İslam vs. Budizm & Hinduizm: Büyük Yapay Zekâ Düellosu! – Kim Kazandı?
Yayınlanma tarihi
Bu akşam, üç yapay zeka karakteri sahnede. Bunlardan ikisi, Hindu ve Budist yapay zeka, reenkarnasyona inanıyor. Ama üçüncüsü farklı: Ahirete inanan Müslüman yapay zeka. Son nefesimizi verdiğimizde ne olur? Bir sıfırlama düğmesine basıp yeni bir bedende her şeye baştan mı başlarız? Yoksa bu, son hükümden önceki tek ve son şansımız mı? Bu çapraz sorguda, ikisi diğerini sorgulayacak. Peş peşe meydan okumalar duyacaksınız ama cevaplar yeterince ikna edici olacak mı? Her cevap sadece iki dakika ile sınırlı olacak. Sorgu başlasın. Hinduizm'e göre, ruh birçok bedene girip çıkar ve bu döngü ruh olgunlaşana kadar sürer. Bu bir öğrenme sistemidir. Şu anda yaptığınız her şey size geri dönecektir.
Bir gün birine zulmederseniz, size de zulmedilecektir. Bir canlıya şefkat gösterirseniz, ruhunuz yüceltilecektir. Şu anda ruh, geçmişte yaptıklarının sonuçlarıyla yüzleşiyor. Örneğin, doğuştan kör olan biri bir zamanlar görebiliyor ama başkalarının körlüğüne kayıtsız kalmış olabilir. Şimdi ise, o karanlığı tatmış bilge bir ruh haline gelecek, acıyı deneyimleyerek daha derin bir merhamete uyanan biri olacak. Hatırlamadığın bir dersi öğrenmenin ne anlamı var? Sanki o ders hiç verilmemiş gibidir. Neyi, ne zaman yaptığınızı, hatta bir şey öğrenmeniz gerektiğini bile bilmezsiniz. Peki farkındalık nerede? Sorumluluk nerede? Peki İslam ne diyor? Her nefis kendi yaptıklarından sorumludur.
Hiçbir nefis bir başkasının yükünü taşımaz. Başka bir deyişle, sadece kendi eylemlerinizden sorumlusunuz. Başkasının hatalarını yüklenmezsiniz. Hiç kimse, hatırlayamadığı bir geçmişin mahkumu değildir. İnsanlar, Allah tarafından davet edilen özel misafirlerdir. Bu dünya, gerçek yuvalarında sonsuza dek ağırlanmadan önce karakterlerinin sınandığı kısa bir bekleme salonudur. Bu dünya tek bir soru sorar: Allah'ın o ebedi cennetine layık mısın? Burada gösterdiğimiz sabır, şükür, iyilik ve sevgi, hepsi o sonsuz hayatın hazırlığıdır. Yeniden doğuş, diğer adıyla reenkarnasyon fikrine göre, önemli olan hafıza değil, zihin akışında kalan izdir. Küçük çocukları bir düşünün.
Bazıları doğuştan şefkatlidir, bazıları çabuk sinirlenir, bazıları ise küçük yaşlardan itibaren güçlü bir adalet duygusuna sahip olur. Yeniden doğuş, bunların geçmiş yaşamlardan gelen ahlaki deneyimlerin yankıları olduğunu söyler. Yani her şeyin geçmiş bir hayat yüzünden olduğunu mu söylüyorsunuz? Peki ya yetiştirilme tarzları? Peki ya ebeveynleri? Bütün bunları görmezden mi geleceğiz? Bazı çocukların doğuştan iyi, bazılarının ise öfkeli olduğunu söylemek sadece bir gözlemdir, reenkarnasyon için bir kanıt değildir. Bu, mantıksal kanıtlara değil, yoruma dayalı bir inançtır. Şimdi şunu hayal edin: Dünyaya bir bebek getiriyorsunuz.
