünkü, bilirsiniz, ben Arapça konusunda ilkokul düzeyinde bile bir eğitim almadım ve sanki Allah üzerimden büyük bir yük kaldırmış gibi hissettim. Orada durdum, sadece ellerimi kaldırdım dostum.
Şöyleydim, oh, ben, bunu nasıl açıklayacağımı gerçekten bilmiyorum. Sadece, yenilenme gibiydi. Artık yeni bir hayatım var. Vay canına. Onlara orayı neredeyse havaya uçuracağını söyledin mi? Bu, üçüncü bir şahıs tarafından söylendi. Sonra üniversiteye gittim, hayatımın ilerleyen dönemlerinde, 40 küsur yaşında, tüm bu zaman geçmişti ve şimdi üniversitede birinci sınıftaydım, tamam mı? Daha yaşlı olduğum ve tüm bu yaşam deneyimine sahip olduğum için, profesörlerimle, örneğin 20'li yaşlarındaki öğrencilerden farklı bir ilişkim vardı. Aslında profesör ve öğrenciden çok arkadaş gibiydik. Ve bir öğleden sonra profesörlerimden birinin ofisinde oturuyordum.
Kahve içiyorduk, konu nasıl açıldı bilmiyorum, o anda orada şaşkınlıktan kalakaldı. “Vay canına” dedi. Bu hikayeyi başkalarına da anlatmalısın dedi. Bu, insanların hayatlarını değiştirebilir. "Gerçekten mi?" dedim. “Öğleden sonra ne yapıyorsun?” dedi. Ben de, bu kahveyi bitirir bitirmez eve gideceğimi söyledim. O da, “Hayır, hayır, hayır, bir sonraki dersim senindir.” dedi. “Bu hikayeyi anlatacaksın.” Ben de anlattım. Sınıftan biri şöyle dedi: “Bir dakika, bu adam bomba yapmayı biliyor ve şimdi de Müslüman olmuş! Hayır, hayır, hayır, birilerini aramalıyız.” Öyle de yaptı. FBI'ı aradı, gerçekten, FBI'ı aradı. Evet, hiç üzülmedim, ama bu bomba yok olduktan sonra olan bir şey.
Ben onu çoktan imha etmiştim. Çünkü yaygın inanışın aksine, ben bir Müslümanım ve bir bombaya ihtiyacım yok. Tamam, yani aslında kanıt yok, değil mi? Aslında, bomba köpeği sayesinde orada bir zamanlar patlayıcı madde bulunduğuna dair izler buldular. Hepsi bu kadardı. Çünkü onları bombayı sakladığım yere götürdüm. O olaydan sonra herkes gerçeği öğrenmeye başladı. Aslında, karım da o zaman öğrendi. Bunu kimseye söylemedim. Bunu bilen tek kişi bendim. Çünkü bu tamamen benim eserim olacak. Saf ego. Bunu ben yapıyorum. Başka biri değil. Ayrıca şunu da biliyordum, ne kadar çok kişi bilirse, başarısızlık ihtimali de o kadar artar.
Bunu öğrendiğinde, ben kelepçeli bir şekilde evimin ön bahçesinde oturuyordum. O ve kızım geldiğinde, arabayla eve doğru geldiler. Orada, ön bahçede oturuyordum, beni kontrol altına almak için kelepçe takmışlardı. Bu prosedür. Bir bakıma yanlış bir şey, çünkü yasal olarak, sen tutuklusun. Kelepçeler çıkarıldığında, size tutuklu olmadığınızı söylerler, ama yasal olarak gerçekten tutuklusunuz. Sadece bir şey olursa seni kontrol altında tutabilmek için. O sırada karım ve kızım arabayla geldiler. Arabadan indiler. Arabadan indiler ve ne düşüneceklerini bilemediler. Sonra camideki insanlar da durumu fark etmeye başladı. Hikayeleri duymaya başladılar. Ayrıca gazetede de çıktı.
Sonra bununla yüzleşmek zorunda kaldım. Kurucu ailelerden birinin evine akşam yemeğine davet edilmiştim ve orada başka Müslümanlar da vardı. Orada olmaktan dolayı çok mutluydum. Ve birdenbire, bilirsin, Bibi Bahrami bana sordu. Şöyle dedi: “Richard kardeş, İslam Merkezi'ni havaya uçuracağın söylentileri de neyin nesi?” O anda çok utandım çünkü bu insanlar beni aralarına kabul ediyorlardı. Bunu yapmak için hiçbir nedenleri yoktu. Benim eski bir asker olduğumu biliyorlardı, onların memleketlerine gitmiş olduğumu biliyorlardı. Yani yaptığım bazı şeyleri biliyorlardı, ama yine de beni kabul ettiler. Beni kabul ettiler, değil mi? Ve Orada oturdum ve onlara anlattım. Onlara tüm gerçeği anlattım.
