Çinli Budist Nasıl Allah’a Yöneldi?
Yayınlanma tarihi
Budist bir ailede doğdum. Sonra Hristiyanlığın çok açık olduğunu gördüm. Neredeyse her şeyi yapma özgürlüğüne sahipsiniz. Ben de Tanrı'ya sormaya başlıyorum, Tanrı'nın kim olduğunu bilmiyorum. Seni arıyorum. Bana yol göster Tanrım! Budistken tapınakta kalıyordum. Hristiyan olduğumda kiliseye hizmet ettim. Sonra dört yıl camide kalmayı tercih ettim. Sonra İslam'ın çok pratik ve dengeli olduğunu gördüm. Bunu başka hiçbir dinde yaşamadım. Selamünaleyküm Şeyh Hussain Yee.. Ve aleyküm selam ve rahmetullahu ve berekatuhu. Sorularıma şu soruyu sorarak başlamak istiyorum, Şeyh Hüseyin Yee kimdir? Kısaca hayatınızdan bahsedebilir misiniz? Müslüman olduğumda adım Muhammed Hüseyin Yee oldu. Çinliyim.
Hayatım Budist bir ailede doğmamla başladı. Yani normalde, eğer o ailede doğduysanız, yetiştirilme tarzınız sadece geleneklerinizi takip etmek, ailenizi takip etmektir. Ve ben manevi şeyleri seviyordum, bu yüzden tapınağa gitmeyi seviyordum. Tapınakta hizmet etmeyi. Sonra elhamdülillah, Allah'ın izniyle, sonra birden Hristiyan oldum. Hristiyanlığa geçtikten sonra, ailemin bazı üyeleri de öyle, çok karışık bir aile. Hristiyan var, Budist var, Taoist var, özgür düşünürler var. Ve sonra elhamdülillah, Allah'ın izniyle, kendimi iyi hissettirecek bir şey arıyordum gerçek bir şeye inanmak için, sadece söylentilere değil, kanıtlanmış gerçek bir şeye.
Sonra elhamdülillah, Allah'ın izniyle 1968 yılında Ömer bin Hattab'ın hayat hikâyesini okudum. Sonra Müslüman oldum. Ve böylece 1968'den itibaren Müslüman olarak hayatıma başladım. Peki, bir Budist olarak büyüdüğünüz o yıllara geri dönelim, inanç açısından hayatınız nasıldı? Neye inanıyordunuz? Bir Budist olarak elbette Gautama Buddha'nın öğretilerine, değerlerine ve maneviyatına inanıyorsunuz. En önemlisi, herkesin acının gerçek olduğunu anlamasını sağlamaya çalışmasıydı. Yani ahirete inanıyor muydu? Ahireti öğretti mi? Ya da tek bir tanrıya mı inanıyordu? Ben şahsen Müslüman olduktan sonra onun bildiğine inanıyorum. O yüzden ibadet ediyor bence. Onda da secde var.
İbadetin kıymetini görüyorsunuz. Sukha ve Dukkha'yı da görünce Allah'ın dediğini anlıyorsunuz. وَلَقَدْ بَعَثْنَا ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولاً Allah diyor ki, "Andolsun ki biz her ümmete bir elçi gönderdik." Kuran'da var olan 25 isim var, biliyorsunuz, ama isimlerin çoğu Kuran'da zikredilmiyor. Belki de o da onlardan biriymiş gibi hissediyorum. Kimseye gidip bana ibadet edin demedi. Tanrı yok demedi, aksine kendi secde etti. Daima gayb ile irtibat kurdu. Onun öğretilerini takip edenler de vardı. Musa ve İsa gibi. İsa hiçbir zaman tanrı ya da tanrının oğlu olduğunu söylemedi. Şimdi ise Hristiyanlar ona tanrı diyor. Baba, oğul ve kutsal ruh bir diyorlar.
Bu İsa'nın suçu değil, ondan sonra gelenlerin suçu. Onun adına yeni bir din yaratıyorlar. Yani ben Müslüman olduktan sonra Gautama Buddha'nın ne yaptığını daha iyi anlıyorum. Herkesi nefslerini arındırmaya itti, isteklerinin kölesi olmamalarını söyledi. Bu dünya önemsiz. Aileniz sizi Budist olarak yetiştirdi. Ne size inancınızı sorgulattı? Sorgulamanıza neden olan şey neydi? Gençliğimde manevi olan her şeyi severdim. Eğer insanlar şeytandan, hayaletten, melekten bahsediyorsa dinlerdim. İnsanlar, "Mezarlığa gitme, orada hayaletler var," derdi. Ben özellikle mezarlığa gitmek isterdim. Mümkünse orada bir gece birkaç saat uyumak isterdim. Hayatta her zaman daha çok deneyim kazanmaya çalışıyoruz.
Çünkü kitaplarda bu yok. Daha sonrasında da işte, öğretilerimizde çoğu şeyin yasak olduğunu fark ettim. Buddha'dan mı geliyor bunlar bilmiyorum tabii. Ama öğretilerimize göre et yemek yasak, öldürmek yasak. Vejetaryen oluyorsunuz. Dünyadan kendinizi soyutluyorsunuz yani. Genç biri olarak bir şeylerin eksik olduğunu hissettim. Denge yoktu. Bana göre mantıklı değildi. Ama alçak gönüllü olmak gibi güzel değerleri alıyorum. Nefsi arındırmak gibi. Arzuların peşinden gitme, dünyaya bağlanma. Evlilik düşünme, başka bir şey düşünme, sadece iyi biri ol. Ben bunun pek dengeli olmadığını düşünüyorum. Böylece bazı şüphelerim oluşmaya başladı. Sonra başka yollara bakmaya başladım.
