İngiliz Gazeteci Filistin Sayesinde Müslüman Oldu! @laurenboothUK
Yayınlanma tarihi
İslam'ı ilk nasıl duydunuz? İslam'ı kabul etme yolunda attığınız son adım neydi? Peki ailenizin tepkisi nasıl oldu? Asansördeydim, "Aman Tanrım, silahlı büyük bir Arap, silahlı daha büyük bir Arap." "...daha sonra beyaz bir kadını öldürdü" zihnimin bana verdiği çeviri şuydu: "Beyaz kadını sonra öldüreceğiz." Ben de "Hayır, Müslüman olmam mümkün değil. Asla. Ben olamam." Kur'an'ı kapattım ve düşündüm, "Aman Tanrım, iyi insanlar, ama kötü bir kitap." Selamun Aleyküm Lauren Hanım, davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Burada olduğunuz için çok mutluyuz. Lauren Booth'un kim olduğuyla başlamak istiyorum. Kısaca kendinizi tanıtabilir misiniz?
Esselamu aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu Bismillahirrahmanirrahim Adım Lauren Booth. Bir gazeteci, yazar ve oyuncuyum. 1967'de Hampstead, Kuzey Londra'da doğdum. Annem modeldi, babam aktördü, ve 20 yaşıma kadar Londra'da kaldım. Oyunculuk okuyordum. Bu benim büyük bir hayalimdi. Hollywood'a gitmek istiyordum. Ve yedi yıl oyunculuk yaptıktan sonra, 1997'de gazeteci olarak yeniden eğitim aldım. Ayrıca televizyona da çok çıktım. Sky News'e mesela. Gazetecilik yapıyordum. Daily Mail gibi gazeteler için çalışıyordum. Beni yargılamayın. "The Mail on Sunday" BBC ve Channel Five için bir şeyler yaptım, birçok TV, radyo programlarına ev sahipliği yaptım. 2010 yılında İslam'ı kabul ettim.
Ve bu, Filistin'e yapılan bir dizi yolculuktan sonraydı. ve oradaki insanlarla tanışmanın sonrasında. Önce gazeteci sonra bir aktivist olarak gittim. İslam'ı ilk nasıl duydunuz? Sanırım ilk kez gerçekten İslam'dan haberdar olmam 2001'de, 11 Eylül'den sonraydı. Görüntüleri izlediğimi hatırlıyorum. Uçakların İkiz Kuleler'e girdiğini gösteriyor, ve küçük bir çocukla oturmuş düşünüyordum, Bunun bedelini hangi yoksul ülke ödeyecek? Ve ben zihnimde hep bir sosyalist ve solcuydum, ve anlıyordum ki Batı'nın bazı insanlarla güç için bir savaşı vardı. Diyordum ki, “Bunun bedeli olayla alakası olmayan Yoksul bir ülkeye ödettirilecek. Amerika kendisini iyi hissedebilsin diye. Bingo. Afganistan.
Eğer İslam Batı için bir tehdit olsaydı, 1400 yıldır var. ve milyarlarca insan ona mensuptu. Batı'yı ele geçirebilir ya da korkunç şeyler yapabilirlerdi. Yani, bir grup Müslüman toplanıp bir şey yaptı diye Tüm İslam dünyası bundan sorumlu tutulamaz. Peki nedir bu? Bu, müslümanları etkilemek ve onlara zarar vermek için alınmış siyasi bir karar. Ve ben bunun arkasında durmadım. Vicdanım el vermedi bunun arkasında durmaya. Bir gazeteci olarak Filistin'de pek çok kez bulunduğunuzu biliyoruz. Oraya gitmeye ilk olarak neden karar verdiniz? Sırtımda bir el hissettim, görünmez bir el. Beni Filistin'e doğru itiyordu. Bunun için bir açıklamam yok. Arapça bilmiyordum.
Hiçbir Filistinliyi tanımıyordum, ama gerçekten sırtımda bir elin olduğunu hissettim, "Filistin'e git, Filistin'e git, Filistin'e git." Ve kendimi Batı Şeria'da hazırlıksız tek başıma buldum. Bize Filistin'deki deneyimlerinizden bahsedebilir misiniz? Bence bunu anlamak gerçekten çok önemli. Kutsal Topraklar'a bir Hristiyan olarak gittim, ve İsa Mesih'in adımlarında yürüyeceğim için çok heyecanlıydım. Benim için bir hac yolculuğu gibiydi. Her yerde, "Aman Tanrım, İsa burada olabilirdi." İnanılmaz bir şeydi. Kudüs'e, haçı sürüklediği yere ve Kutsal Kabir'e gitmek zorunda kaldığı yerde olmayı beklemiyordum.
ve "Aman Tanrım, İsa buradaydı." "İnanılmaz." "Gerçekten oldu." Ama Orta Doğu'da gittiğim her yerde, Hıristiyan bölgelerine göz kulak olanlar Müslümanlardı. Bu gerçekten kafamı karıştırmıştı. Örneğin, İsa' (a.s.)’ın Cüzzamlıları iyileştirdiği yer. Lübnan’da bir mağara. Ve mağaraya bağlı da bir kilise var. Kapısını açan adam da bir Müslüman. Ben de "Tamam, anahtar neden sende?" diye sordum. "Nesillerdir ailemde." dedi. "Sana bir şey sorabilir miyim?" dedim. "Evet" dedi. Dedim ki, "Ailen onları Hıristiyanlardan mı çaldı? Belki de almak için Hıristiyanları öldürdüler." "Bu konuda pek bir şey bilmiyorsun." dedi. "Hayır. Hıristiyanlar bu konuda bize güveniyor.
Çünkü biz de İsa'yı önemsiyoruz." İlk kez böyle bir şey duydum. Ben de "İsa senin peygamberin mi?... Pekala." Müslümanlar da onun hakkında çok fazla şey biliyor gibi görünüyor. Müslümanlar İsa hakkında çok şey biliyor. İki hafta boyunca harika bir yolculuk yaptım. Yaşadığımız dünyanın böyle bir yer olması beni şok etti, Orta Doğu için söylenen her şeyin yalan olduğunu anladım. İslam'a karşı herhangi bir önyargınız var mıydı? Eğer varsa nasıl geçti? Mahmoud Abbas'la buluşacağım zaman.
Yani ben, genellikle partiler hakkında yazan Batılı bir gazeteciydim, "Aman Tanrım, silahlı büyük bir Arap, silahlı daha büyük bir Arap." Sonra asansörde olduğumu hatırladım, ve Arap muhafızlardan biri gitti, bilirsin, *Arapça taklidi* Kulağıma böyle geldi. Ve zihnimin bana verdiği çeviri Büyük harflerle "Beyaz kadını sonra öldüreceğiz" yazıyordu. Tamam. Ve fark ettim ki, "Aman Tanrım" Her şeyi anladım. Buraya gelebilecek kadar adil bir insan değilim. Kesin bir önyargım var. Filistinli birinden daha çok korkuyorum. Silahlı bir İsrailliden çok, silahlı bir Filistinliden korkuyorum. Nedenmiş o? İkisini de tanımıyorum. Bu yüzden kendi önyargımı kabul etmek zorunda kaldım. Ama işte mucizeye bak.
Batı Şeria'da 72 saat tek başıma kaldıktan sonra, Herhangi bir kadını korumak için ölebilirdim. ya da çocuk veya erkek gösterdikleri sevgi ve nezaketten dolayı, ve hani o huzur dolu atmosferin sebebinin dinleri olduğunu fark ettim. Unutamadığınız bir anınız var mı? 2005 yılındaki yolculukta, yolculuğun sonunda Çantalar dolusu hediyelik eşyam vardı, ve benimle alışveriş yapan genç adama sordum, "Lütfen bana İngilizce bir Kur'an bulabilir misiniz?" O da "Tamam" der gibi baktı, Bir tane bile yazıldığını düşünmemiştim. Yani, neden biri tercüme etsin ki? Küçük bir Orta Doğu dini mi? Neden İngilizceye çevirme zahmetine girsinler ki? O yüzden bulmasını beklemiyordum.
O da "Kuran İngilizi" diye koşmaya başladı, “Kuran İngilizi", ve geri geldi. Elinde İngilizce Kur'an var ve ben de "Tamam, harika." diyorum. Sonra bir baktım, 600 sayfa falan. “Bunu asla okumayacağım” diye içimden geçirdim. Sonra Kudüslü genç bir Şebab üyesine sorduğumu hatırlıyorum, "Borcum ne kadar?" Çünkü ondan alışveriş yapıyordum. Şöyle başladı, şöyle devam etti "Bu 100, *sayma sesleri*, ve 50, ..." "Ah, burada kazıklanacağım." dedim. "Cüzdanımı kurutacaklar." Ve sonra bunu yaptı ve dedi ki "Boşver gitsin." "Borcunuz yok." Ne? Dedi ki, "Sizden istediğimiz tek şey gittiğinizde Filistin'i unutmayın." "Bizi unutmayın." Evet, subhanAllah. Bu gerçekten etkileyici.