İşte yapacağım şey buydu. Hepsine baktım ve dedim ki, “Sizin yüzünüzden yapmadım.” Bana gösterdiniz, bilirsin, ona şöyle bile dedim, dedim ki, İslam'ı bir an için bir kenara bırakalım. Bana insanlığın ne olduğunu gösterdiniz ve bu hepimizin hayatını kurtardı. Şaşkındılar ama mutluydular da. Birkaç kardeş gelip bana sarıldı falan, bilirsin, ben de hala buna alışmaya çalışıyordum çünkü sarılma olayını pek sevmezdim. “Hey dostum, mesafe, kişisel mesafe...” kafasındaydım... ama, bilirsin, bu biraz gerçek dışıydı. Bu tam da yerinde oldu, tam isabet. Bu yüzden bunu yapıyorum. Bu insanlar önemsiyor dostum. Umursuyorlar. Umursuyorlar çünkü öyle yetiştirildiler.
Çünkü onlar Kur'an'ın öğretileriyle yetiştirildiler. İslam'a dönüşün aileni nasıl etkiledi ve tepkileri ne oldu? Aslında bununla ilgili de komik bir hikaye var, çünkü Kelime-i Şehadet getirdikten sonra, karıma hiçbir şey söylemedim, tamam? Camiye gittiğimi biliyordu, ama şimdi ne düşüneceğini bilmiyordu. Oraya gidip Kelime-i Şehadet getirdim, sonra eve gelip kanepeye uzandım, sanki işten yeni gelmişim gibi, bilirsin, öyle bir şey, değil mi? Karım, “Her şey yolunda mı?” dedi. Çünkü benim bir şey yapacağımdan endişeleniyordu. Hiçbir fikri yoktu. Ve ben de “Hayır, her şey yolunda” dedim. “Tamam, tamam” dedi. Sonra ona baktım ve dedim ki, “Ben Müslümanım.” Bu da başka bir gerçek hikaye.
Komik, ama oldukça gerçek. O da şey dedi, dedi ki: “Ne?” “Evet, Kelime-i Şehadet getirdim” dedim. “Kelim... Ne?” dedi. Ve İslam hakkındaki sınırlı bilgimle, ona elimden geldiğince en iyi şekilde açıklamaya çalıştım. Anlıyor musun? Vaftiz gibi örnekler kullanarak. Ve o, ne düşüneceğini bilmiyor gibiydi. Orada durdu ve şöyle dedi: "Peki, Sana şimdi bir şey söyleyeceğim. Başıma asla bir şey örtmeyeceğim." "Tamam, peki, sen Müslüman değilsin, o yüzden bunun bir ihtimal olduğunu bile düşünmedim.
Sorun değil." Ve biraz daha sonra geri gelip şunu dedi: “Bir şey daha var, eğer birden fazla eş istiyorsan, ben onlardan biri olmayacağım.” Ve ben de şöyle düşündüm, kendi kendime şöyle dedim, dostum, bu eşi istediğimden de emin değilim. Sonra o da Kelime-i Şehadet getirdi, üniversiteden ayrıldık. Hala biraz aklım başımda değildi, ama şaka yapmayı severim Ona baktım ve dedim ki, Araba kullanırken ona baktım ve dedim ki, “Demek artık Müslümansın, şu birden fazla eş meselesi hakkında...”. Bana şöyle ters bir bakış attı ve şöyle dedi: “Beni arabayı kenara çekmeye zorlama.” Ben de “Ben sürüyorum. Arabayı nasıl kenara çekeceksin? Ben sürüyorum.” dedim O da “Ben kenara çekmesini bilirim” dedi.
Ben de “Tamam tamam, şaka” dedim. Aslına bakarsan, Doktor Sabeel ona Kelime-i Şehadet'i getirten kişidir. Evet. Muncie'yi ziyaret etmişti. Oradaki üniversitede bir konuşma yaptı, ve ben de eşim ve kızımla birlikte gittim. Ve sanırım onun cevaba ihtiyacı olan, benim cevaplayamadığım soruları vardı. Ve o gece o soruları cevapladı. Böylece ikisi de Kelime-i Şehadet getirdiler. Ben havalara uçmuştum. Geriye dönüp dönüşüm yolculuğuna baktığında, neler düşünüyorsun? Yaptığım onca şey yüzünden kendimden nefret ediyordum. Dışarıdan baktığımda, yaptığım her şeyi doğru nedenlerden dolayı yaptığımı düşünüyordum, ama içten içe bunun doğru olmadığını biliyordum. Bunu gerçekten biliyordum.
Bunu asla itiraf etmezdim, ama biliyordum ve bu beni içten içe yiyip bitiriyordu. O zamanlar, intihar için başlıca adaylardan biriydim. “Stranger at the gate” adlı belgeselde, siyah üniformalı, yüzleri her türlü şeyle kaplı adamların bir fotoğrafı var. O benim ekibimdi. O ekipten hayatta kalan tek kişi benim. O takımdaki herkes ordudan ayrıldı ve intihar etti. Ve ben de uzun süre öyle hissettim. Ve dediğim gibi, tekrar orduya girdim. Sivilde iki yıl geçirdikten sonra, burada yapacak bir şey olmadığı için hemen orduya geri döndüm. Ve sonunda o adamlar gibi olacaktım. Ve bu da, yine, bilirsin, bunların hepsi Allah'ın işi.