Hayatımda bir şeylerin eksik olduğunu hissettim. Din bu kadar zor olmalı mı diye düşündüm. Ya da acaba bunlar diğerlerinin sonradan eklediği şeyler mi? Çoğu öğreti artık saf halinde değil. Hayatımda bir şeylerin eksik olduğunu hissettim. Bir şeyler yapmam gerektiğini hissettim. O zamanlar Hristiyan olan ablamın etkisinde kaldım. Onlarla kiliseye gelmemi istediler ben de gittim. Sonra Hristiyanlığın çok açık olduğunu gördüm. Neredeyse her şeyi yapma özgürlüğüne sahipsiniz. Her şeyi. Tabii ki gerçek öğreti yapılmaması gereken çok şey var, ama günümüzdeki Hristiyanlıkta her şey kabul. İsa'yı sevip ona inandığın sürece o seni kurtaracak. Güvendesin. Bu çok ilginçti.
Eskiden yapmamam gereken çok şey varken şimdi ise hiçbir şey yoktu. Kendimi dine adamak istiyordum. Budistsem kendimi adamak istiyordum. Hristiyansam kendimi adamak istiyordum. Neden mi? Çünkü tanrının mesajı bu. Kendi kendime yaşamam doğru olmaz. Bunu arkadaşlarımla paylaşmalıydım. Çok Müslüman arkadaşım vardı. İsa'nın öğretilerini onlarla paylaşmak istiyordum. Sonra, onlarla konuşmaya gittiğimde bana birkaç soru sordular, çok hazırlıksız yakalanmıştım. Onlar da İsa'ya inanıyordu. Müslümanlar da İsa'ya inanıyor. İsa ile ilgili bir dertleri yok, ama İsa'ya farklı bir şekilde inanıyorlar. Biz onun baba, oğul, kutsal ruh olduğunu düşünüyoruz.
Sonrasında daha fazla araştırma yapmam gerektiğini hissettim. Gerçek din denilen bu dini daha fazla araştırmak. Hak dini. Doğruyu bilmek önemli. Doğrunun tanımını. İslam'a yolculuğunuz nasıl başladı ve sizi İslam'da en çok etkileyen şey ne oldu? Arkadaşlarımı Hristiyanlığa davet etmeye başladığımda, bana birkaç şey sordular. Hazırlıksız yakalandım. Babama gittim beni aydınlatması için. teslis inancı, baba, oğul, ve kutsal ruh hakkında. Beni ikna edemediler. Çünkü ben sorgulamayı seviyordum. Onlarsa sadece, "Kutsal ruhun sana gelmesini bekle. Kutsal ruh sana açıklayacak." Böyle diyorlardı, ben de bekliyordum. Tanrıya gerçek tanrı kim diye sormaya başladım. Seni arıyorum. Bana yol göster.
Diyordum ki tanrı onu aradığımı biliyor, ona dua etmeliyim. Artık isim kullanmıyordum. Diyordum ki, "Tanrım, seni aradığımı biliyorsun." Sonra birden çok güçlü bir Kuran okuma dürtüsü geldi. Müslümanların inancı ne bilmek istiyordum. Ama kimse bana Kuran vermedi. Doğruyu araştırma içgüdüm çok yüksekti. Elhamdülillah, Ömer bin Hattab'ın kitabını okudum. Eskiden İslam düşmanı olan ikinci halifenin. Eskiden peygambere düşmanmış, onu öldürmek istermiş. Ama Kuran'la aydınlanmış. Sonra Müslüman olmuş. Ve sadece sözde Müslüman da olmuyor. Peygamberin yoldaşı oluyor, ikinci halife oluyor. Ve onun zamanı, Roma ve Pers imparatorluklarının hepsinin Müslümanların egemenliği altına girdiği zamandır.
Tarihi bir şey bu. Bu beni çok etkiledi. Demek ki öyle güçlü bir din ki bu, bu adamı değiştirmiş. İslam'a, peygambere karşı olan, onu öldürmek isteyen bir adam. Sonra Kuran'ın rehberliğiyle tamamıyla değişiyor. İslam'la yolculuğum böyle başladı. Sonra İslam'ın çok pratik ve dengeli olduğunu gördüm. Tabii ki yapman ve yapmaman gereken şeyler var. Ama yapmaman gerekenler çok az. İbadet etmelisin, ama bir yandan çalışmalısın da. Ailen olabiliyor, ticaret yapabiliyorsun, evlenebiliyorsun, her şeyde bir denge var. İslam'ı öğrendikçe ne kadar mükemmel olduğunu anladım. A'dan Z'ye kadar her şey hazır. Kendi yolunu oluşturmana gerek yok. Sadece olan yolu takip ediyorsun.
Yemen, içmen, giyinmen, konuşman, çalışman, her şey detaylıca anlatılmış. Allahu Akbar wa lillahil hamd. Bunu başka hiçbir dinde görmemiştim. Diğer dinlerde bir şeyler diyorlar ama kanıt sunmuyor, detay vermiyorlar. İslam sadece Allah'ın sözlerinden ibaret değil, her şeyi açıklamak için bir peygamber gönderilmiş. Peki İslam'ın %100 hakikat olduğuna sizi ikna eden en önemli şey neydi? İslam'ı daha çok araştırdıkça daha çok öğrenmeye başladım. Sonra Medine'ye gittim, biraz daha ilim edindim, sonra da Kuran'ı okudum. Elhamdülillah, Allah'ın hiçbir değişikliğe uğramayan, kirlenmeyen, değiştirilmeyen tek kitabının bu olduğunu buldum. Tek bir ayet bile değiştirilemez.
Bir kusuru bile yok, maşallah. Bu da başka bir mucize. O kadar gururluyum ki, %100 saf olan bir kitaba inanıyorum. İndiği günden bugüne kadar hiç değişmemiş, bozulmamış. Dünyanın her yerini gezdim. Gittiğim her yerde Kuran aynıydı. Ve Müslümanlar ibadet edince tek bir dil kullanıyorlar. Ezan okunurken tek bir dil. Namaz kılınırken tek bir dil. Allahu Akbar wa lillahil hamd. İşte o dönemde Allah'a dua ettiğime inanıyordum. Allah'a değil, tanrıya. Beni yönlendirsin diye. Hayatıma çok güçlü bir şekilde girdi, ben de hazırım dedim. Müslüman olmak istemiştim, Ahmed, ama bu o kadar kolay değildi. Ben kolay sanıyordum. İmama gittim, Müslüman olmak istiyorum dedim.