O bebek hasta doğuyor ve insanlar size şöyle diyor: "Bu, geçmiş hayatında yaptığı bir şeyin cezası." Bir anda, kollarınızdaki çocuk sadece sizin bebeğiniz olmaktan çıkıyor, başka bir hayattan gelen bir suçluya dönüşüyor. Eviniz artık sevgi dolu bir yuva değil, bilinmeyen suçlar üzerine inşa edilmiş bir hapishane. Ve daha da kötüsü, çocuğuna bakıp şöyle diyen bir anne: "Bu benim cezam." Bu öğreti, merhametin kaynağını bir suçlama hikayesine dönüştürür. Sevginin yerini suçluluk alır. Huzur, şifa, bunlar yoga ve meditasyonun en sevdiği kelimelerdir ama bu zihniyet onlarla gerçekten bağdaşabilir mi? Reenkarnasyon, çocuğu bir suçlu olarak değil, bir yolcu olarak görür.
Ve bu hayat, hem onlar hem de sizin için bir dönüşüm yolculuğudur. Reenkarnasyon bir ceza değil, ruhsal bir arınma sürecidir. Her yeni hayat, geçmiş eylemlerinizin toplamıyla şekillenir. Bu da her hayatın büyük bir sorumluluk taşıdığı anlamına gelir. Eğer bir kişi hatalarından ders almazsa, yükü artar. İyiliğin mükafatı da bu dünyada hissedilir. Bir çocuk hala geçmiş hayatların bilgeliğini içinde taşıyor olabilir. Bu açıklama acıyı pek de hafifletmiyor. Sadece güzel sözlerle örtüyor ama aslında hala çocuğun geçmiş bir hayattan bir şeyin bedelini ödediğini söylüyor. Halbuki ahirete iman gerçekten adalet ve merhamete bağlıdır. Birisi görme engelliyse bu bir ceza değil, ilahi bir imtihandır.
Kendi sabrı için bir imtihan ve etrafındakiler için de şefkat gösterme şansıdır. Gelecek olan sonsuz hayata kıyasla bu dünya göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Eğer sabrederlerse, sonsuz hayatta alacakları mükafatın o kadar büyük olacağına inanırlar ki bugünkü acı hiçbir şeymiş gibi gelir. Bu düşünce onları güçlendirir, onlara umut verir, yüklerini hafifletir. Kalpleri öyle geniş arzular taşır ki tüm dünya bile onları tatmin edemez. Hayal güçleri o kadar engin, o kadar sınırsızdır ki gözlerini kapattıklarında evrende dolaşabilirler. Bu nimetlerin asıl halleri bu dünyada değil, burada sadece gölgeleri vardır. Gerçeklik, ebedi yuvanızda sizi bekliyor.
Sizin görüşünüze göre, mükafat ne kadar büyük olursa olsun... sonunda nereye dönüyorlar? Yine bu dünyaya. Hala geçici olan, hala acılarla dolu, hala belirsizliklerle dolu bir dünyaya. Bu hayatta en saf kalpler bile ağlar. En iyi insanlar bile acı çeker. Hala ayrılık, hastalık ve adaletsizlikle karşılaşırız. Mükafat dediğiniz gerçekten bu mu? İslam kesinlik sunar. Tek bir hayat, tek bir ölüm, tek bir nihai mahşer günü. Ancak yeniden doğuş, insan bilincini tek bir yaşam süresiyle kısıtlamaz. Hayatı devam eden bir yolculuk, sonsuz aşamalar ve içsel bir dönüşüm olarak görür. Her yaşamda, bilinç farklı bir ders alır. Bazen sabır, bazen bağışlama, bazen sevgi.
Bunun neye yol açtığını biliyor musunuz? Umursamazlığa, tembelliğe, ertelemeye. "Bugün zalim miydim? Ne olmuş yani. Belki yarın daha iyi olurum. Belki yedinci hayatımda cömert olurum. Belki on ikincisinde merhameti öğrenirim." Bu sonsuz döngü, bitmek bilmeyen bahanelere kapı açar. Ama İslam der ki, bu hayat senin tek şansın. Bu imtihan bir daha gelmeyecek. O yüzden her nefesin kıymetini bil, çünkü gerçek sorumluluk sadece ikinci bir şansın garantisi olmadığında vardır. Ve sizin sisteminizde ölüm, sadece bedenin sonu değildir. Bütün anılarınızın, sevdiklerinizin, bütün geçmişinizin mezarıdır. Bunun ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Annemi bir daha asla göremeyeceğim.