Peki Filistin'deki en şaşırtıcı olay neydi? Mesela ben, Ocak ayıydı. Orta Doğu'da havanın soğuk olduğunu bilmiyordum, Bu yüzden montum yoktu. Ramallah'ta sokakta yürüdüğümü hatırlıyorum. ve başörtülü yaşlı bir kadın bana bakıyor ve Arapça bir şeyler söylüyor. Sonra beni kolumdan tuttu "Bu bir kapkaççı nene olayı mı?" "Böylesi de mi varmış?" Ve beni bir aşağı bir yukarı süzdü, sonra beni bir odaya götürdü, gardırobu açtı, büyük bir palto çıkardı, bana giydirdi ve "Yallah" dedi. Ben de "Ama, ne?" dedim. Numarasını yazdı ve "Al bakalım" dedi. Ben de "Ne?" dedim. Bu paltoyla yürüyüp gidebilirim. Dolabında paltosu varken mahallesindeki bir yabancının üşümesine katlanamazdı.
Ne demek istediğimi anlıyor musun? Allahu Ekber. Ve gittiğim her yerde böyle bir yumuşaklık vardı, Her şeyin en iyisini yapma yeteneği. Beni gerçekten etkileyen şey, o zamanlar Fransız usulü bir çiftlik evim vardı, içine ahır inşa ediliyordu. Yüzme havuzum vardı, bir dönümlük bahçem vardı. Güzel çocuklarım, harika bir kocam ve her şeyim vardı. Ama bir şey ters giderse, içten içe rahatsız olurum. Yani, editör yaptığım işten memnun değilse, ohoo, bütün ev kargaşa içindeydi. "Aman Tanrım, stres altındayım. Stres altındayım." Biliyorsunuz, küçük bir şey.
Her şeyin mükemmel olması gerekiyordu, yoksa sakin değildim Ve bu insanlar, ordu tarafından öldürülen çocuklar, işgalciler tarafından alınan evler... Sadece bölgelere yapılan günlük zulüm ve baskı Ama onlar hala “Selam, barış” diyorlar. "Nasılsın?" "Yemeğimizden biraz al." Ve bu "sakinlik" vardı. Ben de onlara "Neden bu kadar cömertsiniz?" diye sordum. "Neden yaşadıklarınızı dert etmiyorsunuz?" Onlar da "Bu kitaptan, Kur'an’dan dolayı" dediler. "Allah her şeyi yoluna koyacaktır." Peki İslam'a ne zaman gerçekten yakın hissettiniz? 2008 yılında bir gayrimüslim olarak hatırlıyorum, Kuşatmadaki Gazze'de o insanlarla mahsur kaldım. Bugün hâlâ kuşatma altındalar.
Euzübillah, Ramazan ayıydı ve gördüm ki insanlar birbirleri için iyi şeyler yapıyorlardı, Fakir olsalar bile. Ben de bir gün düşündüm ki, bir iyilik yapayım. ve Refah kampındaki bir aileye biraz kuzu eti götüreyim. Yemeği mülteci kampındaki Müslüman bir aileye götürdüm. Anne kapıyı açtı "Tafaddhal, Selamun aleyküm!" Nur doluydu. Ve bir hücrede yaşıyordu. Yiyecek bir şey yok, içecek bir şey yok. Ben de ona "Neden oruç tutuyorsun?" diye sordum. Dedim ki, "Tanrının seni sevdiğini sanmıyorum." "Bunu söylediğim için üzgünüm. Sanmıyorum." "Neden bir Gazzeliyi 30 gün boyunca susuz bırakıyor?" "Ne yani 31. günde olacak mı?" "Hayır." dedi. "Peki, o zaman ne olacak?" dedim.
"Gazze'de 30 gün boyunca aç kalıyorsunuz. 31. gün, buzdolabınız dolacak mı?" "Hayır, dolmayacak." dedi. Dedim ki, "O zaman senin Tanrın seni sevmiyor." "Oruç tutman için bana bir neden söyle." Ve dedi ki, hiçbir şeyin olmadığı bir odada, "Ramazan ayında yoksulları hatırlamak için oruç tutuyorum." Ve o anda düşündüm ki, Eğer İslam buysa, bırakın Müslüman olayım. Çünkü o gün hiçbir şey vermediğinde bile Tanrı'ya minnettar olup, inanabileceğiniz bir inanç varsa Eğer tek kase yemeğinizi bir yabancıya verebildiğiniz bir inancınız varsa Aman Tanrım. Vay canına. Aradığım şey bu olmalı. Size Kur'an verdiklerini söylediniz peki sonra ne oldu? Okudunuz mu?
Kur'an-ı Kerim'i bana hediye ettiler, ve bir gün çocuklarım işteyken açtım ve düşündüm ki, "Tamam, ellerimi yıkayacağım." "Ellerini yıkadıklarını biliyorum." Ve bu çok ciddi bir kitap. Ciddiye aldım. İnanmasam da bir kutsal kitaptı. "Gerçek bir kutsal kitap olabilir. O yüzden saygıyla okuyayım." Ben de Fatiha'yı okudum ve düşündüm, "Tamam, bu İsa’nın “Tanrı'nın Duası” öğretisi gibi." Aynı şey. Sadece Tanrı'ya ibadet edin, sadece O'ndan isteyin, Yalnız O’na teşekkür et. Kötü olma, iyilik yap. Ben bunlara karşı olumluydum. Fatiha Suresi iyiydi. Benim Hristiyan inançlarımla uyumluydu. Ama sonra Bakara Suresi geldi.
Ve şu meale yakın bir kısma gelmiştim: "İçlerinde Mümin olduklarını söyleyenler vardır, ama onların kalplerinde ikiyüzlülük vardır Ve Allah yalancılardan nefret eder." Yani, temelde beni ikiyüzlülüğümle suçluyordu. Ve bana cehennem ateşine gideceğimi söyledi. Çünkü Tanrı'ya inanıyordum ama bu konuda hiçbir şey yapmıyordum, ve kötü kararlar veriyordum ve iyi bir insan değildim ve ibadet etmiyordum ve bundan rahatsız değildim ve yalan söylüyordum. Kur'an'ı kapattım ve "Aman Tanrım" diye düşündüm. Böyle, soğuk bir his vardı içimde. Sıcak bir gündü ama tam bir dehşetti. ve benim için Kur'an dehşet vericiydi.
Ben de onu aldım ve yüksek bir rafa koydum ve düşündüm, "Vay canına, iyi insanlar, ama kötü kitap." Çünkü Tanrı'yı daha önce hiç bu kadar kızgın görmemiştim. Müslümanlardan hiç tebliğ aldınız mı? Aslında yolculuğum sırasında bir yerden tebliğ aldım. Bana karşı çok özel davranan bir grup insan vardı. Kim olduklarını biliyor musun? Somalili taksi şoförleri. Iskalamazlar. “La la, la, la, la” diye tebliğ etmiyorlar. Ve onları bana tebliğ ederken buldum. Bu yüzden "Esselamu Aleyküm" derdim onlara. Çünkü Filistin'deydim ve bu bir tür selamlamaydı. "Aleykümselam, Müslüman mısınız?" Hayır, ama ilgileniyorum. Aman Tanrım. Dikkatli olun çünkü Orada kamyon dolusu tebliğ verecekler size.
Şurada şoförünüzden bir hutbe alacaksınız. Ve dinlemesi gerçekten keyiflilerdi. Ve şöyle derlerdi: "Peygamberimizin Hz Aişe’ye dediği gibi..." Muazzam şeyler öğreniyordum, Bu harika adam 1400 yıl önce yaşamış. Arap çölünün birinde, okuma yazma bilmezdi, Ama insanlara kendilerini değiştirmeyi öğretti ve dünyayı değiştirdi. Ve Hz Muhammed'e (s.a.v.) hayran oldum. İslam'ı kabul etme yolunda attığınız son adım neydi? 2007'de Islam Channel’dan bir iş teklifi aldım. Çünkü Filistinlilerin adaletini savunuyordum, ve ayrıca Irak halkı için.