Müslüman olduğumda, ben de aynı soruyu sordum: Bütün bunları bana neden yaşattın? Neden? Beni bir kitapçıya götürüp Kur'an'ın bir kopyasını buldurup okutmaya başlayabilirdin, değil mi? Neden tüm bunları yaşamak zorunda kaldım? Ve tabii ki, bu da o tür şeylerden biri... seni ilgilendirmeyen türden şeyler, değil mi? Ama sonunda, mental olarak olduğum kişi nedeniyle, böyle “sana kapak olsun” tarzı bir adam olduğum için, şu anda bulunduğum yere gelmek için tüm bunları yaşamamın gerekli olduğuna karar verdim, çünkü... o bende kalmayabilirdi. Çünkü artık başka bir misyonum var, artık bir kaderim var. Artık bir amacım var. Ve bunu anladığımı hissediyorum.
Son olarak, dünyadaki tüm gayrimüslimlerle konuşma şansın olsaydı, bunun için birkaç dakikan olsaydı onlara ne söylemek isterdin? Yani, aslında bu konuyu uzun zamandır düşünüyorum, eğer Müslüman olmayanlar benden cevaplar istese onlara ne derdim? Öncelikle şunu söyleyebilirim. Nefes al. Bu duygular gerçek değil. Nefes al. Kur'an'ı oku, sadece oku. Müslüman olmasan bile, Kur'an'daki sözlerden bilgelik kazanacaksın, çünkü bu kitabın yapısı böyledir.
Selamun Aleyküm Richard kardeş, davetimizi kabul ettiğin için teşekkürler. Öncelikle şunu sormak istiyorum: Richard McKinney kimdir? Kısaca hayatın hakkında bilgi verebilir misin? Ve aleyküm selam, ben de burada olmaktan dolayı çok mutluyum. Bu karmaşık bir cevap, ama kısaca, Kaliforniya'da doğdum. Ohio, Cincinnati'de büyüdüm. 18 yaşında orduya katıldım. Sonrasında ise... Sadece dolandım durdum, ordudayken birkaç kez çatışmalara katıldım. 1989'da Panama'daydım. 1991, 1992 ve 1993'te Çöl Kalkanı ve Çöl Fırtınası operasyonlarında görev aldım. Somali'deyken ordudan ayrıldım, iki yıl boyunca sivil hayatı yaşamaya çalıştım.
Sonra orduya döndüm ve 2006 yılında Irak'ta yaralandıktan sonra emekli oldum. 2009'da İslam'ı kabul ettim. Şu anda orta Indiana bölgesinde, memleketimdeki bir camiye gidiyorum. Şimdi sadece seyahat ediyor ve insanlarla konuşuyorum, bakış açılarını değiştirmeye çalışıyorum. İslam'dan önceki hayatın nasıldı? Neye inanıyordun? Pek çok Amerikalı çocuk gibi ben de Hristiyan öğretileriyle büyüdüm. Bu öğretileri biliyordum, ama dürüst olmam gerekirse, ben... milliyetçi bir ideolojiyi benimsemiştim. Din bunun bir parçası değildi. Din bana çok mitolojik, çok bilirsin, hokus pokus gibi geliyordu, ama ben ülkeme inanıyordum.
Daha iyi bir örnek bulamadığım için insanlara bayrağımın benim haçım olduğunu söylüyordum. Bunu en iyi bu şekilde açıklayabilirim. Peki sonrasında ne oldu? Neden orduya katılmaya karar verdin? Gençken, birçok kötü şeye bulaştım, uy**turucu gibi. Ve evden kaçtım. Evden kaçtıktan sonra, kendimi Deniz Piyadelerine katılmış buldum. Ve tüm bu kötü şeylerden uzaklaşmak adına, bence çok akıllıca bir karardı. Askere yazılacağım. Müslümanlara karşı beslediğin bu büyük öfke ve nefret nasıl ortaya çıktı? İnanmaya başladığım şeylerden biri, sanırım inandığım desem daha doğru olur, Müslümanların beni öldürmeye çalıştığıydı.
Son kez yaralandığımda, bu beni ordudan ayrılmaya mecbur bırakan şeydi, 2006 yılında Irak'ın Ramadi kentindeydik ve birinin bulunması gereken bu binada çok ani bir operasyon gerçekleştirdik, yüksek rütbeli birisi - aslında yüksek rütbeli bir El Kaide üyesiydi. Ve oraya gittik, onu yakalayıp geri getirecektik, bilirsin, kafasına çuval geçirip, plastik kelepçelerle bağlayıp, paketleyecektik. Ama orada değildi. Hiç kimse yoktu. İkinci kat temizlendikten sonra oraya çıktım, ekibimi binadan dışarı çıkarmadan önce her şeyin yolunda olduğundan emin olmak için sokağı konrol edecektim. Bu, hatırladığım son şey.
