Towards Eternity
Bloga dön

60 yıl sonra İslam'a geçen bir Yahudi – İncil'de Muhammed’i (sav) gördüm!

Yayınlanma tarihi

YouTube'da izle

Yirminci yüzyılın ortasında muhafazakâr Amerikalı Yahudi bir ailede doğdum. Annem ve babam bana dedi ki, "Bugün 13 yaşına girdin. Sana bir hediye vereceğiz. Bir seçim yapmanı istiyoruz. Sen ve arkadaşların için bir parti vermek mi istersin yoksa İsrail'e mi gitmek istersin?" Yaklaşık bir 160 kilometre sonra, "İnmek istiyorum," dedim. Adam arabayı durdurdu. Kapıyı açtım ve arabadan indim. Elim kapı kolunun üzerindeyken adam arabayı sürmeye başladı. Beni kapıya tutunmuş şekilde gördü ama gaza bastı. Otoyola doğru âdeta uçuyordum. Ardından her şey bir an yavaşladı. Ben ise şu sesi duydum. "Henüz değil, henüz değil." Sonrasında doğrunun peşine düştüm. İncil'i bayağı bir okudum.

Sonrasında ise üç yıl boyunca bir manastırda kaldım. Eğer bir dakika öncesinde biri bana Müslüman olacağımı söyleseydi, buna gülerdim. Yani, oğluma bunu söyledim. Bana dedi ki, "Baba, eğer İncil'e, yani Gaspel'a, bakacak olursan, Muhammed'i şuraya, şuraya ve şuraya bakarsan bulacaksın." Sonrasında kitaba baktım ve kelimeler üç boyutlu bir şekilde gözümde belirdi. Kelimeler bana âdeta pırıl pırıl parlıyorlardı. Bunu gördükten sonra bir daha görmezden gelemedim. Selamunaleyküm Sanford Pass kardeşim, Müslüman ismiyle ise Ebu Mücahit. Davetimizi kabul ettiğin için çok teşekkürler. Towards Eternity olarak seni burada görmekten çok mutluyuz. Vealeykümselam. Davet ettiğiniz için teşekkürler.

Bu güzel hikâyeyi paylaşabilmek her daim bir lütuftur. Elhamdülillah, Elhamdülillah. Çok müteşekkiriz. İlk sormak istediğim soru, Ebu Mücahit kimdir? Bize hayatını kısaca anlatabilir misin? Yirminci yüzyılın ortasında ilk nesil Amerikalı Yahudi bir ailede dünyaya geldim. Şuna inanmak üzere yetiştirildim. Dinle, ey İsrail, tanrımız Rab tek Rab'dir. Amerikan toplumu içerisinde büyüdüm, kaşerut, Şabat ve daha nicesini evimde gözden geçirdim. Ben büyürken bazı hadiseler yaşandı. Ben 14 yaşındayken Kennedy vuruldu. Her şeyi sorgulamaya başladım. Hâliyle bu durum beni bu dünyada neler olduğuna dair araştırma yapma yoluna iletmiş oldu.

On dört yaşındayken hayatım değişti çünkü artık olaylara farklı bakıyordum ve böylece hakikati arayışım başladı. Sonrasında üniversiteden tefekkür etmek üzere manastıra gittim ve 60 yaşında Müslüman oldum. Ve sonra her şeyin tek bir hikâye olduğunu fark ettim. Ayrı ve farklı hikâyeler değillerdi. Hepsi birbirine bağlıydı. Bu durumla birlikte 16 yıl önce Müslüman oldum. Müslüman olmadan önce inanca dair yaşamın nasıldı? Neye inanıyordun? Hep tek bir Tanrı'nın olduğuna inandım. Ergenlik dönemine kadar bir Musevi idim. Üniversiteye başlayınca etrafıma bakmaya başladım ve kafamı kaldırıp nelerin... Keşfetmeye, anlamaya, farklı tecrübeler edinmeye ve çok soru sormaya başladım.

