Towards Eternity
Bloga dön

İsa (as) Hristiyanlığı Değil, İslam’ı Tebliğ Etti!” - Britanyalı Bir Hristiyan Müslüman Oluyor!

Yayınlanma tarihi

YouTube'da izle

İslam’dan önce inanç açısından nasıl bir yaşamınız vardı? Hristiyanlıkta ve İncil'de sizi İslam'a yönelten ne tür sorunlarla karşılaştınız? Bir gün çok ilginç bir manevi deneyim yaşadım, bu da beni manevi bir yol aramaya yöneltti ve Hristiyanlığı seçtim. İncil’i okumaya başladığımda bazı sorunlar olduğunu fark ettim. İsa, Hristiyanlığı tebliğ etmedi. İnsanlara teslis inancından, kefaretten bahsetmedi. Ve bu bir skandal. Hristiyanlar genellikle kendi alimlerinin bu konuda ne söylediğinden bihaberler. Selamun aleyküm Paul Williams. Sözler Köşkü ekibi olarak sizi ağırlamaktan mutluluk duyuyoruz. Burada olmak güzel, teşekkürler.

“Paul Williams kimdir?” Bize kısaca hayatınızdan bahsedebilir misiniz? Tabii ki. Londra’nın doğusunda bulunan Essex bölgesinde doğdum. Şu anda ise İbrahimi dinleri, Yahudiliği, İslam'ı ve Hristiyanlığı daha bilimsel, akademik bir bakış açısıyla ele alan “Blogging Theology” kanalında içerik üretiyorum. Sözde Hristiyan bir evde büyüdüm. Üniversitede hem Hristiyan teolojisi hem de bir Hristiyan olarak felsefe okudum. Elhamdülillah nihayetinde İslam’ı kabul ettim ve işte bugün buradayım. İslam’dan önce inanç açısından nasıl bir yaşamınız vardı? Neye inanıyordunuz? 20’li yaşlarımın başında “yeniden doğmuş” bir Hristiyan’dım. Bir yetişkin olarak sözde bir Hristiyan değildim.

İnancımı çok ciddiye alıyordum ve bir gün çok ilginç bir manevi deneyim yaşadım, bu da beni manevi bir yol aramaya yöneltti ve Hristiyanlığı seçtim çünkü geçmişimdeki din buydu. Sözde Hristiyanlık. Böylece Hristiyan oldum ve Evanjelik kilisesine gidiyordum. Her zaman kiliseye giderdim ve İsa’nın Yaratıcı olduğuna, teslise ve enkarnasyona inanıyordum. İncil’i çok dikkatli bir şekilde okurdum. Bu durum birkaç yıl boyunca bu şekilde devam etti. Hristiyanlıktan önce ateisttiniz, değil mi? Evet, bu doğru. Hristiyan olmadan önce ergenliğimin son dönemlerinde ateisttim.

20’li yaşlarımın başında bir Pazar sabahı, yaşadığım yer olan Londra’da tüm gece süren bir partiden sonra bisikletle geri dönüyordum. Islington’da güzel bir kilise gördüm ve içeri girmeye karar verdim çünkü merak ediyordum. Sadece baktım, arkaya oturdum ve aniden sevgi olarak tanımladığım bu güçlü gücün, çok çok kuvvetli bir şekilde bana doğru geldiğini hissettim. Bunu istemedim. Yani, “Hayır, almayayım” der gibiydim. Biliyorum ki eğer daha uzun süre kalsaydım, dağılacaktım. Çok güçlüydü. Bu yüzden çıkıp gittim. Bu hissi, İsa ile veya herhangi bir şeyle bağdaştırmıyordum. Bu, tam bir “Vay canına” anıydı.

Tabi ki bu deneyimi tekrar yaşama umuduyla sonraki hafta tekrar gittim ama hiçbir şey olmadı. Yine de bunun beni inanç yolculuğuna, manevi yaşama sevk eden manevi bir deneyim olduğunu düşündüm. Sözde Hristiyan geçmişim sebebiyle, kiliseye gitmeye karar verdim. İslam hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Nihayetinde Hristiyan oldum. İncil’i okumaya başladığımda bazı sorunlar olduğunu fark ettim. Fakat benim için en iyi seçenek Hristiyanlıktı. Buna rağmen sonunda İslam’ı keşfettim ya da Allah beni İslam’a sevk etti, Hristiyan olarak yaşadığım sorunlara çözümler getirdi ve bunun neticesinde ben de inancımı değiştirdim.