Binanın altında devasa bir el yapımı patlayıcı varmış ve patladığında beni baktığım delikten dışarı fırlattı, yani binanın sokağa bakan duvarında kocaman bir delik açıldı. - Bomba mı vardı? Bomba vardı. Ve bana söylenenlere göre, bomba beni caddenin karşısına fırlattı. Ve bununla ilgili hiçbir şey hatırlamıyorum. Yani bu hikayeyi anlatmak benim için o kadar da zor değil. Herkesin bana söylediği şeyi söylüyorum, çünkü hatırlamıyorum, ama beni oldukça kötü etkiledi. Bundan dolayı hala bazı sakatlıklar yaşıyorum. Bu olaydan sonra sana ne oldu? Kafandan neler geçiyordu? Kafamda o kadar çok şey birikmişti ki, bu insanların hepsi böyle diye düşünüyordum.
Bu Müslümanlar beni öldürmeye çalışıyorlardı, bilirsin, ve her ne kadar ölmek istesem de, birinden nefret etmeyi daha çok istiyordum. Ve bu kolaydı çünkü o zamanlar ortak düşmandı, herkes Müslümanlardan nefret ediyordu. Bütün bu düşüncelerle, bütün bu öfkeyle eve döndüm ve “Yapabileceğim bir şey var” dedim. Ve bir plan yaptım. Hala daha kendi bombamı yapabileceğim farklı bileşenleri bulabiliyordum. Ve üç yıl boyunca, yaptığım şey buydu. Bu şeyi, bombayı ürettim. Zamanımı aldı. Planlamalara devam ederken, “Peki, bu adamları nasıl haklayacağım?” diye düşünüyordum. Genelde pek çoğu bir araya gelmez. Ramazan ayında, cuma öğleden sonra. Hepsi orada olacak.
Hristiyanlarla konuştuğumda, çoğu zaman şöyle demişimdir: “Bu, Katoliklerin Noel ayinine benziyor.” Yılın diğer zamanlarında orada olmayabilirler, ama Noel ayininde orada olacaklar. Bunu tam olarak nerede yapmak istiyordun ve planın neydi? Memleketimde bir İslam merkezi vardı. Doğrusu bu insanlar hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Onları sadece etrafta görürdüm. Bu yüzden burayı sadece bir kez değil, farklı farklı zamanlarda gözlemledim. Birkaç kez takip ettim ve cuma günkü insan yoğunluğunu gördüm. Bu insanların davranış biçimlerini ve neler yaptıklarını öğrendim. Buraya bir bomba koysam, onu bulurlar mı? Bulmalarını istemiyordum. Bundan dolayı bir yer buldum.
Ben İslam Merkezi'nin başkanı olana kadar nedense hiç kimse burayı bilmiyordu. Hiç kimse o binanın etrafında dolaşmazdı. Hiç kimse. Arka tarafta uygun bir yer buldum ve önceki gece, gece yarısı, bombayı oraya koymaya karar verdim. Yaklaşık 2500 metre uzaklıkta bir bank vardı, bu tamamen şansa bağlıydı, çünkü menzilden pek emin değildim. Daha yakın olmam mı gerekiyordu, ya da, bilirsin, orası iyi miydi Ama ben orada oturdum ve planım orada oturup doğru zamanı beklemekti çünkü ne zaman başlayacaklarını öğrenmiştim. Sadece numarayı çevirecektim. Sadece izleyecektim. Böyle bir şey yapmanın doğuracağı sonuçlardan korkmadın mı? Böyle bir şey yapmanın doğuracağı sonuçlardan korkmadın mı?
Büyük bir bildiri yayınlayacaktım. Şimdi, birçok insan bunun birçok farklı açıdan çılgınca olduğunu düşünüyor, çünkü bundan nasıl paçayı kurtarabilirsin ki? Bundan paçayı kurtarmak gibi bir niyetim yoktu. Yakalanacağımı biliyordum. Mahkemeye çıkacağımı da biliyordum, beni idam edeceklerdi. Bununla bir problemim yoktu. Bayrağa sarılmış tabutum olmayacaktı, ama eninde sonunda insanların beni bir kahraman olarak göreceklerine inanıyordum, çünkü haklıydım. Imm... Daha sonra camiye girdim. Daha önce keşif yapmıştım zaten, ve patlayıcılar hakkındaki bilgilerime dayanarak, bunu yerleştirmek için en uygun yeri bulmuştum.
Kızım bana okulda birlikte okuduğu Müslüman bir çocuktan bahsetti ve bu beni çileden çıkardı. Onu koruyamayarak ailemi hayal kırıklığına uğrattığımı düşündüm. Onu okulda bu Müslümanlardan koruyamam. Benim sorunum buydu. Kendimi tamamen kaybettim. Ve yedi yaşındaki kızım, sanki az evvel kafayı yemişim gibi bana bakıyordu. Ve gözlerindeki bakış, sanki artık beni sevip sevmediğini bile sorguluyor gibiydi, çünkü ben bu insanlara karşı ırkçılığın dozunu kaçırmıştım, sırf belirli bir şekilde göründükleri ya da belirli bir şey yaptıkları için, o kadar.
