Diriliş Günü – Sırat Köprüsü | AI ile Görselleştirilmiş Kıyamet Serisi – Bölüm 3
Yayınlanma tarihi
Şimdi Kıyamet Günü'nün dehşet verici sahnesiyle karşı karşıyayız. Dünyanın sonunu takip eden bekleyişin ardından, gür bir ses yükselir. Allah, İsrafil (aleyhisselam)'ı yeniden diriltir ve ona Sur’a bir kez daha üflemesini emreder. Sırat Köprüsü. Yargılama bittiğinde, cehennemin üzerine cennete uzanan bir köprü kurulur. Ve köprünün her iki yanında kancalar asılıdır. Her birine, kendilerine emredilen insanları yakalama görevi verilmiştir. Hayır! Nolur, yardım edin! Hayır! "Sesler, Rahmân'ın azametinden dolayı kısılmıştır. Artık sadece fısıltı işitebilirsin." "O gün biz onların ağızlarını mühürleriz. Elleri bize konuşur, ayakları da kazandıklarına şahitlik eder." Dünya artık sona erdi.
Ölüm meleği de dahil olmak üzere, tüm melekler tek tek öldüler. Fakat şimdi, asıl başlangıç zamanı geldi. "Sonra sûra üfürülür de onları toptan bir araya getiririz." Ve şimdi diriliş, Mahşer meydanında başlıyor. Yeryüzünde yaşamış olan herkes, ilk insandan itibaren tek tek hayata döndürülüyor. Artık dünya bildiğimiz gibi değil. Tamamen farklı bir yere dönüştü. Ufuksuz, dümdüz, sonsuz bir ova, daha önce gördüğünüz her şeyden daha geniş. Orada uzun bir bekleyiş olacak. Herkese amel defteri verilecek ve hesap sorulacak. Ardından bütün ameller, Mizan denilen terazide tartılacak. Sonra Sırat Köprüsü kurulacak ve nihayetinde Cehennem ya da Cennette son bulacak olan yolculuk başlayacak.
Şimdi bu aşamaların her birini, teker teker göreceğiz. Bazıları şunu merak edebilir, bedenler nasıl yeniden bir araya getirilecek? Toprağın altında çürüyüp parçalandıktan sonra diriliş nasıl olabilir? Bu ayette, Rabbimiz bu soruya güzel bir cevap verir: "Dedi ki: 'Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek?' De ki: 'Onları ilk defa var eden diriltecektir. O her yaratılmışı hakkıyla bilendir.'" Gerçekten de, evrendeki eserlerinden tanıdığımız Yaradan, sonsuz kudret sahibi olan Allah, bize her bahar diriliş örnekleri göstermiyor mu? Toprağın altında gizlenmiş tohumların nasıl can bulup filizlendiğini ve rengarenk çiçeklere dönüştüğünü görmüyor musunuz? Buna şahit olmuyor musunuz?
Büyük ve güçlü bir ordu toplayan bir komutanı düşünün. Sonra onlara gidip dinlenmelerini emrediyor. Sizce o komutan, bir trompet sesiyle dağılan askerlerini yeniden toplayamaz mı? Aynı şekilde Allah da insanı, sayısız unsuru bir araya getirerek yaratır. Anneye dünyanın dört bir yanından rızık verir, ve bu yolla, rahmindeki bebeği yaratır. Öyleyse, ölümden sonra, parçalarımız toprağa dağıldığında, bizi yeniden bir araya getirmesi nasıl mümkün olmaz? Ayette de buyurulduğu gibi, "İlk yaratmada acizlik mi gösterdik ki yeniden yaratamayalım?" İnsanlar mezarlarından dehşet ve korku içinde diriliyorlar. Sanki derin bir uykudan uyandırılmış gibiler.
Yalınayak ve çıplak halde, bir yerlere doğru koşuyorlar. Ama yaşadıkları korku ve şok yüzünden birbirlerine bakmak için dönemiyorlar bile. Kimse ne yapacağını bilmiyor. Çekirgeler gibi dağılıyorlar ve her yöne koşmaya başlıyorlar. Aslında, bu an hakkında daha önce bilgilendirilmişlerdi. "Gözleri düşmüş bir halde dağılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar. Davetçiye doğru koşarlarken kâfirler, 'Bu gerçekten zor bir gün' derler." Allah’a isyandan sakınan müminler ise, izzet ve sevinçle yürürler ya da bineklerine binmiş olurlar. Ancak Kur'an'dan yüz çevirenler yüzüstü sürünerek hesap ovasına götürülürler. Bazı yüzler ışıkla parıldarken diğerleri terden sırılsıklamdır.