"Bana yardım edebilir misiniz?" Bazen Müslüman arkadaşlarımı görüp şaşırıyordum. Müslüman oldum diyordum. "Ne zaman? Niye İslam'ı seçtin?" diyorlardı. Şaşırmış gibi değillerdi. Belki de şaşırmışlardı bilemiyorum. Çok üzülmüştüm. Ama bu yolculuğumda kimseyi suçlamıyorum. Çoğu insan körü körüne inanıyor. Bilmeden inanıyorlar. Ben Budist'im, ben Hristiyan'ım diyorlar. Ama kitabı bile okumamışlar. Kaç Hristiyan İncil'i okumuştur? Kaç Budist Dharma'yı okumuştur? Çok sınırlıdır, sayabilirsiniz. Ama tüm Müslümanlar Kuran okur. Milyonlarcası Kuran'ı ezberler. Düşünebiliyor musunuz? Müthiş bir mucize. Bu durum Allah inancımı daha da güçlendiriyor. Kuran'a ve İslam'a olan inancımı güçlendiriyor.
İnancım azalmıyor. Çok imtihanlarla karşılaşsam da İslam'a olan inancım asla azalmadı. Camiye, imamın yanına gittim. Niyetimi söyledim. Sonra şehadet getirdim. Elhamdülillah Müslüman olmuştum. Ama nerede kalacağımı bilmiyordum. Çünkü ben çok küçük yaştan itibaren çok bağımsızdım. Çok bağımsız bir insanım. Camide kalabilir miyim diye sordum. Kimseye yük olmak istemiyordum. Böyle dedim çünkü genç bir Budistken Budist tapınağında kalıyordum. Hristiyan olduğumda kiliseye hizmet ettim. Bu ibadet evini sevmiştim. Çünkü kimseyi rahatsız etmiyorsunuz, tüm iyi insanlar oraya geliyor. Ben buna inanıyorum. Sadece iyi Müslümanlar camiye gelir. Sadece iyi Hristiyanlar kiliseye gider.
Sadece iyi Budistler tapınağa gider. İbadet etmeyen inananlar gitmezler. Sonra dört yıl camide kalmayı tercih ettim. Ama farklı camilerde kaldım. İki hafta burada, bir hafta burada, birkaç ay burada. Gittiğim yerin elverişliliğine göre, iyi hissedersem orada daha çok kalıyordum. Dört yıl camide kaldım. Elhamdülillah. Doğru karar vermiştim, çünkü kalınacak en iyi yer orasıydı, en hızlı öğrenme yolu da oydu. Çünkü insanlar camiye pratik yapmaya geliyorlar. Ben de onlara sorup öğrenebiliyordum. Ailen Müslüman olmana nasıl tepki verdi? Annen, baban? Annem biraz şok olmuştu çünkü ailedeki en küçük çocuk bendim. Üzülüp peşimden gelmeye başladılar beni döver ya da zorlarlar diye korkmuştum.
Bu yüzden gergindim. Ama Allah büyük. Bu yüzden Müslüman olunca eve gitmedim. Aileme söylemedim. Annem yaşıyordu, nenem oradaydı. Ama nerede olduğumu hiç kimseye söylemedim, rahatsız etmesinler diye. Sonra öğretmenim git onları gör ve onlarla konuş dedi. Eve gittiğimde annem tabii biraz alınmıştı. En başta oğlunu kaybedecek diye korktu. Elhamdülillah ben bir şeyler öğrenmiştim, dedim ki, "Anne, ben senin oğlunum, Çinliyim." Gitti kendini odasına kitledi. Neneme, kardeşime anlattım, anlayışlıydılar. Allahüekber. Mutlulardı, nasıl Müslüman oldum diye sordular. Nasıl oldu? Çok anlayışlılardı. Çok güvende hissetmiştim. Sonra eve daha sık gittim, daha iyi hissetmeye başladılar.
"Nerede yaşadığımı merak etmeyin." Böyle diyordum. "Büyük bir evde kalıyorum." Camide kalıyorum demedim. Sonra zaman geçtikçe, daha da yakınlaştık, değişimimi gördüler. Gurur duydular. Annem eve gidiyorum diye daha iyi hissetti. Evde onlarla kalıyordum. Onlarla vakit geçiriyor, onlara meyve getiriyordum. Helal yiyecekleri getiriyordum. Farkı anlamıyorlardı tabii. Kendimizi geliştirirsek, ve gerçek İslam'ı gösterebilirsek herkesin İslam'ı seveceğin inanıyorum. Hidayet Allah'tandır tabii ki. Ailenden ya da yakınlarından biri senden sonra Müslüman oldu mu? Elhamdülillah. Abim ölmeden önce Müslüman oldu. Cenazesini merkezimizde kıldık. Annem Müslüman oldu. Elhamdülillah.
Batıdaki, ve Türkiye'deki insanlar meditasyonda, Budizm'de teselli bulmaya çalışıyorlar. Budizm gerçekten insan ruhuna huzur verebilir mi ve meditasyon ile namaz arasındaki fark nedir? Bir kıyaslama yapalım. Her şeye bakarsanız, İslam'ın daha mükemmel, daha denge sahibi olduğunu göreceksiniz. Sadece meditasyon yapıp boş boş oturmuyorsunuz. Harekette bereket vardır deriz biz. Hareket hep daha çok bereket getirir. İslam'daki ibadet şekli çok güzel. Mükemmel çünkü kendi dualarımızı okumuyoruz. Tüm okuduğumuz şeyler senden gelmiyor, benden gelmiyor, kimseden gelmiyor. Allah'tan peygambere, peygamberden bize öğretildi. Çok özgün bir iletişim biçimi. Rüku var, secde var.