Ağzımdan çeşitli küfürler çıktıktan ve onlara yönelik her türlü ırkçı hakareti sıraladıktan sonra, sanırım en iyi ifade bu olacaktır, yatak odama çıktım. Yatağa oturdum ve hafifçe ağlamaya başladım. Dedim ki, kanıt bulmalısın dostum. Haklı olduğunu biliyorsun. Kendime inandım. Haklıydım çünkü onlar kötüydü. Hepimizi öldürmek istiyorlardı, değil mi? Ama... kızıma bunu kanıtlayacak somut bir kanıtım yoktu, bu yüzden kanıt bulmam gerekiyordu. Peki nereden bulacağım? Tabii ki cami, başka neresi olabilir ki... Orada olmak istemiyordum. Tabii ki biraz gergindim. Soğukkanlılığımı korumaya çalışıyordum.
Tabii ki şimdi, bu konuda pek başarılı olamadığımı, bunu oradaki bazı kişilerden duyduktan sonra fark ediyorum. Çünkü gergin ve yılgın olduğumu anlayabiliyorlardı. Oraya girdim, onlarla görüştüm ve kendimi İslam hakkında biraz daha fazla bilgi edinmek isteyen biri olarak tanıttım. Aslında bu tamamen yalan sayılmaz, ama onlara gerçek niyetimi söylemedim. Yani, bilirsin, birkaç kişiyle tanıştırıldım, birkaç kişiyle konuştum. Cuma günüydü. Yine cuma günü gittim, pazar günü orada olmazlardı. Vaazı dinledim, hutbeyi, ve “Dostum, bu kulağa gayet hoş geliyor. Sadece ben buradayım diye böyle konuşuyorlar." dedim. Farkındayım, farkındayım.
İnsanları muhtemelen propaganda videoları için bodrumda tutsak tutuyorlar. Biliyorum. Yani, aklımdan böyle şeyler geçiyordu. Sonra bana bir Kur'an verdiler ve onu eve götürmemi, okumamı ve sorularım olduğunda geri gelmemi söylediler. Çok mutluydum, çünkü zihnimde, sanki kötülüğün Kutsal Kase'si elime verilmiş gibi hissettim. Ve bunu birine açıklatacağım! Vay canına, bu piyango kazanmaktan daha iyi. Öyle değil mi? Hiç çabalamama gerek kalmadı. Öyle yaptım. Tam da öyle yaptım. Okudum ve geri gittim. Sık sık oraya gidiyordum, Müslüman olmayan birinin gelmesi onları da şaşırtıyordu. O her zaman orada. Okuyordum, okuyordum. Bazı sorularım var. Geri gelip bana sor, demiştin.
Ve bir süre sonra, sonunda tüm dinlerin bir tür metni olduğu ve bu metnin, insanların hayatlarını nasıl yaşamaları gerektiğine dair bir rehber olduğu kafama dank etti. Onları belirli bir yöne yönlendirmek için. Değil mi? Ve, buna olabildiğince yakın yaşamalısınız. Kur'an'da yazanları okuyorum ve İslam hakkındaki izlenimim, bana ateş eden insanlar ve yaptıkları tüm korkunç şeyleri görmek, değil mi? Bununla örtüşmedi. Indiana eyaletinin Muncie kentinde yaşayan bu insanlar, aslında Kur'an'da yazan ve yapmaları gereken şeyleri yapıyorlardı... Öyleyse, onlar hem öyleler... ...aynı zamanda da değiller. Hiç entelektüel bir insan olarak anılmadım. Ama birden aklıma bir fikir geldi.
Belli ki İslam hakkındaki izlenimlerimi edindiğim kişiler kötü örneklerdi. O İslam değil. Bu, İslam'a daha çok benziyor. Bu nedenle biraz değişmeye başladım, sonrasında çeşitli süreçlere geçtim. Belki bunlar iyi Müslümanlardır, bazı Müslümanlar'ın iyi olduğunu duymuştum. Belki de bunlar, belki de bunlar iyi olanlardır. Ve diğer Müslümanlarla tanışıp, araştırmalar yapıp, internette gezinip, hem iyi hem de kötü YouTube videolarını izlerken, zira o zamanlar hala gerçekten kötü videolar vardı. Bunları izleyip, yazılı metinlerle karşılaştırmalar yaptım. Tüm o kötü videolar, nefret dolu bir yerden geliyorlardı. Kitapta yazanlarla onların söylediklerinin hiçbir ilgisi yok. Hiçbir ilgisi yok.
Oh adamım. Ben de okumaya devam ettim. Kötü hislerim yavaş yavaş yok olmaya başladı. Bir anda kayboldular. Ve, bilirsin, Kur'an'ın bazı ayetlerine bakıyordum, yani mesela 5:32, “Bir insanı öldürmek, tüm insanlığı öldürmek gibidir.” Ayrım... gözetmeksizin... cinayet işleyen bu insanlar benim İslam hakkındaki izlenimlerimi oluşturuyordu. Vay canına. Tamam. Okumaya devam ettim, okudum. Ve sonra, bilirsin, diğer bazı ayetlere geldim. Mesela “Allah bizi farklı milletler ve kabileler halinde yaratmıştır. Birbirimizi hor görmeyip birbirimizden ders alabilmemiz için.” Oh, tamam. Bunu burada görebiliyorum, çünkü bu kişi yerel yönetimler, Rotary Kulübü ve diğer tüm bu kuruluşlarla da ilgileniyor.