Birtakım şeyler bana inancımı sorgulattı. Ben genç bir adamken içerisinde üniversite bulunan bir kasabada yaşıyorduk ve orada Hillel Evleri denilen evler bulunuyordu. Hillel eski zamanlarda yaşamış büyük bir öğretmendi. Orada bir haham bulunurdu, üniversite öğrencileri de oraya dua etmek için giderdi. Üniversite öğrencilerini kaynaştırmaya çalışırlardı. Missouri'ye bağlı Columbia'da yaşarken küçük bir çocuktum ve ebeveynim beni hep cuma gecesi ibadetlerine götürürdü. Bu hatıralarımı her daim müthiş bir coşkuyla hatırlarım çünkü aslında orada bir nevi şehadet getirirdik. Dinle, ey İsrail, tanrımız Rab tek Rab'dir. Şarkılar söylenirdi ve değişik ritüeller yerine getirilirdi.

Ancak bizi orada bir arada tutan asıl şey hepimizin tek tanrıcı olmasıydı, yani hepimiz tek bir Tanrı'ya inanıyorduk. Biraz daha büyüdükten sonra Mesih, yani İsa Aleyhisselam, ile ilgili İncil'de ve Tevrat'ta bulunan bazı şeyler hakkında sorular sormaya başladım. Bana hep dediler ki, "Hayır, onlara bakma. Onları hiç önemseme. Yapma. Onlar sadece çeviri hataları." Bir nevi sapma. Büyük bir organizasyon için aldığım bir eğitimden geçmiştim. Çocuğun adam olduğu büyük bir organizasyon olacaktı. Beni kayıt cihazıyla birlikte Vinil kaplamalı bir odaya aldılar ve bunu ezberlememi istediler. Hiçbir zaman bir hahamla oturup gerçekten okuduğum şeyin manevi anlamını öğrenmedim.

Sadece gösterişten ibaret bir öğrenme süreciydi. Sadece cemaate iyi bir öğretmen olduğunu gösterip iyi görünmen gerekiyordu. Oturup onca şeyin ne anlama geldiğini asla açıklamadılar. Yani, anlarsın ya, çocuktum ama bu hoşuma gitmemişti. İşte bu kısım çok önemli. Annem ve babam bana dedi ki, "Bugün 13 yaşına girdin. Sana bir hediye vereceğiz. Bir seçim yapmanı istiyoruz. Sen ve arkadaşların için bir parti vermek mi istersin yoksa İsrail'e mi gitmek istersin?" O zamanlarda herkes, tüm Yahudi çocuklar, İsrail'i ziyaret etmek üzere teşvik edilirdi. Neden? Beynini yıkayabilmek için, anladın mı? Çünkü seni manipüle edecekler, işte... Ben dedim ki, "Parti istiyorum." Allah'a şükür.

Allah'a şükür partiyi seçmişim. Çünkü şimdi olanlara bakıyorum da, ben de öyle olabilirdim. Benim de düşüncelerim o insanlar tarafından saptırılabilirdi. Benim de kafamda birçok soru vardı çünkü o şeyler... İnsanların yaptıkları şeyler okuduğum şeylerle uyuşmuyorlardı ve bu durumu anlayamadım. Aslında bu durumların yaşanması ve Kennedy'nin öldürülmesi konusu... Yani bunlar sadece dinî sorular değildi. Aslında tüm dünyada yaşanmakta olan tüm o şeyler beni araştırmaya itti. Üniversiteyi bıraktım ve gidip yaşamıma... Tennessee'de bir çiftlik kurdular ve ben de bir süre o çiftlikte yaşadım. O zamanlar insanlar birbirlerine karşı oldukça dürüstlerdi. Orada uzun süre kalmadım.

Oradan ayrıldım, gezdim ve sonra üç yıl kalmak üzere bir manastıra gittim. Hristiyan oldum ve İncil'i bayağı bir okudum. Her şeyimle öyleydim, anlarsın ya. Haçlar, cübbeler ve her şey. Aradığım bir şey vardı ama onu orada bulamadım. Neyse, çok fazla çelişki gördüğüm için üç yıl sonra oradan ayrıldım. Hindistan'dan gelen meditasyon öğretmeni genç bir adam vardı ve dedi ki, "Sizi evreni hareket ettiren enerjiyle temasa geçirebilirim." Bir başka deyişle, Tanrı'nın ilahi enerjisi, nefesimizi taşıyan enerji. Bunun üzerine uzun bir süre kafa yordum. Meditasyon yaptım ve uzun bir süre buna kafa yordum. Sonrasında ise bunda bir sorun buldum.

Yani, dedim ki, "Bir şeyler doğru değil." Tecrübeler edindim. Ama o bütün sistem içerisinde kafama tam oturmayan bir şey vardı ve beni içten rahatsız etti. İslamiyet'e olan yolculuğun nasıl başladı? İslam'da seni en çok etkileyen şey neydi? Yaklaşık 60 yaşındaydım. İşte o zaman oğlum beni aradı ve dedi ki, "Baba, tüm hayatım boyunca seni bir şeyler ararken, neyin doğru olduğunu ve görünenin altındaki gerçeği ararken gördüm." Çünkü size anlattığım onca tecrübeden sonra evlendim ve iki de çocuğum oldu. Amerika'da yıllar boyunca bir modern köle olarak yaşadım. Sonrasında ise oğluma bunları söyledim.

Bana dedi ki, "Baba, eğer İncil'e, yani Gospel'a, bakacak olursan, Muhammed'i şuraya, şuraya ve şuraya bakarsan bulacaksın." Ben de öyle olmasını umdum ve kitaba baktığımda kelimeler üç boyutlu bir şekilde gözümde belirdi. Kelimeler bana âdeta pırıl pırıl parlıyorlardı. Tesniye'de 18:18'deki kelimeler. Tesniye kitabında şöyle diyor, "Senin gibi, Musa gibi, bir peygamber gelecek. O ki... O hiçbir şeyi kendisi söylemeyecek. Ona söylenmek üzere verilen şeyleri söyleyecek." Bu da Yuhanna 16:13 ile uyuşuyor. Burada Mesih Aleyhisselam şöyle diyor, "Gerçeğin ruhu size gelecek ve kendiliğinden bir şey söylemeyecek, kendisine söylenenleri söyleyecek.

Ve sizi tüm gerçeğe yönlendirecek." Tesniye 33:2'de şöyle söylüyor, "Güneş Sina Dağı'ndan geldi, Seir üzerine yükseldi ve Paran Dağı'nda en tepeye çıktı." Ben de bunu araştırdım ve ne anlama geldiğine baktım. Sina Dağı Allah'ın Musa'ya yasaları, On Emir'i, verdiği yerdi. Seir ise İsa'nın İblis'in vesveselerini yendiği yerdi. Paran ise Mekke'nin, Muhammed'in doğduğu yerin, eski ismiydi. Her biri için Aleyhissalatüvesselam. Bu da aslında Tesniye 33:2'de anlatılan şeydi. Bunu gördükten sonra bir daha görmezden gelemedim, anladın mı? Yani, en son düşüneceğim şey Müslüman olmaktı.

Yani, 2001'den sonra arkadaşlarıma diyordum ki, "Müslümanlar böyle bir şey yapmış olamaz." Çünkü tüm hayatım boyunca tüm büyük yanıltma harekâtlarını inceledim. Kennedy olsun, Vietnam ile ilgili şeyler olsun, her şeyi. Ve dedim ki, "Müslümanlar 11 Eylül'den sorumlu olamaz, temelde imkânsız." Binlerce insan bunun böyle olamayacağını söyledi. Çünkü arkadaşlarım bana derdi ki, "Niçin Müslümanları savunuyorsun?" Hakikat arayışı beni İslam'a götürdü. Biliyor musun? Çok fazla kanıta ihtiyacın yok. Ne vakit suya muhtaç kalır da susuzluktan ölecek gibi olsan... Yalnızca birazcık su. İşte o çok ama çok kıymetli olur. Ben de bunu gördüm ve bana yetti. Bir bilgi seline ihtiyacım yoktu. Yeterliydi.