Elbette, Budist Dharma'ya geri dönerseniz, Musa ve İsa'nın öğretilerine bakarsak, onlarda da rüku ve secde var. "Rükû edenlerle beraber rükû edin." Ama sonra insanlar bunu yapmadı. Değişmeye başladılar. Biliyorsunuz, nesilden nesle insanlar, sonra bütün öğretiyi unutuyorlar, başvuracakları bir şeyleri kalmıyor. Başvuracakları orijinal kitap artık orada değil. Dharma'da da aynı şey geçerli. Her şey çevrildi, her şey kontrolden çıktı. Eski Tevrat artık yok, yerini Talmud aldı. Ve İncil'de de her şey altüst oldu. Elhamdülillah, Kuran'ın mucizesi bugüne kadar değişmeden, bozulmadan, orijinal olarak kalmıştır. Allahüekber. Meditasyon yaparken insanlar hiçbir şey düşünmemeye mi çalışıyorlar?
Ve bunun ruha gerçekten faydalı olduğunu düşünüyor musunuz? Meditasyon tüm olumsuz güçlerin üstesinden gelmeyi öğretmenin yollarından biridir. Ben meditasyonu nefs arındırması sayıyorum. Sende var olan negatif şeyleri hatırla ve onları temizle. Negatif olan her şeyi, pozitifle aşmaya çalışmalısın. O yüzden çok fazla düşünmen lazım. Negatif hakkında düşünmüyoruz ama, bu yardım etmez. Olan her şeyin bir sebebi olduğunu düşünmelisiniz. Bu yüzden "karma" var. Biz kaza ve kader diyoruz. Etrafımızda olup biten tüm kötü şeylerin arkasında, bir ders var. Pozitif düşünmelisiniz. Allah sebepsiz yere hiçbir şey yapmaz. Biz Müslümanlar için, İslam o kadar mükemmel, o kadar açık, o kadar berrak ki.
Bağlanması çok kolay, anlatması çok kolay. Meditasyon onların yollarından biri. Ama İslam'da en güzel yol var, Allahüekber. Namaza ve duaya başlamadan önce neler yaptığınızı düşünsenize. Vücudunuzu yıkamanız lazım. Abdest almalısınız. İslam ne kadar mükemmel görüyorsunuz. Elini, ağzını, burnunu, yüzünü yıkayınca ne öğreniyorsun? Çünkü bu organlar dünyaya maruz kalıyor. Ve etrafımızdaki her şey o kadar bozulmuş ki. O yüzden öğrencilerime, tanıştığım herkese namazınızı aksatmayın diyorum. Allah'a bağlı kalın. "Artık siz beni anın ki ben de sizi anayım." Allah sizin için hep orada. Ne kadar kötü olursanız, üzgün olursanız olun, lütfen namazınızı kaçırmayın. Hz.
Muhammed (s.a.v.)'de sizi en çok etkileyen şey neydi? Sallallahu aleyhi ve sellem. Kıyas bile yapamam. Çünkü o, hepimize rahmet olarak gönderildi. Bize Allah'a giden yolu göstermek için çok zaman harcadı. Doğru yol onda. O yüzden Peygamber Efendimizin ﷺ. sünnetini asla ihmal etmeyin. Nerede olursanız olun tüm Müslüman kardeşlerime seslenmek istiyorum, peygamberinizi unutmayın. Allah'a inanıyorum diyorsun, Allah bir şart koşmuş, "Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin." Peygamberine uymak. O yüzden lütfen alçakgönüllü olun. Allah ne dedi, Peygamber ne dedi, ona uyun. Böylece asla yanılmazsınız.
Bir Çinli olarak, bir milyardan fazla insanın yaşadığı ülkenizin büyük çoğunluğunun artık ateist olması sizi üzebilir. Sizce onların kalplerine nasıl ulaşabiliriz? Sizce onları İslam'la nasıl tanıştırabiliriz? Sizce yolu ne? Bu yüzden çok çalışıyorum. Onlarla konuşuyorum. Sürekli onlarla iletişim halindeyim. Ben çok açığım, onların da çok açık olduğunu hissediyorum Ahmed kardeşim. Ateist olan, Tanrı'ya inanmayan halkımla konuştuğumda, "Kardeşlerim, biliyor musunuz? "Ben hiçbir tanrıya inanmıyorum" dediğinizde, İslam'a giden yolun yarısını kat edersiniz. Çünkü Müslüman olmak istiyorsanız "La ilahe" demeniz gerekir. "Başka ilah yoktur." Sadece "illAllah" demeye devam etmeniz gerekiyor.
Çok kolay. "La ilahe" hazır zaten. Devam ederseniz, elhamdülillah. Böylece onlara İslam'ın burada olduğunu, güzel olduğunu, basit olduğunu, kolay olduğunu hissettiriyorum. Allah dini zorlaştırmaz. Bugüne kadar, nereye gitsem halkımla karşılaşıyorum, onlarla mutlaka konuşuyorum. Ve elhamdulillah bazı insanlar çok olumlu oluyorlar, onlar da şimdi öğreniyorlar. Onlara Kuran veriyorum. Mealini okuyun diyorum. İki sene sonra gelip, "Teşekkürler, şeyhim diyorlar. "Tüm Kuran'ı okudum." Bu müthiş. Çok pozitifler. Tabii ki hidayet Allah'tan. Üzülüyoruz ama umudumuzu kaybetmiyoruz. Dua edelim ve elimizden gelenin en iyisini yapalım. Ve davetin en güzeli Ahmed kardeş, güzel örnek olmaktır.
Eylem sözden daha güçlüdür. Dünyadaki tüm Müslüman olmayanlarla konuşma şansınız olsaydı ve sadece birkaç dakikanız olsaydı onlara ne söylemek isterdiniz? Ben insanlara her zaman Müslümanlar ile İslam arasındaki farkı hatırlatıyorum. İslam öğretidir, Müslüman insandır. Müslüman olmaktan gurur duyuyorum çünkü İslam'ı takip ediyorum. İslam beni takip etmez. Lütfen İslam ile Müslümanlık arasındaki farkı bilin. Ve İslam belirli bir millete ait değildir. Hepimize aittir. Bu yüzden İ S L A M. Yani: "İnsanlığı Sevmek Lazım Ama Mütemadiyen." Anlamadıysanız lütfen sorup öğrenin. Ama doğru kaynaklardan öğrenin. Ve iyi insanlara haksızlık etmeyin. Hazırız, merak etmeyin.
Evet, biz kimseyi yargılamak için burada değiliz çünkü herkesin gerçeği bulma, doğru olma ve ibadetlerini yerine getiren bir Müslüman olma fırsatı vardır. Çünkü İslam hepimize ait. Teşekkürler Şeyh Hussain Yee. Geldiğiniz için teşekkür ederiz. Aramızda olmanız bizim için onurdur, Allah sizi mükafatlandırsın ve korusun. Amin Ahmed kardeşim.
Hayatım Budist bir ailede doğmamla başladı. Yani normalde, eğer o ailede doğduysanız, yetiştirilme tarzınız sadece geleneklerinizi takip etmek, ailenizi takip etmektir. Ve ben manevi şeyleri seviyordum, bu yüzden tapınağa gitmeyi seviyordum. Tapınakta hizmet etmeyi. Sonra elhamdülillah, Allah'ın izniyle, sonra birden Hristiyan oldum. Hristiyanlığa geçtikten sonra, ailemin bazı üyeleri de öyle, çok karışık bir aile. Hristiyan var, Budist var, Taoist var, özgür düşünürler var. Ve sonra elhamdülillah, Allah'ın izniyle, kendimi iyi hissettirecek bir şey arıyordum gerçek bir şeye inanmak için, sadece söylentilere değil, kanıtlanmış gerçek bir şeye.
Sonra elhamdülillah, Allah'ın izniyle 1968 yılında Ömer bin Hattab'ın hayat hikâyesini okudum. Sonra Müslüman oldum. Ve böylece 1968'den itibaren Müslüman olarak hayatıma başladım. Peki, bir Budist olarak büyüdüğünüz o yıllara geri dönelim, inanç açısından hayatınız nasıldı? Neye inanıyordunuz? Bir Budist olarak elbette Gautama Buddha'nın öğretilerine, değerlerine ve maneviyatına inanıyorsunuz. En önemlisi, herkesin acının gerçek olduğunu anlamasını sağlamaya çalışmasıydı. Yani ahirete inanıyor muydu? Ahireti öğretti mi? Ya da tek bir tanrıya mı inanıyordu? Ben şahsen Müslüman olduktan sonra onun bildiğine inanıyorum. O yüzden ibadet ediyor bence. Onda da secde var.
İbadetin kıymetini görüyorsunuz. Sukha ve Dukkha'yı da görünce Allah'ın dediğini anlıyorsunuz. وَلَقَدْ بَعَثْنَا ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولاً Allah diyor ki, "Andolsun ki biz her ümmete bir elçi gönderdik." Kuran'da var olan 25 isim var, biliyorsunuz, ama isimlerin çoğu Kuran'da zikredilmiyor. Belki de o da onlardan biriymiş gibi hissediyorum. Kimseye gidip bana ibadet edin demedi. Tanrı yok demedi, aksine kendi secde etti. Daima gayb ile irtibat kurdu. Onun öğretilerini takip edenler de vardı. Musa ve İsa gibi. İsa hiçbir zaman tanrı ya da tanrının oğlu olduğunu söylemedi. Şimdi ise Hristiyanlar ona tanrı diyor. Baba, oğul ve kutsal ruh bir diyorlar.
Bu İsa'nın suçu değil, ondan sonra gelenlerin suçu. Onun adına yeni bir din yaratıyorlar. Yani ben Müslüman olduktan sonra Gautama Buddha'nın ne yaptığını daha iyi anlıyorum. Herkesi nefslerini arındırmaya itti, isteklerinin kölesi olmamalarını söyledi. Bu dünya önemsiz. Aileniz sizi Budist olarak yetiştirdi. Ne size inancınızı sorgulattı? Sorgulamanıza neden olan şey neydi? Gençliğimde manevi olan her şeyi severdim. Eğer insanlar şeytandan, hayaletten, melekten bahsediyorsa dinlerdim. İnsanlar, "Mezarlığa gitme, orada hayaletler var," derdi. Ben özellikle mezarlığa gitmek isterdim. Mümkünse orada bir gece birkaç saat uyumak isterdim. Hayatta her zaman daha çok deneyim kazanmaya çalışıyoruz.
Çünkü kitaplarda bu yok. Daha sonrasında da işte, öğretilerimizde çoğu şeyin yasak olduğunu fark ettim. Buddha'dan mı geliyor bunlar bilmiyorum tabii. Ama öğretilerimize göre et yemek yasak, öldürmek yasak. Vejetaryen oluyorsunuz. Dünyadan kendinizi soyutluyorsunuz yani. Genç biri olarak bir şeylerin eksik olduğunu hissettim. Denge yoktu. Bana göre mantıklı değildi. Ama alçak gönüllü olmak gibi güzel değerleri alıyorum. Nefsi arındırmak gibi. Arzuların peşinden gitme, dünyaya bağlanma. Evlilik düşünme, başka bir şey düşünme, sadece iyi biri ol. Ben bunun pek dengeli olmadığını düşünüyorum. Böylece bazı şüphelerim oluşmaya başladı. Sonra başka yollara bakmaya başladım.
Hayatımda bir şeylerin eksik olduğunu hissettim. Din bu kadar zor olmalı mı diye düşündüm. Ya da acaba bunlar diğerlerinin sonradan eklediği şeyler mi? Çoğu öğreti artık saf halinde değil. Hayatımda bir şeylerin eksik olduğunu hissettim. Bir şeyler yapmam gerektiğini hissettim. O zamanlar Hristiyan olan ablamın etkisinde kaldım. Onlarla kiliseye gelmemi istediler ben de gittim. Sonra Hristiyanlığın çok açık olduğunu gördüm. Neredeyse her şeyi yapma özgürlüğüne sahipsiniz. Her şeyi. Tabii ki gerçek öğreti yapılmaması gereken çok şey var, ama günümüzdeki Hristiyanlıkta her şey kabul. İsa'yı sevip ona inandığın sürece o seni kurtaracak. Güvendesin. Bu çok ilginçti.
Eskiden yapmamam gereken çok şey varken şimdi ise hiçbir şey yoktu. Kendimi dine adamak istiyordum. Budistsem kendimi adamak istiyordum. Hristiyansam kendimi adamak istiyordum. Neden mi? Çünkü tanrının mesajı bu. Kendi kendime yaşamam doğru olmaz. Bunu arkadaşlarımla paylaşmalıydım. Çok Müslüman arkadaşım vardı. İsa'nın öğretilerini onlarla paylaşmak istiyordum. Sonra, onlarla konuşmaya gittiğimde bana birkaç soru sordular, çok hazırlıksız yakalanmıştım. Onlar da İsa'ya inanıyordu. Müslümanlar da İsa'ya inanıyor. İsa ile ilgili bir dertleri yok, ama İsa'ya farklı bir şekilde inanıyorlar. Biz onun baba, oğul, kutsal ruh olduğunu düşünüyoruz.
Sonrasında daha fazla araştırma yapmam gerektiğini hissettim. Gerçek din denilen bu dini daha fazla araştırmak. Hak dini. Doğruyu bilmek önemli. Doğrunun tanımını. İslam'a yolculuğunuz nasıl başladı ve sizi İslam'da en çok etkileyen şey ne oldu? Arkadaşlarımı Hristiyanlığa davet etmeye başladığımda, bana birkaç şey sordular. Hazırlıksız yakalandım. Babama gittim beni aydınlatması için. teslis inancı, baba, oğul, ve kutsal ruh hakkında. Beni ikna edemediler. Çünkü ben sorgulamayı seviyordum. Onlarsa sadece, "Kutsal ruhun sana gelmesini bekle. Kutsal ruh sana açıklayacak." Böyle diyorlardı, ben de bekliyordum. Tanrıya gerçek tanrı kim diye sormaya başladım. Seni arıyorum. Bana yol göster.
Diyordum ki tanrı onu aradığımı biliyor, ona dua etmeliyim. Artık isim kullanmıyordum. Diyordum ki, "Tanrım, seni aradığımı biliyorsun." Sonra birden çok güçlü bir Kuran okuma dürtüsü geldi. Müslümanların inancı ne bilmek istiyordum. Ama kimse bana Kuran vermedi. Doğruyu araştırma içgüdüm çok yüksekti. Elhamdülillah, Ömer bin Hattab'ın kitabını okudum. Eskiden İslam düşmanı olan ikinci halifenin. Eskiden peygambere düşmanmış, onu öldürmek istermiş. Ama Kuran'la aydınlanmış. Sonra Müslüman olmuş. Ve sadece sözde Müslüman da olmuyor. Peygamberin yoldaşı oluyor, ikinci halife oluyor. Ve onun zamanı, Roma ve Pers imparatorluklarının hepsinin Müslümanların egemenliği altına girdiği zamandır.
Tarihi bir şey bu. Bu beni çok etkiledi. Demek ki öyle güçlü bir din ki bu, bu adamı değiştirmiş. İslam'a, peygambere karşı olan, onu öldürmek isteyen bir adam. Sonra Kuran'ın rehberliğiyle tamamıyla değişiyor. İslam'la yolculuğum böyle başladı. Sonra İslam'ın çok pratik ve dengeli olduğunu gördüm. Tabii ki yapman ve yapmaman gereken şeyler var. Ama yapmaman gerekenler çok az. İbadet etmelisin, ama bir yandan çalışmalısın da. Ailen olabiliyor, ticaret yapabiliyorsun, evlenebiliyorsun, her şeyde bir denge var. İslam'ı öğrendikçe ne kadar mükemmel olduğunu anladım. A'dan Z'ye kadar her şey hazır. Kendi yolunu oluşturmana gerek yok. Sadece olan yolu takip ediyorsun.
Yemen, içmen, giyinmen, konuşman, çalışman, her şey detaylıca anlatılmış. Allahu Akbar wa lillahil hamd. Bunu başka hiçbir dinde görmemiştim. Diğer dinlerde bir şeyler diyorlar ama kanıt sunmuyor, detay vermiyorlar. İslam sadece Allah'ın sözlerinden ibaret değil, her şeyi açıklamak için bir peygamber gönderilmiş. Peki İslam'ın %100 hakikat olduğuna sizi ikna eden en önemli şey neydi? İslam'ı daha çok araştırdıkça daha çok öğrenmeye başladım. Sonra Medine'ye gittim, biraz daha ilim edindim, sonra da Kuran'ı okudum. Elhamdülillah, Allah'ın hiçbir değişikliğe uğramayan, kirlenmeyen, değiştirilmeyen tek kitabının bu olduğunu buldum. Tek bir ayet bile değiştirilemez.
Bir kusuru bile yok, maşallah. Bu da başka bir mucize. O kadar gururluyum ki, %100 saf olan bir kitaba inanıyorum. İndiği günden bugüne kadar hiç değişmemiş, bozulmamış. Dünyanın her yerini gezdim. Gittiğim her yerde Kuran aynıydı. Ve Müslümanlar ibadet edince tek bir dil kullanıyorlar. Ezan okunurken tek bir dil. Namaz kılınırken tek bir dil. Allahu Akbar wa lillahil hamd. İşte o dönemde Allah'a dua ettiğime inanıyordum. Allah'a değil, tanrıya. Beni yönlendirsin diye. Hayatıma çok güçlü bir şekilde girdi, ben de hazırım dedim. Müslüman olmak istemiştim, Ahmed, ama bu o kadar kolay değildi. Ben kolay sanıyordum. İmama gittim, Müslüman olmak istiyorum dedim.
"Bana yardım edebilir misiniz?" Bazen Müslüman arkadaşlarımı görüp şaşırıyordum. Müslüman oldum diyordum. "Ne zaman? Niye İslam'ı seçtin?" diyorlardı. Şaşırmış gibi değillerdi. Belki de şaşırmışlardı bilemiyorum. Çok üzülmüştüm. Ama bu yolculuğumda kimseyi suçlamıyorum. Çoğu insan körü körüne inanıyor. Bilmeden inanıyorlar. Ben Budist'im, ben Hristiyan'ım diyorlar. Ama kitabı bile okumamışlar. Kaç Hristiyan İncil'i okumuştur? Kaç Budist Dharma'yı okumuştur? Çok sınırlıdır, sayabilirsiniz. Ama tüm Müslümanlar Kuran okur. Milyonlarcası Kuran'ı ezberler. Düşünebiliyor musunuz? Müthiş bir mucize. Bu durum Allah inancımı daha da güçlendiriyor. Kuran'a ve İslam'a olan inancımı güçlendiriyor.
İnancım azalmıyor. Çok imtihanlarla karşılaşsam da İslam'a olan inancım asla azalmadı. Camiye, imamın yanına gittim. Niyetimi söyledim. Sonra şehadet getirdim. Elhamdülillah Müslüman olmuştum. Ama nerede kalacağımı bilmiyordum. Çünkü ben çok küçük yaştan itibaren çok bağımsızdım. Çok bağımsız bir insanım. Camide kalabilir miyim diye sordum. Kimseye yük olmak istemiyordum. Böyle dedim çünkü genç bir Budistken Budist tapınağında kalıyordum. Hristiyan olduğumda kiliseye hizmet ettim. Bu ibadet evini sevmiştim. Çünkü kimseyi rahatsız etmiyorsunuz, tüm iyi insanlar oraya geliyor. Ben buna inanıyorum. Sadece iyi Müslümanlar camiye gelir. Sadece iyi Hristiyanlar kiliseye gider.
Sadece iyi Budistler tapınağa gider. İbadet etmeyen inananlar gitmezler. Sonra dört yıl camide kalmayı tercih ettim. Ama farklı camilerde kaldım. İki hafta burada, bir hafta burada, birkaç ay burada. Gittiğim yerin elverişliliğine göre, iyi hissedersem orada daha çok kalıyordum. Dört yıl camide kaldım. Elhamdülillah. Doğru karar vermiştim, çünkü kalınacak en iyi yer orasıydı, en hızlı öğrenme yolu da oydu. Çünkü insanlar camiye pratik yapmaya geliyorlar. Ben de onlara sorup öğrenebiliyordum. Ailen Müslüman olmana nasıl tepki verdi? Annen, baban? Annem biraz şok olmuştu çünkü ailedeki en küçük çocuk bendim. Üzülüp peşimden gelmeye başladılar beni döver ya da zorlarlar diye korkmuştum.
Bu yüzden gergindim. Ama Allah büyük. Bu yüzden Müslüman olunca eve gitmedim. Aileme söylemedim. Annem yaşıyordu, nenem oradaydı. Ama nerede olduğumu hiç kimseye söylemedim, rahatsız etmesinler diye. Sonra öğretmenim git onları gör ve onlarla konuş dedi. Eve gittiğimde annem tabii biraz alınmıştı. En başta oğlunu kaybedecek diye korktu. Elhamdülillah ben bir şeyler öğrenmiştim, dedim ki, "Anne, ben senin oğlunum, Çinliyim." Gitti kendini odasına kitledi. Neneme, kardeşime anlattım, anlayışlıydılar. Allahüekber. Mutlulardı, nasıl Müslüman oldum diye sordular. Nasıl oldu? Çok anlayışlılardı. Çok güvende hissetmiştim. Sonra eve daha sık gittim, daha iyi hissetmeye başladılar.
"Nerede yaşadığımı merak etmeyin." Böyle diyordum. "Büyük bir evde kalıyorum." Camide kalıyorum demedim. Sonra zaman geçtikçe, daha da yakınlaştık, değişimimi gördüler. Gurur duydular. Annem eve gidiyorum diye daha iyi hissetti. Evde onlarla kalıyordum. Onlarla vakit geçiriyor, onlara meyve getiriyordum. Helal yiyecekleri getiriyordum. Farkı anlamıyorlardı tabii. Kendimizi geliştirirsek, ve gerçek İslam'ı gösterebilirsek herkesin İslam'ı seveceğin inanıyorum. Hidayet Allah'tandır tabii ki. Ailenden ya da yakınlarından biri senden sonra Müslüman oldu mu? Elhamdülillah. Abim ölmeden önce Müslüman oldu. Cenazesini merkezimizde kıldık. Annem Müslüman oldu. Elhamdülillah.
Batıdaki, ve Türkiye'deki insanlar meditasyonda, Budizm'de teselli bulmaya çalışıyorlar. Budizm gerçekten insan ruhuna huzur verebilir mi ve meditasyon ile namaz arasındaki fark nedir? Bir kıyaslama yapalım. Her şeye bakarsanız, İslam'ın daha mükemmel, daha denge sahibi olduğunu göreceksiniz. Sadece meditasyon yapıp boş boş oturmuyorsunuz. Harekette bereket vardır deriz biz. Hareket hep daha çok bereket getirir. İslam'daki ibadet şekli çok güzel. Mükemmel çünkü kendi dualarımızı okumuyoruz. Tüm okuduğumuz şeyler senden gelmiyor, benden gelmiyor, kimseden gelmiyor. Allah'tan peygambere, peygamberden bize öğretildi. Çok özgün bir iletişim biçimi. Rüku var, secde var.
Elbette, Budist Dharma'ya geri dönerseniz, Musa ve İsa'nın öğretilerine bakarsak, onlarda da rüku ve secde var. "Rükû edenlerle beraber rükû edin." Ama sonra insanlar bunu yapmadı. Değişmeye başladılar. Biliyorsunuz, nesilden nesle insanlar, sonra bütün öğretiyi unutuyorlar, başvuracakları bir şeyleri kalmıyor. Başvuracakları orijinal kitap artık orada değil. Dharma'da da aynı şey geçerli. Her şey çevrildi, her şey kontrolden çıktı. Eski Tevrat artık yok, yerini Talmud aldı. Ve İncil'de de her şey altüst oldu. Elhamdülillah, Kuran'ın mucizesi bugüne kadar değişmeden, bozulmadan, orijinal olarak kalmıştır. Allahüekber. Meditasyon yaparken insanlar hiçbir şey düşünmemeye mi çalışıyorlar?