Oh, tamam, anladım. Böylece her şey bu şekilde ilerlemeye başladı. Peki, İslam'ın %100 doğru olduğuna seni ikna eden en önemli şey neydi? Kur'an'da okuduğum ve edindiğim bilgiler sayesinde İslam'ın benim için doğru yol olduğunu anladım. Ama onların sözlerine de inanmadım. Bana bunun anlamının bu olduğunu söylediklerinde, geri dönüp araştırırdım. Kur'an'ı okuyup beni etkilediğini hissetmek, bu... Yani bu kelimeleri okurken aynı zamanda hissediyorum da. Peki ne zaman gerçekten “Müslüman olmalıyım” dedin? Rüyalarımda gördüğüm, kağıt hedefin üzerindeki kan. Atış poligonundaydım. Biliyorsun, atış talimi yapılan yer. Tamam mı? Ve ben aşağıdaki bir kağıt hedefe ateş ediyordum. Ve...
bu, düşmanlarıma bakmanın ve onları insan olarak görmemenin bir yoluydu. Düşmanlarımı insan dışı görüyordum çünkü onlar sadece hedeflerdi. Bu, bir insanın hayatına son vermekle başa çıkmanın bir yoludur, değil mi? Ve hatırladığım son rüyalarımdan biri, kağıttan hedefin kanamaya başlamasıydı. Oraya gidip onu sildim. Kanamaya devam etti, kanadı, kanadı. Ve o anda karar verdim, Müslüman olmalıydım, çünkü artık insaniyetimin geri geldiğini görüyordum. Uzun zamandır içimde insaniyet yoktu. Onun ne olduğunu bile bilmiyordum. Ama o geri geldi, İslam'ı, Allah'ın öğretilerini ve Peygamber Muhammed (sav)'in verdiği örnekleri gördüm. Bu bana bir şeyler kazandırdı.
Bu bana kim, ne, ne zaman, nerede ve neden sorularının yanıtlarını verdi. Bu soruların cevaplarını bana verdi dostum. Ve daha mutlu olamazdım. Bu - bir yetişkin olarak verdiğim en iyi karardı. Kelime-i Şehadet getirmeye karar verdiğinde, ilk olarak nereye gittin? Bu komik bir hikaye. Yani, yıllar boyunca birçok Hristiyan, Müslümanlar'ın sizi yakalarsa, boğazınıza kılıç dayayıp din değiştirmenizi isteyeceklerini, değiştirmezseniz sizi öldüreceklerini düşünüyordu. Değil mi? Cuma günü İslam Merkezi'ne geri döndüm ve iki kişiyle görüştüm, tanıştırıldığım iki kişiyle. Onlarla bir tür... bağ kurmuştum. Yanlarına gittim. Dedim ki, hey, Kelime-i Şehadet getirmek istiyorum. Gerçek bir hikaye.
Yan yana durup birbirlerine baktılar. Sonra bana baktılar. Ve aynı anda dediler ki, “Hayır.” Gerçek bir hikaye. Aman Tanrım. Ve Hayretler içerisindeydim. "Ne demek hayır?" dedim. “Kardeşim, öğrenecek çok şeyin var” dedi. Birbirlerine, sonra da bana baktılar. Tamam. Hadi gel. Gerçek bir hikaye. Oldukça ilginç bir deneyimdi. Biz onu incelerken, bilirsin, İngilizce olarak ifade ettik. Sonra da Arapça olarak tekrar ettik. Ve bunu elimden geldiğince Arapça okuyordum, çünkü, bilirsiniz, ben Arapça konusunda ilkokul düzeyinde bile bir eğitim almadım ve sanki Allah üzerimden büyük bir yük kaldırmış gibi hissettim. Orada durdum, sadece ellerimi kaldırdım dostum.
Şöyleydim, oh, ben, bunu nasıl açıklayacağımı gerçekten bilmiyorum. Sadece, yenilenme gibiydi. Artık yeni bir hayatım var. Vay canına. Onlara orayı neredeyse havaya uçuracağını söyledin mi? Bu, üçüncü bir şahıs tarafından söylendi. Sonra üniversiteye gittim, hayatımın ilerleyen dönemlerinde, 40 küsur yaşında, tüm bu zaman geçmişti ve şimdi üniversitede birinci sınıftaydım, tamam mı? Daha yaşlı olduğum ve tüm bu yaşam deneyimine sahip olduğum için, profesörlerimle, örneğin 20'li yaşlarındaki öğrencilerden farklı bir ilişkim vardı. Aslında profesör ve öğrenciden çok arkadaş gibiydik. Ve bir öğleden sonra profesörlerimden birinin ofisinde oturuyordum.