Ve Islam Channel’dan Muhammed Ali bana iş teklif etti ve ben de dedim ki, "Birkaç şartım var." "Birincisi, bana İslam'dan bahsetmeyin." "Çünkü bence burası çok güzel ve sizler de çok iyisiniz. Ama İslam benlik değil." "Ve ikincisi, sizin kanalınızda başörtüsü takmayacağım." "Çünkü kadınları aşağıladığını ve kısıtladığını düşünüyorum. Ve ikiyüzlülük yapmak istemiyorum." O da dedi ki, "Müslüman olup olmayacağınıza Allah karar verecek." "O benim elimde değil." Ben de dedim ki, "Hayır, Müslüman olmam mümkün değil, asla, ben olamam." Muhammed Ali de "Belki olabilirsin" dedi. "Olmayacağım" dedim. O da "Allah bilir" dedi. "Tamam" dedim. "Peki ya başörtüsü?" diye sordum.
Dedi ki, "Tamam, başörtüsü takmayın, Ama lütfen mütevazı giyinin, biz de kabul edebilelim." Bu, dünyayı gezmeye başladığım anlamına geliyordu, konuşmacılarla, şeyhlerle röportaj yapmak, bağlantılar kurmak. Daha fazla Müslüman'a ve İslam hakkında konuşan daha fazla insana. Ben de 2010 yılında İran'a gazeteci olarak gittim, El-Kürd devlet mitingini haber yapmak için. Benim için bu, her zaman Filistin'le ilgiliydi. İran'daydım ve Kum'a ulaşmıştık, Bir seyahatteydik ve Ramazan ayıydı. Ve bu camiye girdim. Ve camiye girdiğimde, "Tamam" diye düşündüm. Sanırım tam bir abdest almış olabilirim, ama kesinlikle, Yani evet, yol arkadaşımla abdest aldım.
Ve eşiği geçtiğimde, bir dua ettim "Allah'ım, bana verdiğin her şey için çok şükürler olsun. Senden başka bir şey istemeyeceğim. Lütfen Filistin'e yardım et." Sonra etrafa bakmaya ve gizlice rapor vermeye gittim. Yanımdaki IPhone için "Özel bir nimetmiş demek ki" diye düşündüm. Ramazan ayında bir İran türbesindesin. Harika bir hikayen var. Tüm dünyaya satabilirsin. Yani dindar bir ruh halinde değildim. "Ben Müslüman olmak istiyorum" demedim. Meraktan ve belki birkaç gizli fotoğraf için içeri girdim. Ama ana alana geldiğimizde oturdum. Sanki huzurlu bir şelalenin altında oturuyordum. Sanki tüm endişelerim beni terk etmiş gibiydi. Kalbim tamamen huzur içindeydi. Kendi adımı bile bilmiyordum.
Kesinlikle Lauren Booth değildim. Şu kendini geliştirme, baştan yaratma, özsaygı saçmalığı, her neyse, gitmişti. Muazzam bir duyguydu ve kıpırdamak dahi istemedim. Ve böylece geceyi camide geçirdim. Abdest aldım ve sabah namazını kıldım. Ve biliyordum, o noktada kalbimde Müslüman olduğumu biliyordum. O noktada Tanrı'nın tek olduğunu ve Hz. Muhammed’in de peygamberliğini yüzde yüz, yüzde yüz biliyordum. Sonra ne oldu? Etrafınızdaki insanlar nasıl tepki verdi? Şehadet getirmeden Londra uçağına binmek istemedim. Ama kimseyi bulamamıştım çünkü uçağım sabah 6'daydı. Ben de Londra'da bir camiye gittim. Biliyor musun?
SubhanAllah, şehadet getirdiğimde "ashhadu..." *doof* Ağzımdan çimento parçaları dökülüyor gibiydi. Dilimden çıkan altın külçeleri gibiydi, "Eşhedü enla ilahe illallah" *doof* Sanki bir deprem olmuş gibiydi, "Eşhedü enne Muhammeden abduhu ve rasuluhu" *doof* Ben yere düştüm. Vay canına. Muazzamdı. Birden kendimi büyük bir pamuk yumağının içinde gibi hissettim. Pamuk yünü içinde olmak gibiydi. Böyle tüylü tüylü. Ve her şey uzaklara gitti. Ertesi gün çocuklarımı okula götürecektim, önümden koşup gittiler ve ben de evden çıktım. "Başörtünü takmamışsın" diye düşündüm. Sonra da "Hadi ama, şu an İran'da değilsin." dedim.
"Başörtünü takmamışsın, başörtünü takmamışsın, örtünmedin.” Ve evimin ön kapısından çıkamıyordum. Gidip birinin bana verdiği atkıyı bulmalıydım. Ve hakikaten çok garip bir tarzda giyinip kızları okula atkıyla götürdüm. "Anne, neden başörtüsü takıyorsun?" diye sordular. "Hava soğuk." dedim. "Çok sıcak" dediler. "Neyse ne, oyna dışarıda" dedim. Ve okula gittiğimde, oradaki babalardan biri Jewish Chronicle için çalışıyordu, "Büyük haber” dedi bakışıyla "İşte şimdi başım belada." dedim. O da "Evet." der gibiydi. Sanki bütün duaları aynı anda kabul olmuş gibi. Ama umursamadım. Eve gittim ve yedi gün içinde her şey değişti. Dua etmek istedim. Allah'a yönelip ağlamak istedim.
Müslümanlardan gördüğüm gibi başımı yere koydum, ve iki şeyi tekrar tekrar söyledim. Sadece "Teşekkür ederim." ve "Özür dilerim." "Bana bu hayatı verdiğin için teşekkür ederim, Bana sahip olduğum tüm sevgiyi verdiğin için, Farkına henüz varmadığım her şey için." İşte, "Güzel kızlarım için. Aşkı yaşadım, birçok imkanım oldu, iyi bir ailem oldu." "Seni tanıyorum ve sana teşekkür ederim." Devam ettim, "Özür dilerim, çok özür dilerim” Ve yaklaşık bir hafta boyunca çok ağladım. Sonunda Kur'an'ı tekrar elime almak zorundaydım ve bu korkutucuydu. Bir Cuma günü şehadet getirdim. Çocuklarım babalarıylaydı, boşanmıştık ya da ayrıydık. Ve o Cuma gecesi, "Tamam, harika, çocuklar yok." dedim.
Şehadet getirdim, eve gittim ve oturup şöyle dedim, "Hmm, Cuma akşam. Erkek bir arkadaşımı arayayım." Ha, ama yapamazsın yani, hani… Anlarsın ya. "Bir sigara içeyim." Ama dua edeceğimi düşününce, O kadar da sigara içesim gelmedi. Sonra buzdolabıma gittim ve bir şişe şarap vardı. "Anlaşıldı, bu hayat sıkıcı olacak." dedim. Yani yapacak hiçbir şey yoktu. Kur'an'ı tekrar elime aldım ve şöyle dedim, "Allah'ım, Ey Allah’ım, ne olur bu işin sonu iyi bitsin. Lütfen bu cehennemlik olduğum anlamına gelmesin. Bunu yanlış anlamama izin verme. Sana güveniyorum. Ve Kur'an sadece "Hoş geldin, nerelerdeydin?" dedi.
"Allah seni seviyor." "Doğru kararı verdin." "Ve her şey yoluna girecek." Gerçekten inanılmaz, Peki ailenizin tepkisi nasıl oldu? Ailem bunu öğrendiğinde yaygara kopacak diye düşündüm. Müslüman olmuştum ve annem çok alay ediyordu. "Delilere katıldın, çılgınların arasına katıldın, terörist mi olacaksın?" Çok korkuyordu ama ben daha iyi bir evlat oldum. Hayatının son yıllarında onu sevmek ve İşleri yoluna koymak için hakikaten çok çabaladım. Ve babam da korkuyordu. "Özgür bir kadınken neden böyle giyinesin ki?" "Neden bir adamın sana bunu giydirmesine izin verdin?" "Çünkü Tanrı kapanmanı istemiyor. Erkekler sana bunu giymeni söylediler." "Bunu Allah için giyiyorum, tamam mı?" dedim.
O da "Ama Tanrı'ya her türlü ulaşabilirsin. Bu şekilde gitmek zorunda değilsin." Bu yüzden evliliğim konusunda endişeliydi. "Köle gibi mi davranacaksın?" İşte, "Hizmetkar olabilirsin" "Halbuki bütün kızlarım güçlü kadınlardır" dedi. "Anlamıyorsun." dedim ben de. Ama SubhanAllah, babamla ölüm döşeğindeyken Konuşma şansım oldu.. SubhanAllah ve ona Fatiha okudum, Elini tutup gözlerinin derinliklerine bakabildim. ve O'nunla Allah sevgisini ve o maneviyatı paylaşabildim. Ve Tanrı'nın tek olduğunu söyledi. ve Hazreti Muhammed son peygamberdir ve Hazreti İsa da peygamberdir. Ve... Allah en iyisini bilir. Arapça söylemedi ve ben de zorlamadım.