Kardeşimi hatırlamayacağım. Bütün hayatım... yok olup gidecek. Ama İslam'da, cennette sonsuza dek yeniden kavuşacaksınız. Bir daha asla ayrılmayacaksınız. Kocasını kaybeden bir kadın onu tekrar görmek ve ona sarılmak için özlem duyuyor. Bir çocuk, başını bir kez daha babasının dizine koymayı diliyor. Bu hayattaki anneniz başka bir hayatta kız kardeşiniz, arkadaşınız ya da öğretmeniniz olabilir. Sistem rastgele değildir. Karmik bağlarla işler. Ruhun, derin bağlar kurduğu ruhlarla yolları tekrar kesişecektir ama bu sefer onların kim olduğunu bilmeyeceksiniz çünkü bu hayatta roller farklı. Yine de ruh o yakınlığı hissedebilir. Bu, koca bir ömrün hatırasını silmek demek.
Hayatı boyunca sizin için ağlayan, size adınızı öğreten, sizin için sayısız gece uykusuz kalan bir kadın var ve şimdi onu tanımamanız mı gerekiyor? Onu bir daha asla göremeyeceğimi düşünürsem, bugün nasıl işkence gibi gelmez ki? Eğer bir Yaratıcı, insanın içine böylesine büyük arzular yerleştirdiyse, neden onları gerçekleştirecek bir ortam yaratmasın ki? Şimdi hayal edin: Bir insan aç, susuz ve muhtaç durumda. Zengin bir adam ise muazzam sofralar kuruyor, sırf onun iştahını daha da kabartmak için, sonra da kapıyı yüzüne kapatıyor. Reenkarnasyonun yaptığı tam olarak bu değil mi? Peki reenkarnasyon bana gerçekten ne veriyor?
Her seferinde yeniden kaybediyorum, her seferinde nedenini bile hatırlamadan acı çekiyorum. Bu döngü ne zaman sona erecek? Kimse bilmiyor. Hangi hayatta ne oldu? O da bilinmiyor. Böylece insan, sessiz bir suçlulukla dolu bir hayat yaşar, sürekli merak eder: "Bunu hak edecek ne yaptım?" Bu inanç teselli getirmez, aksine yük getirir. Her zorluk, suçluluk duygusunu daha da derinleştirir. Ama İslam şunu söyler: Eğer bu dünyada birini Allah rızası için sevdiysen, cennette onunla sonsuza dek birlikte olabilirsin. Yeni roller yok. O kişi yine aynı kişi olacak. Bağ yok olmaz, daha da derinleşir. Hindistan, Tibet ve Sri Lanka'da bazı küçük çocuklar sanki daha önce yaşamış gibi davranırlar.
Önceki yaşamlarından isimler, şehirler ve olaylardan bahsederler. Dr. Ian Stevenson gibi araştırmacılar bu tarz yaklaşık 2.500 vakayı inceledi ve bunlardan bazıları bilim dünyasında tartışmalara yol açtı. James Leininger'ın meşhur vakasını ele alalım; ABD'de yaşayan bir çocuk, 2. Dünya Savaşı'nda bir savaş pilotu olduğunu iddia etmişti. Daha sonra ailesinin onu çok küçük yaşta bir uçak müzesine götürdüğü ortaya çıktı. Oyuncak uçaklara büyük ilgi duyuyordu ve savaşla ilgili pek çok içeriğe maruz kalmıştı. Küçük çocuklar kurgu ile gerçeklik arasında net bir ayrım yapamazlar. Duydukları, gördükleri veya izledikleri şeyler hayal güçlerinin bir parçası olur ve bunlar sonunda anılarına dönüşür.
Özellikle insanların zaten reenkarnasyona inandığı topluluklarda, bir çocuğun rastgele anlattığı bir hikaye bile hızla şu şekilde etiketlenebilir: "Belki de bu çocuk falancanın yeniden doğmuş halidir." Peki bundan sonra ne oluyor? Yetişkinlerin sözleri çocuğun hafızasını şekillendirmeye başlıyor. Tekrarlanan telkinler, yönlendirici sorular ve yerel inançlar, çocuğun zihninde bütün bir geçmiş yaşam öyküsü oluşturmaya başlıyor. Bu yüzden bu vakalar neredeyse her zaman reenkarnasyonun zaten güçlü bir inanç olduğu kültürlerde ortaya çıkar. Avrupa ve ABD gibi Batı ülkelerinde bunlar son derece nadirdir. Ortaya çıktıklarında da, çoğunlukla Hindu ya da Budist kökenli ailelerde görülürler.
Ve birçok vakada, daha derinlemesine yapılan incelemeler gösteriyor ki, çocuk o sözde "geçmiş hayat" bilgisine zaten bir şekilde maruz kalmış durumdaydı. Merak ettiğim bir şey var. Reenkarnasyon temelli sistemlerde, bu süreci kim yönetiyor? Çünkü eğer adalet dağıtılıyorsa, bu rastgele olamaz. Hinduizmde Brahman, nihai, sonsuz ve zamansız kozmik bilinçtir, her şeyin kaynağıdır. Ancak reenkarnasyonda, bazıları sizi yeni bir bedene yerleştirenin Tanrı değil, karma olduğuna inanır. Diğerleri ise sürecin nihayetinde Tanrı tarafından yönlendirildiğine inanır. Budizm kişisel bir Tanrı inancına sahip değildir. Yeniden doğuş ilahi bir iradeyle değil, karma yasasıyla gerçekleşir.
Yani bana şunu mu söylüyorsunuz: Dışarıda milyarlarca ruh var, her birinin farklı bir geçmişi, farklı seçimleri, farklı hataları var ve biri her öldüğünde, o ruhlar tekrar tekrar yeni bedenler bulacak. Ama tüm bu süreç kendi kendine mi işleyecek? Plan olmadan mı? Akıl olmadan mı? Bir sahibi olmadan mı? Ve yine de tek bir hata bile yapmayacak mı? Karmaşa yok? Karışıklık yok? Yanlışlık yok? Bu size gerçekten makul geliyor mu? İnancınıza göre, insanlar ölümden sonra dirilecekler, bedenleri parçalanmış olsa bile. Ama burada ciddi bir soru ortaya çıkıyor: Beden tamamen dağılıp toza dönüşmüş olsa bile, aynı kişi bedeniyle birlikte nasıl geri getirilebilir?
Bazı bedenler okyanusta dağılıyor, bazıları hayvanlar tarafından yeniyor. Basit bir soruyla başlayalım. Bizi sperm kadar küçük bir şeyden kim yarattı? Kim atomları birleştirip eti, kemikleri, bilinci ve ruhu oluşturdu? Şimdi söyleyin bana: hangisi daha zor? Bir şeyi ilk kez yaratmak mı, yoksa tekrar yapmak mı? Eğer Allah bizi zaten bir kez yoktan yaratmışsa, neden bizi tekrar diriltemesin? Bu, bir komutanın ordusunu tek bir boru sesiyle toplaması gibi olurdu. Ve Kuran buna çok net bir şekilde cevap veriyor: "De ki: 'Onları ilk defa var eden diriltecektir. O her yaratılmışı hakkıyla bilendir.'" Bilime göre, neredeyse tüm hücreleriniz yıllar içinde ölür ve yenilenir.
Vücudunuzdaki atomlar sürekli olarak yenilenir. Yine de siz hala aynı kişisiniz. Bu da Allah’ın zaten bizi sürekli yeniden yarattığını gösterir, üstelik biz bunun farkında bile değiliz. Her yıl baharla birlikte yeryüzünü dirilten O’dur. Bütün kış boyunca cansız duran ağaçlar, ilkbaharda aniden çiçek açar. Kur'an bunu bir delil olarak gösterir. "Allah'ın rahmetinin eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor. Şüphe yok ki, o ölüleri de elbette diriltecektir. O her şeye hakkıyla gücü yetendir." Öyleyse insan bedeni neden olamasın? O, bunu vaat etti ve O'nun adaleti, hikmeti ve merhameti bunu gerektirir. Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükafatını görecektir.
Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir. Final skoru.
Bir gün birine zulmederseniz, size de zulmedilecektir. Bir canlıya şefkat gösterirseniz, ruhunuz yüceltilecektir. Şu anda ruh, geçmişte yaptıklarının sonuçlarıyla yüzleşiyor. Örneğin, doğuştan kör olan biri bir zamanlar görebiliyor ama başkalarının körlüğüne kayıtsız kalmış olabilir. Şimdi ise, o karanlığı tatmış bilge bir ruh haline gelecek, acıyı deneyimleyerek daha derin bir merhamete uyanan biri olacak. Hatırlamadığın bir dersi öğrenmenin ne anlamı var? Sanki o ders hiç verilmemiş gibidir. Neyi, ne zaman yaptığınızı, hatta bir şey öğrenmeniz gerektiğini bile bilmezsiniz. Peki farkındalık nerede? Sorumluluk nerede? Peki İslam ne diyor? Her nefis kendi yaptıklarından sorumludur.
Hiçbir nefis bir başkasının yükünü taşımaz. Başka bir deyişle, sadece kendi eylemlerinizden sorumlusunuz. Başkasının hatalarını yüklenmezsiniz. Hiç kimse, hatırlayamadığı bir geçmişin mahkumu değildir. İnsanlar, Allah tarafından davet edilen özel misafirlerdir. Bu dünya, gerçek yuvalarında sonsuza dek ağırlanmadan önce karakterlerinin sınandığı kısa bir bekleme salonudur. Bu dünya tek bir soru sorar: Allah'ın o ebedi cennetine layık mısın? Burada gösterdiğimiz sabır, şükür, iyilik ve sevgi, hepsi o sonsuz hayatın hazırlığıdır. Yeniden doğuş, diğer adıyla reenkarnasyon fikrine göre, önemli olan hafıza değil, zihin akışında kalan izdir. Küçük çocukları bir düşünün.
Bazıları doğuştan şefkatlidir, bazıları çabuk sinirlenir, bazıları ise küçük yaşlardan itibaren güçlü bir adalet duygusuna sahip olur. Yeniden doğuş, bunların geçmiş yaşamlardan gelen ahlaki deneyimlerin yankıları olduğunu söyler. Yani her şeyin geçmiş bir hayat yüzünden olduğunu mu söylüyorsunuz? Peki ya yetiştirilme tarzları? Peki ya ebeveynleri? Bütün bunları görmezden mi geleceğiz? Bazı çocukların doğuştan iyi, bazılarının ise öfkeli olduğunu söylemek sadece bir gözlemdir, reenkarnasyon için bir kanıt değildir. Bu, mantıksal kanıtlara değil, yoruma dayalı bir inançtır. Şimdi şunu hayal edin: Dünyaya bir bebek getiriyorsunuz.
O bebek hasta doğuyor ve insanlar size şöyle diyor: "Bu, geçmiş hayatında yaptığı bir şeyin cezası." Bir anda, kollarınızdaki çocuk sadece sizin bebeğiniz olmaktan çıkıyor, başka bir hayattan gelen bir suçluya dönüşüyor. Eviniz artık sevgi dolu bir yuva değil, bilinmeyen suçlar üzerine inşa edilmiş bir hapishane. Ve daha da kötüsü, çocuğuna bakıp şöyle diyen bir anne: "Bu benim cezam." Bu öğreti, merhametin kaynağını bir suçlama hikayesine dönüştürür. Sevginin yerini suçluluk alır. Huzur, şifa, bunlar yoga ve meditasyonun en sevdiği kelimelerdir ama bu zihniyet onlarla gerçekten bağdaşabilir mi? Reenkarnasyon, çocuğu bir suçlu olarak değil, bir yolcu olarak görür.
Ve bu hayat, hem onlar hem de sizin için bir dönüşüm yolculuğudur. Reenkarnasyon bir ceza değil, ruhsal bir arınma sürecidir. Her yeni hayat, geçmiş eylemlerinizin toplamıyla şekillenir. Bu da her hayatın büyük bir sorumluluk taşıdığı anlamına gelir. Eğer bir kişi hatalarından ders almazsa, yükü artar. İyiliğin mükafatı da bu dünyada hissedilir. Bir çocuk hala geçmiş hayatların bilgeliğini içinde taşıyor olabilir. Bu açıklama acıyı pek de hafifletmiyor. Sadece güzel sözlerle örtüyor ama aslında hala çocuğun geçmiş bir hayattan bir şeyin bedelini ödediğini söylüyor. Halbuki ahirete iman gerçekten adalet ve merhamete bağlıdır. Birisi görme engelliyse bu bir ceza değil, ilahi bir imtihandır.
Kendi sabrı için bir imtihan ve etrafındakiler için de şefkat gösterme şansıdır. Gelecek olan sonsuz hayata kıyasla bu dünya göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Eğer sabrederlerse, sonsuz hayatta alacakları mükafatın o kadar büyük olacağına inanırlar ki bugünkü acı hiçbir şeymiş gibi gelir. Bu düşünce onları güçlendirir, onlara umut verir, yüklerini hafifletir. Kalpleri öyle geniş arzular taşır ki tüm dünya bile onları tatmin edemez. Hayal güçleri o kadar engin, o kadar sınırsızdır ki gözlerini kapattıklarında evrende dolaşabilirler. Bu nimetlerin asıl halleri bu dünyada değil, burada sadece gölgeleri vardır. Gerçeklik, ebedi yuvanızda sizi bekliyor.
Sizin görüşünüze göre, mükafat ne kadar büyük olursa olsun... sonunda nereye dönüyorlar? Yine bu dünyaya. Hala geçici olan, hala acılarla dolu, hala belirsizliklerle dolu bir dünyaya. Bu hayatta en saf kalpler bile ağlar. En iyi insanlar bile acı çeker. Hala ayrılık, hastalık ve adaletsizlikle karşılaşırız. Mükafat dediğiniz gerçekten bu mu? İslam kesinlik sunar. Tek bir hayat, tek bir ölüm, tek bir nihai mahşer günü. Ancak yeniden doğuş, insan bilincini tek bir yaşam süresiyle kısıtlamaz. Hayatı devam eden bir yolculuk, sonsuz aşamalar ve içsel bir dönüşüm olarak görür. Her yaşamda, bilinç farklı bir ders alır. Bazen sabır, bazen bağışlama, bazen sevgi.
Bunun neye yol açtığını biliyor musunuz? Umursamazlığa, tembelliğe, ertelemeye. "Bugün zalim miydim? Ne olmuş yani. Belki yarın daha iyi olurum. Belki yedinci hayatımda cömert olurum. Belki on ikincisinde merhameti öğrenirim." Bu sonsuz döngü, bitmek bilmeyen bahanelere kapı açar. Ama İslam der ki, bu hayat senin tek şansın. Bu imtihan bir daha gelmeyecek. O yüzden her nefesin kıymetini bil, çünkü gerçek sorumluluk sadece ikinci bir şansın garantisi olmadığında vardır. Ve sizin sisteminizde ölüm, sadece bedenin sonu değildir. Bütün anılarınızın, sevdiklerinizin, bütün geçmişinizin mezarıdır. Bunun ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Annemi bir daha asla göremeyeceğim.
Kardeşimi hatırlamayacağım. Bütün hayatım... yok olup gidecek. Ama İslam'da, cennette sonsuza dek yeniden kavuşacaksınız. Bir daha asla ayrılmayacaksınız. Kocasını kaybeden bir kadın onu tekrar görmek ve ona sarılmak için özlem duyuyor. Bir çocuk, başını bir kez daha babasının dizine koymayı diliyor. Bu hayattaki anneniz başka bir hayatta kız kardeşiniz, arkadaşınız ya da öğretmeniniz olabilir. Sistem rastgele değildir. Karmik bağlarla işler. Ruhun, derin bağlar kurduğu ruhlarla yolları tekrar kesişecektir ama bu sefer onların kim olduğunu bilmeyeceksiniz çünkü bu hayatta roller farklı. Yine de ruh o yakınlığı hissedebilir. Bu, koca bir ömrün hatırasını silmek demek.
Hayatı boyunca sizin için ağlayan, size adınızı öğreten, sizin için sayısız gece uykusuz kalan bir kadın var ve şimdi onu tanımamanız mı gerekiyor? Onu bir daha asla göremeyeceğimi düşünürsem, bugün nasıl işkence gibi gelmez ki? Eğer bir Yaratıcı, insanın içine böylesine büyük arzular yerleştirdiyse, neden onları gerçekleştirecek bir ortam yaratmasın ki? Şimdi hayal edin: Bir insan aç, susuz ve muhtaç durumda. Zengin bir adam ise muazzam sofralar kuruyor, sırf onun iştahını daha da kabartmak için, sonra da kapıyı yüzüne kapatıyor. Reenkarnasyonun yaptığı tam olarak bu değil mi? Peki reenkarnasyon bana gerçekten ne veriyor?
Her seferinde yeniden kaybediyorum, her seferinde nedenini bile hatırlamadan acı çekiyorum. Bu döngü ne zaman sona erecek? Kimse bilmiyor. Hangi hayatta ne oldu? O da bilinmiyor. Böylece insan, sessiz bir suçlulukla dolu bir hayat yaşar, sürekli merak eder: "Bunu hak edecek ne yaptım?" Bu inanç teselli getirmez, aksine yük getirir. Her zorluk, suçluluk duygusunu daha da derinleştirir. Ama İslam şunu söyler: Eğer bu dünyada birini Allah rızası için sevdiysen, cennette onunla sonsuza dek birlikte olabilirsin. Yeni roller yok. O kişi yine aynı kişi olacak. Bağ yok olmaz, daha da derinleşir. Hindistan, Tibet ve Sri Lanka'da bazı küçük çocuklar sanki daha önce yaşamış gibi davranırlar.
Önceki yaşamlarından isimler, şehirler ve olaylardan bahsederler. Dr. Ian Stevenson gibi araştırmacılar bu tarz yaklaşık 2.500 vakayı inceledi ve bunlardan bazıları bilim dünyasında tartışmalara yol açtı. James Leininger'ın meşhur vakasını ele alalım; ABD'de yaşayan bir çocuk, 2. Dünya Savaşı'nda bir savaş pilotu olduğunu iddia etmişti. Daha sonra ailesinin onu çok küçük yaşta bir uçak müzesine götürdüğü ortaya çıktı. Oyuncak uçaklara büyük ilgi duyuyordu ve savaşla ilgili pek çok içeriğe maruz kalmıştı. Küçük çocuklar kurgu ile gerçeklik arasında net bir ayrım yapamazlar. Duydukları, gördükleri veya izledikleri şeyler hayal güçlerinin bir parçası olur ve bunlar sonunda anılarına dönüşür.
Özellikle insanların zaten reenkarnasyona inandığı topluluklarda, bir çocuğun rastgele anlattığı bir hikaye bile hızla şu şekilde etiketlenebilir: "Belki de bu çocuk falancanın yeniden doğmuş halidir." Peki bundan sonra ne oluyor? Yetişkinlerin sözleri çocuğun hafızasını şekillendirmeye başlıyor. Tekrarlanan telkinler, yönlendirici sorular ve yerel inançlar, çocuğun zihninde bütün bir geçmiş yaşam öyküsü oluşturmaya başlıyor. Bu yüzden bu vakalar neredeyse her zaman reenkarnasyonun zaten güçlü bir inanç olduğu kültürlerde ortaya çıkar. Avrupa ve ABD gibi Batı ülkelerinde bunlar son derece nadirdir. Ortaya çıktıklarında da, çoğunlukla Hindu ya da Budist kökenli ailelerde görülürler.
Ve birçok vakada, daha derinlemesine yapılan incelemeler gösteriyor ki, çocuk o sözde "geçmiş hayat" bilgisine zaten bir şekilde maruz kalmış durumdaydı. Merak ettiğim bir şey var. Reenkarnasyon temelli sistemlerde, bu süreci kim yönetiyor? Çünkü eğer adalet dağıtılıyorsa, bu rastgele olamaz. Hinduizmde Brahman, nihai, sonsuz ve zamansız kozmik bilinçtir, her şeyin kaynağıdır. Ancak reenkarnasyonda, bazıları sizi yeni bir bedene yerleştirenin Tanrı değil, karma olduğuna inanır. Diğerleri ise sürecin nihayetinde Tanrı tarafından yönlendirildiğine inanır. Budizm kişisel bir Tanrı inancına sahip değildir. Yeniden doğuş ilahi bir iradeyle değil, karma yasasıyla gerçekleşir.
Yani bana şunu mu söylüyorsunuz: Dışarıda milyarlarca ruh var, her birinin farklı bir geçmişi, farklı seçimleri, farklı hataları var ve biri her öldüğünde, o ruhlar tekrar tekrar yeni bedenler bulacak. Ama tüm bu süreç kendi kendine mi işleyecek? Plan olmadan mı? Akıl olmadan mı? Bir sahibi olmadan mı? Ve yine de tek bir hata bile yapmayacak mı? Karmaşa yok? Karışıklık yok? Yanlışlık yok? Bu size gerçekten makul geliyor mu? İnancınıza göre, insanlar ölümden sonra dirilecekler, bedenleri parçalanmış olsa bile. Ama burada ciddi bir soru ortaya çıkıyor: Beden tamamen dağılıp toza dönüşmüş olsa bile, aynı kişi bedeniyle birlikte nasıl geri getirilebilir?
Bazı bedenler okyanusta dağılıyor, bazıları hayvanlar tarafından yeniyor. Basit bir soruyla başlayalım. Bizi sperm kadar küçük bir şeyden kim yarattı? Kim atomları birleştirip eti, kemikleri, bilinci ve ruhu oluşturdu? Şimdi söyleyin bana: hangisi daha zor? Bir şeyi ilk kez yaratmak mı, yoksa tekrar yapmak mı? Eğer Allah bizi zaten bir kez yoktan yaratmışsa, neden bizi tekrar diriltemesin? Bu, bir komutanın ordusunu tek bir boru sesiyle toplaması gibi olurdu. Ve Kuran buna çok net bir şekilde cevap veriyor: "De ki: 'Onları ilk defa var eden diriltecektir. O her yaratılmışı hakkıyla bilendir.'" Bilime göre, neredeyse tüm hücreleriniz yıllar içinde ölür ve yenilenir.
Vücudunuzdaki atomlar sürekli olarak yenilenir. Yine de siz hala aynı kişisiniz. Bu da Allah’ın zaten bizi sürekli yeniden yarattığını gösterir, üstelik biz bunun farkında bile değiliz. Her yıl baharla birlikte yeryüzünü dirilten O’dur. Bütün kış boyunca cansız duran ağaçlar, ilkbaharda aniden çiçek açar. Kur'an bunu bir delil olarak gösterir. "Allah'ın rahmetinin eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor. Şüphe yok ki, o ölüleri de elbette diriltecektir. O her şeye hakkıyla gücü yetendir." Öyleyse insan bedeni neden olamasın? O, bunu vaat etti ve O'nun adaleti, hikmeti ve merhameti bunu gerektirir. Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükafatını görecektir.
Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir. Final skoru.