“Arkadaşım Beni Bıçakladı ve Ölüme Terk Etti!” – Suç Dünyasından İslam’a | Akhi Ayman’ın Hikayesi
Yayınlanma tarihi
İşten eve dönmüştüm, bir arkadaşımı gördüm. Ama birkaç dakika sonra, ben uzaklaşırken beni sırtımdan bıçakladı. Ve bıçak karnımdan çıktı. Dönüp onunla dövüşmeye çalıştım ama çok fazla kan kaybettiğim için güçsüzdüm. Hastaneye götürüldüğümde doktor dedi ki, "Seni hayata döndürmeye çalışıyorduk. Ama dönmüyordun. Defibrilatörü kullanmaya çalıştık. Çekilin, geri dönmüyor." Sonra doktor saate baktı ve "Ölüm saati" dedi. Vallahi çarşafı başımın üzerine çekti. Tam odadan çıkmak üzereyken, cihaz yeniden çalışmaya başladı. Bip, bip, bip. Hapisteydim. Annemin cezaevine ziyaretime geldiğini hatırlıyorum. Anneme dedim ki, "Beni bir daha görmeye gelmeyeceksin. "Neden bahsediyorsun sen Ayman?
Ben senin annenim. Ziyaretimi reddetme!" O gün kız kardeşimden bir telefon aldığımı hatırlıyorum. Kız kardeşim şöyle dedi: "Ayman, annem iyi hissetmiyor!" Erkek kardeşimden de telefonlar alıyordum. "Ayman, bunu sana bir kez ve yalnızca bir kez söyleyeceğim..." Birkaç saniye sonra ben... Nasıl desem... Kendimi kontrol edemedim! Es-selâmü aleyküm, Akhi Ayman. -Ve aleyküm selam. Towards Eternity'de bizimle olduğun için teşekkür ederiz. -Ben teşekkür ederim. Seni aramızda görmekten büyük mutluluk duyuyoruz. Öncelikle şununla başlamak istiyorum: Akhi Ayman kimdir, bize hayatından kısaca bahseder misin lütfen? Irak'tan geldim, 11 Eylül yüzünden zor bir hayat yaşadım.
Sonrasında suç dolu bir geçmişim oldu, hapse girdim, çıktım, bıçaklandım ama benim için hala umut vardı. Sonra yolumu değiştirdim ve Allah'a döndüm. Şimdi ise tek istediğim, gençleri daha iyisini yapmaya teşvik etmek. Anne ve babama karşı çok iyiydim. Her zaman günde beş vakit namaz kılardım, bu benim için sorun değildi. Anne ve babama karşı saygılıydım. Anne ve babam beni severdi, hala da seviyorlardır, inşallah. Ama sokaktaki meselelerle kendi başına uğraşmak zorundaydın. Ve burası Londra sokakları. İngilizce konuşmadığım için zorbalığa uğruyordum, 11 Eylül yüzünden saldırılara maruz kalıyordum. Ve sonra bütün bu sürecin içinde, sanırım 14-15 yaşlarımda, başım belaya girmeye başladı.
Hem de ciddi belalara. Küçük suçlar değildi. Sürekli şiddetin içinde yaşıyorduk. Ve tabii zaman geçtikçe, bazı durumların içine çekildik. 11 Eylül'de neler olduğunu zaten biliyorsunuz. Ve ben ve kardeşlerim asla çetelere katılmadık. Asla dışarı çıkıp ün peşinde koşan ya da kendimize bir isim yapmaya uğraşan insanlardan olmadık. Ben öyle bir bölgeden geliyorum ki, her bölgenin, her bloğun, her sitenin adı bilinen bir çete üyesi vardı, biz ise tam ortada kalıyorduk. Sorunumuz olmayan insanlar da gelip bize saldırıyordu. Sürekli kavga üstüne kavga. Her gün bir mücadeleydi. Bazen düşmanların nereden çıkacağını bile bilmiyordunuz. Bu yüzden kendimizi savunuyorduk.
Bu süreçte polisle başımız derde giriyordu, hapse giriyor ve bundan ders alıyorduk. Bizi, "Bir dakika, ben ne yapıyorum?" dediğin ana götürebilir misin? Hayatının değişmeye başladığı o güne. Yaklaşık iki yıl, hatta iki yıldan fazla hapiste kaldığım bir dönem vardı. O sıralarda annemin cezaevine geldiğini hatırlıyorum. Hapse girişimin üzerinden yaklaşık bir yıl geçmişti. Yani annemi henüz hiç görmemiştim. Sadece telefonda konuşuyorduk. Sonra annem cezaevine geldi. Ve onu başörtüsüyle gördüğümü, abayasıyla, ibadet ehli bir kadın, Allah'tan korkan bir kadın olarak gördüğümü hatırlıyorum. Onu öylece dururken gördüğümü hatırlıyorum, üzerini arıyorlardı, güvenlik kontrolünden geçiriyorlardı.
Ve o anda annemi gördüğümde, sonra beni görmeye geldiğinde, ona sarılamadım, onu öpemedim, yapamadım çünkü, aramızda cam bir bölme vardı. Annemin kokusunu bile alamadım. Ve annemin ağladığını gördüm. İşte bu... Benim için değişimin başladığı andı, bir dönüm noktasıydı. Kendi kendime şöyle dedim: "Hapisten çıktığımda annemi ve babamı gururlandıracağım. Bir iş bulacağım. Bir şeyler yapacağım, iyi bir evlat olacağım. Anne babamı gururlandıracağım. Bir iş bulacağım, çalışacağım, onlara para vereceğim ve İslami ilimlerimi ciddiye alacağım." Anneme dedim ki, "Beni bir daha görmeye gelmeyeceksin. Bunu yapamam. Seni bu halde görmeye, beni ziyarete gelmene dayanamam.
Yapamam." Ve onu gördüğümü hatırlıyorum, yüzünü hala hatırlıyorum, annem bana şöyle dedi: "Ne... Neden bahsediyorsun sen Ayman? Ben senin annenim. Ziyaretimi reddetme. Geleceğim, geleceğim." Ben de, "Hayır anne." dedim. Ne zaman gelmek istese reddediyordum. Sonra biz ayrıldıktan, o gittikten sonra, hücreme geri döndüm ve Allah'a ağlamaya başladım. "Çok özür dilerim, ya Rabb. Özür dilerim. Anne babamı üzdüğüm için özür dilerim. Sana isyan ettiğim için özür dilerim. İşleri kendi başıma halletmeye çalıştığım için özür dilerim. İntikam peşinde koştuğum için özür dilerim. Kendi nefsimin peşinden gittiğim için özür dilerim." Sonuçta bir evlatsın, annemi özledim.
Onun sarılmasını özledim, yemeklerini, öpücüklerini özledim, özledim... Bunu nasıl söyleyebilirim? Odamın önünden geçip bana, "Ayman, iyi geceler." demesini özledim. Ne demek istediğimi anlıyorsun, değil mi? Hücredeydim. Tekrar abdest aldım, iki rekat namaz kıldım ve dedim ki: "Tövbe ya Rabb, affını diliyorum, özür dilerim. İncittiğim insanlar için özür dilerim. En önemlisi, kendi anne babamı incittiğim için özür dilerim. Çünkü beni hapiste görmeyi hak etmiyorlar. İyi bir evlat yetiştirdiler ve ben iyi bir evladım. Ama sadece nasıl 'hayır' diyeceğimi bilemedim." Bazen Allah ile konuşurken hiçbir şey söylemene gerek kalmaz. Allah'a ettiğin sessiz dua, en gür çıkan dua haline gelir.
O anda benim durumum da buydu, o sessiz dua, seninle Allah arasında olan o sessiz dua, sesi en gür çıkan dua oluverir. Çünkü hiçbir şey söylemene gerek yoktur. Allah kalbinde olanı bilir. Nihayetinde kavuştuğumuz o günü hatırlıyorum, beni almaya abim gelmişti. Büyük abim beni almaya gelirken, annem bilmiyordu, annemle babam bilmiyordu. Hapisten çıktım, doğruca denetimli serbestlik bürosuna gidip imzamı attım. Oradan da doğruca eve geçtim. Onlar da Cuma namazından dönüyordu. Cuma namazını kılmış, çıkmışlardı. Eve geldiklerinde, "Sürpriz!" dedim. Sonra annemle babam ağlamaya başladı, birbirimize sarıldık, annem yemek hazırladı ve... Ah, inanılmazdı. Bamya ve dolma yediğimi hatırlıyorum.
Ah, gerçekten harika bir andı. Peki, bize saldırıya uğradığın o günden bahsedebilir misin? Sanırım bir bıçaklanma olayı olmuş. Evet, bıçaklandığım iki olay oldu. İlki, 2014'ün Mayıs ayı civarındaydı. Hapisten yeni çıkmıştım, dişçi randevusuna gidiyordum, sorun yaşadığım biriyle karşılaştım. Bir çetedendi. Ama tren geldiğinde ve o tren istasyonundan ayrılırken, trenden inerken, oraya gelen birine bıçağı verdi, o da gelip beni bacağımdan bıçakladı. İlk bıçaklanmam buydu. İkinci bıçaklanmam ise birkaç ay sonra, Ağustos ayında, bir arkadaşım tarafından yapıldı. İşten eve dönmüştüm, bir arkadaşımı gördüm. Doğrudan ona doğru yürüdüm, yüz yüze geldik.
Onu görür görmez, yan yana gelince konuşmaya başladık. Birkaç dakika sonra, ben uzaklaşırken, beni sırtımdan bıçakladı. Ve bıçak karnımdan çıktı. Yani büyük bir bıçaktı. Beni bıçakladı, sonra ben de dönüp onunla dövüşmeye çalıştım ama çok fazla kan kaybettiğim için güçsüzdüm. Bıçak, yani büyük bir bıçaktı ve üzerinde küçük tırtıklar vardı. Yani saplandığında içeri pürüzsüzce giriyor ama çıkarken, üzerindeki tırtıklar yüzünden, vücudundan parçalar koparıyor, iç organlarını da beraberinde çıkarıyor. Sonra o kaçtı, ben de bir dükkana gidip dedim ki, "Lütfen ambulans çağırın, bıçaklandım," ve yere yığıldım.
Hastaneye gittiğimde, doktor beni ameliyat etmeden hemen önce dedi ki: "Biz senin iyi olduğunu düşündüğümüz sırada, Kalbin durdu. Bu yüzden seni ameliyathaneye aldık. Seni yeniden hayata döndürmeye çalışıyorduk. Ama dönmüyordun. Defibrilatörü kullanmaya çalıştık. Çekilin, geri dönmüyor." Sonra doktor saate baktı ve "Ölüm saati" dedi. Vallahi çarşafı başımın üzerine çekti. Ve odadan çıkıp anneme, babama, kardeşlerime, arkadaşlarıma, Ayman'ın vefat ettiğini söyleyecekti. Tam odadan çıkmak üzereyken, cihaz yeniden çalışmaya başladı. Bip, bip, bip. -Sübhanallah. Bu, Allah Subhanehu ve Teâlâ'nın bir rahmetidir.
Bu bize şunu gösteriyor ki, bu dünyanın makineleri, bu dünyanın hiçbir şeyi, seni yeniden hayata döndüremez. Seni hayata döndüren yalnızca Allah'tır. Ve doktor Müslüman değildi, Hristiyan da değildi, Allah'a inanmıyordu. Ama bu olay onun gözlerini açtı. Evet! Dedi ki: "40 yıllık doktorluk hayatımda böyle bir şeyi daha önce hiç görmedim." Annemi, küçük kız kardeşimi aldılar ve hastaneye geldiler. Ve 18 saatlik ameliyattan sonra, dokuz gün boyunca yaşam destek ünitesine bağlı kaldım. Uyandığımda paniğe kapıldığımı hatırlıyorum. Uyandığımı hatırlıyorum, doktora der gibi, hemşireye şöyle dedim: "Git doktoru çağır, karnımda bir şey unutmuş!
Siz ne yapıyorsunuz?" Sonra bana dediler ki, "Ayman, bir süre boyunca bununla yaşamak zorunda kalacaksın, bir süreliğine böyle olacak, sonra duruma bakacağız. Eğer mümkünse, bunu geri çevirebilir miyiz ve normale dönebilir misin, bakacağız." Şu anda karnımda bir torbayla yaşıyorum. Yani tam şurada bir torba var, bu da tuvalete gidip büyük tuvaletimi yapamadığım anlamına geliyor. Ve ağrım var. Sürekli ağrı içindeyim. Yani 7/24. Şu anda bile ağrım var. Ama vücudum buna çok alıştığı için, insanlara ne hissettiğimi belli etmeden bunu nasıl kontrol edeceğimi biliyorum. Bu yüzden çok şaka yaparım, çok gülerim, dedikleri gibi, insanlara çok takılırım. Bu, ağrıyı unutmamı sağlıyor.
Bu bıçaklanma olayından bir süre sonra da kaçırıldım. Bazı düşmanlarım tarafından götürüldüm. Ve şey, bana yaşattıkları işkence, çektirdikleri acı, midemin büyük bir kısmının alınmasına, bağırsaklarımın alınmasına sebep oldu. İşte bu yüzden doktor dedi ki: "Artık bu sende ömür boyu kalacak." Ve bu süreçte doktor, asla çocuk sahibi olamayacağımı söyledi, bana verdikleri zarar yüzünden. Yani O beni imtihan ediyor. Ama ben onu bıraktım. Vallahi, onu bıraktım. Vallahi biliyorum, onları tanıyordum. Onlara nasıl ulaşacağımı biliyordum. Nerede yaşadıklarını biliyordum. Nerelerde dolaştıklarını, nerede olduklarını biliyordum... Sübhanallah, annelerinin hangi arabayı sürdüğünü bile biliyordum!
Ama ben onları Allah'a havale ettim. Ben onun arkadaşıydım. Onunla aynı okula gitmiştim. Ve dürüst olmak gerekirse, ondan ne kadar nefret etsem de, ona zarar vermek ve intikam almak istesem de, intikam İslam'da yoktur... Ama diyelim ki mesela, Allah onu İslam'la şereflendirse, ona sarılır, onu öperim. Onu öz kardeşim gibi severim. Çünkü İslam sana farklılıklarını bir kenara bırakmanı söyler. Bazı düşmanlarım vardı ama şimdi o düşmanlar benim arkadaşlarım. Onlar benim kardeşlerim. Neden? Eşhedü en lâ ilâhe illallah! (Şahitlik ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur). Bu din seni her şeyin önüne koyar. Soyuna bakmayız, teninin rengine bakmayız. Siyah, beyaz, mavi, yeşil, ne olursan ol.
Biz Müslümanız ve İslam bizi bir araya getirir. Tanıdığım bir adam var; bir zamanlar birbirimizi öldürmeye çalışırdık. Müslüman olduğu an benimle iletişime geçti. Vallahülazim benimle iletişime geçti, "Ya Ayman, selamün aleyküm Ayman, bilmeni isterim ki Müslüman oldum. Seninle görüşmek güzel olurdu." İçimden şöyle düşündüm: "Bu adam yalancının teki. Beni ilk bıçaklayan kişi de Müslüman olduğunu söylemişti. Ne anlatıyor bu herif?" Ama şimdi onunla çok iyi arkadaşız. Bize annenin son günlerini nasıl yaşadığını ve nasıl vefat ettiğini anlatır mısın, özel değilse eğer? 2022 yılıydı, hatırlıyorum. Annem ve iki erkek kardeşim, Medine'de vakit geçirdikten sonra Mekke'ye geçmişti.
O gün kız kardeşimden bir telefon aldığımı hatırlıyorum. Kız kardeşim bana dedi ki: "Ayman, annem kendini iyi hissetmiyor. Dua et." Ben de dedim ki: "Bak, birazdan bir derse gireceğim, bir hutbe vereceğim, sonrasında seninle iletişime geçerim. Ama dua edeceğim." Hutbedeyken, ders verirken, erkek kardeşim beni arıyordu. Sonra eşim arıyordu. Kız kardeşim arıyordu. Sonra ablam arıyordu. Herkes beni arıyordu. Yani, aklım durumu anladı ama kalbim bunu kabul etmek istemedi. Yani, bana haber vermek için arıyorlardı. Annem Mekke'ye gitmişti, umredeydi ve umre sırasında vefat etti. Sonra onun yanında bulunan erkek kardeşimin telefonunu açtığımı hatırlıyorum.
Telefonu açtığımda, bunun iyi bir haber olduğunu düşündüm. Yani, yani Elhamdülillah. Erkek kardeşim beni arıyor. Neden görüntülü arıyor ki? Belki annemi gösterecektir, değil mi? Erkek kardeşimi gördüğümü hatırlıyorum. Kardeşim dedi ki: "Ayman, bunu sana bir kez ve yalnızca bir kez söyleyeceğim... Annemiz... Allah'ın yanına döndü." Sonra telefonu kapattı. Bu bir konuşma sırasındaydı ve kayıttaydı, yani... Ve hatırlıyorum, sanırım... Videonun tamamı yayınlanmadığı için mutluyum çünkü birkaç saniye sonra ben... Nasıl desem... Kendimi kontrol edemedim. Elhamdülillah ama… Harika bir kadındı. Mekke'ye ilk gidişiydi. İlk kez umre yapıyordu. İlk kez.
Mekke ve Medine'de bulunduğu süre boyunca onunla hiç konuşmadım. Ama döneceği günün, döneceği günden bir gün önce, şey... Döneceği günden bir gün önce, bana bir sesli mesaj gönderdi. "Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu, Ayman..." Dedi ki: "Eymen, yakında dönüyorum, bana şunun ölçülerini ver de, gelirken getireyim." Bana söylediği son şey buydu işte. Ah, ya Rabb. Elhamdülillah. Vefatından sekiz, dokuz ay sonra, rüyama geldiğini hatırlıyorum ve bana, "Ayman, beni unuttun mu?" dedi. Ona yaklaşmaya çalışıyordum ama her yaklaştığımda, daha da uzaklaşıyordu, uzaklaşıyordu ve yüzünü göremiyordum. Yüzü sadece bir nurdu. Yüzünü göremiyordum.
Ama ona doğru koşmaya çalışıyordum, o ise geri geri gidiyor, uzaklaşıyordu. Bana neyi hatırlattı biliyor musun? Bazen onun için dua etmeyi unuttuğumu hatırlattı. İşte bu yüzden rüyama gelip, "Ayman, beni unuttun mu?" dedi. -Sübhanallah. Vallahi öyle bir zaman gelecek ki, keşke babamdan bir telefon gelse, annemden bir telefon gelse de, sadece açıp, "Efendim anne. Efendim baba, ne istiyorsun? Senin için nereye gitmemi istiyorsun? Senin için ne almamı istiyorsun? Hangi dükkana gitmemi istiyorsun anne? Söyle bana ne istediğini. Gider hallederim." Görüyorsun ya, artık o telefonu almıyorum. Annem gitti. Anne babanıza saygı gösterin. Kur'an'da, anne babanıza karşı "öf" bile diyemeyeceğiniz yazar.
Duyduğuma göre oldukça genç yaşta evlenmişsin. Eşinle nasıl tanıştın ve bu süreç senin için nasıldı? Eşimle birlikte olmak ve içinde yaşadığımız kültürün kalıplarını aşabilmek... Biliyorsun, biz Kürt ve Irak kökenli bir aileden geliyoruz. Kendi soyundan, kendi çevrenden biriyle evlenmeni isterler. Ben ise kendimden tamamen farklı biriyle evlendim. Anne babamı tam olarak mutlu etmedim, biri mutluydu gerçi, evet çünkü o sadece benim mutlu olmamı istiyordu. Diğeri ise bunu kabul etmedi ama bu onlar için değil ki. Ben her şeyi İslami olarak doğru yapıyorum. Bana hayır diyemezsin. Bu kişiyle neden evlenemeyeceğimi İslami açıdan açıklaman gerekir. Neyse, Elhamdülillah evlendim.
Bunu da, inşallah, benim için bir sadaka vesilesi olacak bir şey olarak gördüm. Çünkü öz evladım olmayan bir çocuğa bakıyordum. Bana hiçbir zaman çocuğun olamaz denildikten sonra, Allah'ın bana çocuğu olan bir kadınla böyle bir kapı açması... Şöyle düşündüm: "Allah'ım, bunu benim için Sen seçtin. Bunu bana Sen takdir ettin. Ben de bunu kabul ediyorum." Bu kadar. Benim buna ihtiyacım vardı. Bir aileye ihtiyacım vardı. Ve Allah bana bunu verdi. İlk zamanlar çok zordu, yalan söylemeyeceğim, üvey baba olmak. Aslında "üvey baba" lafını da hiç sevmem. Şu ifadeyi daha çok seviyorum: "Ben sadece sorumluluk alıp öne çıkan bir babayım." Bu "üvey baba" değil, anlıyor musun?
Başka bir erkeğin yapamadığı bir şeyi yaptım ve bunun için şükrediyorum. Bununla gurur duyuyorum. Akhi Ayman'ın verdiği en kötü karar neydi? Hapse girmek. Evet, bu gerçekten pişman olduğum bir şey. Peki ya en iyi karar? En iyisi evlenmekti. Evlenmek. Elhamdülillah. Ayman abinin aldığı en iyi ve en kötü yorum neydi? Hatırlıyorum, bir adam vardı, bir kafede beni görüp yanıma gelmişti. Yanıma gelip bana sarıldı ve şöyle dedi: "Kardeşim, bilmeni isterim ki, 12 yaşındaki kızım senin sayende tesettüre girdi." Bu beni çok mutlu etti. Sonra, "Ama bunu sana bunun için anlatmıyorum," dedi. Yani "Bu işin, bu durumun en küçük kısmı." demek istedi.
Dedi ki: "Kızım sayesinde, eşim de tesettüre girdi, kapanmaya başladı." Sübhanallah. Ben kimseyi hidayete erdirmek için burada değilim, hidayet Allah'tan gelir. Ben sadece size şunu söylemek için buradayım: "İslam'ın temel esaslarını yerine getirin, gerisini ise Allah'a bırakın." Akhi Ayman'ın yapmaktan en çok hoşlandığı şey? - Futbol oynamak. Futbol oynamak. - Evet Yani, bildiğimiz futbol, futbol. Amerikan futbolu değil de... Yok, yok, futbol, hani bazıları 'soccer' der ya ama biz futbol diyoruz. Futbol işte, o kadar. Google'da en son ne arattın? -En son arattığım şeyi söyleyeyim sana. -Evet. Şimdi göstereyim. -Lütfen bak. Bunu seveceksin. Ne, Trabzon mu? Türkiye. -Türkiye evet.
Arattığım son şey buydu. Sadece "Ne güzel bir yer." diye düşünüyordum. Son şey buydu. Google'a girdim, hala duruyor orada, evet. Yani ziyaret edeceksin, inşallah. Doğayı seviyorum, yeşilliği seviyorum. Bu yüzden bu yere, Türkiye'ye bakarken, "Ah, ne güzel bir yer. Buraya gitmem lazım, evet." dedim. Çok utandığın komik bir anın, asla unutamayacağın bir an var mı? Olumlu anlamda. Bir zamanlar, sanırım ben, şey, televizyonda, BBC'deydim, yıllar önce, evet. Hastanede belgesel gibi bir şey çekiyordum. Herkesin önünde şöyle duruyordum ama kimse elimi sıkmıyordu. Ve bu benim için çok ama çok utanç verici bir andı. Öyle bir noktaya geldi ki kameraman kamerayı başka tarafa çevirdi, biraz...
Yani beni göstermek istemedi. Dünyaya da göstermek istemedi. Öylece orada dikiliyordum, kameraman da bana bakıyordu ve... Benim için en utanç verici an buydu. Senin vesilenle hayatı tamamen değişen birçok insan var. Hatırladıkların arasında, seni duygusal olarak en çok etkileyen hangisiydi? Sanırım birkaç yıl önce Mekke'deydim. Ve yaklaşık 30-40 kişilik bir grupla birlikteydim.
Ve hatırlıyorum, ben çıkarken, otelden çıkıp Kâbe'ye doğru giderken, bir kardeş dedi ki: "Ayman, Ayman, biri sana sesleniyor." Bir kardeş geldi, "Selamün akeyküm." "Ve aleyküm selam." Sonra herkesin önünde aynen şöyle dedi: "Ayman, senin sayende uyuşturucu satmayı bıraktım." O anda kalbim, gözlerimde biriken yaşları içimde tutamadı ve ağlamaya başladım. Yani bunu kendimden bilmiyorum. Hidayet benden gelmiyor sonuçta. Ama birinin bana gelip, "Senin hikayeni izlediğim için ve hayatını nasıl anlattığını, nasıl tövbe ettiğini gördüğüm için, bırakmama vesile oldu ve şimdi burada olmamın sebebi bu." demesi...
Dedi ki: "Helal para kazanmak için bir işe girdim, bu yolculuğun parasını ödeyebilmek için." Yani böyle şeyler uydurulamaz. Elhamdülillah. Allah bizi ihlaslı kılsın. Allahümme amin. Benimle samimi ve açık olmanı istiyorum. Şu an ölecek olsan, kendini Cehennem'e mi yoksa Cennet'e mi daha yakın hissedersin? Cehennem'e. Vallahi. Çünkü yaptığım şeylerin kabul edilip edilmediğini bilmiyorum. Ve bunu sürekli düşünüyorum. Yani niyetim ne, niyetlerim doğru mu? Bunu insanlar için mi yapıyorum, yoksa Allah için mi yapıyorum? Açıkçası korkuyorum. Kendi içimizde bir savaş veriyoruz. Ve sonumun ne olacağını bilmiyorum.
Ama en azından geride insanların beni iyilikle anacağı bir şeyler bırakabilirsem, benim için dua edebilirler. Gerisini Allah'a bırakıyorum çünkü ancak Allah'ın rahmetiyle, Allah'ın rahmeti sayesinde Cennet'e girebilirim. Ama korkuyorum, bilmiyorum işte. Seçmek neredeyse imkansız biliyorum ama seni en çok etkileyen ayet hangisi? "Kâle innemâ eşkû bessî ve huznî ilallah." En sevdiğim ayettir. "Ben tasa ve üzüntümü ancak Allah'a arz ederim." Ne eşime, ne anneme, ne babama, ne çocuklarıma, hiç kimseye değil, sadece Allah'a. Ve bu Yusuf Suresi'nden bir ayet. Bu sözü Yakup aleyhisselam, Yusuf aleyhisselam'ı kaybettikten sonra, kardeşleri onu öldürmeye çalışıp öldüğünü söylediklerinde, söylemişti.
Ne dedi? "İnnemâ eşkû bessî ve huznî ilallah." Eğer hepimiz bu ayeti hayatımıza nakşedersek, her şey tamamen değişir. İnsanlara dertlerinizi anlatmayın. Umurlarında olmaz. Sorunlar yaşamandan içten içe memnun olurlar ama bunu söylemezler. Samimi olanlar hariç tabii. Allah'a gerçekten inanan ve sizin için hayır isteyen kişi size nasihat eder. Gerisinin umurunda bile olmaz. Sizin perişan olmanız hoşlarına gider. Sıkıntılardan geçiyor olmanız hoşlarına gider. Akhi Ayman Cennet'e girse, yapacağı ilk şey ne olurdu? Birkaç yıl önce annemi kaybetmiş olsam da, o Mekke'de vefat etti, Allah ona rahmet eylesin.
Onu özlüyor olsam da, onu görmek istesem de, yapmak istediğim ilk şey, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'i görmek olurdu. Tabii Allah'tan sonra. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'i görmek ve ona teşekkür etmek istiyorum, ona sarılmak ve onu öpmek istiyorum. Ve ona minnettarlığımı göstermek istiyorum çünkü onun sayesinde bugün Müslümanım. Çünkü eğer o vazgeçseydi, bugün insanlık nerede olurdu? Ama o vazgeçmedi. "Sen vazgeçmedin. Senin sayende Müslümanım. Kur'an'ı senin sayende tanıdım, Kur'an sana indirildi. Eşime nasıl davranacağımı Sünnet'ten öğrendim, anne babama nasıl davranacağımı, Müslüman olmayan komşularıma nasıl davranacağımı senin sayende öğrendim.
İnsanlara karşı kalbimde nasıl merhamet taşıyacağımı senin sayende öğrendim, ya Resulallah (sallallahu aleyhi ve sellem)." Ve derdim ki: "Sana layık bir ümmet olamadığım için özür dilerim. Ümmet için daha fazlasını yapmadığım için özür dilerim." Bir kişi seni asansörde görüyor. Seni tanıyor ve soruyor: "Hayatımda ihtiyacım olan her şeye sahibim, neden dindar biri olarak kendimi kısıtlayayım?" Ona bir dakika içinde nasıl cevap verirdin? Allah yoksa hayatında hiçbir şeyin yoktur. Allah seni dünyayla meşgul eder. Kendi kendine her şeye sahip olduğunu sanırsın. Ama Allah yoksa, her şey dediğin nedir ki? Allah seni kendi haline bırakır, keyfini sürersin.
Ama kalbinde iman olmadığında, kardeşim, Allah sana kendini unutturur. Ayetin buyurduğu gibi: "Ve lâ tekûnû kellezîne nesullâhe fe ensâhum enfusehum." "Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın." Peki sana kendini nasıl unutturur biliyor musun? Dünya işleriyle meşgul ederek. "Şu kadar milyon sterlin kazandım, şu arabaya sahibim, şu evi aldım, şöyle bir ailem var. Bunu Allah vermedi, ben yaptım." dersin. Hayır, hayır, hayır. Allah sana bunu söyletir. Çünkü sen O'nu unuttun. Çünkü nitekim Allah sana kendini unutturur. Birçok genç şöyle diyor: "Günahlara gömülmüş durumdayım, bundan nasıl çıkabilirim?" Bu insanlara ne söylemek istersin?
Allah'tan ne kadar uzaklaşmış olursan ol, tek bir adım atman yeter: "Ya Rabb, beni bağışla. Ya Rabb, beni bağışla." Kalbinin derinliklerinden samimi olursan, Allah seni bağışlar. Allah seni anında bağışlar. Eğer samimiysen. Ve her şeyi bağışlar. Bak, şeytan sana o kadar çok günah işlediğini, Allah'ın seni asla affetmeyeceğini söyledi. Allah seni asla affetmez dedi. Ama Allah sana şöyle buyurdu: "Günahların göklere kadar ulaşsa bile, eğer tövbe edersen seni affederim. Yeter ki ruhun hala bedeninde olsun." Ama bir günahı asla "bir yolculuk" gibi ifadelerle meşrulaştırma. Çünkü ben alkol içip buna "senin yolculuğun" diyemem. Beni o fitnemle, imtihanımla baş başa bırakın.
Görüyorsun ya, Allah Subhana ve Teâlâ kadınları lütuflandırmış ve yüceltmiştir. Eğer bir toplumu yıkmak istiyorsan, kadınların çıplaklaşmasına izin verirsin. Bugün olan da bu işte. Haya bir toplumu yeniden ayağa kaldırır. Allah'tan korkan erkekler de gözlerini sakınır ve Allah'ı hatırlarlar. Bu arada ben hep şunu söylemişimdir: Kadınlar olmasaydı, bugün ümmetimizdeki Allah'tan korkan kadınlar olmasaydı, ümmet çok uzun zaman önce çökmüş olurdu. Bizi güçlü kılan şey, annelerin dualarıdır.
Ben senin annenim. Ziyaretimi reddetme!" O gün kız kardeşimden bir telefon aldığımı hatırlıyorum. Kız kardeşim şöyle dedi: "Ayman, annem iyi hissetmiyor!" Erkek kardeşimden de telefonlar alıyordum. "Ayman, bunu sana bir kez ve yalnızca bir kez söyleyeceğim..." Birkaç saniye sonra ben... Nasıl desem... Kendimi kontrol edemedim! Es-selâmü aleyküm, Akhi Ayman. -Ve aleyküm selam. Towards Eternity'de bizimle olduğun için teşekkür ederiz. -Ben teşekkür ederim. Seni aramızda görmekten büyük mutluluk duyuyoruz. Öncelikle şununla başlamak istiyorum: Akhi Ayman kimdir, bize hayatından kısaca bahseder misin lütfen? Irak'tan geldim, 11 Eylül yüzünden zor bir hayat yaşadım.
Sonrasında suç dolu bir geçmişim oldu, hapse girdim, çıktım, bıçaklandım ama benim için hala umut vardı. Sonra yolumu değiştirdim ve Allah'a döndüm. Şimdi ise tek istediğim, gençleri daha iyisini yapmaya teşvik etmek. Anne ve babama karşı çok iyiydim. Her zaman günde beş vakit namaz kılardım, bu benim için sorun değildi. Anne ve babama karşı saygılıydım. Anne ve babam beni severdi, hala da seviyorlardır, inşallah. Ama sokaktaki meselelerle kendi başına uğraşmak zorundaydın. Ve burası Londra sokakları. İngilizce konuşmadığım için zorbalığa uğruyordum, 11 Eylül yüzünden saldırılara maruz kalıyordum. Ve sonra bütün bu sürecin içinde, sanırım 14-15 yaşlarımda, başım belaya girmeye başladı.
Hem de ciddi belalara. Küçük suçlar değildi. Sürekli şiddetin içinde yaşıyorduk. Ve tabii zaman geçtikçe, bazı durumların içine çekildik. 11 Eylül'de neler olduğunu zaten biliyorsunuz. Ve ben ve kardeşlerim asla çetelere katılmadık. Asla dışarı çıkıp ün peşinde koşan ya da kendimize bir isim yapmaya uğraşan insanlardan olmadık. Ben öyle bir bölgeden geliyorum ki, her bölgenin, her bloğun, her sitenin adı bilinen bir çete üyesi vardı, biz ise tam ortada kalıyorduk. Sorunumuz olmayan insanlar da gelip bize saldırıyordu. Sürekli kavga üstüne kavga. Her gün bir mücadeleydi. Bazen düşmanların nereden çıkacağını bile bilmiyordunuz. Bu yüzden kendimizi savunuyorduk.
Bu süreçte polisle başımız derde giriyordu, hapse giriyor ve bundan ders alıyorduk. Bizi, "Bir dakika, ben ne yapıyorum?" dediğin ana götürebilir misin? Hayatının değişmeye başladığı o güne. Yaklaşık iki yıl, hatta iki yıldan fazla hapiste kaldığım bir dönem vardı. O sıralarda annemin cezaevine geldiğini hatırlıyorum. Hapse girişimin üzerinden yaklaşık bir yıl geçmişti. Yani annemi henüz hiç görmemiştim. Sadece telefonda konuşuyorduk. Sonra annem cezaevine geldi. Ve onu başörtüsüyle gördüğümü, abayasıyla, ibadet ehli bir kadın, Allah'tan korkan bir kadın olarak gördüğümü hatırlıyorum. Onu öylece dururken gördüğümü hatırlıyorum, üzerini arıyorlardı, güvenlik kontrolünden geçiriyorlardı.
Ve o anda annemi gördüğümde, sonra beni görmeye geldiğinde, ona sarılamadım, onu öpemedim, yapamadım çünkü, aramızda cam bir bölme vardı. Annemin kokusunu bile alamadım. Ve annemin ağladığını gördüm. İşte bu... Benim için değişimin başladığı andı, bir dönüm noktasıydı. Kendi kendime şöyle dedim: "Hapisten çıktığımda annemi ve babamı gururlandıracağım. Bir iş bulacağım. Bir şeyler yapacağım, iyi bir evlat olacağım. Anne babamı gururlandıracağım. Bir iş bulacağım, çalışacağım, onlara para vereceğim ve İslami ilimlerimi ciddiye alacağım." Anneme dedim ki, "Beni bir daha görmeye gelmeyeceksin. Bunu yapamam. Seni bu halde görmeye, beni ziyarete gelmene dayanamam.
Yapamam." Ve onu gördüğümü hatırlıyorum, yüzünü hala hatırlıyorum, annem bana şöyle dedi: "Ne... Neden bahsediyorsun sen Ayman? Ben senin annenim. Ziyaretimi reddetme. Geleceğim, geleceğim." Ben de, "Hayır anne." dedim. Ne zaman gelmek istese reddediyordum. Sonra biz ayrıldıktan, o gittikten sonra, hücreme geri döndüm ve Allah'a ağlamaya başladım. "Çok özür dilerim, ya Rabb. Özür dilerim. Anne babamı üzdüğüm için özür dilerim. Sana isyan ettiğim için özür dilerim. İşleri kendi başıma halletmeye çalıştığım için özür dilerim. İntikam peşinde koştuğum için özür dilerim. Kendi nefsimin peşinden gittiğim için özür dilerim." Sonuçta bir evlatsın, annemi özledim.
Onun sarılmasını özledim, yemeklerini, öpücüklerini özledim, özledim... Bunu nasıl söyleyebilirim? Odamın önünden geçip bana, "Ayman, iyi geceler." demesini özledim. Ne demek istediğimi anlıyorsun, değil mi? Hücredeydim. Tekrar abdest aldım, iki rekat namaz kıldım ve dedim ki: "Tövbe ya Rabb, affını diliyorum, özür dilerim. İncittiğim insanlar için özür dilerim. En önemlisi, kendi anne babamı incittiğim için özür dilerim. Çünkü beni hapiste görmeyi hak etmiyorlar. İyi bir evlat yetiştirdiler ve ben iyi bir evladım. Ama sadece nasıl 'hayır' diyeceğimi bilemedim." Bazen Allah ile konuşurken hiçbir şey söylemene gerek kalmaz. Allah'a ettiğin sessiz dua, en gür çıkan dua haline gelir.
O anda benim durumum da buydu, o sessiz dua, seninle Allah arasında olan o sessiz dua, sesi en gür çıkan dua oluverir. Çünkü hiçbir şey söylemene gerek yoktur. Allah kalbinde olanı bilir. Nihayetinde kavuştuğumuz o günü hatırlıyorum, beni almaya abim gelmişti. Büyük abim beni almaya gelirken, annem bilmiyordu, annemle babam bilmiyordu. Hapisten çıktım, doğruca denetimli serbestlik bürosuna gidip imzamı attım. Oradan da doğruca eve geçtim. Onlar da Cuma namazından dönüyordu. Cuma namazını kılmış, çıkmışlardı. Eve geldiklerinde, "Sürpriz!" dedim. Sonra annemle babam ağlamaya başladı, birbirimize sarıldık, annem yemek hazırladı ve... Ah, inanılmazdı. Bamya ve dolma yediğimi hatırlıyorum.
Ah, gerçekten harika bir andı. Peki, bize saldırıya uğradığın o günden bahsedebilir misin? Sanırım bir bıçaklanma olayı olmuş. Evet, bıçaklandığım iki olay oldu. İlki, 2014'ün Mayıs ayı civarındaydı. Hapisten yeni çıkmıştım, dişçi randevusuna gidiyordum, sorun yaşadığım biriyle karşılaştım. Bir çetedendi. Ama tren geldiğinde ve o tren istasyonundan ayrılırken, trenden inerken, oraya gelen birine bıçağı verdi, o da gelip beni bacağımdan bıçakladı. İlk bıçaklanmam buydu. İkinci bıçaklanmam ise birkaç ay sonra, Ağustos ayında, bir arkadaşım tarafından yapıldı. İşten eve dönmüştüm, bir arkadaşımı gördüm. Doğrudan ona doğru yürüdüm, yüz yüze geldik.
Onu görür görmez, yan yana gelince konuşmaya başladık. Birkaç dakika sonra, ben uzaklaşırken, beni sırtımdan bıçakladı. Ve bıçak karnımdan çıktı. Yani büyük bir bıçaktı. Beni bıçakladı, sonra ben de dönüp onunla dövüşmeye çalıştım ama çok fazla kan kaybettiğim için güçsüzdüm. Bıçak, yani büyük bir bıçaktı ve üzerinde küçük tırtıklar vardı. Yani saplandığında içeri pürüzsüzce giriyor ama çıkarken, üzerindeki tırtıklar yüzünden, vücudundan parçalar koparıyor, iç organlarını da beraberinde çıkarıyor. Sonra o kaçtı, ben de bir dükkana gidip dedim ki, "Lütfen ambulans çağırın, bıçaklandım," ve yere yığıldım.
Hastaneye gittiğimde, doktor beni ameliyat etmeden hemen önce dedi ki: "Biz senin iyi olduğunu düşündüğümüz sırada, Kalbin durdu. Bu yüzden seni ameliyathaneye aldık. Seni yeniden hayata döndürmeye çalışıyorduk. Ama dönmüyordun. Defibrilatörü kullanmaya çalıştık. Çekilin, geri dönmüyor." Sonra doktor saate baktı ve "Ölüm saati" dedi. Vallahi çarşafı başımın üzerine çekti. Ve odadan çıkıp anneme, babama, kardeşlerime, arkadaşlarıma, Ayman'ın vefat ettiğini söyleyecekti. Tam odadan çıkmak üzereyken, cihaz yeniden çalışmaya başladı. Bip, bip, bip. -Sübhanallah. Bu, Allah Subhanehu ve Teâlâ'nın bir rahmetidir.
Bu bize şunu gösteriyor ki, bu dünyanın makineleri, bu dünyanın hiçbir şeyi, seni yeniden hayata döndüremez. Seni hayata döndüren yalnızca Allah'tır. Ve doktor Müslüman değildi, Hristiyan da değildi, Allah'a inanmıyordu. Ama bu olay onun gözlerini açtı. Evet! Dedi ki: "40 yıllık doktorluk hayatımda böyle bir şeyi daha önce hiç görmedim." Annemi, küçük kız kardeşimi aldılar ve hastaneye geldiler. Ve 18 saatlik ameliyattan sonra, dokuz gün boyunca yaşam destek ünitesine bağlı kaldım. Uyandığımda paniğe kapıldığımı hatırlıyorum. Uyandığımı hatırlıyorum, doktora der gibi, hemşireye şöyle dedim: "Git doktoru çağır, karnımda bir şey unutmuş!
Siz ne yapıyorsunuz?" Sonra bana dediler ki, "Ayman, bir süre boyunca bununla yaşamak zorunda kalacaksın, bir süreliğine böyle olacak, sonra duruma bakacağız. Eğer mümkünse, bunu geri çevirebilir miyiz ve normale dönebilir misin, bakacağız." Şu anda karnımda bir torbayla yaşıyorum. Yani tam şurada bir torba var, bu da tuvalete gidip büyük tuvaletimi yapamadığım anlamına geliyor. Ve ağrım var. Sürekli ağrı içindeyim. Yani 7/24. Şu anda bile ağrım var. Ama vücudum buna çok alıştığı için, insanlara ne hissettiğimi belli etmeden bunu nasıl kontrol edeceğimi biliyorum. Bu yüzden çok şaka yaparım, çok gülerim, dedikleri gibi, insanlara çok takılırım. Bu, ağrıyı unutmamı sağlıyor.
Bu bıçaklanma olayından bir süre sonra da kaçırıldım. Bazı düşmanlarım tarafından götürüldüm. Ve şey, bana yaşattıkları işkence, çektirdikleri acı, midemin büyük bir kısmının alınmasına, bağırsaklarımın alınmasına sebep oldu. İşte bu yüzden doktor dedi ki: "Artık bu sende ömür boyu kalacak." Ve bu süreçte doktor, asla çocuk sahibi olamayacağımı söyledi, bana verdikleri zarar yüzünden. Yani O beni imtihan ediyor. Ama ben onu bıraktım. Vallahi, onu bıraktım. Vallahi biliyorum, onları tanıyordum. Onlara nasıl ulaşacağımı biliyordum. Nerede yaşadıklarını biliyordum. Nerelerde dolaştıklarını, nerede olduklarını biliyordum... Sübhanallah, annelerinin hangi arabayı sürdüğünü bile biliyordum!
Ama ben onları Allah'a havale ettim. Ben onun arkadaşıydım. Onunla aynı okula gitmiştim. Ve dürüst olmak gerekirse, ondan ne kadar nefret etsem de, ona zarar vermek ve intikam almak istesem de, intikam İslam'da yoktur... Ama diyelim ki mesela, Allah onu İslam'la şereflendirse, ona sarılır, onu öperim. Onu öz kardeşim gibi severim. Çünkü İslam sana farklılıklarını bir kenara bırakmanı söyler. Bazı düşmanlarım vardı ama şimdi o düşmanlar benim arkadaşlarım. Onlar benim kardeşlerim. Neden? Eşhedü en lâ ilâhe illallah! (Şahitlik ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur). Bu din seni her şeyin önüne koyar. Soyuna bakmayız, teninin rengine bakmayız. Siyah, beyaz, mavi, yeşil, ne olursan ol.
Biz Müslümanız ve İslam bizi bir araya getirir. Tanıdığım bir adam var; bir zamanlar birbirimizi öldürmeye çalışırdık. Müslüman olduğu an benimle iletişime geçti. Vallahülazim benimle iletişime geçti, "Ya Ayman, selamün aleyküm Ayman, bilmeni isterim ki Müslüman oldum. Seninle görüşmek güzel olurdu." İçimden şöyle düşündüm: "Bu adam yalancının teki. Beni ilk bıçaklayan kişi de Müslüman olduğunu söylemişti. Ne anlatıyor bu herif?" Ama şimdi onunla çok iyi arkadaşız. Bize annenin son günlerini nasıl yaşadığını ve nasıl vefat ettiğini anlatır mısın, özel değilse eğer? 2022 yılıydı, hatırlıyorum. Annem ve iki erkek kardeşim, Medine'de vakit geçirdikten sonra Mekke'ye geçmişti.
O gün kız kardeşimden bir telefon aldığımı hatırlıyorum. Kız kardeşim bana dedi ki: "Ayman, annem kendini iyi hissetmiyor. Dua et." Ben de dedim ki: "Bak, birazdan bir derse gireceğim, bir hutbe vereceğim, sonrasında seninle iletişime geçerim. Ama dua edeceğim." Hutbedeyken, ders verirken, erkek kardeşim beni arıyordu. Sonra eşim arıyordu. Kız kardeşim arıyordu. Sonra ablam arıyordu. Herkes beni arıyordu. Yani, aklım durumu anladı ama kalbim bunu kabul etmek istemedi. Yani, bana haber vermek için arıyorlardı. Annem Mekke'ye gitmişti, umredeydi ve umre sırasında vefat etti. Sonra onun yanında bulunan erkek kardeşimin telefonunu açtığımı hatırlıyorum.
Telefonu açtığımda, bunun iyi bir haber olduğunu düşündüm. Yani, yani Elhamdülillah. Erkek kardeşim beni arıyor. Neden görüntülü arıyor ki? Belki annemi gösterecektir, değil mi? Erkek kardeşimi gördüğümü hatırlıyorum. Kardeşim dedi ki: "Ayman, bunu sana bir kez ve yalnızca bir kez söyleyeceğim... Annemiz... Allah'ın yanına döndü." Sonra telefonu kapattı. Bu bir konuşma sırasındaydı ve kayıttaydı, yani... Ve hatırlıyorum, sanırım... Videonun tamamı yayınlanmadığı için mutluyum çünkü birkaç saniye sonra ben... Nasıl desem... Kendimi kontrol edemedim. Elhamdülillah ama… Harika bir kadındı. Mekke'ye ilk gidişiydi. İlk kez umre yapıyordu. İlk kez.
Mekke ve Medine'de bulunduğu süre boyunca onunla hiç konuşmadım. Ama döneceği günün, döneceği günden bir gün önce, şey... Döneceği günden bir gün önce, bana bir sesli mesaj gönderdi. "Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu, Ayman..." Dedi ki: "Eymen, yakında dönüyorum, bana şunun ölçülerini ver de, gelirken getireyim." Bana söylediği son şey buydu işte. Ah, ya Rabb. Elhamdülillah. Vefatından sekiz, dokuz ay sonra, rüyama geldiğini hatırlıyorum ve bana, "Ayman, beni unuttun mu?" dedi. Ona yaklaşmaya çalışıyordum ama her yaklaştığımda, daha da uzaklaşıyordu, uzaklaşıyordu ve yüzünü göremiyordum. Yüzü sadece bir nurdu. Yüzünü göremiyordum.
Ama ona doğru koşmaya çalışıyordum, o ise geri geri gidiyor, uzaklaşıyordu. Bana neyi hatırlattı biliyor musun? Bazen onun için dua etmeyi unuttuğumu hatırlattı. İşte bu yüzden rüyama gelip, "Ayman, beni unuttun mu?" dedi. -Sübhanallah. Vallahi öyle bir zaman gelecek ki, keşke babamdan bir telefon gelse, annemden bir telefon gelse de, sadece açıp, "Efendim anne. Efendim baba, ne istiyorsun? Senin için nereye gitmemi istiyorsun? Senin için ne almamı istiyorsun? Hangi dükkana gitmemi istiyorsun anne? Söyle bana ne istediğini. Gider hallederim." Görüyorsun ya, artık o telefonu almıyorum. Annem gitti. Anne babanıza saygı gösterin. Kur'an'da, anne babanıza karşı "öf" bile diyemeyeceğiniz yazar.
Duyduğuma göre oldukça genç yaşta evlenmişsin. Eşinle nasıl tanıştın ve bu süreç senin için nasıldı? Eşimle birlikte olmak ve içinde yaşadığımız kültürün kalıplarını aşabilmek... Biliyorsun, biz Kürt ve Irak kökenli bir aileden geliyoruz. Kendi soyundan, kendi çevrenden biriyle evlenmeni isterler. Ben ise kendimden tamamen farklı biriyle evlendim. Anne babamı tam olarak mutlu etmedim, biri mutluydu gerçi, evet çünkü o sadece benim mutlu olmamı istiyordu. Diğeri ise bunu kabul etmedi ama bu onlar için değil ki. Ben her şeyi İslami olarak doğru yapıyorum. Bana hayır diyemezsin. Bu kişiyle neden evlenemeyeceğimi İslami açıdan açıklaman gerekir. Neyse, Elhamdülillah evlendim.
Bunu da, inşallah, benim için bir sadaka vesilesi olacak bir şey olarak gördüm. Çünkü öz evladım olmayan bir çocuğa bakıyordum. Bana hiçbir zaman çocuğun olamaz denildikten sonra, Allah'ın bana çocuğu olan bir kadınla böyle bir kapı açması... Şöyle düşündüm: "Allah'ım, bunu benim için Sen seçtin. Bunu bana Sen takdir ettin. Ben de bunu kabul ediyorum." Bu kadar. Benim buna ihtiyacım vardı. Bir aileye ihtiyacım vardı. Ve Allah bana bunu verdi. İlk zamanlar çok zordu, yalan söylemeyeceğim, üvey baba olmak. Aslında "üvey baba" lafını da hiç sevmem. Şu ifadeyi daha çok seviyorum: "Ben sadece sorumluluk alıp öne çıkan bir babayım." Bu "üvey baba" değil, anlıyor musun?
Başka bir erkeğin yapamadığı bir şeyi yaptım ve bunun için şükrediyorum. Bununla gurur duyuyorum. Akhi Ayman'ın verdiği en kötü karar neydi? Hapse girmek. Evet, bu gerçekten pişman olduğum bir şey. Peki ya en iyi karar? En iyisi evlenmekti. Evlenmek. Elhamdülillah. Ayman abinin aldığı en iyi ve en kötü yorum neydi? Hatırlıyorum, bir adam vardı, bir kafede beni görüp yanıma gelmişti. Yanıma gelip bana sarıldı ve şöyle dedi: "Kardeşim, bilmeni isterim ki, 12 yaşındaki kızım senin sayende tesettüre girdi." Bu beni çok mutlu etti. Sonra, "Ama bunu sana bunun için anlatmıyorum," dedi. Yani "Bu işin, bu durumun en küçük kısmı." demek istedi.
Dedi ki: "Kızım sayesinde, eşim de tesettüre girdi, kapanmaya başladı." Sübhanallah. Ben kimseyi hidayete erdirmek için burada değilim, hidayet Allah'tan gelir. Ben sadece size şunu söylemek için buradayım: "İslam'ın temel esaslarını yerine getirin, gerisini ise Allah'a bırakın." Akhi Ayman'ın yapmaktan en çok hoşlandığı şey? - Futbol oynamak. Futbol oynamak. - Evet Yani, bildiğimiz futbol, futbol. Amerikan futbolu değil de... Yok, yok, futbol, hani bazıları 'soccer' der ya ama biz futbol diyoruz. Futbol işte, o kadar. Google'da en son ne arattın? -En son arattığım şeyi söyleyeyim sana. -Evet. Şimdi göstereyim. -Lütfen bak. Bunu seveceksin. Ne, Trabzon mu? Türkiye. -Türkiye evet.
Arattığım son şey buydu. Sadece "Ne güzel bir yer." diye düşünüyordum. Son şey buydu. Google'a girdim, hala duruyor orada, evet. Yani ziyaret edeceksin, inşallah. Doğayı seviyorum, yeşilliği seviyorum. Bu yüzden bu yere, Türkiye'ye bakarken, "Ah, ne güzel bir yer. Buraya gitmem lazım, evet." dedim. Çok utandığın komik bir anın, asla unutamayacağın bir an var mı? Olumlu anlamda. Bir zamanlar, sanırım ben, şey, televizyonda, BBC'deydim, yıllar önce, evet. Hastanede belgesel gibi bir şey çekiyordum. Herkesin önünde şöyle duruyordum ama kimse elimi sıkmıyordu. Ve bu benim için çok ama çok utanç verici bir andı. Öyle bir noktaya geldi ki kameraman kamerayı başka tarafa çevirdi, biraz...
Yani beni göstermek istemedi. Dünyaya da göstermek istemedi. Öylece orada dikiliyordum, kameraman da bana bakıyordu ve... Benim için en utanç verici an buydu. Senin vesilenle hayatı tamamen değişen birçok insan var. Hatırladıkların arasında, seni duygusal olarak en çok etkileyen hangisiydi? Sanırım birkaç yıl önce Mekke'deydim. Ve yaklaşık 30-40 kişilik bir grupla birlikteydim.
Ve hatırlıyorum, ben çıkarken, otelden çıkıp Kâbe'ye doğru giderken, bir kardeş dedi ki: "Ayman, Ayman, biri sana sesleniyor." Bir kardeş geldi, "Selamün akeyküm." "Ve aleyküm selam." Sonra herkesin önünde aynen şöyle dedi: "Ayman, senin sayende uyuşturucu satmayı bıraktım." O anda kalbim, gözlerimde biriken yaşları içimde tutamadı ve ağlamaya başladım. Yani bunu kendimden bilmiyorum. Hidayet benden gelmiyor sonuçta. Ama birinin bana gelip, "Senin hikayeni izlediğim için ve hayatını nasıl anlattığını, nasıl tövbe ettiğini gördüğüm için, bırakmama vesile oldu ve şimdi burada olmamın sebebi bu." demesi...
Dedi ki: "Helal para kazanmak için bir işe girdim, bu yolculuğun parasını ödeyebilmek için." Yani böyle şeyler uydurulamaz. Elhamdülillah. Allah bizi ihlaslı kılsın. Allahümme amin. Benimle samimi ve açık olmanı istiyorum. Şu an ölecek olsan, kendini Cehennem'e mi yoksa Cennet'e mi daha yakın hissedersin? Cehennem'e. Vallahi. Çünkü yaptığım şeylerin kabul edilip edilmediğini bilmiyorum. Ve bunu sürekli düşünüyorum. Yani niyetim ne, niyetlerim doğru mu? Bunu insanlar için mi yapıyorum, yoksa Allah için mi yapıyorum? Açıkçası korkuyorum. Kendi içimizde bir savaş veriyoruz. Ve sonumun ne olacağını bilmiyorum.
Ama en azından geride insanların beni iyilikle anacağı bir şeyler bırakabilirsem, benim için dua edebilirler. Gerisini Allah'a bırakıyorum çünkü ancak Allah'ın rahmetiyle, Allah'ın rahmeti sayesinde Cennet'e girebilirim. Ama korkuyorum, bilmiyorum işte. Seçmek neredeyse imkansız biliyorum ama seni en çok etkileyen ayet hangisi? "Kâle innemâ eşkû bessî ve huznî ilallah." En sevdiğim ayettir. "Ben tasa ve üzüntümü ancak Allah'a arz ederim." Ne eşime, ne anneme, ne babama, ne çocuklarıma, hiç kimseye değil, sadece Allah'a. Ve bu Yusuf Suresi'nden bir ayet. Bu sözü Yakup aleyhisselam, Yusuf aleyhisselam'ı kaybettikten sonra, kardeşleri onu öldürmeye çalışıp öldüğünü söylediklerinde, söylemişti.
Ne dedi? "İnnemâ eşkû bessî ve huznî ilallah." Eğer hepimiz bu ayeti hayatımıza nakşedersek, her şey tamamen değişir. İnsanlara dertlerinizi anlatmayın. Umurlarında olmaz. Sorunlar yaşamandan içten içe memnun olurlar ama bunu söylemezler. Samimi olanlar hariç tabii. Allah'a gerçekten inanan ve sizin için hayır isteyen kişi size nasihat eder. Gerisinin umurunda bile olmaz. Sizin perişan olmanız hoşlarına gider. Sıkıntılardan geçiyor olmanız hoşlarına gider. Akhi Ayman Cennet'e girse, yapacağı ilk şey ne olurdu? Birkaç yıl önce annemi kaybetmiş olsam da, o Mekke'de vefat etti, Allah ona rahmet eylesin.
Onu özlüyor olsam da, onu görmek istesem de, yapmak istediğim ilk şey, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'i görmek olurdu. Tabii Allah'tan sonra. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'i görmek ve ona teşekkür etmek istiyorum, ona sarılmak ve onu öpmek istiyorum. Ve ona minnettarlığımı göstermek istiyorum çünkü onun sayesinde bugün Müslümanım. Çünkü eğer o vazgeçseydi, bugün insanlık nerede olurdu? Ama o vazgeçmedi. "Sen vazgeçmedin. Senin sayende Müslümanım. Kur'an'ı senin sayende tanıdım, Kur'an sana indirildi. Eşime nasıl davranacağımı Sünnet'ten öğrendim, anne babama nasıl davranacağımı, Müslüman olmayan komşularıma nasıl davranacağımı senin sayende öğrendim.
İnsanlara karşı kalbimde nasıl merhamet taşıyacağımı senin sayende öğrendim, ya Resulallah (sallallahu aleyhi ve sellem)." Ve derdim ki: "Sana layık bir ümmet olamadığım için özür dilerim. Ümmet için daha fazlasını yapmadığım için özür dilerim." Bir kişi seni asansörde görüyor. Seni tanıyor ve soruyor: "Hayatımda ihtiyacım olan her şeye sahibim, neden dindar biri olarak kendimi kısıtlayayım?" Ona bir dakika içinde nasıl cevap verirdin? Allah yoksa hayatında hiçbir şeyin yoktur. Allah seni dünyayla meşgul eder. Kendi kendine her şeye sahip olduğunu sanırsın. Ama Allah yoksa, her şey dediğin nedir ki? Allah seni kendi haline bırakır, keyfini sürersin.
Ama kalbinde iman olmadığında, kardeşim, Allah sana kendini unutturur. Ayetin buyurduğu gibi: "Ve lâ tekûnû kellezîne nesullâhe fe ensâhum enfusehum." "Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın." Peki sana kendini nasıl unutturur biliyor musun? Dünya işleriyle meşgul ederek. "Şu kadar milyon sterlin kazandım, şu arabaya sahibim, şu evi aldım, şöyle bir ailem var. Bunu Allah vermedi, ben yaptım." dersin. Hayır, hayır, hayır. Allah sana bunu söyletir. Çünkü sen O'nu unuttun. Çünkü nitekim Allah sana kendini unutturur. Birçok genç şöyle diyor: "Günahlara gömülmüş durumdayım, bundan nasıl çıkabilirim?" Bu insanlara ne söylemek istersin?
Allah'tan ne kadar uzaklaşmış olursan ol, tek bir adım atman yeter: "Ya Rabb, beni bağışla. Ya Rabb, beni bağışla." Kalbinin derinliklerinden samimi olursan, Allah seni bağışlar. Allah seni anında bağışlar. Eğer samimiysen. Ve her şeyi bağışlar. Bak, şeytan sana o kadar çok günah işlediğini, Allah'ın seni asla affetmeyeceğini söyledi. Allah seni asla affetmez dedi. Ama Allah sana şöyle buyurdu: "Günahların göklere kadar ulaşsa bile, eğer tövbe edersen seni affederim. Yeter ki ruhun hala bedeninde olsun." Ama bir günahı asla "bir yolculuk" gibi ifadelerle meşrulaştırma. Çünkü ben alkol içip buna "senin yolculuğun" diyemem. Beni o fitnemle, imtihanımla baş başa bırakın.
Görüyorsun ya, Allah Subhana ve Teâlâ kadınları lütuflandırmış ve yüceltmiştir. Eğer bir toplumu yıkmak istiyorsan, kadınların çıplaklaşmasına izin verirsin. Bugün olan da bu işte. Haya bir toplumu yeniden ayağa kaldırır. Allah'tan korkan erkekler de gözlerini sakınır ve Allah'ı hatırlarlar. Bu arada ben hep şunu söylemişimdir: Kadınlar olmasaydı, bugün ümmetimizdeki Allah'tan korkan kadınlar olmasaydı, ümmet çok uzun zaman önce çökmüş olurdu. Bizi güçlü kılan şey, annelerin dualarıdır.