Ama o bana hep şöyle derdi, "Tek bir Tanrı vardır, Hazreti İsa da peygamberdir." Ve dedim ki, "Hazreti Muhammed büyük bir adamdı. bir peygamberdi." "Tamam, onun peygamberliğine inanıyorum." dedi. Vefatından sonra onunla ilgili çok güzel bir rüya gördüm, Üç tane imam tarafından yıkanıyordu ve nur doluydu. Allah bilir artık. O dönemde bir İngiliz haber kanalında çalışıyordunuz. Ne oldu orada? Sky News'e başörtülü olarak gittiğim ilk sabah çok eğlenceliydi. Çünkü, bilirsiniz, hepsi çok havalı müşteriler olmak için eğitilmişlerdir. Stüdyoya her türlü insan giriyordu Ama herkesin "Aman Tanrım, gördünüz mü?" dediğini görebilirdiniz. Yanından geçerken, "Merhaba Lauren" der gibiydi.
Arkamda neler olduğunu görebiliyordum. İki gün sonra telefon; "Lauren, bazı şeyleri değiştiriyoruz." "Artık sana ihtiyacımız olmayacak." Bitti. Beni bir daha asla kullanmadılar. Şimdi, Sky News'de tesettürlü birileri var mı? Evet, maşallah. Haberlerde var mı? Evet, var. Peki hiç müslüman olanını gördünüz mü? Birini söyle. Şimdi bu, haber dünyasının sahip olduğu bir mücadele. İslam'ı ve Allah’ı kabul ettiğiniz için, medya standartlarına göre ya bunalıma girdiniz ya da bunalıma girdiniz. Öyle bir şey olduğunu bile sanmıyorum. Bir anda, “Herkese günaydın. Ben Lauren Booth Ve bu arada Allah’ın ilah olduğuna ve Hz.
Muhammed’in son peygamber olduğuna inanıyorum” Diyen birini nasıl düşünebilen, Akıllı biri olarak sunabilirler ki? "Şimdi de hava durumuna…". Bunu yapamazsın. Başörtüsü takan kahverengi tenli insanlar olabilir çünkü "Ha bu onların garip gurup geleneği." Ama eğer haber dünyasındansanız, Tanrı ve İslam hakkında sohbet etmeden Müslümanlara yaptıklarımızı konuşmadan ve Müslüman dünyasına yaptıklarımızdan bahsetmeden Nasıl normalleştirilebilir ki? ve ben artık gittiğim her yerde bu gerçeği, açıkca anlatıyorum. Elhmadülillah. Çevrenizde İslam’la tanışıp hayatlarını değiştiren insanlar oldu mu? Birkaç yıl önce Katar'dan dönerken bir uçaktaydım, Önümdeki adam yelek giymiş bir İngiliz'di.
Alkol kokuyordu ve dazlaktı. "Lütfen Tanrım, 4 saat boyunca yan yana oturmak istemiyorum." dedim. Benim biletim 21G, onunki 21F. Gidip oturduk ve bunun üstesinden gelmem gerekiyordu. O da bana pislikmişim gibi bakıyor. Bana "Öğk" der gibi bakıyor. Yemek geldi ve o şöyle dedi, "Evet, bir votka alacağım ve bir bira içeceğim ve hepsi bu." Ve ben de "Öğk" der gibi baktım Sadece bir bardak su aldım, "Allah'ım affet, bu şimdiye kadarki en kötü uçuş." Sonra da "Su ister misiniz?" diye sordu. Sanki İngilizce konuşamıyormuşum gibi. Ben de "Çok teşekkür ederim." dedim. Ben de "Tamam, şimdi iyi bir şey yapmalıyım." dedim. "Ona bir şey vereceğim." "Peynirimi ister misiniz?" "Çok teşekkür ederim." dedi.
O da "Nerelisin?" diye sordu. "Londralıyım, siz nerelisiniz?" "Ne?" dedi. "Sen mi? Bu kılık kıyafetle? Londra’dan?" Uzaklara bakıyor ve garip bir şey yapıyordu. Orada oturdu, "Özür dilerim, özür... özür dilerim." dedi. Ben de ona "İyi misin?" diye baktım. O da, "Evet, ama hakkında berbat şeyler düşündüm ve özür dilerim." Ben de ona dedim ki, "Bunları söylemedin. Tamam mı? Sorun yok yani. Merak etme." Uzun lafın kısası, 4 saatten fazla konuştuk. Depresyonda olduğunu, yaşamak istemediğini söyledi. Kötü bir adam olduğunu falan.
Ben de ona; "Hayır, herkes böyle anlar yaşayabilir, ama Tanrı'ya dua ediyoruz." "Kime dua ediyorsun?" "Kime ulaşıyorsun?" Dedi ki; "hiçbirine inanmıyorum." Dedim ki, "Bu durumda olduğunuzda Sığındığınız birisi veya bir şey vardır." Dedi ki, "Annem ve babamın bir resmi var. Bazen ona ağlıyorum ve "Anne, bana yardım et" diyorum. 40 yaşında acı çeken bir adam. Ona dedim ki, "Tamam. Annen dindar mıydı?" "Evet" dedi. "Eskiden çok dua ederdi." "Annen kime dua ederdi?" diye sordum. "Tanrı" dedi. Dedim ki, "Bir dahaki sefere böyle hissettiğinde Annenin dua ettiği kişiye dua etmeye ne dersin?" Ve sanki kafasında bir ampul yanmış gibiydi. "Evet, haklısın. Haklısın.
Tamam." Çantamda da İngilizce bir Kuran vardı, Allah'ın izniyle, ben de ona verdim. Ve bu koca adam, hani, koca İngiliz adam uçaktan "Teşekkürler. Teşekkürler." diye diye indi. Yani subhanAllah, insanların yardıma ihtiyacı var. Aracı, vesile olmak zorundayız. ve kendini bunu yapmaya adayanlar da var.. Gençlerle ilgileniyorlar, onlarla gurur duymamızı Ve onlarla neler yapabileceğimizi görmemizi sağlıyorlar gayrimüslimler ve şüphe içinde olanlar sorularını onlara sorabiliyorlar ve bu güzel bir gaye. Yaptığınız projelerden ve gelecek projelerinizden bahseder misiniz? Benim büyük projem, Müslümanların dünyaya karşı tutumunu ortaya koymak.
Temiz olmak nedir, iyilik nedir, onu şimdi nasıl canlandırabiliriz ve nasıl yaşayabiliriz? Elhamdülillah. Sanırım beni gerçekten etkileyen büyük projelerden biri Müslümanlara mirasımızın ne kadar büyük olduğunu, ve yeniden nasıl harika olabileceğimizi anlatmak. Elhamdülillah "Kutsal Toprakların Peşinde" adlı bir kitap yazdım. Allah'ın lütfuyla ben de başardım, sesli bir kitap haline getirdim ki insanlar dinleyebilsin. İnternetten. Ve böylece bir yapımcıyla çalışarak Kitabımı oyun haline getirdik ve sahneledik. Adı "Kazara Müslüman" Çoğu gayrimüslim 900 kişinin önünde oynadık Edinburgh Fringe Festivali'nde.
Bilirsiniz, İslam'ı olduğu gibi göstermeyi seviyorum, kalpte tesir ve toplum üzerinde olumlu etki oluşturur. Dünyadaki tüm gayrimüslimlere konuşma şansınız olsaydı, Ve bir dakikanız olsaydı, ne söylemek isterdiniz? Oh şimdi evde oturuyorsun, böyle olur ya Neden hayatta olduğunu bilmediğiniz zamanlar. Üzüntü, kayıp ve keder yaşadığınız zamanlar olur, eskisi gibi eğlenemezsiniz.. Acınız vardır ve bazen Neden hayatta olduğunuzu bilmezsiniz, ve birinden size yardım etmesini beklersiniz, ama nasıl soracağınızı bilmezsiniz, ve her şey garip ve gerçek dışı gibi gelir. Allah birdir. Böyle hissettiğinizde bir güle bakın, Bahçedeki bir güle bakın ve ondan bize gelen o güzel kokuyu hatırlayın.