Kahve içiyorduk, konu nasıl açıldı bilmiyorum, o anda orada şaşkınlıktan kalakaldı. “Vay canına” dedi. Bu hikayeyi başkalarına da anlatmalısın dedi. Bu, insanların hayatlarını değiştirebilir. "Gerçekten mi?" dedim. “Öğleden sonra ne yapıyorsun?” dedi. Ben de, bu kahveyi bitirir bitirmez eve gideceğimi söyledim. O da, “Hayır, hayır, hayır, bir sonraki dersim senindir.” dedi. “Bu hikayeyi anlatacaksın.” Ben de anlattım. Sınıftan biri şöyle dedi: “Bir dakika, bu adam bomba yapmayı biliyor ve şimdi de Müslüman olmuş! Hayır, hayır, hayır, birilerini aramalıyız.” Öyle de yaptı. FBI'ı aradı, gerçekten, FBI'ı aradı. Evet, hiç üzülmedim, ama bu bomba yok olduktan sonra olan bir şey.
Ben onu çoktan imha etmiştim. Çünkü yaygın inanışın aksine, ben bir Müslümanım ve bir bombaya ihtiyacım yok. Tamam, yani aslında kanıt yok, değil mi? Aslında, bomba köpeği sayesinde orada bir zamanlar patlayıcı madde bulunduğuna dair izler buldular. Hepsi bu kadardı. Çünkü onları bombayı sakladığım yere götürdüm. O olaydan sonra herkes gerçeği öğrenmeye başladı. Aslında, karım da o zaman öğrendi. Bunu kimseye söylemedim. Bunu bilen tek kişi bendim. Çünkü bu tamamen benim eserim olacak. Saf ego. Bunu ben yapıyorum. Başka biri değil. Ayrıca şunu da biliyordum, ne kadar çok kişi bilirse, başarısızlık ihtimali de o kadar artar.
Bunu öğrendiğinde, ben kelepçeli bir şekilde evimin ön bahçesinde oturuyordum. O ve kızım geldiğinde, arabayla eve doğru geldiler. Orada, ön bahçede oturuyordum, beni kontrol altına almak için kelepçe takmışlardı. Bu prosedür. Bir bakıma yanlış bir şey, çünkü yasal olarak, sen tutuklusun. Kelepçeler çıkarıldığında, size tutuklu olmadığınızı söylerler, ama yasal olarak gerçekten tutuklusunuz. Sadece bir şey olursa seni kontrol altında tutabilmek için. O sırada karım ve kızım arabayla geldiler. Arabadan indiler. Arabadan indiler ve ne düşüneceklerini bilemediler. Sonra camideki insanlar da durumu fark etmeye başladı. Hikayeleri duymaya başladılar. Ayrıca gazetede de çıktı.
Sonra bununla yüzleşmek zorunda kaldım. Kurucu ailelerden birinin evine akşam yemeğine davet edilmiştim ve orada başka Müslümanlar da vardı. Orada olmaktan dolayı çok mutluydum. Ve birdenbire, bilirsin, Bibi Bahrami bana sordu. Şöyle dedi: “Richard kardeş, İslam Merkezi'ni havaya uçuracağın söylentileri de neyin nesi?” O anda çok utandım çünkü bu insanlar beni aralarına kabul ediyorlardı. Bunu yapmak için hiçbir nedenleri yoktu. Benim eski bir asker olduğumu biliyorlardı, onların memleketlerine gitmiş olduğumu biliyorlardı. Yani yaptığım bazı şeyleri biliyorlardı, ama yine de beni kabul ettiler. Beni kabul ettiler, değil mi? Ve Orada oturdum ve onlara anlattım. Onlara tüm gerçeği anlattım.
İşte yapacağım şey buydu. Hepsine baktım ve dedim ki, “Sizin yüzünüzden yapmadım.” Bana gösterdiniz, bilirsin, ona şöyle bile dedim, dedim ki, İslam'ı bir an için bir kenara bırakalım. Bana insanlığın ne olduğunu gösterdiniz ve bu hepimizin hayatını kurtardı. Şaşkındılar ama mutluydular da. Birkaç kardeş gelip bana sarıldı falan, bilirsin, ben de hala buna alışmaya çalışıyordum çünkü sarılma olayını pek sevmezdim. “Hey dostum, mesafe, kişisel mesafe...” kafasındaydım... ama, bilirsin, bu biraz gerçek dışıydı. Bu tam da yerinde oldu, tam isabet. Bu yüzden bunu yapıyorum. Bu insanlar önemsiyor dostum. Umursuyorlar. Umursuyorlar çünkü öyle yetiştirildiler.
Çünkü onlar Kur'an'ın öğretileriyle yetiştirildiler. İslam'a dönüşün aileni nasıl etkiledi ve tepkileri ne oldu? Aslında bununla ilgili de komik bir hikaye var, çünkü Kelime-i Şehadet getirdikten sonra, karıma hiçbir şey söylemedim, tamam? Camiye gittiğimi biliyordu, ama şimdi ne düşüneceğini bilmiyordu. Oraya gidip Kelime-i Şehadet getirdim, sonra eve gelip kanepeye uzandım, sanki işten yeni gelmişim gibi, bilirsin, öyle bir şey, değil mi? Karım, “Her şey yolunda mı?” dedi. Çünkü benim bir şey yapacağımdan endişeleniyordu. Hiçbir fikri yoktu. Ve ben de “Hayır, her şey yolunda” dedim. “Tamam, tamam” dedi. Sonra ona baktım ve dedim ki, “Ben Müslümanım.” Bu da başka bir gerçek hikaye.