Peki Hristiyanlıkta ve İncil'de sizi İslam'a yönelten ne tür sorunlarla karşılaştınız? Şimdi uzmanların söylediklerine, tarihçilerin görüşlerine göre konuşmaya çalışacağım. Bana öyle geliyor ki İsa, Hristiyanlığı tebliğ etmedi. Bir kilise kurmak için gönderilmedi. Örneğin, bir tanesi dışında hiçbir İncil’de İsa’nın kilise hakkında konuştuğundan bahsedilmemektedir. En eski İncillerde İsa'nın hiçbir zaman kiliseden söz etmediğini görüyorsunuz. Ve Hristiyanlıktan da bahsetmez. Bahsettiği şey Yaratıcı, tevhid inancı. İki yüzlülüğe karşı çıkıyor, niyeti, samimiyeti, Allah aşkını, komşu sevgisini ve bunun gibi şeyleri. Yani bu bir çeşit yenilenme gibi bir şey.

Musevilik içindeki ruhsal yenilenme hareketi. Yani İsa’nın dinini Musevilik veya Yahudilerin inancı olarak tanımlayabiliriz. Yaratıcının insanda var olduğu inancından bahsetmemiştir. Tarihçilerin çoğuna göre, İsa, teslis inancından, kefaret anlayışından bahsetmemiştir. Hristiyanlığın sorunu, Yaratıcının İsa’nın bedeninde bir insan olduğu düşüncesidir. Bu son dönemlerde ortaya çıkmış bir düşüncedir. İsa’mın döneminde öyle bir şey yok. Aslında bu, sadece Yuhanna İncilinde geçmektedir. Bu, yazılan son İncil’dir. Matthew, Mark, ve Luke’a ait İncillerde -ki en eskisi Mark’ın yazmış olduğu İncil’dir- Yaratıcının insan vücuduna bürünmesi anlamına gelen enkarnasyon inancına dair herhangi şey yoktur.

En az tarihsel olan İncil ise Yuhanna İncil’idir. İncillerin sadece bir yerinde İsa İnsanlara gelerek “Ben, dünyanın ışığıyım” veya “İbrahim doğmadan önce ben varım” veya “Diriliş ve yaşam benim” veya “Ben, dünyanın ışığıyım” demiştir. Tüm bu “Ben” ifadeleri sadece tek bir İncil’de geçmektedir. O da Yuhanna İncil’idir. Eski İncillere bakarsanız İsa’nın asla böyle konuşmadığını görürsünüz. Yaratıcıdan, tövbeden, Yaratıcının İsa’dan farklı birisi olduğundan, kendisinin asıl mesaj olmadığından, asıl mesajın Yaratıcı olduğundan bahseder. Kendisi bir elçi, peygamber. Ancak Yaratıcı değil. Yuhanna İncil’inde durum daha zor ve karmaşık hale gelmektedir.

Orada İsa bir nevi ilahi bir figüre bürünmektedir. Yuhanna İncil’i, “Başlangıçta Söz vardı” “Söz Yaratıcıyla birlikteydi” “Söz Yaratıcı’ydı” “Her şey O'nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O'nsuz olmadı” şeklinde başlamaktadır. Bunlar çok yakın zamanda ortaya çıkmış şeylerdir. Eğer burada bahsedilen şeyleri İsa gerçekten söylediyse o zaman neden başka kimse bunu bildirmedi? Örneğin Luka İncil’ine bakalım. Luka İncil’inin hiçbir yerinde İsa, bu şekilde konuşmamıştır. Kendisi hakkında hiçbir zaman çok fazla konuşmamakta ve yalnızca Yaratıcıdan bahsetmektedir. Kendini Yaratıcı olarak tanımlamamaktadır. O sadece bir peygamberdir ve asla “Yol, gerçek ve yaşam Ben'im” dememiştir.

Kötü haber şu ki, vaaz vermek için Yuhanna İncil’i Hristiyanlar tarafından çok fazla kullanılıyor. Örneğin birkaç yıl önce Londra’da gördüğüm Amerikalı Evanjelist gibi. Kendisi, İsa’nın “Ben, dünyanın ışığıyım” dediğini söylemişti. Fakat Hristiyan alimleri “Hayır, muhtemelen İsa böyle bir şey söylemedi” “Tarihte böyle bir şey yok” diyecekler. Ve bu bir skandal. Hristiyanlar genellikle kendi alimlerinin bu konuda ne söylediğinden bihaberler. Bu endişe verici çünkü eğer İncillerde uydurma hikayeler varsa onlara nasıl güvenebiliriz ki? İncillerde uydurma hikayeler var. Bu, kişinin imanını sarsabilir.

Eğer İsa, teslis inancından bahsetmediyse, Yaratıcının oğlu olarak Yaratıcının kendisinde vücut bulduğunu iddia etmediyse o zaman ben bu durumu bir Hristiyan olarak tehdit edici buluyorum. Fakat aslında sorun bu değildi. Sorun, erken dönem İsa’ya dair anlatılan tarih veya İncillerin güvenilirliğiydi. Aslında bu şüpheciliğe değil basit bir şekilde “Bunun kanıtı nedir?” sorusuna dayanıyor. Ve bunların güvenilirliğine ilişkin kanıtlar çoğu zaman mevcut değil. Ve bu bir sorun. Hristiyanlıktaki bu tutarsızlıkları fark ettiğiniz zamanlarda İslam hakkında ne düşündüğünüzü bilmek istiyorum. Herhangi bir ön yargınız var mıydı? Hem de çok fazla.

11 Eylül olayları, Müslümanlar hakkındaki korkular gibi şeylerden sonra, bir Hristiyan olarak git gide İslamofobik oluyordum. Yine de Müslümanlarla konuşarak İslam hakkındaki gerçeği kendi başıma öğrenebileceğime karar verdim. Hiç Müslüman tanıdığım yoktu. Bu yüzden yaşadığım yerdeki Regent’s Park Camisine gittim ve orada Müslümanlarla konuştum. İngilizce Kur’an okudum. Ve gerçek İslam’ı keşfettim. Bu beni şaşırtmıştı çünkü İslam, Yaratıcı kavramını gerçek manasıyla kavrayabilmem için bir Hristiyan olarak sahip olduğumdan daha doğru bir yol açmıştı. başka bir seçeneğin var olduğundan haberdar değildim. İslam’ın da İsa’ya ve annesine saygı duyduğunu bilmiyordum.

Halbuki Kur’an’da bir bölüm Meryem ismini taşımaktadır. Ya da İngilizce ismiyle “Mary”. Bu benim için kırılma anıydı. Hristiyanlıkta bulamadığınız başka hangi cevapları İslam'da buldunuz? Hala Hıristiyan ilahiyatçıların ve en yüksek düzeydeki piskoposların kafasını karıştıran bazı derin sorulara bazı cevaplar buldum. Mesela acı çekme, dünyadaki kötülük meselelerine bakalım. Hristiyanlar temel olarak Yaratıcının çok ama çok sevgi dolu olduğunu söylerler. Bu durumda “İnsanlar neden kanserden ölüyor?” “Peki ya depremler?” diye düşünebilirsiniz. Canterbury Başpiskoposu Justin Welby'nin bu konudan bahsettiğini duymuştum. Ve buna onun da bir cevabı yoktu. Bu bana rahatsız edici geliyor.

Yani bunun cevabını İslam’dan alsa bile umurumda değil. İslam’da bu tür soruların cevapları mevcut. İslam’ın dünya hayatının doğası ve Yaratıcının karakterine dair gerçek cevapları var. Hayatın bir imtihan olduğuna, ahirete, mükafatlara dair birçok cevabı mevcut. Fakat Hristiyanlar’ın umrunda değil. Yani bunların cevaplarını İslam’dan alsalar bile bunu umursamazdım. Fakat aynı zamanda İsa’nın kim olduğu sorusuna da farklı cevaplar var. Batılı bilim insanlarına göre İsa kimdi? “Bir peygamber” Tamam, Kur’an da zaten böyle söylüyor. Sıradaki nedir? “Mesih” Kur’an bunu da söylüyor. “Kendini Yaratıcı olarak görmüyordu” Kur’an bunu da tasdikliyor.

İnsanlara teslis inancından, enkarnasyondan bahsetmedi. Tarihçilere göre bir kilise de kurmadı. Müslümanlar da onun Katolik kilisesini kurduğuna inanmıyor Yani yakın geçmişteki Batılı bilim insanlarının İsa hakkında söyledikleri ile Kuran'ın İsa hakkında söyledikleri arasında inanılmaz bir yakınlaşma var. Ve bence bu, Kur'an'ın çoğu zaman dile getirilmeyen bir mucizesidir. Elbette pek çok mucize var. Hepsi arasından benim için bu başka. Hristiyanlığın temel inançlarını çürüten başka hangi kanıtları sunabilirsiniz? Önce kefaret konusunu ele alalım. Ve bunun Hristiyanlar tarafından nasıl anlaşıldığından bahsedeceğim.

Birçok Hıristiyan size İsa'nın Yaratıcı olduğunu ve senin günahların için öldüğünü söyleyecektir. Hımm, bu ilginç. Yani o zaman bu Yaratıcının benim günahlarım için öldüğü anlamına mı geliyor? Bu noktada bir sorunum var. İncil’de “Yaratıcı, ölümsüzdür” denilmektedir fakat siz İsa’nın benim günahlarım için öldüğünü söylüyorsunuz. Bu durumda “Yok hayır, Yaratıcı ölmedi” “İnsan öldü” “Bir insan olan İsa senin günahların için öldü” Bu ilginç. O zaman yani sen bana insan kurban etmeye ve bu Yaratıcı ile uzlaşmanın yolu, kefaret olduğunu mu söylüyorsun? “Aslında bu insan kurban etmek değildir” Öyleyse nedir? Çünkü İsa bir insandı ve senin günahların için o kurban edildi. Yani sen bunu söylüyorsun.

İsa, insanlara insan kurban etmekten bahsetmemiştir. O, Yaratıcının sevgi dolu olduğunu söylemiştir. Kısaca, bu bir problemdir. Diğeri ise teslis inancı ile ilgili. Bununla ilgili iki tane problem var. İlki, İsa’nın hiçbir zaman böyle bir şeyden bahsetmemiş olmasıdır. Havarileri buna inanmamıştır. Bu, benim için çok büyük bir problem. İkinci olarak, Yaratıcının bir olduğunu söylüyorlar. Fakat aynı zamanda hem Baba’nın, hem Oğul’un hem de Kutsal Ruh’un Yaratıcı olduğunu öne sürüyorlar. Yani aslında üç ayrı şeyden bahsediyorlar ama hepsi tek bir varlık. “Bekle, bekle bir saniye” Hem Baba, hem Oğul hem de Kutsal Ruh Yaratıcı ise o zaman nasıl tek bir Yaratıcıdan söz edilebilir?

Az önce üç ayrı Yaratıcı olduğunu söyledin. Teslis fikri farklı farklı çok yavaş şekilde gelişmiştir. Başlarda Baba Yaratıcı düşüncesi vardı. Sonrasında “İsa, Yaratıcının neyi olur?” sorusu ortaya çıktı. Ve özellikle ikinci yüzyılda, İsa ve Yaratıcının bir şekilde ilişki içinde olduğu, Yaratıcının Yaratıcı olduğu, ancak bir şekilde İsa'nın bir anlamda ilahi olduğu fikri ortaya çıkmıştır. Ama asıl bu düşünce üçüncü yüzyılda Türkiye'deki İznik Konsilinde oldu. İmparator Konstantin yönetimindeki piskoposlar, Oğul ve Baba'nın eşit olduğuna İznik Konsilinde resmi olarak karar vermişlerdir. İkisi de aynı maddeye sahipti. Veya Yunanca ismiyle “homoousion”.

“Homo”, “aynı” “ousia” ise “madde” anlamına gelmektedir. Yani Baba ve Oğul aynı maddeydi. Başka bir deyişle, İsa Yaratıcıydı. İnsanlar genellikle İznik'in teslisle ilgili olduğunu söyler, öyle değildi. İznik Konseyi Teslisten bahsetmez. Bu daha sonra Kalkedon ve Konstantinopolis Konsilinde gerçekleşmiştir. İznik'te Oğul ile Baba arasındaki ilişkiden söz ettiler. İncil’de teslisle ilgili sadece bir ayet vardır ve bu da sahtedir! Daha sonra eklendi, bunu biliyoruz. 1.Yuhanna 5-7 ayeti. Modern İncillere baktığınızda çoğunun bu ayeti çıkarmış olduğunu görürsünüz. Bu ayet şöyledir “Dolayısıyla, üç tanık vardır gökte: Baba, Söz ve Kutsal Ruh” Bu da Baba, Oğul ve Kutsal Ruh anlamına gelmektedir.

Bu, kökten dinciler dışında herkesin İncil’e sonradan eklendiğini bildiği bir ayettir. Eğer tüm Hristiyan alimlerin yaptığı gibi, bu teslis ayetini kaldırırsanız, İncil'de teslisten bahseden hiçbir şey kalmaz. İncil yazarlarının Matta, Markos, Luka ve Yuhanna olduğunu söylediniz. Onlar kim? Bu kişilere dair elimizde tarihi bir kanıt mevcut mu yoksa bunlar anonim mi? Söylediğiniz gibi dört İncil de anonimdir. Örneğin Matta İncil’ini ele alalım. Yeni Ahit’teki ilktir. Yeni Ahit’in ilk kitabıdır. Asla kim tarafından yazıldığından bahsedilmemektedir. Görüştüğüm Hristiyanlar bu konuda benimle aynı fikirde değil.

Onlara “Tamam, ben beklerim” “Bana İncillerden herhangi birinde yazarın isminin geçtiği bir bölüm gösterin” diyorum. “Tamam tabi tabi isim zaten geçiyor” diyorlar. “Yuhanna İncilinde bundan bahsediliyor” “Tamam bekleyeceğim” “İşte İnciliniz burada,hadi yapın” diyorum. Sonra bekliyorum ve onlara iki dakika veriyorum çünkü yapacak başka işlerim var. Geri gelip konuyu değiştireceklerini de çok iyi biliyorum. Konuyu değiştiriyorlar çünkü Yuhanna İncilinin hiçbir yerinde yazar ismi geçmemektedir. Çok basit bir şekilde bu anlaşılabilir. Fakat onlar tam tersine inanıyor çünkü onlara anlatılan şey bu.

Bu kadar temelsiz kutsal metinlere ve inanç sistemlerine rağmen neden bu kadar çok insan hala Hristiyanlığı olmaya devam ediyor? Bu kolay bir soru çünkü bunun bir sorun olduğuna dair hiçbir fikirleri yok. Hristiyanların çoğu eğitimli insanlardır. Kimya, muhasebe, gazetecilik gibi farklı alanlardan diplomaları vardır. Aptal değiller. Tam aksine. Ancak kiliselerin onlara inancı öğretme şekli, onlara kendi kutsal yazıları hakkında ileri düzeyde bir anlayış kazandırmıyor. Onlara ders veya vaaz veren rahipler, papazlar üniversitelerde eğitim görüyorlar. Yuhanna İncili'nin dört İncil arasında en az tarihsel olan olduğunu biliyorlar. Bunu biliyorlar çünkü bu, onlara öğretiliyor.

Peki nasıl oluyor da kilise sıralarında oturan insanlar bunu bilmiyor? Bunun birçok sebebi var. Amerikalı akademisyen Bart Ehrman, bu konuyu ele aldı. Bazı rahipler işlerini kaybetmek istemiyorlar. Onlara inanan insanlara “Bu arada inandığınız İncil, aslında sizin düşündüğünüz gibi değil” demek istemiyorlar. Veya Hristiyan halkı üzmek istemiyorlar. Onları rahatsız etmek istemiyorlar. Veya bunu nasıl açıklayacaklarını bilmiyor olabilirler. Veya sadece bundan kaçıyor da olabilirler. Sebebi ne olursa olsun neticede bunu yapmıyorlar. Hiçbir zaman bunu yapmıyorlar. Bu, benim için Hristiyanlığın skandalıdır.

Belki de gerçeği biliyor ve bununla tıpkı benim uzun bir süre Hristiyanken yaşadığım gibi yaşıyorlar. Yani inanıyorlar ama şüpheleri var. Yine de inanmaya devam ediyorlar çünkü başka yapılabilecek bir şey var mı? Eğer Hristiyanlık doğru değilse, o zaman neden bazı Hristiyanlar inançlarını daha ciddiye aldıklarında huzur buluyorlar? Hristiyanlık çoğunlukla doğrudur. Bununla ne demek istiyorum? Hristiyanlar tek bir Yaratıcıya inanırlar. Teslis inancından bahsetmiyorum fakat aslında tek Yaratıcıya inanıyorlar. Meleklere, kıyamet gününe inanıyorlar. Allah’ın yeri ve göğü yarattığına, Musa’yı ve diğer peygamberleri gönderdiğine inanıyorlar. Aslında bu bir buzdağı gibi.

Suyun altında devasa bir kısım var. Burada bulunan inandıkları şeyler tıpkı biz Müslümanlar gibi. Sadece suyun üzerindeki yer farklı. Bu küçük bir şey değil tabi ki. Önemli bir kısım. Burada teslis, enkarnasyon gibi şeyler mevcut biz Müslümanlar olarak bunlara inanmıyoruz. Yani aslında Hristiyanlığın tamamı yanlış değildir. Durum, bundan daha karmaşık. Sanıyorum ki birçok Hristiyan Yaratıcıya dua ederken Baba’ya dua ediyor. Bunu, birçok Hristiyan’dan duydum. İsa konusundan çok emin değiller. Yani görünürde onun Yaratıcı olduğuna inansalar bile uygulama da Baba’ya dua ediyorlar. Yani uygulamada aslında teslis inancını reddetmektedirler. Yani İsa’dan ziyade Yaratıcının birliğine inanıyorlar.

Çoğunlukla uygulamada İslam’a daha yakın şekilde davranıyorlar. Böylece de huzurlu hissediyorlar çünkü gerçekten ortada bir huzur var. Yani benim gibi Allah'ın merhametli olduğuna ve O’nun, diğer dinlerden de olsa, o dinin içindeki insanları hakikate doğru yönlendirmeye çalıştığına ve şirkten uzaklaştırdığına inanabiliriz. Ben buna inanıyorum. Çünkü Allah’ın kullarını sevdiğini biliyorum. Kur'an-ı Kerim'de İsa aleyhisselamın son Peygamber (sav)'in gelişini müjdelediğini biliyoruz. İncil’i okurken hiç böyle bir bilgiye rastladınız mı? Evet, çoğunlukla ilk İncillerde. En az tarihsel olan Yuhanna’da değil.

Daha önceki İncillerde İsa'nın gelecek olan başka bir insandan bahsettiğini görebilirsiniz. Kendisi değil çünkü bu kişiden üçüncü şahıs olarak bahsediyor. Yani başka birisi. Günümüzde Hristiyanlar “Orada İsa kendinden bahsediyor” diyorlar. Ancak bu biraz tuhaf. İsa kendisinden bahsediyor, sonra üçüncü bir şahsa geçiyor ve gelecek olan başka birinden bahsediyor. Bart Ertham ve diğer Amerikalı Yeni Ahit alimlerinin dediği gibi İsa, gelecek olan başka birinden bahsetmektedir. Yeni Ahit'in Yunancasında “Muhammed” kelimesi kesinlikle geçmemektedir. Çünkü bu İnciller tahrif edilmiş ve değiştirilmiştir, ancak hala İsa'nın başka biri hakkında konuştuğuna.

ve bunun tarihsel olduğuna dair güçlü ipuçları var. Yuhanna'nın 14. bölümünde bile İsa'dan sonra gelecek olan başka birinden bahsedildiğine dair ipuçları görüyoruz. Yani şuandaki İncillerde bile bunun ipuçlarını görmekteyiz. İslam’ın %100 doğru olduğuna dair sizi ikna eden şey ne oldu? Keşfettiğim ve beni beklenmedik bir şekilde etkileyen şey, Hz. Muhammed (sav)'in hayatı ve öğretisiydi. Biliyorsunuz, televizyondaki ve Batı edebiyatındaki büyük tarihi şahsiyetlerden bahsettiğimizde, Platon'dan, Sezar’dan, Büyük İskender’den bahsedip sonra da Napolyon Bonepart'a atlıyorlar. Peygamber Efendimiz (sav)'den bahsetmiyorlar. Ondan hiç bahsetmiyorlar. “Bu olağandışı” bişey.

O, İsa ve Musa ile aynı bölgeden fakat göz ardı ediliyor. Onun farklı kaynaklardan da doğrulanmış olan hayatına bakarsanız, onun bir mit olmadığını, ve gerçekten var olduğunu görürsünüz. En sıra dışı insan. Bu şahıs ve onun öğretileri İncillerde okuduklarıma çok benzerdi. Örneğin Luka ve Matta’dakilere. İncillerde hala doğru olan bazı kısımların var olduğunu düşünüyorum. Hz. Muhammed'in (sav) öğretisini gördüğümde, kendisinde gerçek bir ruhani öğretmenin özelliklerinin var olduğunu hissetim. Benim için İslam'ı kabul etmedeki sorun da buydu çünkü İsa ile Muhammed (sav) arasındaki bağlantıyı gördüm. Eğer İsa peygamber idiyse Muhammed (sav) de öyleydi. çünkü aynılardı.

İkisi de milletlerin reisleriydi, generallerdi, kanun koyucuydular, manevi rehberlerdi, babalardı. Ancak aradaki fark şu ki, Musa İsrail'e, Muhammed (sav) ise tüm insanlığa gönderilmiştir. Peygamberimiz (sav) hakkında sizi en çok etkileyen şey neydi? Pek çok şeyin arasında beni gerçekten etkileyen şey, O'nun, ashabının ve ümmetin Mekke'ye geldiği gündü. Sonunda Mekke’yi tekrar alıp onu fethettikleri gün ve düşmanlarına davranış şekli beni çok etkilemişti. Batı'daki pek çok kişi İslam hakkında oldukça olumsuz şeyler söylüyor. “Eminim ki Muhammed (sav) hepsini katletmiştir” diyorlar. Yusuf, Mısır’ın en güçlü ikinci adamıyken ne yapmıştır?

Ona ihanet eden, onu köle olarak satan ve ölüme terk eden kardeşleriyle karşılaşmıştı. Bu insanlara nasıl davrandı? Onları affetti, onlara merhamet gösterdi. Hz. Muhammed (sav)'in Mekke'yi müşriklerden geri aldığında açıkça bahsettiği örnek de buydu. Sahip olduğu güçlü pozisyon ile onları yok edebilirdi ama bunu yapmadı. Onlara merhamet gösterdi. Bu, Peygamber (sav)’in karakterine dair bir şeyleri göstermektedir ve keşke Batı da bunu görebilse. Müslümanlar bunu biliyor fakat Batı bilmiyor. Ve bunu bilmemek büyük bir yokluktur. İslam’dan önceki hayatınızdaki amacınız neydi? İslam’dan önceki ve şu anki amacım bir nevi aynı. Her neredeyse hakikati aramak.

İslam'ın ötesine geçmem gerektiğini düşünmüyorum ama hala İslam'ın içindeki hakikati aramaya devam ediyorum. Hala öğrenmeye çalışıyorum. Fakat bundan önceki hayatımda halen arıyordum şimdi ise evime ulaşmış gibiyim. Ancak hala git gide büyüyen ilim ve anlayış denizinde aramaya devam ediyorum. Dünyada ateizmin arttığını görüyoruz. Özellikle Birleşik Krallık ve Avrupa'da pek çok insan Hıristiyanlığı terk ediyor. Şu anki duruma baktığınızda aynı eğilimi İslam'da da görüyor musunuz? Profesör Linda Woodhead, Londra'daki King's College'da profesör. Britanya'da dinler konusunda önde gelen bir uzman, din sosyoloğudur. Ve birkaç ay önce yayınlanan bir istatistik hakkında yorum yapıyordu.

Britanya'da din düşüşte ve birkaç yıldır çok dik bir düşüş yaşıyor. Ve gidişat, düşüşün devam edeceği yönünde. Fakat İngiltere’de düşüş göstermeyen tek din İslam. Birkaç gün önce Birmingham’daydım. Asrar Rashid isminde biriyle konuşuyordum. Kendisi benim de tavsiye ettiğim “İslam Ateizme Cevap Veriyor (Islam Answers Atheism)” kitabının yazarı. Birmingham, İngiltere’nin ikinci şehridir. Bana “Birmingham’daki insanların yaklaşık %40’ının Müslüman” dedi. Bu çok yüksek bir oran. İlk Müslüman kuşak ne zaman gelmişti? 1950lerde, 60’larda mı? Mutlak şekilde Müslümanlığı yaşamıyorlardı. Çocukları vardı.

Asrar’a Profesör Linda Woodhead’den, dinin düşüşte olduğunda, sekülerizmden ve materyalizmden bahsederek “Birmingham’daki Müslüman gençlik ne durumda?” diye sordum. İngiltere’nin ikinci şehrinde. Namaz kılıyorlar mı? Oruç tutuyorlar mı? “Evet, anne babalarından daha dindarlar” dedi. İngiltere'de Müslümanlar söz konusu olduğunda gördüğümüz şey, gençlerin yalnızca inançlarına bağlı kalmaları, ve günde beş vakit namaz kılmaları değil ayrıca kendi ebeveynlerinden daha fazla dindar olmalarıdır. Bu, inanılmaz. “İngiltere muhteşem değil mi?” diye düşünürken Almanya’yı bilen birisi bana “Almanya’da da durum aynı” dedi. Diğer yerlerde de durum böyle. Avrupa’da Müslümanlar inançlarını kaybetmiyorlar.

Gençler inançlarına tutunuyor. Bu da gelecek için iyi bir şey. Bu videoyu izleyen ve Müslüman olmayı düşünen ancak bu konuda tereddüdü olan insanları cesaretlendirmek için neler söylemek istersiniz? İngiltere Kilisesi rahibi olan tanıdığım biri, bir süre Londra'daki bir kilisede rahiplik yapmıştı. Ve İslam’ı kabul ettiğinde, bir Hristiyan olarak daha önce hiç deneyimlemediği bir düzeyde, derinlikte bir dostluk ve kardeşlik hissi yaşadığını söyledi. Bunu ben de keşfetmiştim. Hristiyan kiliselerinde insanlar biraz arkadaş canlısıdır ama Müslümanlar arasındaki kardeşliğin derinliği bambaşka bir şey. Müslüman olursanız, yalnız olmayacak, bir küresel ailenin bir parçası olacaksınız.

Ayrıca İslam size ne vaat ediyor biliyor musunuz? Yaratıcımızla bağlantı ve ilişki kurma şansı. Ve bu dünyada olmamızın bir amacı var. sadece maddi şeyler elde etmek için burada değiliz. İngiltere ve Amerika’da çok materyalistiz. Gerçekten önemli olana odaklanmış durumda değiliz. Girişimcilere ve iş insanlarına koçluk yapan birisi var. Kendisi Müslüman değil. Dün LinkedIn’de bir paylaşım yaptı. Bu paylaşımda, “Kendinizi sağlıklı tutmak modern yaşama karşı bir savaştır” diyor. Demek istediği şey şu modern yaşam, en azından Batı dünyasında şaşırtıcı bir oranda obezite ve ruhsal hastalıkların artışına sebep olmuştur.

Şu anki yaşam tarzımız, çoğunlukla Batı'da olmasına rağmen aslında dünyanın her yerinde, obezite gibi ölümcül hastalıklara neden olmaktadır. Geçen sene Bahreyn’deydim. Obezite, ülkedeki bir numaralı ölüm sebebi. Artık Amerika ve İngiltere'den gelen bu tüketim kültürünü yaşıyorlar. Ve aynı zamanda ruhsal hastalıkları. Şimdi bunun İslam’la ne alakası var? Oruç tutmak gerçekten çok önemli. Sadece fiziksel düzeyde vücudunuzun yenilenmesine yardımcı olur, bağışıklığınızı güçlendirir, daha zinde ve sağlıklı olmanızı sağlar. Ruh sağlığınızı etkiler. Oruç, Peygamber (sav)’in sünnetinden bir parçadır. Pazartesi ve Perşembeleri oruç tutardı. Bu gerçekten sağlıklı bir şey.

Müslümanlar yüzyıllardır bunu uyguluyor. Bir diğer nokta ise ruh sağlığıdır. Dünya’ya takıntılıyız. Tiktok’a, maddi şeylere takılıyoruz. İslam size gerçekten önemli olan şeyle, yani Yaratıcımızla daha derin, tatmin edici bir ilişki sağlar. Ayrıca bu hayat kısadır. Amacımız bu dünyanın ötesinde, ahiret hayatıdır. Din olarak ifade ettiğimiz İslam, eksiksiz bir yaşam biçimidir. Ruh ve beden sağlığını, beslenme şeklini, maneviyatı, ekonomiyi ve siyaseti her şeyi kapsar. Dini, özel yaşamdan ayırmaz. Bu, insanlığın ihtiyaçlarına verilen en üstün cevaptır. Şu anda en azından birçok yerde bu yola doğru gitmiyoruz. İslam'ı öğrenmek isteyen birine İslam'ı nasıl araştırmasını tavsiye edersiniz?

Google’a “İslam nedir?” yazmak yeterli midir? Google'ı kullanmanızı önermiyorum çünkü bazı iyi sonuçlar alabileceğiniz gibi kötü sonuç da alabilirsiniz. Ve eğer konunun ne olduğunu bilmiyorsanız neyin iyi neyin kötü olduğunu nereden bilebilirsiniz? Kitapları sevdiğim için bu kitabı tavsiye ediyorum. Tavsiye edebileceğim birçok kitap var ancak bu güzel bir kitap. Jonathan Brown tarafından yazılan “Misquoting Muhammad” isimli kitap. Bu kitap İslam ve Kur’an konusuna giriş için mükemmeldir. Kur’an gerçek mi? Peygamber (sav)’in tarihi ve hayatı, hadisler, Kur’an’ın tefsiri, dört mezhep. Hepsi bu kitapta mevcut. Son olarak şu anda sizi izleyen bir Hristiyan'a neler söylemek istersiniz?

İncillere bakarsanız İsa’nın kendisinin Yaratıcı olmadığını söylediğini göreceksiniz. İncillerde İsa, Yaratıcıyı anlatmaktadır. Yaratıcı İsa’dan farklı biridir. Bunu İsa kendisi İncillerde söylemektedir. Bir adam İsa'nın yanına gelip şöyle dedi: “İyi öğretmen! Sonsuz yaşamı elde etmek için ne yapmalıyım?” Markos'a göre İsa şöyle cevap vermiştir: “İyilik konusunda neden bana soru soruyorsun? İyi olan tek biri var. Yaşama kavuşmak istiyorsan, O'nun buyruklarını yerine getir” Bu, en eski İncil’de geçiyor. İsa kendisinin Yaratıcı olduğunu inkar ediyor, Yaratıcıya işaret ediyor. İslam bu noktada İsa ile aynı fikirde. Öyleyse hakiki İsa’ya dönün.

Onu Hristiyanlık olarak isimlendirdiğiniz şey de değil İslam’da bulacaksınız.