Böyle hissettiğinizde, arılara bakın ve balın ne kadar lezzetli olduğunu düşünün. Ve aynı zamanda bir şifa olduğunu. Bize ihsan edilen doğadaki şeyler düşünün. Yağmurun toprağa karışmasının ne kadar güzel bir şey olduğunu, ağaçların köklerini, ve sonra ağaçların yaprak ya da çiçek açmasını, Ve sonra yiyebileceğimiz bir meyve çıkmasını, ki bizim için faydalıdır. Böylece Rabbinizin sevgi dolu ve yardımsever varlığını hissedin. Bizimle birlikte olduğunuz için teşekkürler Lauren Hanım. Başka projelerde de buluşacağız. İnşaallah. Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu.
Esselamu aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu Bismillahirrahmanirrahim Adım Lauren Booth. Bir gazeteci, yazar ve oyuncuyum. 1967'de Hampstead, Kuzey Londra'da doğdum. Annem modeldi, babam aktördü, ve 20 yaşıma kadar Londra'da kaldım. Oyunculuk okuyordum. Bu benim büyük bir hayalimdi. Hollywood'a gitmek istiyordum. Ve yedi yıl oyunculuk yaptıktan sonra, 1997'de gazeteci olarak yeniden eğitim aldım. Ayrıca televizyona da çok çıktım. Sky News'e mesela. Gazetecilik yapıyordum. Daily Mail gibi gazeteler için çalışıyordum. Beni yargılamayın. "The Mail on Sunday" BBC ve Channel Five için bir şeyler yaptım, birçok TV, radyo programlarına ev sahipliği yaptım. 2010 yılında İslam'ı kabul ettim.
Ve bu, Filistin'e yapılan bir dizi yolculuktan sonraydı. ve oradaki insanlarla tanışmanın sonrasında. Önce gazeteci sonra bir aktivist olarak gittim. İslam'ı ilk nasıl duydunuz? Sanırım ilk kez gerçekten İslam'dan haberdar olmam 2001'de, 11 Eylül'den sonraydı. Görüntüleri izlediğimi hatırlıyorum. Uçakların İkiz Kuleler'e girdiğini gösteriyor, ve küçük bir çocukla oturmuş düşünüyordum, Bunun bedelini hangi yoksul ülke ödeyecek? Ve ben zihnimde hep bir sosyalist ve solcuydum, ve anlıyordum ki Batı'nın bazı insanlarla güç için bir savaşı vardı. Diyordum ki, “Bunun bedeli olayla alakası olmayan Yoksul bir ülkeye ödettirilecek. Amerika kendisini iyi hissedebilsin diye. Bingo. Afganistan.
Eğer İslam Batı için bir tehdit olsaydı, 1400 yıldır var. ve milyarlarca insan ona mensuptu. Batı'yı ele geçirebilir ya da korkunç şeyler yapabilirlerdi. Yani, bir grup Müslüman toplanıp bir şey yaptı diye Tüm İslam dünyası bundan sorumlu tutulamaz. Peki nedir bu? Bu, müslümanları etkilemek ve onlara zarar vermek için alınmış siyasi bir karar. Ve ben bunun arkasında durmadım. Vicdanım el vermedi bunun arkasında durmaya. Bir gazeteci olarak Filistin'de pek çok kez bulunduğunuzu biliyoruz. Oraya gitmeye ilk olarak neden karar verdiniz? Sırtımda bir el hissettim, görünmez bir el. Beni Filistin'e doğru itiyordu. Bunun için bir açıklamam yok. Arapça bilmiyordum.
Hiçbir Filistinliyi tanımıyordum, ama gerçekten sırtımda bir elin olduğunu hissettim, "Filistin'e git, Filistin'e git, Filistin'e git." Ve kendimi Batı Şeria'da hazırlıksız tek başıma buldum. Bize Filistin'deki deneyimlerinizden bahsedebilir misiniz? Bence bunu anlamak gerçekten çok önemli. Kutsal Topraklar'a bir Hristiyan olarak gittim, ve İsa Mesih'in adımlarında yürüyeceğim için çok heyecanlıydım. Benim için bir hac yolculuğu gibiydi. Her yerde, "Aman Tanrım, İsa burada olabilirdi." İnanılmaz bir şeydi. Kudüs'e, haçı sürüklediği yere ve Kutsal Kabir'e gitmek zorunda kaldığı yerde olmayı beklemiyordum.
ve "Aman Tanrım, İsa buradaydı." "İnanılmaz." "Gerçekten oldu." Ama Orta Doğu'da gittiğim her yerde, Hıristiyan bölgelerine göz kulak olanlar Müslümanlardı. Bu gerçekten kafamı karıştırmıştı. Örneğin, İsa' (a.s.)’ın Cüzzamlıları iyileştirdiği yer. Lübnan’da bir mağara. Ve mağaraya bağlı da bir kilise var. Kapısını açan adam da bir Müslüman. Ben de "Tamam, anahtar neden sende?" diye sordum. "Nesillerdir ailemde." dedi. "Sana bir şey sorabilir miyim?" dedim. "Evet" dedi. Dedim ki, "Ailen onları Hıristiyanlardan mı çaldı? Belki de almak için Hıristiyanları öldürdüler." "Bu konuda pek bir şey bilmiyorsun." dedi. "Hayır. Hıristiyanlar bu konuda bize güveniyor.
Çünkü biz de İsa'yı önemsiyoruz." İlk kez böyle bir şey duydum. Ben de "İsa senin peygamberin mi?... Pekala." Müslümanlar da onun hakkında çok fazla şey biliyor gibi görünüyor. Müslümanlar İsa hakkında çok şey biliyor. İki hafta boyunca harika bir yolculuk yaptım. Yaşadığımız dünyanın böyle bir yer olması beni şok etti, Orta Doğu için söylenen her şeyin yalan olduğunu anladım. İslam'a karşı herhangi bir önyargınız var mıydı? Eğer varsa nasıl geçti? Mahmoud Abbas'la buluşacağım zaman.
Yani ben, genellikle partiler hakkında yazan Batılı bir gazeteciydim, "Aman Tanrım, silahlı büyük bir Arap, silahlı daha büyük bir Arap." Sonra asansörde olduğumu hatırladım, ve Arap muhafızlardan biri gitti, bilirsin, *Arapça taklidi* Kulağıma böyle geldi. Ve zihnimin bana verdiği çeviri Büyük harflerle "Beyaz kadını sonra öldüreceğiz" yazıyordu. Tamam. Ve fark ettim ki, "Aman Tanrım" Her şeyi anladım. Buraya gelebilecek kadar adil bir insan değilim. Kesin bir önyargım var. Filistinli birinden daha çok korkuyorum. Silahlı bir İsrailliden çok, silahlı bir Filistinliden korkuyorum. Nedenmiş o? İkisini de tanımıyorum. Bu yüzden kendi önyargımı kabul etmek zorunda kaldım. Ama işte mucizeye bak.
Batı Şeria'da 72 saat tek başıma kaldıktan sonra, Herhangi bir kadını korumak için ölebilirdim. ya da çocuk veya erkek gösterdikleri sevgi ve nezaketten dolayı, ve hani o huzur dolu atmosferin sebebinin dinleri olduğunu fark ettim. Unutamadığınız bir anınız var mı? 2005 yılındaki yolculukta, yolculuğun sonunda Çantalar dolusu hediyelik eşyam vardı, ve benimle alışveriş yapan genç adama sordum, "Lütfen bana İngilizce bir Kur'an bulabilir misiniz?" O da "Tamam" der gibi baktı, Bir tane bile yazıldığını düşünmemiştim. Yani, neden biri tercüme etsin ki? Küçük bir Orta Doğu dini mi? Neden İngilizceye çevirme zahmetine girsinler ki? O yüzden bulmasını beklemiyordum.
O da "Kuran İngilizi" diye koşmaya başladı, “Kuran İngilizi", ve geri geldi. Elinde İngilizce Kur'an var ve ben de "Tamam, harika." diyorum. Sonra bir baktım, 600 sayfa falan. “Bunu asla okumayacağım” diye içimden geçirdim. Sonra Kudüslü genç bir Şebab üyesine sorduğumu hatırlıyorum, "Borcum ne kadar?" Çünkü ondan alışveriş yapıyordum. Şöyle başladı, şöyle devam etti "Bu 100, *sayma sesleri*, ve 50, ..." "Ah, burada kazıklanacağım." dedim. "Cüzdanımı kurutacaklar." Ve sonra bunu yaptı ve dedi ki "Boşver gitsin." "Borcunuz yok." Ne? Dedi ki, "Sizden istediğimiz tek şey gittiğinizde Filistin'i unutmayın." "Bizi unutmayın." Evet, subhanAllah. Bu gerçekten etkileyici.