Komik, ama oldukça gerçek. O da şey dedi, dedi ki: “Ne?” “Evet, Kelime-i Şehadet getirdim” dedim. “Kelim... Ne?” dedi. Ve İslam hakkındaki sınırlı bilgimle, ona elimden geldiğince en iyi şekilde açıklamaya çalıştım. Anlıyor musun? Vaftiz gibi örnekler kullanarak. Ve o, ne düşüneceğini bilmiyor gibiydi. Orada durdu ve şöyle dedi: "Peki, Sana şimdi bir şey söyleyeceğim. Başıma asla bir şey örtmeyeceğim." "Tamam, peki, sen Müslüman değilsin, o yüzden bunun bir ihtimal olduğunu bile düşünmedim.
Sorun değil." Ve biraz daha sonra geri gelip şunu dedi: “Bir şey daha var, eğer birden fazla eş istiyorsan, ben onlardan biri olmayacağım.” Ve ben de şöyle düşündüm, kendi kendime şöyle dedim, dostum, bu eşi istediğimden de emin değilim. Sonra o da Kelime-i Şehadet getirdi, üniversiteden ayrıldık. Hala biraz aklım başımda değildi, ama şaka yapmayı severim Ona baktım ve dedim ki, Araba kullanırken ona baktım ve dedim ki, “Demek artık Müslümansın, şu birden fazla eş meselesi hakkında...”. Bana şöyle ters bir bakış attı ve şöyle dedi: “Beni arabayı kenara çekmeye zorlama.” Ben de “Ben sürüyorum. Arabayı nasıl kenara çekeceksin? Ben sürüyorum.” dedim O da “Ben kenara çekmesini bilirim” dedi.
Ben de “Tamam tamam, şaka” dedim. Aslına bakarsan, Doktor Sabeel ona Kelime-i Şehadet'i getirten kişidir. Evet. Muncie'yi ziyaret etmişti. Oradaki üniversitede bir konuşma yaptı, ve ben de eşim ve kızımla birlikte gittim. Ve sanırım onun cevaba ihtiyacı olan, benim cevaplayamadığım soruları vardı. Ve o gece o soruları cevapladı. Böylece ikisi de Kelime-i Şehadet getirdiler. Ben havalara uçmuştum. Geriye dönüp dönüşüm yolculuğuna baktığında, neler düşünüyorsun? Yaptığım onca şey yüzünden kendimden nefret ediyordum. Dışarıdan baktığımda, yaptığım her şeyi doğru nedenlerden dolayı yaptığımı düşünüyordum, ama içten içe bunun doğru olmadığını biliyordum. Bunu gerçekten biliyordum.
Bunu asla itiraf etmezdim, ama biliyordum ve bu beni içten içe yiyip bitiriyordu. O zamanlar, intihar için başlıca adaylardan biriydim. “Stranger at the gate” adlı belgeselde, siyah üniformalı, yüzleri her türlü şeyle kaplı adamların bir fotoğrafı var. O benim ekibimdi. O ekipten hayatta kalan tek kişi benim. O takımdaki herkes ordudan ayrıldı ve intihar etti. Ve ben de uzun süre öyle hissettim. Ve dediğim gibi, tekrar orduya girdim. Sivilde iki yıl geçirdikten sonra, burada yapacak bir şey olmadığı için hemen orduya geri döndüm. Ve sonunda o adamlar gibi olacaktım. Ve bu da, yine, bilirsin, bunların hepsi Allah'ın işi.
Müslüman olduğumda, ben de aynı soruyu sordum: Bütün bunları bana neden yaşattın? Neden? Beni bir kitapçıya götürüp Kur'an'ın bir kopyasını buldurup okutmaya başlayabilirdin, değil mi? Neden tüm bunları yaşamak zorunda kaldım? Ve tabii ki, bu da o tür şeylerden biri... seni ilgilendirmeyen türden şeyler, değil mi? Ama sonunda, mental olarak olduğum kişi nedeniyle, böyle “sana kapak olsun” tarzı bir adam olduğum için, şu anda bulunduğum yere gelmek için tüm bunları yaşamamın gerekli olduğuna karar verdim, çünkü... o bende kalmayabilirdi. Çünkü artık başka bir misyonum var, artık bir kaderim var. Artık bir amacım var. Ve bunu anladığımı hissediyorum.
Son olarak, dünyadaki tüm gayrimüslimlerle konuşma şansın olsaydı, bunun için birkaç dakikan olsaydı onlara ne söylemek isterdin? Yani, aslında bu konuyu uzun zamandır düşünüyorum, eğer Müslüman olmayanlar benden cevaplar istese onlara ne derdim? Öncelikle şunu söyleyebilirim. Nefes al. Bu duygular gerçek değil. Nefes al. Kur'an'ı oku, sadece oku. Müslüman olmasan bile, Kur'an'daki sözlerden bilgelik kazanacaksın, çünkü bu kitabın yapısı böyledir.