İnsanlar sevdiklerini aramaya başlarlar ama boşunadır. Herkes kendi derdine düşmüştür. Birbirlerinden kaçarlar. Çünkü akıllarındaki tek şey kendi günahlarından kurtulmaktır. "Günahkar kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de, kendisini kurtarsın." Nolur beni bırakın! İsterseniz eşimi alın! İsterseniz arkadaşlarımı alın! Bu dünyada kimle arkadaşlık kurduysa ve kimin sözünü dinlediyse, kıyamet gününde onları arayacaktır. Eğer bu dostluklar kötülük üzerine kurulmuşsa, onları bulur bulmaz, yakalarından yakalayacaktır. Dünyadayken sen ne dediysen yaptım!
Hadi şimdi de ne yapmam gerektiğini söylesene! Ama onlar arkasına bakmadan kaçacaklar. Onları takip edenleri görmek bile istemeyecekler. Ve onları dinleyenler pişmanlıkla dolacak. Uyanlar şöyle derler: “Keşke dünyaya bir daha gitmek mümkün olsaydı da, şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık.” Yavaş yavaş, bazı isimler sizin de aklınıza gelmeye başlıyor. O gün, hiç karşılaşmak istemeseniz de yüzleşmeniz gereken kimseler var. Ama kaçış yok. Tüm insanlık tek bir büyük sıra halinde bir arada duracak. Ve artık bekleme zamanı gelmiştir. İnsanlar, bu bekleyişin ne kadar süreceğini merak eder, zira durum dayanılmaz hale gelmiştir.
O gün, güneş insanlara hiç olmadığı kadar yakın olacak. Bu dünyada 40 derece sıcaklıkta güneşin altında duramayan insanlar, o gün kavurucu güneş altında çok uzun bir süre beklemek zorunda kalacaklar. Günahlarının ağırlığına göre, herkes daha önce hiç olmadığı kadar terleyecek. Peki hiç gölge olmayacak mı? Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) gölgede olacaklar hakkında önceden müjde vermişti. Şöyle dedi: "Şu yedi kişiyi Allah Teala, kendi gölgesinden başka bir gölgenin olmadığı günde gölgelendirecektir: Adil yönetici. Rabbine ibadetle yetişen genç. Kalbi camilere bağlı olan adam. Allah için birbirlerini seven iki adam.
Bir araya gelince de Allah için bir araya gelir, ayrılınca da Allah İçin ayrılırlar. Makam ve güzellik sahibi bir kadının kendisini zinaya davet etmesi durumunda 'Ben Allah'tan korkarım' diye cevap veren kimse. Sağ elinin infak ettiğini sol eli bilmeyecek kadar gizli hayır ve hasenatta bulunan kişi. Yalnız başına iken Allah'ı andığı zaman gözleri dolan kimse." Hadislerden bir başka iyi haber ise şöyledir: "Bir kimse darda kalmış bir borçluya mühlet verirse veya borcunun bir kısmını ya da tamamını bağışlarsa Allah o kişiyi gölgesinden başka gölge bulunmayan kıyamet gününde arşının gölgesinde gölgelendirir." Bekleyiş çok uzun süre devam edecek. Yine de yargılama başlamayacak.
Öyle bir noktaya varacak ki, insanlar çaresizce kendilerini bu durumdan kurtaracak birini arayacaklar. Önce, insanlığın babasına, Adem (aleyhisselam)'a gidecekler. Sonra da Nuh, İbrahim, Musa ve İsa (aleyhisselam)'a gidecekler. Onlar en büyük peygamberlerden olsalar da, her biri şöyle diyecek: "Nefsi, nefsi (ben, ben)." O kadar şiddetli bir gün ki peygamberler bile kendini kurtarmaktan başka hiçbir şeyle meşgul olamayacaklar. Subhanallah. Hiçbiri kendini Allah'tan bunu istemeye layık görmeyecek. Her biri bir diğerini işaret edecek, nihayetinde Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'e yönlendirileceğiz. Ve en sonunda, onun Allah’a edeceği dua sayesinde yargılama başlayacak.