Peki Filistin'deki en şaşırtıcı olay neydi? Mesela ben, Ocak ayıydı. Orta Doğu'da havanın soğuk olduğunu bilmiyordum, Bu yüzden montum yoktu. Ramallah'ta sokakta yürüdüğümü hatırlıyorum. ve başörtülü yaşlı bir kadın bana bakıyor ve Arapça bir şeyler söylüyor. Sonra beni kolumdan tuttu "Bu bir kapkaççı nene olayı mı?" "Böylesi de mi varmış?" Ve beni bir aşağı bir yukarı süzdü, sonra beni bir odaya götürdü, gardırobu açtı, büyük bir palto çıkardı, bana giydirdi ve "Yallah" dedi. Ben de "Ama, ne?" dedim. Numarasını yazdı ve "Al bakalım" dedi. Ben de "Ne?" dedim. Bu paltoyla yürüyüp gidebilirim. Dolabında paltosu varken mahallesindeki bir yabancının üşümesine katlanamazdı.
Ne demek istediğimi anlıyor musun? Allahu Ekber. Ve gittiğim her yerde böyle bir yumuşaklık vardı, Her şeyin en iyisini yapma yeteneği. Beni gerçekten etkileyen şey, o zamanlar Fransız usulü bir çiftlik evim vardı, içine ahır inşa ediliyordu. Yüzme havuzum vardı, bir dönümlük bahçem vardı. Güzel çocuklarım, harika bir kocam ve her şeyim vardı. Ama bir şey ters giderse, içten içe rahatsız olurum. Yani, editör yaptığım işten memnun değilse, ohoo, bütün ev kargaşa içindeydi. "Aman Tanrım, stres altındayım. Stres altındayım." Biliyorsunuz, küçük bir şey.
Her şeyin mükemmel olması gerekiyordu, yoksa sakin değildim Ve bu insanlar, ordu tarafından öldürülen çocuklar, işgalciler tarafından alınan evler... Sadece bölgelere yapılan günlük zulüm ve baskı Ama onlar hala “Selam, barış” diyorlar. "Nasılsın?" "Yemeğimizden biraz al." Ve bu "sakinlik" vardı. Ben de onlara "Neden bu kadar cömertsiniz?" diye sordum. "Neden yaşadıklarınızı dert etmiyorsunuz?" Onlar da "Bu kitaptan, Kur'an’dan dolayı" dediler. "Allah her şeyi yoluna koyacaktır." Peki İslam'a ne zaman gerçekten yakın hissettiniz? 2008 yılında bir gayrimüslim olarak hatırlıyorum, Kuşatmadaki Gazze'de o insanlarla mahsur kaldım. Bugün hâlâ kuşatma altındalar.
Euzübillah, Ramazan ayıydı ve gördüm ki insanlar birbirleri için iyi şeyler yapıyorlardı, Fakir olsalar bile. Ben de bir gün düşündüm ki, bir iyilik yapayım. ve Refah kampındaki bir aileye biraz kuzu eti götüreyim. Yemeği mülteci kampındaki Müslüman bir aileye götürdüm. Anne kapıyı açtı "Tafaddhal, Selamun aleyküm!" Nur doluydu. Ve bir hücrede yaşıyordu. Yiyecek bir şey yok, içecek bir şey yok. Ben de ona "Neden oruç tutuyorsun?" diye sordum. Dedim ki, "Tanrının seni sevdiğini sanmıyorum." "Bunu söylediğim için üzgünüm. Sanmıyorum." "Neden bir Gazzeliyi 30 gün boyunca susuz bırakıyor?" "Ne yani 31. günde olacak mı?" "Hayır." dedi. "Peki, o zaman ne olacak?" dedim.
"Gazze'de 30 gün boyunca aç kalıyorsunuz. 31. gün, buzdolabınız dolacak mı?" "Hayır, dolmayacak." dedi. Dedim ki, "O zaman senin Tanrın seni sevmiyor." "Oruç tutman için bana bir neden söyle." Ve dedi ki, hiçbir şeyin olmadığı bir odada, "Ramazan ayında yoksulları hatırlamak için oruç tutuyorum." Ve o anda düşündüm ki, Eğer İslam buysa, bırakın Müslüman olayım. Çünkü o gün hiçbir şey vermediğinde bile Tanrı'ya minnettar olup, inanabileceğiniz bir inanç varsa Eğer tek kase yemeğinizi bir yabancıya verebildiğiniz bir inancınız varsa Aman Tanrım. Vay canına. Aradığım şey bu olmalı. Size Kur'an verdiklerini söylediniz peki sonra ne oldu? Okudunuz mu?
Kur'an-ı Kerim'i bana hediye ettiler, ve bir gün çocuklarım işteyken açtım ve düşündüm ki, "Tamam, ellerimi yıkayacağım." "Ellerini yıkadıklarını biliyorum." Ve bu çok ciddi bir kitap. Ciddiye aldım. İnanmasam da bir kutsal kitaptı. "Gerçek bir kutsal kitap olabilir. O yüzden saygıyla okuyayım." Ben de Fatiha'yı okudum ve düşündüm, "Tamam, bu İsa’nın “Tanrı'nın Duası” öğretisi gibi." Aynı şey. Sadece Tanrı'ya ibadet edin, sadece O'ndan isteyin, Yalnız O’na teşekkür et. Kötü olma, iyilik yap. Ben bunlara karşı olumluydum. Fatiha Suresi iyiydi. Benim Hristiyan inançlarımla uyumluydu. Ama sonra Bakara Suresi geldi.
Ve şu meale yakın bir kısma gelmiştim: "İçlerinde Mümin olduklarını söyleyenler vardır, ama onların kalplerinde ikiyüzlülük vardır Ve Allah yalancılardan nefret eder." Yani, temelde beni ikiyüzlülüğümle suçluyordu. Ve bana cehennem ateşine gideceğimi söyledi. Çünkü Tanrı'ya inanıyordum ama bu konuda hiçbir şey yapmıyordum, ve kötü kararlar veriyordum ve iyi bir insan değildim ve ibadet etmiyordum ve bundan rahatsız değildim ve yalan söylüyordum. Kur'an'ı kapattım ve "Aman Tanrım" diye düşündüm. Böyle, soğuk bir his vardı içimde. Sıcak bir gündü ama tam bir dehşetti. ve benim için Kur'an dehşet vericiydi.
Ben de onu aldım ve yüksek bir rafa koydum ve düşündüm, "Vay canına, iyi insanlar, ama kötü kitap." Çünkü Tanrı'yı daha önce hiç bu kadar kızgın görmemiştim. Müslümanlardan hiç tebliğ aldınız mı? Aslında yolculuğum sırasında bir yerden tebliğ aldım. Bana karşı çok özel davranan bir grup insan vardı. Kim olduklarını biliyor musun? Somalili taksi şoförleri. Iskalamazlar. “La la, la, la, la” diye tebliğ etmiyorlar. Ve onları bana tebliğ ederken buldum. Bu yüzden "Esselamu Aleyküm" derdim onlara. Çünkü Filistin'deydim ve bu bir tür selamlamaydı. "Aleykümselam, Müslüman mısınız?" Hayır, ama ilgileniyorum. Aman Tanrım. Dikkatli olun çünkü Orada kamyon dolusu tebliğ verecekler size.
Şurada şoförünüzden bir hutbe alacaksınız. Ve dinlemesi gerçekten keyiflilerdi. Ve şöyle derlerdi: "Peygamberimizin Hz Aişe’ye dediği gibi..." Muazzam şeyler öğreniyordum, Bu harika adam 1400 yıl önce yaşamış. Arap çölünün birinde, okuma yazma bilmezdi, Ama insanlara kendilerini değiştirmeyi öğretti ve dünyayı değiştirdi. Ve Hz Muhammed'e (s.a.v.) hayran oldum. İslam'ı kabul etme yolunda attığınız son adım neydi? 2007'de Islam Channel’dan bir iş teklifi aldım. Çünkü Filistinlilerin adaletini savunuyordum, ve ayrıca Irak halkı için.
Ve Islam Channel’dan Muhammed Ali bana iş teklif etti ve ben de dedim ki, "Birkaç şartım var." "Birincisi, bana İslam'dan bahsetmeyin." "Çünkü bence burası çok güzel ve sizler de çok iyisiniz. Ama İslam benlik değil." "Ve ikincisi, sizin kanalınızda başörtüsü takmayacağım." "Çünkü kadınları aşağıladığını ve kısıtladığını düşünüyorum. Ve ikiyüzlülük yapmak istemiyorum." O da dedi ki, "Müslüman olup olmayacağınıza Allah karar verecek." "O benim elimde değil." Ben de dedim ki, "Hayır, Müslüman olmam mümkün değil, asla, ben olamam." Muhammed Ali de "Belki olabilirsin" dedi. "Olmayacağım" dedim. O da "Allah bilir" dedi. "Tamam" dedim. "Peki ya başörtüsü?" diye sordum.