Ve bunun ruha gerçekten faydalı olduğunu düşünüyor musunuz? Meditasyon tüm olumsuz güçlerin üstesinden gelmeyi öğretmenin yollarından biridir. Ben meditasyonu nefs arındırması sayıyorum. Sende var olan negatif şeyleri hatırla ve onları temizle. Negatif olan her şeyi, pozitifle aşmaya çalışmalısın. O yüzden çok fazla düşünmen lazım. Negatif hakkında düşünmüyoruz ama, bu yardım etmez. Olan her şeyin bir sebebi olduğunu düşünmelisiniz. Bu yüzden "karma" var. Biz kaza ve kader diyoruz. Etrafımızda olup biten tüm kötü şeylerin arkasında, bir ders var. Pozitif düşünmelisiniz. Allah sebepsiz yere hiçbir şey yapmaz. Biz Müslümanlar için, İslam o kadar mükemmel, o kadar açık, o kadar berrak ki.
Bağlanması çok kolay, anlatması çok kolay. Meditasyon onların yollarından biri. Ama İslam'da en güzel yol var, Allahüekber. Namaza ve duaya başlamadan önce neler yaptığınızı düşünsenize. Vücudunuzu yıkamanız lazım. Abdest almalısınız. İslam ne kadar mükemmel görüyorsunuz. Elini, ağzını, burnunu, yüzünü yıkayınca ne öğreniyorsun? Çünkü bu organlar dünyaya maruz kalıyor. Ve etrafımızdaki her şey o kadar bozulmuş ki. O yüzden öğrencilerime, tanıştığım herkese namazınızı aksatmayın diyorum. Allah'a bağlı kalın. "Artık siz beni anın ki ben de sizi anayım." Allah sizin için hep orada. Ne kadar kötü olursanız, üzgün olursanız olun, lütfen namazınızı kaçırmayın. Hz.
Muhammed (s.a.v.)'de sizi en çok etkileyen şey neydi? Sallallahu aleyhi ve sellem. Kıyas bile yapamam. Çünkü o, hepimize rahmet olarak gönderildi. Bize Allah'a giden yolu göstermek için çok zaman harcadı. Doğru yol onda. O yüzden Peygamber Efendimizin ﷺ. sünnetini asla ihmal etmeyin. Nerede olursanız olun tüm Müslüman kardeşlerime seslenmek istiyorum, peygamberinizi unutmayın. Allah'a inanıyorum diyorsun, Allah bir şart koşmuş, "Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin." Peygamberine uymak. O yüzden lütfen alçakgönüllü olun. Allah ne dedi, Peygamber ne dedi, ona uyun. Böylece asla yanılmazsınız.
Bir Çinli olarak, bir milyardan fazla insanın yaşadığı ülkenizin büyük çoğunluğunun artık ateist olması sizi üzebilir. Sizce onların kalplerine nasıl ulaşabiliriz? Sizce onları İslam'la nasıl tanıştırabiliriz? Sizce yolu ne? Bu yüzden çok çalışıyorum. Onlarla konuşuyorum. Sürekli onlarla iletişim halindeyim. Ben çok açığım, onların da çok açık olduğunu hissediyorum Ahmed kardeşim. Ateist olan, Tanrı'ya inanmayan halkımla konuştuğumda, "Kardeşlerim, biliyor musunuz? "Ben hiçbir tanrıya inanmıyorum" dediğinizde, İslam'a giden yolun yarısını kat edersiniz. Çünkü Müslüman olmak istiyorsanız "La ilahe" demeniz gerekir. "Başka ilah yoktur." Sadece "illAllah" demeye devam etmeniz gerekiyor.
Çok kolay. "La ilahe" hazır zaten. Devam ederseniz, elhamdülillah. Böylece onlara İslam'ın burada olduğunu, güzel olduğunu, basit olduğunu, kolay olduğunu hissettiriyorum. Allah dini zorlaştırmaz. Bugüne kadar, nereye gitsem halkımla karşılaşıyorum, onlarla mutlaka konuşuyorum. Ve elhamdulillah bazı insanlar çok olumlu oluyorlar, onlar da şimdi öğreniyorlar. Onlara Kuran veriyorum. Mealini okuyun diyorum. İki sene sonra gelip, "Teşekkürler, şeyhim diyorlar. "Tüm Kuran'ı okudum." Bu müthiş. Çok pozitifler. Tabii ki hidayet Allah'tan. Üzülüyoruz ama umudumuzu kaybetmiyoruz. Dua edelim ve elimizden gelenin en iyisini yapalım. Ve davetin en güzeli Ahmed kardeş, güzel örnek olmaktır.
Eylem sözden daha güçlüdür. Dünyadaki tüm Müslüman olmayanlarla konuşma şansınız olsaydı ve sadece birkaç dakikanız olsaydı onlara ne söylemek isterdiniz? Ben insanlara her zaman Müslümanlar ile İslam arasındaki farkı hatırlatıyorum. İslam öğretidir, Müslüman insandır. Müslüman olmaktan gurur duyuyorum çünkü İslam'ı takip ediyorum. İslam beni takip etmez. Lütfen İslam ile Müslümanlık arasındaki farkı bilin. Ve İslam belirli bir millete ait değildir. Hepimize aittir. Bu yüzden İ S L A M. Yani: "İnsanlığı Sevmek Lazım Ama Mütemadiyen." Anlamadıysanız lütfen sorup öğrenin. Ama doğru kaynaklardan öğrenin. Ve iyi insanlara haksızlık etmeyin. Hazırız, merak etmeyin.
Evet, biz kimseyi yargılamak için burada değiliz çünkü herkesin gerçeği bulma, doğru olma ve ibadetlerini yerine getiren bir Müslüman olma fırsatı vardır. Çünkü İslam hepimize ait. Teşekkürler Şeyh Hussain Yee. Geldiğiniz için teşekkür ederiz. Aramızda olmanız bizim için onurdur, Allah sizi mükafatlandırsın ve korusun. Amin Ahmed kardeşim.