Towards Eternity
Bloga dön

“Tıp Kariyerimi İslam İçin Bıraktım” – Towards Eternity’nin Ardındaki Anlatılmamış Hikaye

Yayınlanma tarihi

YouTube'da izle

Hayatımın en kötü günüydü. 21 Haziran 2017. O sabah hayatımın en acı haberini aldım. Bir anda tüm dünyam altüst oldu. Sabah saat 6:00'da telefonum çaldı. Arayan kız kardeşimdi. Panik dolu bir sesle: "Annem nefes alamıyor, çabuk hastaneye gel." dedi ve telefonu kapattı. Tamamen şoka girmiştim. Çünkü sadece kan şekeri yükseldiği için hastaneye yatırılmıştı ve ertesi gün taburcu edilmesi bekleniyordu. Bir önceki gece onu ziyaret ettiğimde her şey kontrol altında görünüyordu. Evden aceleyle çıktım ve arabama bindim. Hastaneye vardığımda, annemin odasının önünde bir güvenlik görevlisinin beklediğini gördüm. İşte o zaman durumun ne kadar ciddi olduğunu anladım. Doktorlar bunu bilir.

İçeride kalp masajı yapıldığında kapının önüne güvenlik görevlisi yerleştirilir. O an, dizlerin bağının çözülmesinin ne demek olduğunu anladım. Normalde, bir tıp doktoru olarak, bu tür acil durum müdahalelerini ben yaparım. Ama bu sefer, dua etmekten başka yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Birkaç dakika sonra doktor dışarı çıktı. Yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu. Sessizce şöyle dedi: "Elimizden gelen her şeyi yaptık ama üzgünüm." Annemi kaybetmiştim. Dünyam başıma yıkılmıştı. Haftalarca içimde bir boşluk hissettim. Fakat Allah'ın bana verdiği o sabrı da hissediyordum. Tam buradaydı, çok gerçekti. O, kalbimin paramparça olmasını engelledi. Elhamdülillah. 35 yaşındaydım.

O zamanlar, günde belki iki ya da üç kez namaz kılan, doktorluk mesleğini sevmeyen ve boş zamanlarının çoğunu PlayStation'da Assassin's Creed oynayarak, futbol maçları izleyerek ve ardından saatlerce maç sonu yorumlarını takip ederek geçiren biriydim. Kısacası, net bir yönüm, hayatta bir amacım yoktu. Okyanusun ortasında pusulasız sürüklenen bir gemi gibiydim. Uykum o kadar derindi ki yer yer karşılaştığım imtihanlar bile beni uyandırmaya yetmiyordu. Ama sonra, en beklemediğim anda, Allah en çok değer verdiğim kişiyi benden aldı. İşte annem. Bu acı kayıpla birlikte Allah beni kendime getirdi. Beni sadece uyandırmakla kalmadı, sonraki birçok gece boyunca da uyanık tuttu.

Bilirsiniz, bir tohumun ağaca dönüşebilmesi için toprağın altına girmesi ve çürümesi gerekir. O gün, ikiz kardeşimle birlikte annemizi beyaz bir kefene sarılı halde kendi ellerimizle mezarına yerleştirdiğimizde, sanki ben de onunla birlikte toprağa girmiş gibiydim. Ve çürümeye başladım. Bilmediğim şey, en çok sevdiğim kişiye ettiğim bu ani vedanın, onun soyundan bir ağacın filizlenmesine vesile olacağı ve milyonlarca insanın kalbine dokunacak bir hareketin parçası olacağımdı. Annemin Kur'an'a karşı derin bir sevgisi vardı. Onu sürekli okur ve manasını çevresindekilerle paylaşırdı. O gün, onu toprağa verirken, içimden şöyle dedim: "Anne, inşallah kurtuluşa erdin.

Yaptığın bunca hazırlıkla, inşallah Cennet'te olacaksın." Ve o anda bir söz verdim. "Senin büyük bir sevgiyle taşıdığın bu Kur'an sancağının yere düşmesine izin vermeyeceğim. İnşallah onu daha da ileriye taşıyacağım." Bizim dini terbiyemiz için muazzam emekler vermişti. Ben de içimden, "Bu mirası sürdürmeliyim." diye düşündüm. Böylece 20 yıl sonra tekrar Kur'an'a döndüm. Onu tekrar tekrar okumaya başladım. Ve bu sefer, onu gerçekten anlamaya çalıştım. Bir doktor olarak, zihnimi kurcalayan bazı meseleler vardı. Tıp fakültesindeki altı yılım boyunca, tamamen materyalist bir eğitim almıştım.

İmanla ilgili sorularıma cevap ararken, Bestami kardeşin Towards Eternity'nin Türkçe kanalında yaptığı bir sokak röportajına denk geldim. Duyduklarıma inanamıyordum. "Bu kadar genç biri nasıl bu kadar kendinden emin, bu kadar bilgili ve inancına bu kadar derinden bağlı olabilir?" diye düşündüm. "Bu insanların yanına gitmeli ve tüm sorularımı sormalıyım." dedim. Ve bir gün, merkezlerinin kapısını çaldım. Çok samimi ve candan bir sıcaklıkla karşılandım. Haftalık dini sohbetlere katıldıkça ve Risale-i Nur tefsirlerini okudukça, tüm sorularımın cevaplarını buldum. Elhamdülillah. İman nuru içimde yavaş yavaş büyüyordu. Onun tatlılığını hissediyordum. Elhamdülillah.

Ve bir süre sonra, ben de İslam için bir şeyler yapmak istedim. Ama sadece istemek yeterli değildi. Neticede iki çocuk babasıydım. Ailemin geçimini sağlamak zorundaydım. Allah'a bana Kur'an'a hizmet etme şerefini nasip etmesi için samimiyetle dua ettim. Ve çok geçmeden, Allah kulunun duasını kabul etti. Bana finansal özgürlüğümü kazandıran bir pasif gelir kapısı açtı. Artık geçinmek için çalışmak zorunda değildim. Bütün günümü Kur'an'a hizmet etmeye adayabilirdim. Bundan kısa bir süre sonra, doktorluk mesleğimden istifa ettim. Ardından Towards Eternity kanalının kurucusu Fatih kardeşimle konuşmaya karar verdim. Durumumu anlattım ve dine hizmet etme arzumdan bahsettim.

Ve Elhamdülillah, kendimi bu son derece samimi ekibin bir parçası olarak buldum. Ekipte inanılmaz bir potansiyel vardı. Fakat ortada bir sorun vardı. Fatih kardeş dışında, ekipte hiç kimsenin akıcı bir İngilizcesi yoktu. Pek ihtiyacım olmamasına ve Türkiye'de bunu yapanlara nadiren rastlanmasına rağmen, İngilizce öğrenmek için kendimi bu kadar zorlamamın meğer bir sebebi varmış. Bugün, İngilizce birimindeki en önemli rollerden birini yerine getiriyorum. Elhamdülillah. Aynı zamanda kanalın ana sunucularından biriyim. Sanki her iki taraf da sadece sözleriyle değil, aynı zamanda amelleriyle de dua ediyordu. Ve işte o noktada, Allah yollarımızı kesiştirdi. O an bir şeyin farkına vardım.

Bediüzzaman Said Nursi Türkiye'de son derece zorlu şartlar altında talebeleriyle birlikte İslam için mücadele etmiş bir alimdi. Bir gün onlarla derin bir tefekkürü paylaşarak şöyle demişti: "Hayatınıza dikkatle geriye dönüp baktığınızda, kaderin sizi siz farkında bile olmadan, bugünkü konumunuza adım adım hazırladığını göreceksiniz. Hayatınız boyunca sizi, bir gün Kur'an'a hizmet edecek olan bu halinize şekillendirip hazırlıyordu.

Her bir zorluk, her bir dönüm noktası ve her bir imtihan ilahi bir terbiyenin parçasıydı, sizi bir hakikat hizmetkarı olmaya hazırlıyordu." Yani annemi kaybettikten sonra dine yönelmem, sorularımın cevaplarını bulabileceğim tam da o yere gitmem, tıp fakültesinde aklıma o şüpheleri eken materyalist eğitim sistemi bile, geçinmek için çalışmak zorunda kalmamam, hepsi beni olmam gereken yere götüren kavşaklardı. Mesleğimde asla gerçek bir tatmin hissetmememin bir sebebi vardı. Bu manevi yolculuk boyunca yanımda duracak bir eşle evlenmemin bir sebebi vardı. 15 yıl önce evlendiğimizde, ikimiz de birbirimizi neden seçtiğimizi tam olarak bilmiyorduk.

Ama iman, başından beri yapbozu sessizce birleştiriyordu. 40 yıl önce Allah kusursuz planıyla bu günleri hazırlarken, babam daha lüks bir hayat yaşamak yerine o yatırımları neden yaptığını bilmiyordu. Sübhanallah. Kader ne kadar muhteşem. Meğer Allah beni, hayal edebileceğimden çok daha büyük bir şey için hazırlıyormuş. Beni, şu anda 13 dilde içerik üreten bir platformun çekirdek ekibinin parçası olmaya hazırlıyormuş. İngilizce kanalında 3,15 milyon Arapça'da 1,25 milyon, Urduca'da 850 bin ve Rusça'da 400 bin abonesi var. Ve tek kişi ben değilim. Çekirdek ekibimizdeki 40 kişinin her birinin benzer bir hikayesi var.

Şu anda yapmakta olduğumuz bu işi tam olarak yapabilmemiz için her birimizin hayatı birçok farklı şekilde şekillendirilmişti. Ve nihayetinde, yollarımız aynı dönüm noktasında buluştu. Oradan, toprağın altından geçen internet kabloları vasıtasıyla dünyanın dört bir yanına yayıldık. Bir kablo Rusya'ya ulaştı, bir diğeri Japonya'daki evlere girdi. Elinde tuttuğu telefon aracılığıyla, Kanada'daki Müslüman bir gence ulaştık. Ateizmin eşiğindeydi ama şimdi geri adım attı. O kablonun bir ucu şimdi Cezayir'de haram ilişkisini sonlandırmaya yeni karar veren bir gencin evinde. Tüm bunları sizinle neden paylaştığımı biliyor musunuz? Çünkü bu resimde kaderine doğru yürüyen adam sadece ben değilim.

O, İslam için elinden gelen her şeyi yapmak isteyen herkesi temsil ediyor. Eğer siz de kendi hayatınızdaki dönüm noktalarına yakından bakarsanız, başınıza gelen birçok olayda ilahi bir planın izlerini görmeye başlarsınız. Ve hayranlık ve minnetle fark edersiniz ki, Allah sizi bir gün olmanız gereken kişi için adım adım hazırlıyor. Yüreği İslam için çarpan kardeşlerim, kendinize hiç bu soruları sordunuz mu? Neden İslami videolar izliyorsunuz? Kader cihetiyle bunun bir sebebi var. Neden İslam'ın geleceği için bu kadar derin bir endişe duyuyorsunuz? Sadece günde beş vakit namaz kılmak, biraz Kur'an okumak ve sıradan bir Müslüman olmak yetmez mi? Şimdi her şey daha da netleşiyor, değil mi?

Ailenizin sizin için dini terbiyenize neden bu kadar önem verdi? Başınızdan geçen o acı zorluk, kalbinize dokunan ve hayatınızı değiştiren o tek video ya da kendinizi Allah'a inanılmaz derecede yakın hissettiğiniz o manevi tecrübe. Sizin hikayenizde de siz farkında bile olmadan, herkes sizi bir şeye hazırlıyordu. Yani aslında bu hikayedeki hiç kimsenin ne olup bittiğine dair bir fikri yoktu. Ama kader, 70, belki de 100 yıl öncesinden başlayarak yolu hazırlıyordu.

İşte bu yüzden hayatınıza, geçmişinize geri dönüp baktığınızda, bir an durun ve tüm bunlar üzerine tefekkür ederek şöyle deyin: "Sübhanallah, ya Rabb, meğer başından beri beni bu dine hizmet etmeye hazırlıyormuşsun." Her şey bir hikayeyle başlar. Ve kanalımızın hikayesi yaklaşık 20 yıl öncesine dayanıyor. İşte her şey burada başladı. Cevaplar arayan bir avuç kafası karışık üniversite öğrencisi bir araya geldi ve 150 metrekarelik bir daire kiraladı. Derin sohbetler etmeye başladıkları küçük, mütevazı bir yer. Lüks ekipmanları yoktu, sadece ucuz bir kamera ve zar zor ayakta durabilen titrek bir tripod vardı. Fakat çok daha değerli bir şeye sahiptiler; samimi ve ihlaslı niyetlere.

Peki, Towards Eternity'nin ana teması, asıl odağı nedir? Her şeyden önce, iman esaslarını ispat etmek ve insanların bugün sahip olduğu zor ve kafa karıştırıcı sorulara ikna edici, delillere dayalı cevaplar sunmaktır. Müslümanların imanını güçlendirirken, aynı zamanda günümüzde inancı tehdit eden manevi yangınları söndürmeyi de amaçlıyoruz. Aynı zamanda İslam'ı, Müslüman olmayan bir kitleye de akli argümanlar ve ikna edici delillerle tanıtıyoruz. Çünkü günümüz insanı "ne" olduğuyla pek ilgilenmiyor. "Neden" diye soruyor. "Neden İslam?" Bu cevapları sunarken de en büyük ilham kaynaklarımızdan biri, bir Kur'an tefsiri olan Risale-i Nur külliyatıdır.

İkinci olarak, bu mesajın viral olmasına yardımcı olacak teknikleri kullanmaya odaklanıyoruz. Başka bir deyişle, hakikate viral bir elbise giydirmeye çalışıyoruz. Metin yazarlığımız, hikaye anlatımımız, kurgu tasarımımız, sunumumuz vasıtasıyla, elimizdeki her türlü aracı, içeriğin viral olması için kullanıyoruz. Çünkü sadece "Bakın bende İslami bilgiler var, gelin dinleyin." dediğinizde, algoritma size, "Tabii, buyurun." demiyor. İşte tam da bu yüzden şimdi hakikate viral bir elbise giydireceğiz. Hiç balon videolarımızdan birini izlediniz mi? Basit görünebilirler ama kanalımız için tüm gidişatı tamamen değiştirdiler. O videolar sayesinde, binlerce gencin dikkatini çekmeyi başarabildik.

Bugüne kadar balon videoları toplamda 100 milyondan fazla izlendi. Şu anda içerik ürettiğimiz ve kanallar yönettiğimiz diller işte bunlar. Looker Studio verilerine göre, Grönland'da bile izleyicilerimiz var. Hatta İngilizce videolarımız dünyadaki tek bir ülke hariç her ülkede izlendi. O ülke de Kuzey Kore. Bunlar da Rusça dilindeki izlenme sayılarımız. Yani bu ülkelerde, Rusça konuşan insanlar var ve içeriğimizi o dilde izliyorlar. "Diaspora" kelimesini biliyor musunuz? Bu kelime, anavatanlarının dışında yaşayan, çoğunlukla ana dillerini koruyan ve bunu gelecek nesillere aktaran toplulukları ifade eder. Yani bir ülkeye girdiğimizde, oraya sadece bir dil değil, 13 dil götürmüş oluyoruz.

Bu sayede farklı diller ve geçmişlere sahip insanlara ulaşabiliyoruz. Aslında, ana motivasyonlarımızdan biri bir MrBeast videosunda duyduğumuz bir şeyden geldi. Şöyle diyordu: "Eğer dünyanın en çok konuşulan ilk 15 dilinde içerik üretirseniz, dünya nüfusunun %90'ına ulaşabilirsiniz." Bu fikir bize gerçekten ilham verdi. Dürüst olmak gerekirse, dünya çok büyük. Ve İslam'ın mesajını tüm insanlıkla paylaşma hususunda hala çok gerideyiz. Gerçek şu ki, dışarıda milyonlarca insan var, bu mesajı duymayı bekleyen, samimi ve açık fikirli insanlar. Katar Dünya Kupası'ndan sonra, etkinlik boyunca aktif olarak tebliğ yapan Adnan Rashid kardeş ile bir araya gelme fırsatımız oldu.

Latin Amerikalıların İslam'ı ilk kez duyduklarında nasıl tepki verdiklerinden bahsederken, bizi gerçekten sarsan etkileyici bir ifade kullandı. Şöyle dedi: "Latin Amerika halkını suç teşkil edecek ölçüde ihmal ettik." Bu sözler bizi derinden etkiledi. Dünyada 400 milyondan fazla İspanyolca konuşan insan var ama yine de bu dildeki İslami içerik miktarı şok edici derecede az. İspanyolca seslendirme üzerinde çalışmaya başladığımızda, çok ilginç bir şey oldu. Bunu sizinle paylaşayım. İlk başta, İspanyolca kanalımız için Müslüman bir seslendirme sanatçısı bulamadık. Biz de Pedro adında Hristiyan bir seslendirme sanatçısıyla anlaştık.

İlk birkaç videoyu o seslendirdi ve çalışmalarından memnun kaldık. Sonra 10, 15, 20 video derken, yavaş yavaş içeriklerden etkilenmeye başladı. Çünkü Hristiyanlıktaki çelişkilerden ve İslam'ın hak oluşunun delillerinden bahseden metinlere maruz kalıyordu. Sonra bir gün bize bir mesaj gönderdi. Şöyle diyordu: "İslam'a karşı bir yakınlık hissetmeye başladım. Sizinle bir görüşme ayarlamam mümkün mü? Aklımda bazı sorular var." Ve bakalım sonra ne oldu. -"Eşhedü (Şahitlik ederim) -"Eşhedü (Şahitlik ederim) -en lâ (olmadığına) -en lâ (olmadığına) -ilâhe (ilah) -ilâhe (ilah) -illa (başka) -illa (başka) -Allah. -Allah.

-Ve eşhedü (Ve şahitlik ederim) -Ve eşhedü (Ve şahitlik ederim) -enne (ki) -enne (ki) -Muhammeden (Muhammed) -Muhammeden (Muhammed) -abdühû (O'nun kuludur) -abdühû (O'nun kuludur) -ve resûlüh (ve O'nun elçisidir)." -ve resûlüh (ve O'nun elçisidir)." "Tekrar tebrik ederim kardeşim. Artık bu dünyada iki milyar din kardeşin var. Bütün günahların bağışlandı ve eğer inşallah bu iman üzere vefat edersen, ebedi cennete gireceksin. Peki nasıl hissediyorsun?" "Harika hissediyorum, gerçekten çok ama çok heyecanlıyım, şu an çok duygusalım. Bilmiyorum... Çok teşekkür ederim." "O mutluluk bize ait kardeşim. Sadece küçük adımlarla ilerleyeceksin, acele etme.

Bir sorun olursa, yardıma, motivasyona ya da herhangi bir şeye ihtiyacın olursa, biz her an yanındayız kardeşim. Biliyorsun, Allah sana bu hidayet nimetini lütfetti. Lütfen onu elinden geldiğince titizlikle korumaya çalış." "Tamam kardeşim, çok teşekkür ederim. Dün Joram röportajı için senin seslendirmeni yapmıştım." "Ah harika! Muazzam." "Bu benim için büyük bir zevk Bu haberi duyduğuma çok sevindim, elhamdülillah. Bu bizim için çok büyük bir motivasyon. İnşallah yakında yüz yüze, fiziken de görüşürüz. İnşallah. Nerede yaşıyorsun? İspanya'da mı? Arjantin'de mi? -"Arjantin! Arjantin'de yaşıyorum." -"Çok uzakmış." Bu sadece bir örnek.

Dışarıda suç teşkil edecek ölçüde ihmal edilmiş o kadar çok millet ve dil var ki. Ve gerçek şu ki, bunu tek başımıza yapamayız. İşte tam da bu yüzden bu videoyu çekmek istedik. Belki birilerine ilham olabiliriz diye umduk. Elhamdülillah, son zamanlarda geleceğe dair bize büyük ümit veren bir gelişme yaşadık. YouTube bize şu an dünyada sadece birkaç kanalın sahip olduğu bir özelliğe erişim hakkı verdi: Çoklu ses parçası özelliği. Bunu MrBeast videolarında görmüş olabilirsiniz. Belirli bir ülkeden izlediğinizde, video otomatik olarak o ülkenin dilinde oynatılır. Bu özellik henüz deneme aşamasında ve biz de bununla neler yapabileceğimizi merak ediyorduk.

Bu yüzden onu videolarımızdan birinde test ettik. Videonun kendisiyle birlikte, her biri farklı bir dilde 13 ayrı ses parçası yükledik. Ve işte sonuçlar. Bizim vazifemiz gayret etmektir. Neticesi ise Allah'ın elindedir. Bir bakıma kendimizi başarılı görüyoruz. Elhamdülillah. Fakat aynı zamanda, hala yapmayı başaramadığımız o kadar çok şey olduğunu hissediyoruz ki. İnşallah hepimiz bu dünyadan kalbimizde imanla göçeceğiz. Fakat bu dünyada sekiz milyar insan var. Eğer sadece iki milyar Müslüman için içerik üretirsek, sadece kendimizi korumaya odaklanırsak, o zaman geriye kalan altı milyardan mesul oluruz. Bir düşünün. Her 1, 2, 3 diye saydığınızda... altı kişi bu dünyadan göçüyor.

Kimi imanla ölüyor, kimi imansız. Geri dönüşü olmayan bir yola giriyorlar. Böyle bir hakikat karşısında bizim mesuliyetimiz nedir? Sadece "Beni ilgilendirmez" demek mi? Neden o insanlara ulaşmıyoruz? Neden sadece kendimizi düşünüyoruz? Küçük bir şey kaybetmiyorlar. Ebedi hayatlarını kaybediyorlar. Milyonlarca insan kendilerine uzanacak bir el bekliyor. Şehriniz alevler içinde ama belki de siz perdeleri kapatmışsınız, görmediğiniz takdirde bunun yaşanmadığını düşünüyorsunuz. İnsanlar tam gözümüzün önünde boğuluyor olsaydı ve elimizde can simidi olsaydı ama onları atmasaydık, bu bizi katil yapmaz mıydı? Elimizde Kur'an, Sünnet, takva ve iman gibi manevi reçeteler var.

Bunları bir kişiye bile ulaştırmayı kendimize dert edinmezsek, bunun için dua bile etmezsek, bu bizi mesul kılmaz mı? Ve siz de bu yükü taşıyorsunuz. Siz de bu konuda endişelisiniz. İşte bu yüzden bu video karşınıza çıktı ve hala izliyorsunuz. Ve işte bu yüzden, video bittiğinde kendinize bir hedef koyacaksınız. İster küçük ister büyük olsun, dininizi daha iyi öğrenmek için bir adım atacaksınız ve bunun için dua edeceksiniz. Asla gerçekleşmeyecek bir şeyden mi bahsediyorum? Kardeşlerim, dünyanın gidişatı bunu yalanlamıyor. Aksine, bunu tasdik ediyor.

1800'lerin başında, radyonun bile olmadığı bir dönemde biri size gelip deseydi ki: "İslam bir gün tüm dünyaya yayılacak." Nasıl tepki verirdiniz? Muhtemelen itiraz etmezdiniz ama içinizden, "Bu nasıl olacak?" diye merak ederdiniz. "Artık televizyonlar çıktı" deseler, "Tamam. Ama mesaj hala yayıncıların kontrolünde" derdiniz. Geleneksel medyanın bizi nasıl zehirlediğini hatırlayın. Sonra internet geldi. Derdiniz ki: "Tamam, bu mantıklı. Her eve ulaşabilir. Fakat yine de kontrol onlarda." Sonra sosyal medya geldi. Artık ümitleriniz yükselmeye başlar. Dünya Facebook'ta. Belki artık nihayet bir şeyler yapabiliriz. Ama algoritma o kadar da iyi değil.

Sonra Reels, Shorts ve TikTok'un algoritması geldi. Bu her şeyi değiştirdi. Artık takipçi sayısının hiçbir önemi yok. Eğer içeriğiniz iyiyse, eğer gerçekten viral olursa, o zaman sadece 10 takipçiniz olsa bile, videonuz 20 milyon kişiye ulaşabilir. İşte o an dedim ki: "İşte bu. Engeller nihayet ortadan kalkıyor. İslam artık tüm dünyaya ulaşabilir." Ama durun, bu kadar çok dilde nasıl içerik üreteceğiz? Bu hala muazzam bir engeldi. Ve sonra yapay zeka geldi. Şimdi taşlar yerine oturuyor. Artık yapboz tamamlandı. Artık önümüzde hiçbir engel kalmadı. Bu mesaj artık her eve, her küçük kasabaya, her köye, her kalbe ulaşabilir.

Bu yolda başımıza ne gelirse gelsin, neyle karşılaşırsak karşılaşalım, taşlansak bile, bizler, yani hepimiz, son nefesimize kadar bu mücadeleye devam edeceğiz. Neden mi? Çünkü bunca zaman kader, sizin için yapbozun parçalarını sessizce bir araya getiriyordu. Başka bir ifadeyle Allah, olmanızı istediği kul olmanız için sizi hazırlıyordu.