Dedi ki, "Tamam, başörtüsü takmayın, Ama lütfen mütevazı giyinin, biz de kabul edebilelim." Bu, dünyayı gezmeye başladığım anlamına geliyordu, konuşmacılarla, şeyhlerle röportaj yapmak, bağlantılar kurmak. Daha fazla Müslüman'a ve İslam hakkında konuşan daha fazla insana. Ben de 2010 yılında İran'a gazeteci olarak gittim, El-Kürd devlet mitingini haber yapmak için. Benim için bu, her zaman Filistin'le ilgiliydi. İran'daydım ve Kum'a ulaşmıştık, Bir seyahatteydik ve Ramazan ayıydı. Ve bu camiye girdim. Ve camiye girdiğimde, "Tamam" diye düşündüm. Sanırım tam bir abdest almış olabilirim, ama kesinlikle, Yani evet, yol arkadaşımla abdest aldım.
Ve eşiği geçtiğimde, bir dua ettim "Allah'ım, bana verdiğin her şey için çok şükürler olsun. Senden başka bir şey istemeyeceğim. Lütfen Filistin'e yardım et." Sonra etrafa bakmaya ve gizlice rapor vermeye gittim. Yanımdaki IPhone için "Özel bir nimetmiş demek ki" diye düşündüm. Ramazan ayında bir İran türbesindesin. Harika bir hikayen var. Tüm dünyaya satabilirsin. Yani dindar bir ruh halinde değildim. "Ben Müslüman olmak istiyorum" demedim. Meraktan ve belki birkaç gizli fotoğraf için içeri girdim. Ama ana alana geldiğimizde oturdum. Sanki huzurlu bir şelalenin altında oturuyordum. Sanki tüm endişelerim beni terk etmiş gibiydi. Kalbim tamamen huzur içindeydi. Kendi adımı bile bilmiyordum.
Kesinlikle Lauren Booth değildim. Şu kendini geliştirme, baştan yaratma, özsaygı saçmalığı, her neyse, gitmişti. Muazzam bir duyguydu ve kıpırdamak dahi istemedim. Ve böylece geceyi camide geçirdim. Abdest aldım ve sabah namazını kıldım. Ve biliyordum, o noktada kalbimde Müslüman olduğumu biliyordum. O noktada Tanrı'nın tek olduğunu ve Hz. Muhammed’in de peygamberliğini yüzde yüz, yüzde yüz biliyordum. Sonra ne oldu? Etrafınızdaki insanlar nasıl tepki verdi? Şehadet getirmeden Londra uçağına binmek istemedim. Ama kimseyi bulamamıştım çünkü uçağım sabah 6'daydı. Ben de Londra'da bir camiye gittim. Biliyor musun?
SubhanAllah, şehadet getirdiğimde "ashhadu..." *doof* Ağzımdan çimento parçaları dökülüyor gibiydi. Dilimden çıkan altın külçeleri gibiydi, "Eşhedü enla ilahe illallah" *doof* Sanki bir deprem olmuş gibiydi, "Eşhedü enne Muhammeden abduhu ve rasuluhu" *doof* Ben yere düştüm. Vay canına. Muazzamdı. Birden kendimi büyük bir pamuk yumağının içinde gibi hissettim. Pamuk yünü içinde olmak gibiydi. Böyle tüylü tüylü. Ve her şey uzaklara gitti. Ertesi gün çocuklarımı okula götürecektim, önümden koşup gittiler ve ben de evden çıktım. "Başörtünü takmamışsın" diye düşündüm. Sonra da "Hadi ama, şu an İran'da değilsin." dedim.
"Başörtünü takmamışsın, başörtünü takmamışsın, örtünmedin.” Ve evimin ön kapısından çıkamıyordum. Gidip birinin bana verdiği atkıyı bulmalıydım. Ve hakikaten çok garip bir tarzda giyinip kızları okula atkıyla götürdüm. "Anne, neden başörtüsü takıyorsun?" diye sordular. "Hava soğuk." dedim. "Çok sıcak" dediler. "Neyse ne, oyna dışarıda" dedim. Ve okula gittiğimde, oradaki babalardan biri Jewish Chronicle için çalışıyordu, "Büyük haber” dedi bakışıyla "İşte şimdi başım belada." dedim. O da "Evet." der gibiydi. Sanki bütün duaları aynı anda kabul olmuş gibi. Ama umursamadım. Eve gittim ve yedi gün içinde her şey değişti. Dua etmek istedim. Allah'a yönelip ağlamak istedim.
Müslümanlardan gördüğüm gibi başımı yere koydum, ve iki şeyi tekrar tekrar söyledim. Sadece "Teşekkür ederim." ve "Özür dilerim." "Bana bu hayatı verdiğin için teşekkür ederim, Bana sahip olduğum tüm sevgiyi verdiğin için, Farkına henüz varmadığım her şey için." İşte, "Güzel kızlarım için. Aşkı yaşadım, birçok imkanım oldu, iyi bir ailem oldu." "Seni tanıyorum ve sana teşekkür ederim." Devam ettim, "Özür dilerim, çok özür dilerim” Ve yaklaşık bir hafta boyunca çok ağladım. Sonunda Kur'an'ı tekrar elime almak zorundaydım ve bu korkutucuydu. Bir Cuma günü şehadet getirdim. Çocuklarım babalarıylaydı, boşanmıştık ya da ayrıydık. Ve o Cuma gecesi, "Tamam, harika, çocuklar yok." dedim.
Şehadet getirdim, eve gittim ve oturup şöyle dedim, "Hmm, Cuma akşam. Erkek bir arkadaşımı arayayım." Ha, ama yapamazsın yani, hani… Anlarsın ya. "Bir sigara içeyim." Ama dua edeceğimi düşününce, O kadar da sigara içesim gelmedi. Sonra buzdolabıma gittim ve bir şişe şarap vardı. "Anlaşıldı, bu hayat sıkıcı olacak." dedim. Yani yapacak hiçbir şey yoktu. Kur'an'ı tekrar elime aldım ve şöyle dedim, "Allah'ım, Ey Allah’ım, ne olur bu işin sonu iyi bitsin. Lütfen bu cehennemlik olduğum anlamına gelmesin. Bunu yanlış anlamama izin verme. Sana güveniyorum. Ve Kur'an sadece "Hoş geldin, nerelerdeydin?" dedi.
"Allah seni seviyor." "Doğru kararı verdin." "Ve her şey yoluna girecek." Gerçekten inanılmaz, Peki ailenizin tepkisi nasıl oldu? Ailem bunu öğrendiğinde yaygara kopacak diye düşündüm. Müslüman olmuştum ve annem çok alay ediyordu. "Delilere katıldın, çılgınların arasına katıldın, terörist mi olacaksın?" Çok korkuyordu ama ben daha iyi bir evlat oldum. Hayatının son yıllarında onu sevmek ve İşleri yoluna koymak için hakikaten çok çabaladım. Ve babam da korkuyordu. "Özgür bir kadınken neden böyle giyinesin ki?" "Neden bir adamın sana bunu giydirmesine izin verdin?" "Çünkü Tanrı kapanmanı istemiyor. Erkekler sana bunu giymeni söylediler." "Bunu Allah için giyiyorum, tamam mı?" dedim.
O da "Ama Tanrı'ya her türlü ulaşabilirsin. Bu şekilde gitmek zorunda değilsin." Bu yüzden evliliğim konusunda endişeliydi. "Köle gibi mi davranacaksın?" İşte, "Hizmetkar olabilirsin" "Halbuki bütün kızlarım güçlü kadınlardır" dedi. "Anlamıyorsun." dedim ben de. Ama SubhanAllah, babamla ölüm döşeğindeyken Konuşma şansım oldu.. SubhanAllah ve ona Fatiha okudum, Elini tutup gözlerinin derinliklerine bakabildim. ve O'nunla Allah sevgisini ve o maneviyatı paylaşabildim. Ve Tanrı'nın tek olduğunu söyledi. ve Hazreti Muhammed son peygamberdir ve Hazreti İsa da peygamberdir. Ve... Allah en iyisini bilir. Arapça söylemedi ve ben de zorlamadım.