Fakat ondan sonra olacaklar, öncekilerin hepsinden daha çetin olacak. Büyük yargılamadan önce herkes tek sıra halinde durur. Sonra sol taraftan, korkunç bir kükreme duyulur ve herkes korkudan titrer. Cehennem. Cehennem ateşi tüm öfkesi ve kudretiyle ortaya çıkar, adeta sabırsızca yanar; çünkü karşısında, sayısız zulüm ve korkunç günahlar işleyen, Allah'ı ve peygamberlerini reddeden, müminlerle alay eden ve yüzlerce masum insanı öldüren insanlar vardır. Korkudan donakalan bu insanlar, çaresizce bakmaktan başka bir şey yapamazlar. Ve sağ tarafta Cennet görünür, tüm güzelliği ve ihtişamıyla. Bu dünyada Allah’a iman etmiş ve peygamberlerini dinlemiş olanlar, sevinçle beklemektedirler.
Kendi yargılanmanıza doğru giderken şok edici bir manzarayla karşılaşırsınız. Dünyadayken bir koyun, hamile bir koyuna boynuzuyla vurmuş, onun yavrusunu düşürmesine sebep olmuştu. O gün bu iki koyun, kısas için karşı karşıya getirilir; kısas uygulanır ve aynısı diğerine de yapılır. İşte o an, dünyada önemsiz sandığınız en küçük şeylerin bile hesaba çekileceğini gerçek manasıyla idrak edersiniz. "Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükafatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir." Şimdi, herkese kendi amel defteri verilir. Cennet ehline defterleri sağ tarafından verilir, Cehennem ehline ise solundan veya arkalarından verilir.
Kitapları sağdan verilenler "Ashabü’l-Yemin" (sağ ehli) olarak adlandırılırlar. Defteri solundan veya arkasından verilenler ise Ashabü'ş Şimal (sol ehli) olarak adlandırılır. "Kitap ortaya konur. Suçluları, kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. Ve şöyle diyecekler... ‘Vay halimize bu nasıl kitapmış küçük, büyük hiçbir şey bırakmaksızın hepsini sayıp dökmüş!' derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez." Keşke o Şeytan’a uymasaydım. Nolur, pişmanım. Bir şans daha verin. Keşke şu nefsime uymasaydım. Keşke toprak olsaydım. Cennet halkına gelince, onlar amellerinin kitabını aldıklarında, Kur'an onları şu şekilde tarif eder.
"İşte o vakit, kitabı kendisine sağından verilen kimse der ki: 'Alın, kitabımı okuyun! Doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten bekliyordum.' Artık o, hoşnut bir hayat içindedir." Böylesine korkunç bir günde, sırf böyle bir huzuru ve sevinci tatmak için haramdan uzak durmaya değmez mi? Tüm bu dehşete rağmen, o gün insandan istenen şey aslında çok basittir: bu kısa hayatı, ebedi ahiretle kıyaslandığında neredeyse hiç kadar olan bu ömrü, haramlardan uzak biçimde yaşamış olmak. Sonuçta, hayatını haramla geçiren asla gerçek mutluluğu tadamaz. "Allah (inkarcılara) 'Yeryüzünde kaç sene kaldınız?' diye sorar. Onlar, 'Bir gün, ya da bir günden daha az bir süre kaldık.
Hesap tutanlara sor' derler. Allah şöyle der: 'Çok az bir zaman kaldınız. Keşke bunu (daha önce) bilmiş olsaydınız.'" Onlar, ahireti bu dünya hayatıyla takas edenlerdir. Bu yüzden cezaları hafifletilmeyecek ve onlara yardım edilmeyecek. Ve şimdi, inanmayı reddedenler, kafirler, ebedî yurtları olan Cehenneme atılacak ve bir daha asla çıkamayacaklardır. İnkarlarının derecesine ve işledikleri günahlara göre cezaları daha da ağır olacaktır. Ama belki de en kötüsü onları yaratan Rab'lerini asla göremeyecek olmalarıdır. Şimdi sadece bir adım kaldı: Sırat Köprüsü, Cehennem üzerine kurulmuş ve Cennete götüren köprü. Dindar müminler, günahkarlar, kafirler, herkes bu köprüye gelecek.
Cennete ulaşmanın başka bir yolu yoktur. Sıratı ilk geçenler, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ümmeti olacak. Herkes bu köprüyü kendi amellerine göre geçecek. Bazıları şimşek gibi geçecek, bazıları rüzgar gibi. Kimi ise yürüyemeyecek, sürünerek geçmeye çalışacak. Sıratın iki yanında asılı kancalar vardır. Bunlara belirli kimseleri yakalama emri verilmiştir. Hayır! Nolur, yardım edin! Hayır! Kimi, bu kancalardan sıyrılıp yara bere içinde kurtulur, kimi ise yakalanıp Cehennem ateşine atılır. Cehennem asla doymak bilmez. “Doldun mu?” diye sorulduğunda haykırır: "Hel min mezid? (Daha yok mu?)" Tüm dehşetiyle Cehennem ayaklarımızın altında, gözlerimizin önünde alev alev.
Bakmamaya çalışır, köprüden yürümeye devam ederiz. Sonra etrafımızdaki insanlara bakarız. Bazıları günahlarından pişmanlık duyuyor, diğerleri ise cehennem ateşine düşüyor. Bir de bu dünyada ahiretini düşünenler vardır. Onlar köprüyü çok hızlı geçerler, hiç acı hissetmeden. Cehennem'in salih insanlara gösterilmesinin nedeni onları korkutmak değildir. Aksine, onların sevincini daha da artırmaktır. Onlara, kurtarıldıkları yerin ne kadar korkunç bir yer olduğu gösterilir. Bir anda geçip giderler. Özlemleri nihayet sona erer ve ebedi yuvalarına, Cennet'e ulaşırlar. Tüm bunlar olurken, keder ve şefkatle dua eden biri vardır.
Ömrü boyunca ümmetine merhametle bakmış, onlar için dua etmiş olan, Allah'ın Resulü. (sallallahu aleyhi ve sellem) "Onları kurtar, Rabbim, onları kurtar," diyerek müminler için dua etmeye devam eder. O gün, bizim sıkıntımız hesap vermek olacak, onun sıkıntısı ise, ümmetini o halde görmek olacak. Defterleri solundan verilenlerin halini, Sırat'taki durumlarını ve teker teker Cehenneme düştüklerini görmek. Öte yandan, tesellisi ise Cennetin kapılarına ulaşanları görmek olacak. Sonunda Cehennem, hak edenleri aldı. Şimdi Cennetin, ehline kucak açma zamanı geldi. "Rablerine karşı gelmekten sakınanlar da grup grup cennete sevk edilirler.
Cennete vardıklarında oranın kapıları açılır ve cennet bekçileri onlara şöyle der: 'Size selam olsun! Tertemiz oldunuz. Haydi ebedi kalmak üzere buraya girin.'" İnşallah, başarılı olursak, bu yolculuğun sonunda ulaşacağımız yer o kadar güzel ki, Rabbimizin sözleriyle, "Salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın aklına hayaline gelmeyecek nimetler hazırladım.” Ve şimdi, sonsuz mutluluk yurduna giriyoruz; sonsuz yaşayacağımız ve her türlü nimetten faydalanacağımız yere. Ve hepsinden yücesi: Allah’ı görmek gibi en büyük nimete ereceğiz. Bu video size ulaştıysa, bunun tesadüf olmadığına emin olabilirsiniz.
Allah onu karşınıza çıkardı ve sonuna kadar izlemenize vesile oldu. Neden biliyor musunuz? Çünkü O, hayatınızda bir şeyleri değiştirmenizi istiyor. Öyleyse, karşılığında O'na doğru tek bir adım bile atmayacak mısınız? Hayatınız için bir karar verme zamanı geldi. Eğer namaz kılmıyorsanız, bu an namaza başlamak için bir vesile olsun. Tamamen ücretsiz ve reklamsız namaz uygulamamızla günde beş vakit namazı hayatınızın bir parçası haline getirebilirsiniz. İmanınızı güçlendirmek ve İslami bilgilerinizi derinleştirmek istiyorsanız, bu kanalda sizin için hazırladığımız pek çok video var. Bunları düzenli bir şekilde izlemek için kendinize bir hedef belirleyebilirsiniz.
Kur'an'ı Arapça okumayı bilmiyorsanız, Lamelif Kuran adlı bir uygulama geliştirdik. Bu uygulamada hızlı, kolay ve ücretsiz şekilde öğrenebilirsiniz. Kur'an'ın anlamlarını daha derinlemesine keşfetmek istiyorsanız tefsir okuma uygulamamızı indirebilirsiniz. Unutmayın, kendinize bir hedef belirlediğinizde, bu küçük bir hedef bile olsa, her şey değişmeye başlayacaktır. Peki Cennet gerçekten nasıl bir yer? Orada bizi neler bekliyor? Cevaplar dördüncü ve son bölümde olacak: Yapay zeka ile canlandırılmış Cennet ve Cehennem. Orada görüşmek üzere. Bir şey fark ettiniz mi? Bu videoyu izlerken hiç reklam görmediniz.
Towards Eternity kar amacı gütmeyen bir kuruluş olduğundan, bu videoları sadece sizin desteğinizle üretebiliyoruz. Bu iyi amaca katkıda bulunmak isterseniz, Towards Eternity'ye bağışta bulunun ve bu altın fırsatı kaçırmayın.
Ölüm meleği de dahil olmak üzere, tüm melekler tek tek öldüler. Fakat şimdi, asıl başlangıç zamanı geldi. "Sonra sûra üfürülür de onları toptan bir araya getiririz." Ve şimdi diriliş, Mahşer meydanında başlıyor. Yeryüzünde yaşamış olan herkes, ilk insandan itibaren tek tek hayata döndürülüyor. Artık dünya bildiğimiz gibi değil. Tamamen farklı bir yere dönüştü. Ufuksuz, dümdüz, sonsuz bir ova, daha önce gördüğünüz her şeyden daha geniş. Orada uzun bir bekleyiş olacak. Herkese amel defteri verilecek ve hesap sorulacak. Ardından bütün ameller, Mizan denilen terazide tartılacak. Sonra Sırat Köprüsü kurulacak ve nihayetinde Cehennem ya da Cennette son bulacak olan yolculuk başlayacak.
Şimdi bu aşamaların her birini, teker teker göreceğiz. Bazıları şunu merak edebilir, bedenler nasıl yeniden bir araya getirilecek? Toprağın altında çürüyüp parçalandıktan sonra diriliş nasıl olabilir? Bu ayette, Rabbimiz bu soruya güzel bir cevap verir: "Dedi ki: 'Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek?' De ki: 'Onları ilk defa var eden diriltecektir. O her yaratılmışı hakkıyla bilendir.'" Gerçekten de, evrendeki eserlerinden tanıdığımız Yaradan, sonsuz kudret sahibi olan Allah, bize her bahar diriliş örnekleri göstermiyor mu? Toprağın altında gizlenmiş tohumların nasıl can bulup filizlendiğini ve rengarenk çiçeklere dönüştüğünü görmüyor musunuz? Buna şahit olmuyor musunuz?
Büyük ve güçlü bir ordu toplayan bir komutanı düşünün. Sonra onlara gidip dinlenmelerini emrediyor. Sizce o komutan, bir trompet sesiyle dağılan askerlerini yeniden toplayamaz mı? Aynı şekilde Allah da insanı, sayısız unsuru bir araya getirerek yaratır. Anneye dünyanın dört bir yanından rızık verir, ve bu yolla, rahmindeki bebeği yaratır. Öyleyse, ölümden sonra, parçalarımız toprağa dağıldığında, bizi yeniden bir araya getirmesi nasıl mümkün olmaz? Ayette de buyurulduğu gibi, "İlk yaratmada acizlik mi gösterdik ki yeniden yaratamayalım?" İnsanlar mezarlarından dehşet ve korku içinde diriliyorlar. Sanki derin bir uykudan uyandırılmış gibiler.
Yalınayak ve çıplak halde, bir yerlere doğru koşuyorlar. Ama yaşadıkları korku ve şok yüzünden birbirlerine bakmak için dönemiyorlar bile. Kimse ne yapacağını bilmiyor. Çekirgeler gibi dağılıyorlar ve her yöne koşmaya başlıyorlar. Aslında, bu an hakkında daha önce bilgilendirilmişlerdi. "Gözleri düşmüş bir halde dağılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar. Davetçiye doğru koşarlarken kâfirler, 'Bu gerçekten zor bir gün' derler." Allah’a isyandan sakınan müminler ise, izzet ve sevinçle yürürler ya da bineklerine binmiş olurlar. Ancak Kur'an'dan yüz çevirenler yüzüstü sürünerek hesap ovasına götürülürler. Bazı yüzler ışıkla parıldarken diğerleri terden sırılsıklamdır.
İnsanlar sevdiklerini aramaya başlarlar ama boşunadır. Herkes kendi derdine düşmüştür. Birbirlerinden kaçarlar. Çünkü akıllarındaki tek şey kendi günahlarından kurtulmaktır. "Günahkar kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de, kendisini kurtarsın." Nolur beni bırakın! İsterseniz eşimi alın! İsterseniz arkadaşlarımı alın! Bu dünyada kimle arkadaşlık kurduysa ve kimin sözünü dinlediyse, kıyamet gününde onları arayacaktır. Eğer bu dostluklar kötülük üzerine kurulmuşsa, onları bulur bulmaz, yakalarından yakalayacaktır. Dünyadayken sen ne dediysen yaptım!
Hadi şimdi de ne yapmam gerektiğini söylesene! Ama onlar arkasına bakmadan kaçacaklar. Onları takip edenleri görmek bile istemeyecekler. Ve onları dinleyenler pişmanlıkla dolacak. Uyanlar şöyle derler: “Keşke dünyaya bir daha gitmek mümkün olsaydı da, şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık.” Yavaş yavaş, bazı isimler sizin de aklınıza gelmeye başlıyor. O gün, hiç karşılaşmak istemeseniz de yüzleşmeniz gereken kimseler var. Ama kaçış yok. Tüm insanlık tek bir büyük sıra halinde bir arada duracak. Ve artık bekleme zamanı gelmiştir. İnsanlar, bu bekleyişin ne kadar süreceğini merak eder, zira durum dayanılmaz hale gelmiştir.
O gün, güneş insanlara hiç olmadığı kadar yakın olacak. Bu dünyada 40 derece sıcaklıkta güneşin altında duramayan insanlar, o gün kavurucu güneş altında çok uzun bir süre beklemek zorunda kalacaklar. Günahlarının ağırlığına göre, herkes daha önce hiç olmadığı kadar terleyecek. Peki hiç gölge olmayacak mı? Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) gölgede olacaklar hakkında önceden müjde vermişti. Şöyle dedi: "Şu yedi kişiyi Allah Teala, kendi gölgesinden başka bir gölgenin olmadığı günde gölgelendirecektir: Adil yönetici. Rabbine ibadetle yetişen genç. Kalbi camilere bağlı olan adam. Allah için birbirlerini seven iki adam.
Bir araya gelince de Allah için bir araya gelir, ayrılınca da Allah İçin ayrılırlar. Makam ve güzellik sahibi bir kadının kendisini zinaya davet etmesi durumunda 'Ben Allah'tan korkarım' diye cevap veren kimse. Sağ elinin infak ettiğini sol eli bilmeyecek kadar gizli hayır ve hasenatta bulunan kişi. Yalnız başına iken Allah'ı andığı zaman gözleri dolan kimse." Hadislerden bir başka iyi haber ise şöyledir: "Bir kimse darda kalmış bir borçluya mühlet verirse veya borcunun bir kısmını ya da tamamını bağışlarsa Allah o kişiyi gölgesinden başka gölge bulunmayan kıyamet gününde arşının gölgesinde gölgelendirir." Bekleyiş çok uzun süre devam edecek. Yine de yargılama başlamayacak.
Öyle bir noktaya varacak ki, insanlar çaresizce kendilerini bu durumdan kurtaracak birini arayacaklar. Önce, insanlığın babasına, Adem (aleyhisselam)'a gidecekler. Sonra da Nuh, İbrahim, Musa ve İsa (aleyhisselam)'a gidecekler. Onlar en büyük peygamberlerden olsalar da, her biri şöyle diyecek: "Nefsi, nefsi (ben, ben)." O kadar şiddetli bir gün ki peygamberler bile kendini kurtarmaktan başka hiçbir şeyle meşgul olamayacaklar. Subhanallah. Hiçbiri kendini Allah'tan bunu istemeye layık görmeyecek. Her biri bir diğerini işaret edecek, nihayetinde Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'e yönlendirileceğiz. Ve en sonunda, onun Allah’a edeceği dua sayesinde yargılama başlayacak.
Fakat ondan sonra olacaklar, öncekilerin hepsinden daha çetin olacak. Büyük yargılamadan önce herkes tek sıra halinde durur. Sonra sol taraftan, korkunç bir kükreme duyulur ve herkes korkudan titrer. Cehennem. Cehennem ateşi tüm öfkesi ve kudretiyle ortaya çıkar, adeta sabırsızca yanar; çünkü karşısında, sayısız zulüm ve korkunç günahlar işleyen, Allah'ı ve peygamberlerini reddeden, müminlerle alay eden ve yüzlerce masum insanı öldüren insanlar vardır. Korkudan donakalan bu insanlar, çaresizce bakmaktan başka bir şey yapamazlar. Ve sağ tarafta Cennet görünür, tüm güzelliği ve ihtişamıyla. Bu dünyada Allah’a iman etmiş ve peygamberlerini dinlemiş olanlar, sevinçle beklemektedirler.
Kendi yargılanmanıza doğru giderken şok edici bir manzarayla karşılaşırsınız. Dünyadayken bir koyun, hamile bir koyuna boynuzuyla vurmuş, onun yavrusunu düşürmesine sebep olmuştu. O gün bu iki koyun, kısas için karşı karşıya getirilir; kısas uygulanır ve aynısı diğerine de yapılır. İşte o an, dünyada önemsiz sandığınız en küçük şeylerin bile hesaba çekileceğini gerçek manasıyla idrak edersiniz. "Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükafatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir." Şimdi, herkese kendi amel defteri verilir. Cennet ehline defterleri sağ tarafından verilir, Cehennem ehline ise solundan veya arkalarından verilir.
Kitapları sağdan verilenler "Ashabü’l-Yemin" (sağ ehli) olarak adlandırılırlar. Defteri solundan veya arkasından verilenler ise Ashabü'ş Şimal (sol ehli) olarak adlandırılır. "Kitap ortaya konur. Suçluları, kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. Ve şöyle diyecekler... ‘Vay halimize bu nasıl kitapmış küçük, büyük hiçbir şey bırakmaksızın hepsini sayıp dökmüş!' derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez." Keşke o Şeytan’a uymasaydım. Nolur, pişmanım. Bir şans daha verin. Keşke şu nefsime uymasaydım. Keşke toprak olsaydım. Cennet halkına gelince, onlar amellerinin kitabını aldıklarında, Kur'an onları şu şekilde tarif eder.
"İşte o vakit, kitabı kendisine sağından verilen kimse der ki: 'Alın, kitabımı okuyun! Doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten bekliyordum.' Artık o, hoşnut bir hayat içindedir." Böylesine korkunç bir günde, sırf böyle bir huzuru ve sevinci tatmak için haramdan uzak durmaya değmez mi? Tüm bu dehşete rağmen, o gün insandan istenen şey aslında çok basittir: bu kısa hayatı, ebedi ahiretle kıyaslandığında neredeyse hiç kadar olan bu ömrü, haramlardan uzak biçimde yaşamış olmak. Sonuçta, hayatını haramla geçiren asla gerçek mutluluğu tadamaz. "Allah (inkarcılara) 'Yeryüzünde kaç sene kaldınız?' diye sorar. Onlar, 'Bir gün, ya da bir günden daha az bir süre kaldık.
Hesap tutanlara sor' derler. Allah şöyle der: 'Çok az bir zaman kaldınız. Keşke bunu (daha önce) bilmiş olsaydınız.'" Onlar, ahireti bu dünya hayatıyla takas edenlerdir. Bu yüzden cezaları hafifletilmeyecek ve onlara yardım edilmeyecek. Ve şimdi, inanmayı reddedenler, kafirler, ebedî yurtları olan Cehenneme atılacak ve bir daha asla çıkamayacaklardır. İnkarlarının derecesine ve işledikleri günahlara göre cezaları daha da ağır olacaktır. Ama belki de en kötüsü onları yaratan Rab'lerini asla göremeyecek olmalarıdır. Şimdi sadece bir adım kaldı: Sırat Köprüsü, Cehennem üzerine kurulmuş ve Cennete götüren köprü. Dindar müminler, günahkarlar, kafirler, herkes bu köprüye gelecek.
Cennete ulaşmanın başka bir yolu yoktur. Sıratı ilk geçenler, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ümmeti olacak. Herkes bu köprüyü kendi amellerine göre geçecek. Bazıları şimşek gibi geçecek, bazıları rüzgar gibi. Kimi ise yürüyemeyecek, sürünerek geçmeye çalışacak. Sıratın iki yanında asılı kancalar vardır. Bunlara belirli kimseleri yakalama emri verilmiştir. Hayır! Nolur, yardım edin! Hayır! Kimi, bu kancalardan sıyrılıp yara bere içinde kurtulur, kimi ise yakalanıp Cehennem ateşine atılır. Cehennem asla doymak bilmez. “Doldun mu?” diye sorulduğunda haykırır: "Hel min mezid? (Daha yok mu?)" Tüm dehşetiyle Cehennem ayaklarımızın altında, gözlerimizin önünde alev alev.
Bakmamaya çalışır, köprüden yürümeye devam ederiz. Sonra etrafımızdaki insanlara bakarız. Bazıları günahlarından pişmanlık duyuyor, diğerleri ise cehennem ateşine düşüyor. Bir de bu dünyada ahiretini düşünenler vardır. Onlar köprüyü çok hızlı geçerler, hiç acı hissetmeden. Cehennem'in salih insanlara gösterilmesinin nedeni onları korkutmak değildir. Aksine, onların sevincini daha da artırmaktır. Onlara, kurtarıldıkları yerin ne kadar korkunç bir yer olduğu gösterilir. Bir anda geçip giderler. Özlemleri nihayet sona erer ve ebedi yuvalarına, Cennet'e ulaşırlar. Tüm bunlar olurken, keder ve şefkatle dua eden biri vardır.
Ömrü boyunca ümmetine merhametle bakmış, onlar için dua etmiş olan, Allah'ın Resulü. (sallallahu aleyhi ve sellem) "Onları kurtar, Rabbim, onları kurtar," diyerek müminler için dua etmeye devam eder. O gün, bizim sıkıntımız hesap vermek olacak, onun sıkıntısı ise, ümmetini o halde görmek olacak. Defterleri solundan verilenlerin halini, Sırat'taki durumlarını ve teker teker Cehenneme düştüklerini görmek. Öte yandan, tesellisi ise Cennetin kapılarına ulaşanları görmek olacak. Sonunda Cehennem, hak edenleri aldı. Şimdi Cennetin, ehline kucak açma zamanı geldi. "Rablerine karşı gelmekten sakınanlar da grup grup cennete sevk edilirler.
Cennete vardıklarında oranın kapıları açılır ve cennet bekçileri onlara şöyle der: 'Size selam olsun! Tertemiz oldunuz. Haydi ebedi kalmak üzere buraya girin.'" İnşallah, başarılı olursak, bu yolculuğun sonunda ulaşacağımız yer o kadar güzel ki, Rabbimizin sözleriyle, "Salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın aklına hayaline gelmeyecek nimetler hazırladım.” Ve şimdi, sonsuz mutluluk yurduna giriyoruz; sonsuz yaşayacağımız ve her türlü nimetten faydalanacağımız yere. Ve hepsinden yücesi: Allah’ı görmek gibi en büyük nimete ereceğiz. Bu video size ulaştıysa, bunun tesadüf olmadığına emin olabilirsiniz.
Allah onu karşınıza çıkardı ve sonuna kadar izlemenize vesile oldu. Neden biliyor musunuz? Çünkü O, hayatınızda bir şeyleri değiştirmenizi istiyor. Öyleyse, karşılığında O'na doğru tek bir adım bile atmayacak mısınız? Hayatınız için bir karar verme zamanı geldi. Eğer namaz kılmıyorsanız, bu an namaza başlamak için bir vesile olsun. Tamamen ücretsiz ve reklamsız namaz uygulamamızla günde beş vakit namazı hayatınızın bir parçası haline getirebilirsiniz. İmanınızı güçlendirmek ve İslami bilgilerinizi derinleştirmek istiyorsanız, bu kanalda sizin için hazırladığımız pek çok video var. Bunları düzenli bir şekilde izlemek için kendinize bir hedef belirleyebilirsiniz.
Kur'an'ı Arapça okumayı bilmiyorsanız, Lamelif Kuran adlı bir uygulama geliştirdik. Bu uygulamada hızlı, kolay ve ücretsiz şekilde öğrenebilirsiniz. Kur'an'ın anlamlarını daha derinlemesine keşfetmek istiyorsanız tefsir okuma uygulamamızı indirebilirsiniz. Unutmayın, kendinize bir hedef belirlediğinizde, bu küçük bir hedef bile olsa, her şey değişmeye başlayacaktır. Peki Cennet gerçekten nasıl bir yer? Orada bizi neler bekliyor? Cevaplar dördüncü ve son bölümde olacak: Yapay zeka ile canlandırılmış Cennet ve Cehennem. Orada görüşmek üzere. Bir şey fark ettiniz mi? Bu videoyu izlerken hiç reklam görmediniz.
Towards Eternity kar amacı gütmeyen bir kuruluş olduğundan, bu videoları sadece sizin desteğinizle üretebiliyoruz. Bu iyi amaca katkıda bulunmak isterseniz, Towards Eternity'ye bağışta bulunun ve bu altın fırsatı kaçırmayın.