Allah bana tatmin olacak kadar kanıt verdi. O an mı İslam'ın yüzde yüz hakikat olduğunu hissettin? Evet. Şey gibiydi. Hani arabayla bir otoparka girersin arkanda dikenler olur ve şu anlama gelir, "Sakın geri gitme çünkü gidersen dikenler lastiklerini patlatacak." Sonrasında fark ettim ki şu tarz tecrübelerim vardı, "Sen istedin ve işte aldın. Şimdi ise geri dönemezsin." Bu bir nevi tek taraflı bir yol. Eğer geri dönersen kendine zarar verirsin. Çünkü bir din arayışı içerisinde değildim. Bir dine geçmeyi düşünmüyordum. Eğer bir dakika öncesinde biri bana Müslüman olacağımı söyleseydi, buna gülerdim. Ama Allah beni şaşırttı. Allah bana gösterdi ki bu öyle...

Bu öyle benimle konuşan bir ses değildi. Ama varlığını hissettim. Kitap, Allah ve Muhammed Aleyhisselam ile ilgili bu tecrübeyi yaşadığımda bunun 14 yaşımda sorduklarımın cevabı olduğunu fark ettim. O an kafamda her şey çok netti. Kafamdaki o büyük soru, neler olduğuna dair o büyük sorum, bir çember çizmişti. Hiçbir aracı yoktu. Bu hissi bir telgraf veya e-posta ile almadım. Bu sadece sorumun cevabına kavuştuğuna dair bir hissiyattı. Artık içinde yaşadığım dünyayı anlıyordum. Neyin niçin ve ne şekilde olduğunu anlıyordum. Artık her şey mantıklıydı. Bizi ilk şehadetinizi getirdiğiniz o anlara götürebilir misiniz? Nasıl hissettiniz? Saf, kirden tamamıyla arınmış. Yani...

Allah benden hoşnut gibiydi ve beni affediyordu. Bana dediler ki şehadet getirip Müslüman olduğunda tüm günahların affediliyordu. Kötü günahların artık affedilip sevaplara çevriliyordu. Yani, sıfırdan başlıyordun. Kendimi çok temiz hissettim. Şehadet getirdiğim andan çok İslam'ın hakikat olduğunu anladığım o an beni çok etkiledi. Kitabı gördüğüm zaman her şeyi hatırlamaya başladım. Gözlerimden yaşlar akıyordu fakat yüzümden aşağı akmıyorlardı. Gözlerimden bir kuş misali uçuyorlardı. Bir nevi ileri atılıyorlardı. Onları görebiliyordum. Bu nedir? Bunun yaşandığı sırada göğüs kafesim öyle bir hâl içindeydi ki sanki bir kapı gibi açılıyordu. Balkona açılan bir Fransız kapısı gibi.

Yani, şu şekilde. Kalbim gümbürdüyordu ama acıtmıyor, iyi geliyordu. Tüm bunları tecrübe ediyordum ki o anda Allah'ın bunca zamandır her daim benimle olduğunu, bana tüm hayatım boyunca bu an için kılavuzluk ettiğini ve dünyanın niçin bu hâlde olduğunu gösterdiğini fark ettim. Bu yüzden kafamda bunca soru vardı. Bu da gerçekten her şeyi cevaplıyordu. Şu dünyaya ve içindeki her şeye baktığın zaman, neler olduğuna baktığın zaman ve Allah'ın ne dediğine baktığın zaman diyorsun ki, "Şimdi anladım. İşte şimdi her şeyi anlıyorum." Ailen ve çevrendeki insanlar İslam'a dönmeni nasıl karşıladılar? Ailemdeki bazı insanlar artık benimle fazla konuşmuyorlar. Sosyal ilişkiler bakımından.

Bazıları ise düzenli olarak benimle görüşür ve sonrasına karışmaz. Hayatımızla ilgili o kısımlara pek girmeyiz. Bir aile olarak kalırız. Bazıları delirdiğimi düşünüyor. Arkadaşlarımın bazıları beni böyle kabul eder, bazısı etmez. Çok azı şu an soru soruyor. Zaman geçtikçe daha çok soracaklar. Dünyada bazı şeyler geliştikçe bence insanlar neler olduğunu daha da fazla öğrenmek isteyecekler. Seninle burada konuştuğumuz şeyler gibi. Müslüman olduğuna hiç pişman oluyor musun? Hayır. "İşte bu" der gibiyim. Yani, asla. Zorlandığım zamanlar oldu fakat hiçbir zaman pişman olmadım. Asla. Bazen kendime soruyorum da, niye Allah beni 60 yıl dolaştırdı?

Ama artık bu konuda Allah'ı daha fazla sorgulamıyorum. Eskiden beni niye 60 yıl boyunca dolaştırdı diye merak ederdim ama belki de öyle olması gerekti. Niye İsrailoğullarını dolaştırdı? Yani, niye insanların sağda solda dolaşmasına izin verdi? Belki de insanlar bunu bulduklarında kıymetini bilsinler diyedir. Ya da böylece tecrübelendiler. Dolaşırken edindikleri ve sonrasında dönüp bakabildikleri tecrübeleri oldu. Hayatım boyunca geri dönüp bakabileceğim birçok şey yaptım. Hayatın çok farklı yerlerinden gelen çeşitli insanlarla anlaşabiliyor, onlarla bağ kurabiliyor ve bunu anlayabilmelerini sağlayabiliyorum.

Hiç sana Allah ile özel bir bağın varmış gibi hissettiren olağanüstü bir olay veya bir an yaşadın mı? Evet. Ölümle burun buruna geldiğim birkaç an. Müslüman olmadan bile önce. Otostop çekiyordum ve bir adamla arabadaydım. Yıl 1971 idi. Ohio ücretli otoyolundaydık. Güzel ve güneşli bir gündü. Arabayla öylece gidiyorduk. Adam hiç ama hiç konuşmuyordu. Garip bir durumdu. Biraz korkunç. Yani, genelde insanlar sohbet falan eder. Yaklaşık bir 160 kilometre sonra, "İnmek istiyorum," dedim. Adam arabayı durdurdu. Kapıyı açtım. Arabadan indim. Kendi tarafımdan indim. Çantamı almak için arka kapıyı açtım ve elim o elini koyduğun ve başparmağınla ittirdiğin kapı kolunun üzerindeydi.

O ise arabayı sürmeye başladı ve beni gördü. Arkasına döndü ve beni gördü. Beni kapıya tutunmuş şekilde gördü ve gaza bastı ama. Herhâlde çantada kıymetli eşyaların olduğunu zannetti. Ön koltuğunun önünü görebiliyordum. İbre saatte 70 kilometreyi görüyordu. Bir şekilde elim oradan kurtuldu ve otoyola doğru âdeta uçuyordum. Ardından her şey bir an yavaşladı. Her şey bir an yavaş çekime girdi. Sonrasında bir ışık hüzmesinin etrafımı çevrelediğini hissettim. Ben ise şu sesi duydum. Kafamdan şöyle sesler geçiyordu, "Henüz değil, henüz değil." Otoyola yaklaştığım sırada her şey, söylediğim gibi, yavaş çekimdeydi. Ben ise ölüm hakkında düşünmüyordum. Neyse, yerden kalktım.

Ellerimde çakıllar vardı. Çenemde kan vardı ve başparmağımı sıkıştırmıştım. Sonraki durakta da bir otoyol hastanesi bulunuyordu. Buradan çeneme dikiş attılar. Hiçbir yerim kırılmamıştı ve ben de yola devam ettim. İşte o an inanılmazdı. O anda ve çatıdaki olayda Allah hayatımı bağışladı. Bir başka zamanda da Florida'da bir çatıda çatı hesaplamaları yapıyordum. Bir anne martı klimanın arkasından çıkıp bana doğru gelmeye başlamıştı. Bense geriye kaçıyordum ve 12 kat yukarıdaydım. Arka ayağım boşa çıktı ve boşluğu hissettim. On iki katlı bir otelin üzerindeydim ve arkamda Atlantik Okyanusu vardı. Miami Beach'teydim. Sonrasında büyük bir elin beni arkamdan binaya geri ittiğini hissettim.

Allah benim şahidimdir. Sırtımın ortasından beni binaya geri ittiren büyük bir el hissettim. Vücut ağırlığım çoktan yer çekimine teslim olmuştu. Gidiyordum, vücudum ben geriye doğru kaçınca çoktan aşağı meyletmişti ve sonrasında bu yaşandı. Bu iki anda da canım bana bağışlanmıştı. Allah'ın gerçek olduğunu fark ettiğimde onu çok yakınımda hissetmiştim. Evet. Peki ya Müslüman olduktan sonra herhangi bir duanın kabul edildiğini veya herhangi bir yakınlık hissettin mi? Müslüman olduktan sonra dini bütün olan, materyalist olmayan ve mal mülke itimat etmeyen bir eş istemiştim. Ve hayatım boyunca...

Sanırım 2015 veya o yıllarda, topluluktaki hanımefendi ve beyefendiler bana bir hanımefendi ayarladılar, bizleri tanıştırdılar ve onu evime getirdiler. Evin etrafında birlikte geziyorduk. Diğer yetişkinler mutfakta oturuyorlardı ve ben de ona evi gezdiriyordum. Bana dedi ki, "Bana hiçbir şey göstermene gerek yok." Dedi ki, "Ben materyalist bir insan değilim." Ben de anladım ki Allah... "İşte bu o." Bana diyordu ki, "Görmüyor musun?" "İşte istediğin..." Neyse, evlendik. Allah yattığı yerde rahat ettirsin. Vefat etti. Ben Allah'tan dini bütün bir eş istedim ve o da bana dini bütün bir eş verdi. Eşim aynı benim Allah'a olan dualarımdaki gibi konuşmuştu.

"Materyalist olmayan bir eş istiyorum." Tanıştığımızda da eşim bana aynı kelimeleri sarf etti. "Bana etrafı göstermene gerek yok. Ben materyalist bir insan..." Ben de dedim ki, "Tamam, harika." Çeşitli olduğunu biliyorum ama bir Yahudi için hayattaki en büyük amaç nedir? Ben de bir Yahudi ailede doğdum değil mi? Benim için en büyük amaç hikâyenin iki peygamberinden mahrum oluşumu fark etmek, onlara iman etmek ve Müslüman olmaktı. Ve şuna kesinlikle inanıyorum ki Peygamberimiz Aleyhisselam'ın dostu olan o hahama bakarsanız eğer... Onun gibi. Benim için o kişi başarılı bir Yahudi'dir. Benim için bir Yahudi'nin kazanabileceği en büyük başarı bu.

Yahudi olmanın sadece bir adım olduğunu fark edebilmek. Yahudiliği ve Hristiyanlığı birer marka olarak düşünün. Lakin İslam bu durumda üzerinde marka olmayan bir su gibidir. Huzurun karşılığıdır. Bir görevdir. Üzerinde insan ismi gibi bir isim yok. Demek istediğimi anladın mı? O yüzden benim için başarılı olmak ve bir Yahudi'nin en büyük başarısı Müslüman olmaktır. Tecrübelerinizden yola çıkarak bize İsrail ve oradaki kafa yapısı hakkında bize ne söyleyebilirsiniz? O insanların yaşadıkları dünya nasıl bir dünya? Bir çeşitlilik var. Yeniden... Bir yandan İsrail'in varlığına karşı çıkan Haredi Yahudiler bulunuyor. Siyonizm'in yanlış olduğunu düşünen. Ki onlara deli muamelesi yapılıyor.

Gazze'yi yakıp yıkmak, insanları aç bırakıp öldürmek isteyenler var. İsrail'de şu an Gazze'ye girip herkesi vurup katletmek isteyenler var. İşi bitirmek istiyorlar. İsrail'de bütün bunları protesto eden başka insanlar da bulunuyor. O küçücük yerde gökkuşağı renkleri gibi çeşitli birçok insan bulunuyor. Ama baskın olanlar, gücü elinde barındıranlar, o tuşa basma yetkisi olan insanlar Filistinlileri açlıktan öldürüyor, topraklarının üzerinden geçiyor ve biz burada konuşurken kara harekâtlarını genişletiyorlar. Asıl hedef en başından bu yana her daim toprağa el koymak, insanları ihraç etmek ve o yeri ele geçirmekti.

Koca dünyada ise kimse onları durdurmuyor ve biz de bir soykırıma şahitlik ediyoruz. Peki toprağa el koymadaki hedef nedir? Büyük İsrail isimli bir plan var, tamam mı? Nil'den Fırat'a uzanan bir proje. Mısır'ın bir kısmını, tüm Lübnan'ı, Suriye'yi, Ürdün'ün ve Suudi Arabistan'ın bir kısmını içeriyor. Bir başka deyişle, büyük bir yer. Büyük bir alan. Bu tamamen onların yayılmalarını ve Yeni Dünya Düzeni'ni kurmalarını sağlayacak bir yöntemdir. Yeni uluslararası hükûmetin merkezî üssü olmak. Bunu planladıklarını düşünüyorum. Siyonistler Amerikan hükûmetini kontrol ediyorlar. Bu söylediğim şey yüzünden hapse atılabilirim.

Öyle bir yasa çıkarmak istiyorlar ki İsrail'i eleştirir, Filistin'i savunursan antisemitist sayılacak, 20 yıl ve bir milyon dolar ceza yiyeceksin. Şu an Millet Meclisinden geçirmeye çalıştıkları yasa bu. Geçebileceğini zannetmesem de bunun Millet Meclisine girmesi bile... Yani, şu an bu tartışılıyor. Bu insana 1933 Almanya'sını hatırlatıyor. Sadece şu an Müslümanlar söz konusu, Yahudiler değil. Sanki tarih tekerrür ediyor. Kennedy'yi izledikten, Vietnam'ı ve 11 Eylül'ü izledikten sonra... Bu tarz şeyler boşu boşuna yaşanmaz kardeşim. Tüm bunların koreografisi çizilmiş gibi. Bence bunların hepsi planlı. Bunlar haberlere çıkana kadar yıllarca plan tahtalarında çizililer.

Ben tüm bunların onların ele geçirme planının bir parçası olduğuna inanıyorum. Peygamberimiz Muhammed (Asm) kapıdan girecek olsa ona ne demek isterdin? Öncelikle ayağa kalkar ve Selamunaleyküm derdim. Sonrası ona bağlı olurdu. Ona teşekkür ederdim. Teşekkür ederdim. Ona sadece teşekkür ederdim. Başka ne diyebilirim ki? Allah'a olan hizmetinden dolayı teşekkür ederim. Bana rehberlik ettiğin ve bu dünyadan beni kurtardığın için teşekkür ederim. Ne diyeyim?

Bunca bir hayat geçirmiş, 75 yıl yaşamış, hakikati aramış ve nihayetinde bulmuş biri olarak eğer ki sana bir dakikalık bir fırsat verilseydi ve tüm Amerika toplumuna veya tüm dünyaya Super Bowl reklamındaki gibi seslenseydin, o bir dakika içinde neler söylerdin? Her şeyi özetliyorsunuz, herkes sizi dinliyor. Herkese esenlikler dilerim. Çok vaktim yok. Sadece bir dakikam var. O yüzden kısa tutacağım. Kim olursan ol, nerede olursan ol ve hangi durumda olursan ol sana şunu söylüyorum. Senin kalbini attıran ve benim kalbimi attıran tek Tanrı'dan başka tapınmaya layık bir ilah yoktur. Muhammed ise onun son peygamberidir.

Musa, Mesih ve diğerlerinden sonra gelmiş, onlar ve Vedas gibi kutsal yazıtlar tarafından müjdelenmiştir. Tüm dünyaya indirilmiş bir peygamberdir. Esenlik hepsinin üzerine olsun. Herkesi fıtratlarını keşfetmeye davet ediyorum. Hiçbir şey televizyonda görüldüğü gibi değil. İslam'ın ne olduğunu öğrenin ve aslınıza dönün. Ebu Mücahit kardeşim, hikâyeni bizimle paylaştığın ve güzel sözlerin için çok teşekkürler. Allah razı olsun. İnşallah Allah seni mükâfatlandırsın ve cennetine alsın. Seni ve tüm ekibini de. Allah'a beni buna vesile kıldığı için şükrediyorum. Çok şükür. Allah işinizi kolaylaştırsın ve bereketlendirsin. Allah bu çabalarınızla birçok insanın kalbine dokunmayı nasip etsin.