Ama o bana hep şöyle derdi, "Tek bir Tanrı vardır, Hazreti İsa da peygamberdir." Ve dedim ki, "Hazreti Muhammed büyük bir adamdı. bir peygamberdi." "Tamam, onun peygamberliğine inanıyorum." dedi. Vefatından sonra onunla ilgili çok güzel bir rüya gördüm, Üç tane imam tarafından yıkanıyordu ve nur doluydu. Allah bilir artık. O dönemde bir İngiliz haber kanalında çalışıyordunuz. Ne oldu orada? Sky News'e başörtülü olarak gittiğim ilk sabah çok eğlenceliydi. Çünkü, bilirsiniz, hepsi çok havalı müşteriler olmak için eğitilmişlerdir. Stüdyoya her türlü insan giriyordu Ama herkesin "Aman Tanrım, gördünüz mü?" dediğini görebilirdiniz. Yanından geçerken, "Merhaba Lauren" der gibiydi.
Arkamda neler olduğunu görebiliyordum. İki gün sonra telefon; "Lauren, bazı şeyleri değiştiriyoruz." "Artık sana ihtiyacımız olmayacak." Bitti. Beni bir daha asla kullanmadılar. Şimdi, Sky News'de tesettürlü birileri var mı? Evet, maşallah. Haberlerde var mı? Evet, var. Peki hiç müslüman olanını gördünüz mü? Birini söyle. Şimdi bu, haber dünyasının sahip olduğu bir mücadele. İslam'ı ve Allah’ı kabul ettiğiniz için, medya standartlarına göre ya bunalıma girdiniz ya da bunalıma girdiniz. Öyle bir şey olduğunu bile sanmıyorum. Bir anda, “Herkese günaydın. Ben Lauren Booth Ve bu arada Allah’ın ilah olduğuna ve Hz.
Muhammed’in son peygamber olduğuna inanıyorum” Diyen birini nasıl düşünebilen, Akıllı biri olarak sunabilirler ki? "Şimdi de hava durumuna…". Bunu yapamazsın. Başörtüsü takan kahverengi tenli insanlar olabilir çünkü "Ha bu onların garip gurup geleneği." Ama eğer haber dünyasındansanız, Tanrı ve İslam hakkında sohbet etmeden Müslümanlara yaptıklarımızı konuşmadan ve Müslüman dünyasına yaptıklarımızdan bahsetmeden Nasıl normalleştirilebilir ki? ve ben artık gittiğim her yerde bu gerçeği, açıkca anlatıyorum. Elhmadülillah. Çevrenizde İslam’la tanışıp hayatlarını değiştiren insanlar oldu mu? Birkaç yıl önce Katar'dan dönerken bir uçaktaydım, Önümdeki adam yelek giymiş bir İngiliz'di.
Alkol kokuyordu ve dazlaktı. "Lütfen Tanrım, 4 saat boyunca yan yana oturmak istemiyorum." dedim. Benim biletim 21G, onunki 21F. Gidip oturduk ve bunun üstesinden gelmem gerekiyordu. O da bana pislikmişim gibi bakıyor. Bana "Öğk" der gibi bakıyor. Yemek geldi ve o şöyle dedi, "Evet, bir votka alacağım ve bir bira içeceğim ve hepsi bu." Ve ben de "Öğk" der gibi baktım Sadece bir bardak su aldım, "Allah'ım affet, bu şimdiye kadarki en kötü uçuş." Sonra da "Su ister misiniz?" diye sordu. Sanki İngilizce konuşamıyormuşum gibi. Ben de "Çok teşekkür ederim." dedim. Ben de "Tamam, şimdi iyi bir şey yapmalıyım." dedim. "Ona bir şey vereceğim." "Peynirimi ister misiniz?" "Çok teşekkür ederim." dedi.
O da "Nerelisin?" diye sordu. "Londralıyım, siz nerelisiniz?" "Ne?" dedi. "Sen mi? Bu kılık kıyafetle? Londra’dan?" Uzaklara bakıyor ve garip bir şey yapıyordu. Orada oturdu, "Özür dilerim, özür... özür dilerim." dedi. Ben de ona "İyi misin?" diye baktım. O da, "Evet, ama hakkında berbat şeyler düşündüm ve özür dilerim." Ben de ona dedim ki, "Bunları söylemedin. Tamam mı? Sorun yok yani. Merak etme." Uzun lafın kısası, 4 saatten fazla konuştuk. Depresyonda olduğunu, yaşamak istemediğini söyledi. Kötü bir adam olduğunu falan.
Ben de ona; "Hayır, herkes böyle anlar yaşayabilir, ama Tanrı'ya dua ediyoruz." "Kime dua ediyorsun?" "Kime ulaşıyorsun?" Dedi ki; "hiçbirine inanmıyorum." Dedim ki, "Bu durumda olduğunuzda Sığındığınız birisi veya bir şey vardır." Dedi ki, "Annem ve babamın bir resmi var. Bazen ona ağlıyorum ve "Anne, bana yardım et" diyorum. 40 yaşında acı çeken bir adam. Ona dedim ki, "Tamam. Annen dindar mıydı?" "Evet" dedi. "Eskiden çok dua ederdi." "Annen kime dua ederdi?" diye sordum. "Tanrı" dedi. Dedim ki, "Bir dahaki sefere böyle hissettiğinde Annenin dua ettiği kişiye dua etmeye ne dersin?" Ve sanki kafasında bir ampul yanmış gibiydi. "Evet, haklısın. Haklısın.
Tamam." Çantamda da İngilizce bir Kuran vardı, Allah'ın izniyle, ben de ona verdim. Ve bu koca adam, hani, koca İngiliz adam uçaktan "Teşekkürler. Teşekkürler." diye diye indi. Yani subhanAllah, insanların yardıma ihtiyacı var. Aracı, vesile olmak zorundayız. ve kendini bunu yapmaya adayanlar da var.. Gençlerle ilgileniyorlar, onlarla gurur duymamızı Ve onlarla neler yapabileceğimizi görmemizi sağlıyorlar gayrimüslimler ve şüphe içinde olanlar sorularını onlara sorabiliyorlar ve bu güzel bir gaye. Yaptığınız projelerden ve gelecek projelerinizden bahseder misiniz? Benim büyük projem, Müslümanların dünyaya karşı tutumunu ortaya koymak.
Temiz olmak nedir, iyilik nedir, onu şimdi nasıl canlandırabiliriz ve nasıl yaşayabiliriz? Elhamdülillah. Sanırım beni gerçekten etkileyen büyük projelerden biri Müslümanlara mirasımızın ne kadar büyük olduğunu, ve yeniden nasıl harika olabileceğimizi anlatmak. Elhamdülillah "Kutsal Toprakların Peşinde" adlı bir kitap yazdım. Allah'ın lütfuyla ben de başardım, sesli bir kitap haline getirdim ki insanlar dinleyebilsin. İnternetten. Ve böylece bir yapımcıyla çalışarak Kitabımı oyun haline getirdik ve sahneledik. Adı "Kazara Müslüman" Çoğu gayrimüslim 900 kişinin önünde oynadık Edinburgh Fringe Festivali'nde.
Bilirsiniz, İslam'ı olduğu gibi göstermeyi seviyorum, kalpte tesir ve toplum üzerinde olumlu etki oluşturur. Dünyadaki tüm gayrimüslimlere konuşma şansınız olsaydı, Ve bir dakikanız olsaydı, ne söylemek isterdiniz? Oh şimdi evde oturuyorsun, böyle olur ya Neden hayatta olduğunu bilmediğiniz zamanlar. Üzüntü, kayıp ve keder yaşadığınız zamanlar olur, eskisi gibi eğlenemezsiniz.. Acınız vardır ve bazen Neden hayatta olduğunuzu bilmezsiniz, ve birinden size yardım etmesini beklersiniz, ama nasıl soracağınızı bilmezsiniz, ve her şey garip ve gerçek dışı gibi gelir. Allah birdir. Böyle hissettiğinizde bir güle bakın, Bahçedeki bir güle bakın ve ondan bize gelen o güzel kokuyu hatırlayın.
Böyle hissettiğinizde, arılara bakın ve balın ne kadar lezzetli olduğunu düşünün. Ve aynı zamanda bir şifa olduğunu. Bize ihsan edilen doğadaki şeyler düşünün. Yağmurun toprağa karışmasının ne kadar güzel bir şey olduğunu, ağaçların köklerini, ve sonra ağaçların yaprak ya da çiçek açmasını, Ve sonra yiyebileceğimiz bir meyve çıkmasını, ki bizim için faydalıdır. Böylece Rabbinizin sevgi dolu ve yardımsever varlığını hissedin. Bizimle birlikte olduğunuz için teşekkürler Lauren Hanım. Başka projelerde de buluşacağız. İnşaallah. Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu.