Kur’an ve İncil’de Hz. İsa | İslam ve Hıristiyanlık Arasındaki Şok Edici Farklılıklar
Yayınlanma tarihi
Hurma ağacının gölgesinde tek başına hamile bir kadın. Doğum sancıları giderek şiddetleniyordu. Ama sancısından çok içinde bulunduğu duruma üzülüyordu. Çünkü halkının yanına döndüğünde iffetsizlikle suçlanmaktan korkuyordu. Karnındaki çocuksa sıradan biri değildi. Bir mucize eseri babasız olarak yaratılacaktı. Evet, hiçbir erkek ona dokunmamış ama hamile kalmıştı. Ve artık çocuğu doğmak üzereydi Ama halkı ona inanmayacak, ve onu iffetsizlikle suçlayacaklardı. Peki mucize eseri yaratılan bu bebek kimdi? Babasız olarak doğan ölüleri Allah'ın izniyle hayata döndüren tedavisi olmayan hastalıkları iyileştiren doğuştan kör olanların gözlerini açan Ve göğe yükseltilen Meryem oğlu, Mesih İsa (a.s).
Yani İsa Peygamber. Hem İslam hem Hristiyanlık onu kabul ederken hikâyesi iki dindede farklı anlatılır. Bugün bu hikâyeye benzerlikleri ve farklılıklarıyla Kur’an ve İncil’in perspektifinden bakacağız. Hazırsanız, başlayalım. Meryem doğmadan önce, Allah ondan razı olsun, annesi Hanne şöyle demişti: “Bir çocuğum olursa, onu Kudüs’teki mabede adayacağım.” Bu Kur’an’da şöyle anlatılır: “İmran’ın eşi: ‘Rabbim, karnımdakini sana adadım.’ ‘Bunu benden kabul et. Sen her şeyi işiten ve bilensin’” dedi. Hanne bu duayı ettiğinde bir erkek çocuğu bekliyordu. Ama kız çocuğu oldu. İlk başta duası kabul olmamış gibi görünüyordu. Ama Allah bu duayı daha güzel bir şekilde kabul etmişti.
Kız olmasına rağmen Meryem, mabede adandı. Bir kızın böyle bir yere adanması o dönemde duyulmamış birşeydi. Meryem orada gece gündüz Allah’a ibadet etti. Onu koruyup kollayan kişi ise incilde adı geçen teyzesinin eşi Zekeriya Peygamberdi. Bir gün Meryem ibadet ederken, önünde bir adam belirdi. Şaşırıp korkuya kapıldı. Ona zarar vermesinden endişelendi. Meryem: "Ben senden Allaha sığınırım. Eğer Ondan korkuyorsan bana dokunma” dedi. Ama karşısındaki sıradan biri değildi. Kötü niyeti olmayan bir melekti. O kişi Cebrail’di. İncil’deki adıyla Gabriel. Meryem’i korkutmamak için insan suretinde gelmişti ve ona bir müjde getirmişti.
Sakin ve güven verici bir ses ile “Rabbinden sana tertemiz bir oğul vermeye geldim” dedi . Meryem, “Bana hiç bir erkek eli değmediği, ve iffetsiz olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir? “ dedi. Evet, öyle. Fakat Rabbin diyor ki: O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu, zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir” dedi. İşte İsa’nın müjdesi böyle verildi. Yüce Allah, onun babasız doğmasına hükmetmişti. Bu, Allah için kolaydı. Çünkü ilk insanı da O yaratmıştı. Hz. Âdem’i nasıl annesiz babasız yarattıysa İsa’yı da babasız yaratacaktı. Ve sadece Meryem gibi saf ve temiz bir kul bu kutsal sorumluluğu taşıyabilirdi.
Meryem'in hamilelik öyküsü incildede neredeyse aynı şekilde anlatılır. Ama ilginç bir şekilde kimse bu durumu garip karşılamaz. Oysa Kur’an’a göre bu, Meryem için büyük bir imtihanın başlangıcıydı. Günler geçti, doğum yaklaştı. Halkına bu durumu nasıl açıklayacak Ve kendisine inandıracaktı. Karmaşık duygularla doluydu. Herkesten uzak bir yere çekildi. Doğum vakti geldi. Sancıyla hurma ağacına yaslandı. Korku ve üzüntüyle şöyle dedi: “Keşke daha önce ölseydim de unutulup gitseydim!” Bu korkuyu hayal edebiliyor musunuz? Doğum sancısından çok, insanların ne diyeceğinden korkuyordu.
Sonra Cebrail ona şöyle seslendi: “Üzülme; Rabbin ayaklarının altına bir su verdi.” “Hurma ağacını kendine doğru salla.” “Taze hurmalar üzerine dökülecek.” “Ye, iç, gözün aydın olsun.” “Biriyle karşılaşırsan de ki:” “Şüphesiz ben Rahmân’a susmayı adadım.” “Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım.” Meryem’in yaşadığı zorluk, ve doğum olayı ve halkın tepkisi Kur’an’da anlatılır. Ama İncil’de bu bölüm yoktur. Kimse bu olayı olağanüstü bir şeymiş gibi görmez. Ama düşününce, bu iftiraya yol açmaz mıydı? Şimdi bu süreci birlikte inceleyelim. Ona korkunç bir iftira atıldı. Oysa bu olayla hiçbir ilgisi yoktu. Temiz olduğunu ispatlamalı ve bu iftiradan kurtulmalıydı.
Ve Allah’ın emriyle işaret ederek bebeği gösterdi. Şaşkınlıkla şöyle dediler: “Beşikteki bebekle nasıl konuşabiliriz?” Ama bilmedikleri bir şey vardı: O, Allah’ın seçilmiş bir kuluydu. Ve İsa konuşmaya başladı: “Ben Allah’ın kuluyum.” “O bana kitap verdi, beni peygamber yaptı.” Bir bebeğin konuşması herkesi hayrete düşürmüştü. Ama bu olay İncil’de geçmez. Peki İncil’de hikâye nasıl devam eder? Hem İslam’a hem Hristiyanlığa göre Mesih artık doğmuştu. Ve bu, bölgenin kralı olan Hirodes için bir tehdit anlamına geliyordu. İncil’e göre dönemin yıldızbilimcileri geldi ve: “Yahudilerin kralı doğdu, Onun Yıldızını gördük .” “Ve ona secde etmeye geldik.” dediler. Kral bunu duyunca çok rahatsız oldu.
Tahtını kaybetme korkusuyla korkunç bir emir verdi. Tıpkı Musa’nın hikâyesindeki gibi bir emir. Beytüllahim ve çevresinde, iki yaş ve altı tüm erkek çocuklar öldürülecekti. Ama kralın unuttuğu bir şey vardı: Allah bir kulunu korumak isterse ona kimse engel olamaz. Peki İsa nasıl korunacaktı? İncil’e göre Meryem, Yusuf adında biriyle nişanlıydı. Ancak İslam kaynaklarında böyle biri ya da bir nişan geçmez. Matta İnciline göre, kralın emrinden hemen önce Yusuf rüya görür. Bir melek ona, “Çocuğu ve annesini al, Mısır’a kaç.” der. İsa bir süre Mısır’da kalır. Kral ölünce, dönüp Nasıra’ya yerleşirler. Peki İsa’ya peygamberlik görevi nasıl verildi? O zamana kadar ruhen olgunlaşmıştı.
Ve 30 yaşına gelmişti. Artık vahiy almaya hazırdı. İnsanlara ebedi hayatı müjdeleyecek seviyedeydi. İslam’a göre vazifesi, Cebrail’in vahiy getirmesiyle başladı. Kur’an’da Cebrail’e “Ruhul Kudüs” denir. Yani “Kutsal Ruh”. Ama İncil’e göre, vaftizden sonra Kutsal Ruh onu çöle götürdü. Orada 40 gün kaldı ve şeytan onu sınadı. İncil bu olayı şöyle anlatır: Şeytan onu yüksek bir yere çıkardı ve dedi ki: “Bak, tüm krallıkları sana göstereceğim.” “Hepsinin yetkisi ve ihtişamı bende,” “İstediğime veririm. Bana secde et, hepsi senin olsun.” “Eğer bana taparsan, hepsi senin.” İsa, “Sadece Rabbine kulluk eder, O’na ibadet edersin.” dedi. Bu size de garip gelmiyor mu?
İncil’e göre İsa, şeytan tarafından sınanmıştı. Yani tıpkı senin benim gibi imtaihan ediliyordu Ama o Tanrıysa, nasıl sınanabilirdi? Ve şeytan onun kim olduğunu bilmiyor muydu? Biliyorsa neden onu saptırmaya çalışmıştı? Ama İncil’e göre denendiğini görüyoruz. Fakat İsa’nın cevabı netti: “Şeytana tapmam, yalnızca Allah’a kulluk ederim.” Ne servet, ne şeytan, ne de başka bir varlık... Hiçbiri ibadete layık değildir. İncil’e göre şeytan onu 40 gün boyunca sınadı. Evet, 40 gün. Ama sonunda başarısız oldu. Sonra İsa, Celile’ye geri döndü. Ve gördü ki şeytana en çok karşı durması gerekenler, kendi halkı İsrailoğulları idi.
Öyle bozulmuşlardı ki Dünya çıkarlarını Allah’ın emirlerinin önüne koyuyorlardı. Ve istediklerinde peygamberleri öldürmekten çekinmiyorlardı. İsa da Tevrat ilmiyle yetiştirilmişti. Dîni kendi çıkarı için kullananlara karşı çıkar Ve onlara kendi ayetlerini hatırlatmaktan çekinmezdi. Doğru neyse onu söylerdi. Sözleri insanları etkiler, dikkatlerini çekerdi. Onu dinlemek zorunda kalırlardı. Ama İncil, bu süreci farklı anlatır. İsa, Şeria Nehri’nde Yahya tarafından vaftiz edildi. Yani İncil’deki adıyla John the Baptist. Sudan çıkınca, Kutsal Ruh. Güvercin suretinde üzerine indi Ve artık kendisinden önce gelen peygamberlerin görevini sürdürecekti.
Kur’an’da şöyle buyurulur: “Sonra onların izinden elçilerimizi gönderdik.” “Ve Meryem oğlu İsa’yı gönderdik, ona İncil’i verdik.” “Ve onun peşinden gidenlerin kalbine merhamet koyduk.” O, insanlara helali öğretecek, haramdan sakındıracak ve Allah’a kulluğu hatırlatacaktı. Şimdi bu sözleri bir örnekle canlandıralım. Bir gün din âlimi olan bir kâtip, İsa’ya yaklaşıp bir soru sordu. İşte Markos İncili’ndeki o bölüm: “Tüm bu emirler içinde en önemlisi hangisi?” İsa şöyle cevap verdi: “En önemlisi şudur:” “Dinle ey İsrail! Rabbimiz Allah birdir.” “Allah’ını tüm kalbinle, tüm canınla, aklınla, ve tüm gücünle sev.” Adam dedi ki: “Güzel söyledin öğretmen.
Gerçekten Allah birdir, ve O’ndan başka ilah yoktur.” Özellikle Hristiyan inancı düşünülünce. Bu cevap biraz şaşırtıcı değil mi? İsa’nın şeytana ne dediğini hatırlayın Burada da aynı vurguyu yaptığını görüyor musunuz? “Rabbimiz Allah birdir,” Yani hem sizin Rabbiniz, hem de benim Rabbim. Bu inanç İncil’de “O’ndan başka ilah yoktur” ifadesini destekliyor. Aynı vurgu tekrar ediliyor Kur’an’da da İsa kavmine aynı hakikati bildirir: “Şüphesiz ki Allah benim ve sizin Rabbinizdir.” “O’na kulluk edin. İşte bu, dosdoğru yoldur.” Her peygamber kavmine mucizelerle gönderilmiştir. İsa (as) da diğer peygamberler gibi mucizeler göstermiştir. Bu mucizeler hem Kur’an’da hem İncil’de geçer.
Bazı mucizeler her iki kitapta da geçer, bazıları ise yalnızca birinde. Mesela ölüleri diriltme, deri hastalıklarını iyileştirme, ve körleri sağlığına kavuşturma gibi mucizeler, hem Kur’an’da hem İncil’de yer alır. Peki sadece Kur’an’da geçen mucizeler nelerdir? Mesela İsa’nın beşikteyken konuşması. Ya da çamurdan kuş yapıp üfleyerek onu canlandırması. Veya havarilerinin isteği üzerine, gökten çeşitli yiyecekler olan bir sofra inmesi. Bir de insanlara, “Yediklerinizi ve evlerinizde sakladıklarınızı bilirim.” demesi. Son olarak Kur’an’da anlatıldığına göre, çarmıha gerilmekten kurtarılmış ve göğe yükseltilmiştir. Bu, izleyen bazı Hristiyanlar için spoiler olabilir.
Peki sadece İncil’de geçen mucizeler neler? Beş ekmek ve iki balıkla 5000 kişiyi doyurması, su üzerinde yürümesi ve incir ağacını kurutması. Mucizeler dışında, onu özel kılan şeylerden biri de derin takvasıydı. İbadetlerini samimiyetle yapardı. Bazen dağlara çekilir, bütün geceyi dua ederek geçirirdi. İncil de onun dualarından bahseder. “Yeryüzündeyken,” yani hayattayken, İsa yüksek sesle yalvararak dua ederdi. Ölümden kurtarması için Allah’a yakarırdı. Ve Allah, saygısından dolayı dualarını kabul ederdi. Buna benzer birçok ayette İsa’nın Allah’a ibadet ettiği anlatılır. Kendisinden yüce olana dua ediyor, gerçek bir kul gibi davranıyordu. Ağlıyor, korkuyor, sığınıyordu.
Bu, Tanrı olduğu iddiasıyla tamamen çelişmiyor mu? Sonuçta Tanrı’nın kendine ibadet etmesi gibi bir durum Ne Kur’an’da, ne İncil’de, ne de başka bir kitapta var. İncil’deki bu tür ayetler birer soru işaretidir. Ve kilisenin geleneksel öğretilerini sorgulatmaya devam eder. Onu dönemdeki diğer insanlardan ayıran bir başka özelliği de konuşma tarzıydı. Hakikati güzel benzetmelerle anlatırdı. Şimdi kendimizi onun döneminde hayal edelim.
Ve Matta İncil’inde geçen şu konuşmasını dinleyelim: “Sahte peygamberlerden sakının.” “Size kuzu gibi görünürler ama içleri vahşi bir kurt gibidir.” “Onları meyvelerinden tanıyacaksınız.” “Hiç dikenli çalılardan üzüm, yabani ottan incir toplanır mı?” “Aynı şekilde, iyi ağaç iyi meyve, kötü ağaç kötü meyve verir.” “İyi ağaç kötü, kötü ağaç iyi meyve veremez.” “İyi meyve vermeyen her ağaç kesilir ve ateşe atılır.” “Yani onları meyvelerinden tanıyacaksınız.” Kur’an’da ise sahte peygamberleri ayırt etmek için, böyle bir yöntem kullanılmaz. Çünkü İslam inancına göre, Peygamber Efendimiz (sav) son peygamberdir. Ve ondan sonra peygamber gelmeyecektir.
Bu yüzden böyle bir yönteme de gerek kalmamıştır. Ama İsa bu benzetmeyle şunu işaret eder: Peygamberlik zinciri onunla bitmeyecek. Gelecekte bir peygamber daha gelecek. Ve o kişi bu şekilde tanınacaktır. Artık peygamberliğinin üçüncü yılıydı. 30 yaşından beri sabırla ve cesaretle tebliğ yapıyordu. Durmadan, yılmadan mesajını anlatıyordu. O dönemde Fısıh Bayramı, yani Hamursuz Bayramı yaklaşıyordu. Yahudi din âlimleri, İsa’nın rahatsız edici gerçekleri yüzlerine vurmasından bıkmıştı. Artık onu tamamen susturmak istiyorlardı. Bu yüzden devlet yetkilileriyle anlaşıp, ondan kurtulmanın yollarını aradılar. Ama halkın ona olan sevgisinden de korkuyorlardı.
Bu yüzden ona karşı plan yapmaya başladılar. İsa, halkının arasında son günlerini yaşadığını hissediyordu. Ama onlar için endişeliydi. Kendisi gittikten sonra ne olacaktı? Onlar ve gelecek nesiller, kıyamete kadar inançsız mı kalacaktı? Kim yol gösterecekti? Merhametli biri için bu, taşınması zor bir duyguydu. Ama bildikleri, ona huzur veriyordu. İnsanlar rehbersiz bırakılmayacaktı. Kendisinden sonra biri gelip, bütün insanlığa hakikati ulaştıracaktı. Bu hem Kur’an’da hem de İncil’de geçer.
Yuhanna İncil’inde şöyle yazar: “Söyleyecek daha çok şeyim var ama şimdi kaldıramazsınız.” “Ama O, hakikat ruhu gelince sizi tüm gerçeğe ulaştıracak.” “Kendi adına konuşmayacak, duyduklarını söyleyecek.” “Ve size gelecekte olacakları bildirecek.” Unutmayın, başka bir yerde sahte peygamberleri tanıma yönteminden bahsetmişti. O bölümde, son peygamberin nasıl tanınacağına dair bir işaret de vardı. Bu, Hristiyanlar için beklenmedik olabilir. Ama dikkatli bakarlarsa görecekler ki İncil’de Hz. Muhammed’le ilgili işaretler var. Çünkü ya o gerçekten bir peygamberdir ya da -hâşâ- sahte biri. Eğer sahte olsaydı, İsa mutlaka Hristiyanları uyarırdı.
Baktığımızda görüyoruz ki bugün dünyada milyarlarca kişi onun yolunda. Tarihte binlerce insan, hatta Hristiyan âlimler bile İslam’a geçti. Eğer sahte olsaydı, İsa, “Böyle biri gelecek, inanmayın” derdi. Böylece onları korumuş olurdu. Ama demedi. Çünkü gerçek bir peygamberdi. Ve İsa, “Benden sonra biri gelecek, ona uyun” diyerek ona işaret etti. olumlu ya da olumsuz, ondan mutlaka bahsedilmesi gerekirdi. Ve birçok âlim de onun İncil’de geçtiğini söylüyor. Daha önce değindiğimiz ayetlerde olduğu gibi. İsa, son peygamberin geleceğini biliyordu. Ve bu bilgi, ona huzur veriyordu. Fısıh günü geldi. Bu özel gün, onun için bir dönüm noktasıydı.
İsa, duasını bitirip öğrencileriyle Kidron Vadisi’ni geçti. Karşıda bir bahçe vardı, oraya girdiler. Yahuda da bu yeri biliyordu çünkü İsa oraya sık gelirdi. Yahuda askerlerle birlikte geldi. Din adamlarının görevlileri de yanındaydı. Hepsi ellerinde meşaleler, fenerler ve silahlarla bahçeye girdiler. Sonra İsa’yı yakaladılar. Ama burada ilginç bir detay var. İsa’nın tepkisi İncil’lerde farklı anlatılıyor. Matta’da İsa teslim olur, “Arkadaş, ne yapacaksan yap” der. Ama Yuhanna’da farklı bir duruş sergiler. Öne çıkar, “Kimi arıyorsunuz?” diye sorar. “Nasıralı İsayı” dediklerinde “Benim” der ve hepsi yere düşer. Hristiyanlar her iki anlatımın da vahiy olduğunu söyler.
Ama bu çelişkiler her zaman soru işareti olmuştur. Hangisi doğruydu? Ve Neden farklıydı? Bu sorular hâlâ cevaplanmayı bekliyor. Ama biz asıl mesajı gözden kaçırmamalıyız. İsa’nın tebliği. Onun geldiği yol ve işaret ettiği hakikat. İşte asıl tutunmamız gereken de budur. O bir kuldu, bir peygamberdi. Ve görevini hakkıyla yerine getirdi. Gerçek bir lider gibi son ana kadar ümmeti için yaşadı. Ve ardında büyük bir miras bıraktı. İşte bu miras, bugün hâlâ insanlara ışık tutuyor. Çünkü bu tutarsızlıklar sadece burada yok. Hikâyenin önceki ve sonraki bölümlerinde de var. Dört İncil'in hepsinde bazen bilgiler uyuşmuyor, bazen de olayların sıralaması farklı oluyor. Peki tutuklandıktan sonra ne oldu?
İslamî kaynaklara göre, yetkililer İsa’nın nerede olduğunu öğrendiler ve onu yakalamaya geldiler, ama o çoktan gitmişti. Allah onu bu zalimlerin elinden kurtardı ve mucizevi bir şekilde göğe yükseltti. Ancak onlar bunun farkında bile değillerdi. Çünkü karşılarında İsa’ya tıpatıp benzeyen biri duruyordu. Yahuda. Allah, Yahuda’yı İsa gibi gösterdi ve onun yerine Yahudayi yakaladılar. Yahuda “Ben İsa değilim!” diye çığlık attı ama kimse inanmadı. Çünkü kim Allah’ın azabına engel olabilirdi ki? İhanet eden biri cezasız kalabilir miydi? Kimse onu dinlemedi. Ve korku içinde, çaresizlikle çarmıha gerilip öldürüldü. Bu dünyada cezasının bir kısmını aldı, asıl cezası ise yeni başlayacaktı.
Kur’an’da Allah, İsa’ya ne olduğuna dair şöyle buyurur: “Onu öldürmediler, çarmıha da germediler. Fakat onlara öylemiş gibi gösterildi. Aslında Allah onu kendi katına yükseltti. Allah mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibidir.” İslam’a göre İsa göktedir, yani cennette değil, semadadır. İncil’de ise bu olay şöyle anlatılır: İsa’yı çarmıha geren askerler ona hakaret edip alay ediyorlardı. Yahudiler de olan biteni izlemek için toplanmıştı. Ve sonunda İsa yüksek sesle bağırdı. “Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?” önceki sahneyle kıyaslayınca, nasıl farklar görüyorsunuz? İsa’nın hikâyesi böyle mi bitmeliydi? Alaylar ve hakaretler altında, Tanrı’ya isyan ederek mi?
Yoksa Kur’an’da anlatıldığı gibi mi bitmeliydi? Tanrı olduğu söylenen birinin böyle bir sonu olması garip değil mi? Hem öldüğü düşünülüyor, hem de Tanrı olduğu söyleniyorsa, “Beni neden terk ettin?” dediğinde, kime hitap ediyor? Yani, “Beni neden yalnız bıraktın?” Oysa ki o, hayatını Allah’a adamış biriydi ve insanları Allah’a yönlendirmek için çabalıyordu. Peki son sözleri, Allah’a olan güvenini sarsan bir izlenim bırakmıyor mu? Gerçekten bunu İsa mı söylemişti, Yoksa yanlış birine güvendiğini düşündüğü için mi söyledi? Eğer gerçekten Tanrıysa, “Beni neden terk ettin?” demesi sanki olacakları bilmiyormuş ya da hayal kırıklığına uğramış gibi olmaz mı?
Bu vasıflar, gerçekten bir tanrıya ait olabilir mi? Sorabileceğimiz daha birçok soru var. Sizcede İslam’ın anlattığı hikâye, İsa’yı daha doğru bir şekilde tanıtmıyor mu? Hikâyenin birçok yerinde, İsa için kullanılan “Tanrı” ve “Tanrı’nın oğlu” gibi ünvanları “peygamber” ve “elçi”yle değiştirince, bütün kafa karışıklığı ortadan kalkıyor. Hz. İsa defalarca Allah’ın birliğini vurguladı ve O’nu halkına “Rabbimiz” olarak tanıttı. Tıpkı Eski Ahit’teki peygamberler gibi. Hiçbiri Allah’tan başka birinden söz etmemişti, hep O’nun birliğini anlattılar ve Allah’ın Ezeli ve Ebedi olduğunu söylediler. Hiçbiri İsa’ya ibadet etmedi ve onu Tanrı olarak tanıtıp halkına sunmadı.
Bu açıdan bakarsak, bunca büyük peygamberin hiç biri mi doğru yolu bulamadı? Şimdi hikâyeye dönelim. İncil’e göre İsa öldü, üç gün sonra dirildi ve ardından göğe yükseldi. Yani her iki inanç da İsa’nın göğe alındığını kabul ediyorsa, peki şimdi ne olacak? İşte burada İslam ve Hristiyanlık arasında ortak bir nokta görüyoruz: İsa, kıyamete yakın dünyaya dönecek yeryüzüne gelip insanlığı felaketten kurtaracak. Ayrıca, İslam’a göre, insanlara Hristiyanlığın gerçek özünü gösterecek ve bu dini batıl inançlardan arındırıp aslını ortaya koyacak. Yani onları, tüm peygamberlerin ortak mesajı olan İslam’a yönlendirecek. Onları son peygamber Hz. Muhammed’in (sav) yoluna iletecek.
Kıyamet Günü’nde ise tüm Hristiyanların önünde Hz. İsa, Rabbi olan Allah ile hakikati konuşacak. Maide Suresi’nde bu sahne şöyle tasvir edilir: “O gün Allah şöyle diyecek: Ey Meryem oğlu insanlara Sen mi ‘Beni ve annemi Allah’tan başka iki ilah edinin’ dedin?” İsa diyecek ki: “Seni tenzih ederim! Hakkım olmayan bir şeyi söylemem bana düşmezdi. Eğer söylemiş olsaydım, Sen bunu elbette bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, ama ben Senin içindekini bilemem. Şüphesiz ki gaybı en iyi bilen sadece Sensin. Ben onlara sadece bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Sen beni vefat ettirdiğinde, onların üzerinde gözetleyici yalnızca Sendin.
Ve Sen her şeye hakkıyla şahitsin.” Kur’an-ı Kerim, Maide 5:116-117
Yani İsa Peygamber. Hem İslam hem Hristiyanlık onu kabul ederken hikâyesi iki dindede farklı anlatılır. Bugün bu hikâyeye benzerlikleri ve farklılıklarıyla Kur’an ve İncil’in perspektifinden bakacağız. Hazırsanız, başlayalım. Meryem doğmadan önce, Allah ondan razı olsun, annesi Hanne şöyle demişti: “Bir çocuğum olursa, onu Kudüs’teki mabede adayacağım.” Bu Kur’an’da şöyle anlatılır: “İmran’ın eşi: ‘Rabbim, karnımdakini sana adadım.’ ‘Bunu benden kabul et. Sen her şeyi işiten ve bilensin’” dedi. Hanne bu duayı ettiğinde bir erkek çocuğu bekliyordu. Ama kız çocuğu oldu. İlk başta duası kabul olmamış gibi görünüyordu. Ama Allah bu duayı daha güzel bir şekilde kabul etmişti.
Kız olmasına rağmen Meryem, mabede adandı. Bir kızın böyle bir yere adanması o dönemde duyulmamış birşeydi. Meryem orada gece gündüz Allah’a ibadet etti. Onu koruyup kollayan kişi ise incilde adı geçen teyzesinin eşi Zekeriya Peygamberdi. Bir gün Meryem ibadet ederken, önünde bir adam belirdi. Şaşırıp korkuya kapıldı. Ona zarar vermesinden endişelendi. Meryem: "Ben senden Allaha sığınırım. Eğer Ondan korkuyorsan bana dokunma” dedi. Ama karşısındaki sıradan biri değildi. Kötü niyeti olmayan bir melekti. O kişi Cebrail’di. İncil’deki adıyla Gabriel. Meryem’i korkutmamak için insan suretinde gelmişti ve ona bir müjde getirmişti.
Sakin ve güven verici bir ses ile “Rabbinden sana tertemiz bir oğul vermeye geldim” dedi . Meryem, “Bana hiç bir erkek eli değmediği, ve iffetsiz olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir? “ dedi. Evet, öyle. Fakat Rabbin diyor ki: O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu, zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir” dedi. İşte İsa’nın müjdesi böyle verildi. Yüce Allah, onun babasız doğmasına hükmetmişti. Bu, Allah için kolaydı. Çünkü ilk insanı da O yaratmıştı. Hz. Âdem’i nasıl annesiz babasız yarattıysa İsa’yı da babasız yaratacaktı. Ve sadece Meryem gibi saf ve temiz bir kul bu kutsal sorumluluğu taşıyabilirdi.
Meryem'in hamilelik öyküsü incildede neredeyse aynı şekilde anlatılır. Ama ilginç bir şekilde kimse bu durumu garip karşılamaz. Oysa Kur’an’a göre bu, Meryem için büyük bir imtihanın başlangıcıydı. Günler geçti, doğum yaklaştı. Halkına bu durumu nasıl açıklayacak Ve kendisine inandıracaktı. Karmaşık duygularla doluydu. Herkesten uzak bir yere çekildi. Doğum vakti geldi. Sancıyla hurma ağacına yaslandı. Korku ve üzüntüyle şöyle dedi: “Keşke daha önce ölseydim de unutulup gitseydim!” Bu korkuyu hayal edebiliyor musunuz? Doğum sancısından çok, insanların ne diyeceğinden korkuyordu.
Sonra Cebrail ona şöyle seslendi: “Üzülme; Rabbin ayaklarının altına bir su verdi.” “Hurma ağacını kendine doğru salla.” “Taze hurmalar üzerine dökülecek.” “Ye, iç, gözün aydın olsun.” “Biriyle karşılaşırsan de ki:” “Şüphesiz ben Rahmân’a susmayı adadım.” “Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım.” Meryem’in yaşadığı zorluk, ve doğum olayı ve halkın tepkisi Kur’an’da anlatılır. Ama İncil’de bu bölüm yoktur. Kimse bu olayı olağanüstü bir şeymiş gibi görmez. Ama düşününce, bu iftiraya yol açmaz mıydı? Şimdi bu süreci birlikte inceleyelim. Ona korkunç bir iftira atıldı. Oysa bu olayla hiçbir ilgisi yoktu. Temiz olduğunu ispatlamalı ve bu iftiradan kurtulmalıydı.
Ve Allah’ın emriyle işaret ederek bebeği gösterdi. Şaşkınlıkla şöyle dediler: “Beşikteki bebekle nasıl konuşabiliriz?” Ama bilmedikleri bir şey vardı: O, Allah’ın seçilmiş bir kuluydu. Ve İsa konuşmaya başladı: “Ben Allah’ın kuluyum.” “O bana kitap verdi, beni peygamber yaptı.” Bir bebeğin konuşması herkesi hayrete düşürmüştü. Ama bu olay İncil’de geçmez. Peki İncil’de hikâye nasıl devam eder? Hem İslam’a hem Hristiyanlığa göre Mesih artık doğmuştu. Ve bu, bölgenin kralı olan Hirodes için bir tehdit anlamına geliyordu. İncil’e göre dönemin yıldızbilimcileri geldi ve: “Yahudilerin kralı doğdu, Onun Yıldızını gördük .” “Ve ona secde etmeye geldik.” dediler. Kral bunu duyunca çok rahatsız oldu.
Tahtını kaybetme korkusuyla korkunç bir emir verdi. Tıpkı Musa’nın hikâyesindeki gibi bir emir. Beytüllahim ve çevresinde, iki yaş ve altı tüm erkek çocuklar öldürülecekti. Ama kralın unuttuğu bir şey vardı: Allah bir kulunu korumak isterse ona kimse engel olamaz. Peki İsa nasıl korunacaktı? İncil’e göre Meryem, Yusuf adında biriyle nişanlıydı. Ancak İslam kaynaklarında böyle biri ya da bir nişan geçmez. Matta İnciline göre, kralın emrinden hemen önce Yusuf rüya görür. Bir melek ona, “Çocuğu ve annesini al, Mısır’a kaç.” der. İsa bir süre Mısır’da kalır. Kral ölünce, dönüp Nasıra’ya yerleşirler. Peki İsa’ya peygamberlik görevi nasıl verildi? O zamana kadar ruhen olgunlaşmıştı.
Ve 30 yaşına gelmişti. Artık vahiy almaya hazırdı. İnsanlara ebedi hayatı müjdeleyecek seviyedeydi. İslam’a göre vazifesi, Cebrail’in vahiy getirmesiyle başladı. Kur’an’da Cebrail’e “Ruhul Kudüs” denir. Yani “Kutsal Ruh”. Ama İncil’e göre, vaftizden sonra Kutsal Ruh onu çöle götürdü. Orada 40 gün kaldı ve şeytan onu sınadı. İncil bu olayı şöyle anlatır: Şeytan onu yüksek bir yere çıkardı ve dedi ki: “Bak, tüm krallıkları sana göstereceğim.” “Hepsinin yetkisi ve ihtişamı bende,” “İstediğime veririm. Bana secde et, hepsi senin olsun.” “Eğer bana taparsan, hepsi senin.” İsa, “Sadece Rabbine kulluk eder, O’na ibadet edersin.” dedi. Bu size de garip gelmiyor mu?
İncil’e göre İsa, şeytan tarafından sınanmıştı. Yani tıpkı senin benim gibi imtaihan ediliyordu Ama o Tanrıysa, nasıl sınanabilirdi? Ve şeytan onun kim olduğunu bilmiyor muydu? Biliyorsa neden onu saptırmaya çalışmıştı? Ama İncil’e göre denendiğini görüyoruz. Fakat İsa’nın cevabı netti: “Şeytana tapmam, yalnızca Allah’a kulluk ederim.” Ne servet, ne şeytan, ne de başka bir varlık... Hiçbiri ibadete layık değildir. İncil’e göre şeytan onu 40 gün boyunca sınadı. Evet, 40 gün. Ama sonunda başarısız oldu. Sonra İsa, Celile’ye geri döndü. Ve gördü ki şeytana en çok karşı durması gerekenler, kendi halkı İsrailoğulları idi.
Öyle bozulmuşlardı ki Dünya çıkarlarını Allah’ın emirlerinin önüne koyuyorlardı. Ve istediklerinde peygamberleri öldürmekten çekinmiyorlardı. İsa da Tevrat ilmiyle yetiştirilmişti. Dîni kendi çıkarı için kullananlara karşı çıkar Ve onlara kendi ayetlerini hatırlatmaktan çekinmezdi. Doğru neyse onu söylerdi. Sözleri insanları etkiler, dikkatlerini çekerdi. Onu dinlemek zorunda kalırlardı. Ama İncil, bu süreci farklı anlatır. İsa, Şeria Nehri’nde Yahya tarafından vaftiz edildi. Yani İncil’deki adıyla John the Baptist. Sudan çıkınca, Kutsal Ruh. Güvercin suretinde üzerine indi Ve artık kendisinden önce gelen peygamberlerin görevini sürdürecekti.
Kur’an’da şöyle buyurulur: “Sonra onların izinden elçilerimizi gönderdik.” “Ve Meryem oğlu İsa’yı gönderdik, ona İncil’i verdik.” “Ve onun peşinden gidenlerin kalbine merhamet koyduk.” O, insanlara helali öğretecek, haramdan sakındıracak ve Allah’a kulluğu hatırlatacaktı. Şimdi bu sözleri bir örnekle canlandıralım. Bir gün din âlimi olan bir kâtip, İsa’ya yaklaşıp bir soru sordu. İşte Markos İncili’ndeki o bölüm: “Tüm bu emirler içinde en önemlisi hangisi?” İsa şöyle cevap verdi: “En önemlisi şudur:” “Dinle ey İsrail! Rabbimiz Allah birdir.” “Allah’ını tüm kalbinle, tüm canınla, aklınla, ve tüm gücünle sev.” Adam dedi ki: “Güzel söyledin öğretmen.
Gerçekten Allah birdir, ve O’ndan başka ilah yoktur.” Özellikle Hristiyan inancı düşünülünce. Bu cevap biraz şaşırtıcı değil mi? İsa’nın şeytana ne dediğini hatırlayın Burada da aynı vurguyu yaptığını görüyor musunuz? “Rabbimiz Allah birdir,” Yani hem sizin Rabbiniz, hem de benim Rabbim. Bu inanç İncil’de “O’ndan başka ilah yoktur” ifadesini destekliyor. Aynı vurgu tekrar ediliyor Kur’an’da da İsa kavmine aynı hakikati bildirir: “Şüphesiz ki Allah benim ve sizin Rabbinizdir.” “O’na kulluk edin. İşte bu, dosdoğru yoldur.” Her peygamber kavmine mucizelerle gönderilmiştir. İsa (as) da diğer peygamberler gibi mucizeler göstermiştir. Bu mucizeler hem Kur’an’da hem İncil’de geçer.
Bazı mucizeler her iki kitapta da geçer, bazıları ise yalnızca birinde. Mesela ölüleri diriltme, deri hastalıklarını iyileştirme, ve körleri sağlığına kavuşturma gibi mucizeler, hem Kur’an’da hem İncil’de yer alır. Peki sadece Kur’an’da geçen mucizeler nelerdir? Mesela İsa’nın beşikteyken konuşması. Ya da çamurdan kuş yapıp üfleyerek onu canlandırması. Veya havarilerinin isteği üzerine, gökten çeşitli yiyecekler olan bir sofra inmesi. Bir de insanlara, “Yediklerinizi ve evlerinizde sakladıklarınızı bilirim.” demesi. Son olarak Kur’an’da anlatıldığına göre, çarmıha gerilmekten kurtarılmış ve göğe yükseltilmiştir. Bu, izleyen bazı Hristiyanlar için spoiler olabilir.
Peki sadece İncil’de geçen mucizeler neler? Beş ekmek ve iki balıkla 5000 kişiyi doyurması, su üzerinde yürümesi ve incir ağacını kurutması. Mucizeler dışında, onu özel kılan şeylerden biri de derin takvasıydı. İbadetlerini samimiyetle yapardı. Bazen dağlara çekilir, bütün geceyi dua ederek geçirirdi. İncil de onun dualarından bahseder. “Yeryüzündeyken,” yani hayattayken, İsa yüksek sesle yalvararak dua ederdi. Ölümden kurtarması için Allah’a yakarırdı. Ve Allah, saygısından dolayı dualarını kabul ederdi. Buna benzer birçok ayette İsa’nın Allah’a ibadet ettiği anlatılır. Kendisinden yüce olana dua ediyor, gerçek bir kul gibi davranıyordu. Ağlıyor, korkuyor, sığınıyordu.
Bu, Tanrı olduğu iddiasıyla tamamen çelişmiyor mu? Sonuçta Tanrı’nın kendine ibadet etmesi gibi bir durum Ne Kur’an’da, ne İncil’de, ne de başka bir kitapta var. İncil’deki bu tür ayetler birer soru işaretidir. Ve kilisenin geleneksel öğretilerini sorgulatmaya devam eder. Onu dönemdeki diğer insanlardan ayıran bir başka özelliği de konuşma tarzıydı. Hakikati güzel benzetmelerle anlatırdı. Şimdi kendimizi onun döneminde hayal edelim.
Ve Matta İncil’inde geçen şu konuşmasını dinleyelim: “Sahte peygamberlerden sakının.” “Size kuzu gibi görünürler ama içleri vahşi bir kurt gibidir.” “Onları meyvelerinden tanıyacaksınız.” “Hiç dikenli çalılardan üzüm, yabani ottan incir toplanır mı?” “Aynı şekilde, iyi ağaç iyi meyve, kötü ağaç kötü meyve verir.” “İyi ağaç kötü, kötü ağaç iyi meyve veremez.” “İyi meyve vermeyen her ağaç kesilir ve ateşe atılır.” “Yani onları meyvelerinden tanıyacaksınız.” Kur’an’da ise sahte peygamberleri ayırt etmek için, böyle bir yöntem kullanılmaz. Çünkü İslam inancına göre, Peygamber Efendimiz (sav) son peygamberdir. Ve ondan sonra peygamber gelmeyecektir.
Bu yüzden böyle bir yönteme de gerek kalmamıştır. Ama İsa bu benzetmeyle şunu işaret eder: Peygamberlik zinciri onunla bitmeyecek. Gelecekte bir peygamber daha gelecek. Ve o kişi bu şekilde tanınacaktır. Artık peygamberliğinin üçüncü yılıydı. 30 yaşından beri sabırla ve cesaretle tebliğ yapıyordu. Durmadan, yılmadan mesajını anlatıyordu. O dönemde Fısıh Bayramı, yani Hamursuz Bayramı yaklaşıyordu. Yahudi din âlimleri, İsa’nın rahatsız edici gerçekleri yüzlerine vurmasından bıkmıştı. Artık onu tamamen susturmak istiyorlardı. Bu yüzden devlet yetkilileriyle anlaşıp, ondan kurtulmanın yollarını aradılar. Ama halkın ona olan sevgisinden de korkuyorlardı.
Bu yüzden ona karşı plan yapmaya başladılar. İsa, halkının arasında son günlerini yaşadığını hissediyordu. Ama onlar için endişeliydi. Kendisi gittikten sonra ne olacaktı? Onlar ve gelecek nesiller, kıyamete kadar inançsız mı kalacaktı? Kim yol gösterecekti? Merhametli biri için bu, taşınması zor bir duyguydu. Ama bildikleri, ona huzur veriyordu. İnsanlar rehbersiz bırakılmayacaktı. Kendisinden sonra biri gelip, bütün insanlığa hakikati ulaştıracaktı. Bu hem Kur’an’da hem de İncil’de geçer.
Yuhanna İncil’inde şöyle yazar: “Söyleyecek daha çok şeyim var ama şimdi kaldıramazsınız.” “Ama O, hakikat ruhu gelince sizi tüm gerçeğe ulaştıracak.” “Kendi adına konuşmayacak, duyduklarını söyleyecek.” “Ve size gelecekte olacakları bildirecek.” Unutmayın, başka bir yerde sahte peygamberleri tanıma yönteminden bahsetmişti. O bölümde, son peygamberin nasıl tanınacağına dair bir işaret de vardı. Bu, Hristiyanlar için beklenmedik olabilir. Ama dikkatli bakarlarsa görecekler ki İncil’de Hz. Muhammed’le ilgili işaretler var. Çünkü ya o gerçekten bir peygamberdir ya da -hâşâ- sahte biri. Eğer sahte olsaydı, İsa mutlaka Hristiyanları uyarırdı.
Baktığımızda görüyoruz ki bugün dünyada milyarlarca kişi onun yolunda. Tarihte binlerce insan, hatta Hristiyan âlimler bile İslam’a geçti. Eğer sahte olsaydı, İsa, “Böyle biri gelecek, inanmayın” derdi. Böylece onları korumuş olurdu. Ama demedi. Çünkü gerçek bir peygamberdi. Ve İsa, “Benden sonra biri gelecek, ona uyun” diyerek ona işaret etti. olumlu ya da olumsuz, ondan mutlaka bahsedilmesi gerekirdi. Ve birçok âlim de onun İncil’de geçtiğini söylüyor. Daha önce değindiğimiz ayetlerde olduğu gibi. İsa, son peygamberin geleceğini biliyordu. Ve bu bilgi, ona huzur veriyordu. Fısıh günü geldi. Bu özel gün, onun için bir dönüm noktasıydı.
İsa, duasını bitirip öğrencileriyle Kidron Vadisi’ni geçti. Karşıda bir bahçe vardı, oraya girdiler. Yahuda da bu yeri biliyordu çünkü İsa oraya sık gelirdi. Yahuda askerlerle birlikte geldi. Din adamlarının görevlileri de yanındaydı. Hepsi ellerinde meşaleler, fenerler ve silahlarla bahçeye girdiler. Sonra İsa’yı yakaladılar. Ama burada ilginç bir detay var. İsa’nın tepkisi İncil’lerde farklı anlatılıyor. Matta’da İsa teslim olur, “Arkadaş, ne yapacaksan yap” der. Ama Yuhanna’da farklı bir duruş sergiler. Öne çıkar, “Kimi arıyorsunuz?” diye sorar. “Nasıralı İsayı” dediklerinde “Benim” der ve hepsi yere düşer. Hristiyanlar her iki anlatımın da vahiy olduğunu söyler.
Ama bu çelişkiler her zaman soru işareti olmuştur. Hangisi doğruydu? Ve Neden farklıydı? Bu sorular hâlâ cevaplanmayı bekliyor. Ama biz asıl mesajı gözden kaçırmamalıyız. İsa’nın tebliği. Onun geldiği yol ve işaret ettiği hakikat. İşte asıl tutunmamız gereken de budur. O bir kuldu, bir peygamberdi. Ve görevini hakkıyla yerine getirdi. Gerçek bir lider gibi son ana kadar ümmeti için yaşadı. Ve ardında büyük bir miras bıraktı. İşte bu miras, bugün hâlâ insanlara ışık tutuyor. Çünkü bu tutarsızlıklar sadece burada yok. Hikâyenin önceki ve sonraki bölümlerinde de var. Dört İncil'in hepsinde bazen bilgiler uyuşmuyor, bazen de olayların sıralaması farklı oluyor. Peki tutuklandıktan sonra ne oldu?
İslamî kaynaklara göre, yetkililer İsa’nın nerede olduğunu öğrendiler ve onu yakalamaya geldiler, ama o çoktan gitmişti. Allah onu bu zalimlerin elinden kurtardı ve mucizevi bir şekilde göğe yükseltti. Ancak onlar bunun farkında bile değillerdi. Çünkü karşılarında İsa’ya tıpatıp benzeyen biri duruyordu. Yahuda. Allah, Yahuda’yı İsa gibi gösterdi ve onun yerine Yahudayi yakaladılar. Yahuda “Ben İsa değilim!” diye çığlık attı ama kimse inanmadı. Çünkü kim Allah’ın azabına engel olabilirdi ki? İhanet eden biri cezasız kalabilir miydi? Kimse onu dinlemedi. Ve korku içinde, çaresizlikle çarmıha gerilip öldürüldü. Bu dünyada cezasının bir kısmını aldı, asıl cezası ise yeni başlayacaktı.
Kur’an’da Allah, İsa’ya ne olduğuna dair şöyle buyurur: “Onu öldürmediler, çarmıha da germediler. Fakat onlara öylemiş gibi gösterildi. Aslında Allah onu kendi katına yükseltti. Allah mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibidir.” İslam’a göre İsa göktedir, yani cennette değil, semadadır. İncil’de ise bu olay şöyle anlatılır: İsa’yı çarmıha geren askerler ona hakaret edip alay ediyorlardı. Yahudiler de olan biteni izlemek için toplanmıştı. Ve sonunda İsa yüksek sesle bağırdı. “Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?” önceki sahneyle kıyaslayınca, nasıl farklar görüyorsunuz? İsa’nın hikâyesi böyle mi bitmeliydi? Alaylar ve hakaretler altında, Tanrı’ya isyan ederek mi?
Yoksa Kur’an’da anlatıldığı gibi mi bitmeliydi? Tanrı olduğu söylenen birinin böyle bir sonu olması garip değil mi? Hem öldüğü düşünülüyor, hem de Tanrı olduğu söyleniyorsa, “Beni neden terk ettin?” dediğinde, kime hitap ediyor? Yani, “Beni neden yalnız bıraktın?” Oysa ki o, hayatını Allah’a adamış biriydi ve insanları Allah’a yönlendirmek için çabalıyordu. Peki son sözleri, Allah’a olan güvenini sarsan bir izlenim bırakmıyor mu? Gerçekten bunu İsa mı söylemişti, Yoksa yanlış birine güvendiğini düşündüğü için mi söyledi? Eğer gerçekten Tanrıysa, “Beni neden terk ettin?” demesi sanki olacakları bilmiyormuş ya da hayal kırıklığına uğramış gibi olmaz mı?
Bu vasıflar, gerçekten bir tanrıya ait olabilir mi? Sorabileceğimiz daha birçok soru var. Sizcede İslam’ın anlattığı hikâye, İsa’yı daha doğru bir şekilde tanıtmıyor mu? Hikâyenin birçok yerinde, İsa için kullanılan “Tanrı” ve “Tanrı’nın oğlu” gibi ünvanları “peygamber” ve “elçi”yle değiştirince, bütün kafa karışıklığı ortadan kalkıyor. Hz. İsa defalarca Allah’ın birliğini vurguladı ve O’nu halkına “Rabbimiz” olarak tanıttı. Tıpkı Eski Ahit’teki peygamberler gibi. Hiçbiri Allah’tan başka birinden söz etmemişti, hep O’nun birliğini anlattılar ve Allah’ın Ezeli ve Ebedi olduğunu söylediler. Hiçbiri İsa’ya ibadet etmedi ve onu Tanrı olarak tanıtıp halkına sunmadı.
Bu açıdan bakarsak, bunca büyük peygamberin hiç biri mi doğru yolu bulamadı? Şimdi hikâyeye dönelim. İncil’e göre İsa öldü, üç gün sonra dirildi ve ardından göğe yükseldi. Yani her iki inanç da İsa’nın göğe alındığını kabul ediyorsa, peki şimdi ne olacak? İşte burada İslam ve Hristiyanlık arasında ortak bir nokta görüyoruz: İsa, kıyamete yakın dünyaya dönecek yeryüzüne gelip insanlığı felaketten kurtaracak. Ayrıca, İslam’a göre, insanlara Hristiyanlığın gerçek özünü gösterecek ve bu dini batıl inançlardan arındırıp aslını ortaya koyacak. Yani onları, tüm peygamberlerin ortak mesajı olan İslam’a yönlendirecek. Onları son peygamber Hz. Muhammed’in (sav) yoluna iletecek.
Kıyamet Günü’nde ise tüm Hristiyanların önünde Hz. İsa, Rabbi olan Allah ile hakikati konuşacak. Maide Suresi’nde bu sahne şöyle tasvir edilir: “O gün Allah şöyle diyecek: Ey Meryem oğlu insanlara Sen mi ‘Beni ve annemi Allah’tan başka iki ilah edinin’ dedin?” İsa diyecek ki: “Seni tenzih ederim! Hakkım olmayan bir şeyi söylemem bana düşmezdi. Eğer söylemiş olsaydım, Sen bunu elbette bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, ama ben Senin içindekini bilemem. Şüphesiz ki gaybı en iyi bilen sadece Sensin. Ben onlara sadece bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Sen beni vefat ettirdiğinde, onların üzerinde gözetleyici yalnızca Sendin.
Ve Sen her şeye hakkıyla şahitsin.” Kur’an-ı Kerim, Maide 5:116-117